Adressiz Sorgular kolektif olarak yaratılmış bir geleneği simgeler
Adressiz Sorgular kitabının Şubat Yayın tarafından yapılan yeni baskısı çıktı.
Daha önce Yurt Kitap-Yayın tarafından yayınlanan Adressiz Sorgular 1989 Haziran'ından bugüne kadar 4 baskı yaptı. Kitabın gördüğü büyük ilgi nedeniyle bilinmedik sayıda da 'korsan baskısı' yapıldı.
Yeni baskının Önsöz'ünde de vurgulandığı gibi,
“Adressiz Sorgular bir geleneğin simgesidir. TİKB üye ve taraftarı komünistlerin, 12 Eylül döneminde işkence tezgahlarındaki direnişlerini anlatır.
Bu direnişleri, öncesi ve sonrası itibarıyla benzeri örneklerden ayıran en önemli fark, TİKB’li komünistlerin işkencede devrimci direnişi gelenekleştirerek ‘kolektif bir tavır’ düzlemine sıçratmış olmalarıdır. Üstelik 12 Eylül faşizmi gibi devlet terörünün sınır tanımadığı bir dönemde yaratılan bu örnek, Türkiye sol hareketinin tarihinde bir ilktir”.
“İşkencede direniş genellikle fiziksel bir dayanıklılık ya da cesaret sorunu olarak algılanır. Halbuki sözkonusu olan bütünüyle bir irade savaşıdır” tespitini dile getiren Önsöz'de, işkence tezgahları “sınıf mücadelesinin bir cephesi” olarak tanımlanmaktadır.
Bu cephede de iki sınıf karşı karşıya gelir: Burjuvazi ve proletarya.
Burjuvazi ve onun işkenceci maşalarının amacı şöyle özetlenir:
Burjuvazi ve onun ‘işkenceci’ maşaları, emperyalizm çağında bilimin de alet edildiği özel bir ‘uzmanlık’ alanı haline getirdikleri akıl almaz yöntemlere başvurarak muhataplarını fiziken ve ruhsal olarak çökertmeyi hedefler.
İşkencecilerin öncelikli amacı, olabildiğince hızlı bir biçimde olabildiğince çok sayıda 'rejim düşmanını' ele geçirerek sisteme muhalif örgütlenmeleri çözmek ve çökertmektir.
Fakat bu ‘öncelikli amacın’ gerisinde, burjuvazinin gücü ve iktidarının karşısında durulamayacağı düşüncesini yerleştirme stratejik amacı yatar.
Buna karşın emeğin ve insanlığın kurtuluşu uğruna yürüttükleri kavga nedeniyle o tezgaha düşen komünistler ve devrimcilerin görevi ise “bu irade savaşında diz çökmemek, temsil ettikleri sınıfa, değerlere ve tarihsel misyona leke düşürmeyen bir duruş sergilemek”tir.
Bu bağlamda “işkencede direnemeyen bir devrimcilik eksiktir, kusurludur; çözülmenin boyutları, verdiği zararların büyüklüğü ölçüsünde devrimcilik iddiasının dışına düşmüştür. Hiçbir 'insani' yaklaşım, 'anlayış' ya da 'mazeret' teorisi bu gerçeği değiştiremez” diyen Önsöz, devamında:
“Ne var ki, sadece işkencede direnmiş olmanın da iyi bir komünist ya da devrimci olunduğu anlamına gelmediğinin, bunun bir devrimci mükemmeliyet ölçütü ve göstergesi olarak görülemeyeceğinin, Marksist anlamda devrimciliğin hayatın her alanını kapsayan bir bütünsellik ve süreklilik taşımak zorunda olduğunun” altını çizer. “Adressiz Sorgular'ın, bu yönüyle de ibret alınması gereken bir deneyim hazinesi” olduğuna dikkat çeker.
“Kitapta yer alan anlatımların halen yaşayan sahiplerinin büyük çoğunluğu bugün sadece TİKB'nin değil devrimciliğin bile dışına düşmüşlerdir. İçlerinden bazıları yine sadece TİKB'ye değil örgütlü devrimcilik fikrine ve sosyalizme yabancılaşıp düşmanlaşmıştır.
Bu örneklerin içerdiği bir mesaj daha vardır: İnsanlar örgütlü komünist yaşam içinde oldukları, o kolektif bütünlük ilişkisinin ritmine ve gereklerine ayak uydurabildikleri oranda 'destanlar' yazabilirler. Yeteneklerin ve potansiyellerin birbirlerini tamamlayıp zenginleştirdiği bu yaşamdan uzaklaştıkları, bu yaşamın değerleri ve gereklerine sırt dönüp silikleştirdikleri oranda da hızla çözülür, sefilleşirler.
Ancak Adressiz Sorgular'ın elinizdeki yeni baskısında -bir kişi dışında- böylelerinin anlatımları bile korunmuş, keyfi ölçüt ve yaklaşımlar sonucu daha önceki baskılarda çıkarılan anlatımlar da tekrar eklenmiştir.
Bu tamamen TİKB'nin 'tarih' ve 'örgüt' anlayışındaki değişimin sonucudur” denilmektedir.
Bu “değişim”in Adressiz Sorgular özelindeki yansımasına dair şunlar söylenir:
...TİKB, tarihi 'bireyler' ve onların eylemlerine dayalı olarak açıklayan idealist tarih anlayışının her zaman karşısında oldu. Ancak bireylerin tarihteki konum ve eylemlerini, daha sonraki evrimlerinden hareketle 'yok' sayan, geriye doğru giderek onları tarihten silmeye kalkışan, bu anlamda tarihsel gerçeklerle keyfi bir tarzda oynayan 'resmi tarih' anlayışı konusunda aynı netlik ve duyarlılıkla hareket etmedi.
Halbuki bunların her ikisi de aynı kökten kaynaklanan ve tarihsel materyalizme aynı ölçüde uzak ve yabancı yaklaşım ve kompleksli tutumlardı.
Bu ikinci türden 'resmi tarih' anlayışı, Adressiz Sorgular'ın daha önce yapılan baskılarına da yansıdı. Yüzlerce militanın iradesi ve direnişiyle yaratılan kolektif bir değerin gelecek kuşaklara aktarımı sırasında kimi anlatımlar, kitabın daha sonraki baskılarından çıkarıldı. Bunun gerekçesi, o anlatımların sahiplerinden bazılarının daha sonra mücadeleyi bırakmaları ama özellikle birinin (H.Akdoğan) örgütün o zamanki kimi yöneticileriyle sürtüşme yaşamasıydı. O zamanki 'örgüt' ka...