Bazı aşklar bebeklikte bulur birbirini. O zaman anlarsın sonun kimdir diye. Mert ile Melek’te öyle hissetmişti. Yılların ardından çocukluk aşkları, gençlik dostluğu engeline takılınca sendeler ve birbirlerini kaybederler.
Duygularının ağırlığıyla kaçan Mert, Bu kaşın ardından gururuna sarılan Melek. İçinizi ısıtacak, gülümseyeceğiniz bir aşk hikayesi.
"Gitmem gerekiyor dedin ve gittin. Kim için gittin? Ne için gittin? Bilmiyorum. Ama ben senin için geliyorum Mert. İlk söylediğim kelime gibi kalbime işleyen adam, kalbimin tek sahibi olan sana geliyorum. Ne hissediyorsun bilmiyorum? Ya da kimi bekliyorsun? Dostun, arkadaşın Melek’i mi? Yoksa sevdiğin kızı mı? Sen hangisini bekliyorsun bilmiyorum ama ben, beni seven Mert’i görmeye geliyorum. O beni görmek için cama yapışan küçük Mert’i, babamın her tehdidine rağmen çaktırmadan yanağımı öpen Mert’i, yanımdan bir an bile ayrılmayan Mert’i. Lütfen kırma kalbimi, sarıl sımsıkı bırakma. Öyle bir şey yap ki görmek şöyle dursun, iliklerime kadar hissedeyim seni…”
Melek'in bu cümlelerini kahkahalarla okudum.Bora'nın Mert'e velet demesi bile bir hoştu.Yetişkin içeriğe sahip olan bu serinin ikinci kitabına da bayıldım.Karakterlerin verdiği bütün duyguları okuyucuları okurken çok güzel hissedecek şekilde kullanılmış bütün cümleler.Kitabın konusundan bahsedecek olursam Bora ve Azra aşkı yakalamış ve yakaladıkları bu zorlu aşkın sonunda dünya tatlısı Melek'ini ve Savaş'ını kucaklarına almışlardı. Yiğit ve Aylin çiftinin oğlu Mert ise Melek'ten bir kaç ay önce dünyaya gelmiş ve bütün çocukluk ve gençlik yılları birlikte geçmişti. Birlikte geçirilen bu zamanlar ise Melek ve Mert'e aşkı getirmiş ancak birbirlerine itiraf etmekten hep çekinmişlerdi. Birlikte okumak için başvurdukları okuldan olumlu yanıt almışlar fakat Mert bir anda fikrini değiştirip yurt dışına çıkmaya karar vermişti. Melek,Mert'in gidişiyle yıkılırken bir anda hayatlarına dahil olan Doruk ile arkadaş olmuşlar ve Doruk bu aşkın fitilini ateşlemiş olmuştu. Tüm bunlar yaşanırken Hande hayatını kaybetmiş , Kerem ise hayatının aşkını kaybettiği için kızını suçlamıştı. Hande'nin ölümü ile Melek hayata yeniden tutunmuş,Kerem ise yeterince vakit kaybettiğini düşünüp Defne'nin peşine düşmüştü. Ve ellerinde bir şey daha vardı ki hiç biri inanmak istiyor ama inanamıyorlardı. Defne'nin ölümüne sebep olduğu kardeşi İpek'in yaşadığından şüpheleniliyordu.