Jump to ratings and reviews
Rate this book

100 Güzel Kelime

Rate this book
"En kabullenmiş düşünceleri sorgulamak gerektiğini Sevan'dan öğrendiğimi söyleyebilirim. Daha önce de biliyordum tabii ama teorik bir bilgiydi! Gene de bir iki defa savunduğu bir sava güçlü bir argümanla karşı çıktığımı anımsıyorum. Cevabı sadece bir ?hımmm" oldu ve tartışma orada noktalandı! İşte Sevan!

Gün 24 saat. Çok fazla! Kendimize bir başka eğlence bulduk: Türkçe erkek adları listesi! Bir iki hafta uğraştık. Unuttuğumuz ad kaldığını sanmıyorum! Oradan doğal olarak Arapçaya geçtik. KTB kalıbından kitap, kütüphane, kâtip, mektup, mektep vs. Kaf'la kef arasındaki fark. Ayın'ın incelikleri. Çok ilginç geldi bana. Arapça kelime üretme kalıplarını öğretti. Biraz Arapça bilgisi var, zamanında Latince de öğrenmiş. İngilizcesi ana dili gibi. Fransızcası ve Almancası da mükemmel denilecek seviyede. Ama Türkçe bilgisi dehşetengiz. Bir gün Sevan'a

-Bu kadar çok kelimeyi nereden öğrendin, nasıl biliyorsun? diye sordum.
-E biraz Türkçe biliyoruz herhalde! diye cevap verdi.
Gerçekten de biliyordu. Bilmediği konu yoktu ki..."

184 pages, Paperback

Published April 1, 2016

1 person is currently reading
49 people want to read

About the author

Sevan Nişanyan

43 books135 followers
İstanbul’da doğdu. Robert Kolej’den sonra üniversite eğitimi için gittiği ABD’de felsefe ve siyaset bilimi okudu. Commodore-64 bilgisayarlarını Türkiye’ye getiren Teleteknik firmasını kurdu ve yönetti. Türkiye’nin ilk popüler bilgisayar dergisi olan Commodore’u kurdu. 1986’da orduyu isyana teşvik suçundan hapis yattı. İzmir’in tarihi Şirince köyüne yerleşti; bu köyün onarımına ve tanıtımına emek harcadı. Restore edilmiş köy evlerinden oluşan Nişanyan Evleri adlı oteli kurdu ve büyüttü. Türk turizmine değişik bir bakış açısı getiren Küçük Oteller Kitabı’nı on yıl süreyle yayımladı. Çağdaş Türkçenin bilimsel esaslara dayanan ilk etimoloji sözlüğü olan Sözlerin Soyağacı’nı yazdı. 2004’te İnsan Hakları Derneği’nin Ayşegül Zarakolu Özgür Düşünce Ödülü’nü aldı. Küçük Oteller Sitesi ile 2006’da web tasarımı dalında Altın Örümcek Ödülü’nü kazandı. Şirince’de Ali Nesin ile birlikte Nesin Matematik Köyü’nü inşa etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi tarihine ilişkin sistemli bir eleştiri denemesi olan Yanlış Cumhuriyet’i 2008’de yayımladı. Türkiye’de adı değiştirilen yerlere ilişkin envanter çalışması olan Adını Unutan Ülke 2010’da, Nişanyan’ın Aslanlı Yol adlı otobiyografisi 2012’de yayımlandı. Halen Şirince köyünde oturmakta ve otel yöneticiliğiyle iştigal etmektedir. Beş çocuk babasıdır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
17 (37%)
4 stars
18 (40%)
3 stars
9 (20%)
2 stars
1 (2%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Levent Pekcan.
198 reviews619 followers
July 1, 2016
Sevan Nişanyan'ın dilbilim üzerine çalışmaları olduğunu biliyordum ancak utanarak itiraf etmeliyim ki kendisinin konu üzerine muazzam bir uzman olduğundan haberim yoktu. Bu güzel kitabı bir iki gün içinde okuyup bitirdim, sırada Nişanyan'ın diğer kitapları var.
Profile Image for Pinar G.
820 reviews22 followers
October 4, 2016
Ben Nisanyan ile etimoloji sevgisi kazandim, derya deniz bilgisi var. Takipteyim. Asagidaki ornek Yelkovan kelimesi icin olan bolumden bir kuple




Türkçe yelkemek (yelpirmek, yel yepelek eteklerini ucurarak hizlu gitmek) 18. yüzyıla kadar gayet sik kullanılan popüler bir fiil, sonra nedense tedavülden düşmüş. Yelkeğen "hizli giden, aceleci demek. Mekanik saatlerde 17. yüzyıldan önce bir tek gösterge (sivri ucunun şeklinden dolayı akrep) bulunurken, 17. üzyılda Isviçreli ustalar ikinci göstergeyi eklemişler. Bunun Türkçe popüler adı önceleri yelkeeen, sonra yelkoğan olarak geçiyor. Turkçeden başka dillerin birçoğunda böyle bir kelime yok. ingilizce saatin göstergeleri hour-hand ve minute-hand (saat eli dakika eli), Fransızcalar grande ve petite aiguille (büyük iğne, küçük iğne). Cuk oturmayan laflar.
Profile Image for Özgür Tacer.
103 reviews15 followers
December 29, 2017
Sözcükler dünyasında hoş bir etimolojik gezinti oldu. Sevan Nişanyan'ın o kendine has bol geyikli ve iğneli üslubu olmasa çok da okunaklı olmazmış. Yer yer dikkat dağıtıcı derecede yoğun ve ayrıntılı bir malumat bombardımanı var, ama Nişanyan'ın anlatımı pek tatlı ve kendini okutturuyor. Dahası dilbilimi hafiften özendiren de bir tarafı var. El altında bulunası bir kitap.
Profile Image for Benan.
229 reviews30 followers
September 15, 2016
İlk defa bir kitabın önsözünü kendisinden daha çok sevdim diyebilirim. Zaman zaman çıkışlar yapan biri olarak son zamanlarda merak ettiğim bir yazar olduğu için okudum Sevan Nişanyan’ı. İyi oldu, böylece etimolojinin bana göre olmadığını anladım. Deli saçması gibi bir şey diyeceğim ama tam öyle de değil. Sözcüklerin en azından anlamları çekici geldi bana. Bir sözcükte hangi harf ne zaman düşermiş, ne zaman yumuşarmış gibi biçim meseleleri ise, pek de cezbetmedi beni doğrusu.

Yazarın alaycı, iğneleyici tonlardaki esprileri de olmasa, çok daha fazla sıkıcı olabilirdi benim için. Yazarın bu üslubunu, önsözde belirtildiği gibi en kabullenilmiş düşünceleri sorgulayıp kendince neticelendirmesine borçluyuz sanırım. Ancak kurtarıcı olan bu üslup zaman zaman rahatsız edici olmadı da değil.

Özelikle yazarın, kitabın ilk yarısında yeni sözcüklerin dile ve sözlüğe katılımı konusunda gösterdiği esnek tutumu hoşuma gitti. Ancak kitabın sonuna doğru bu esnekliğin samimiyeti ile ilgili soru işareti oluştu bende. Örneğin “Laga Luga” sözcüğünün TDK sözlüğüne girmemesini eleştirirken, “diyelek” sözcüğüne yazarın neden bu kadar güldüğünü merak ettim. Bu sözcüğü, yazarın Öztürkçüler adını verdikleri ürettiği için olsa gerek diye düşündüm. Tabii ki, özellikle dünya dillerini derinlemesine bilen bir insan için millet, milliyet, sınır vs. gibi sözcükler pek bir anlamsız kalıyordur ve bu da diline, üslubuna yansıyordur. Ancak ötekileştirici olmadığı sürece, farklı kesimlerden örneğin milliyetçi kesimden dile yapılan katkıları küçümsemek yazarın dile çok da nesnel yaklaşamadığını gösterir bence. Yazarın sokak dilini yani günlük halk dilini yüceltirken, ima ettiği elit “sofra” dilini küçümsemesi de dile nesnel yaklaşımını sorgulattırıyor bana. Sonuçta sofrada üretilen ve halk dilinde yaygınlaşan nice sözcük olduğunu biliyoruz. Kaynağı hangi kesim olursa olsun, yaygın kullanılma başarısına ulaşmış her yeni sözcük dil zenginliğine yapılmış değerli bir katkı değil midir?

Kitaptaki bilgilerin büyük bir özgüven içinde ancak biraz özensiz paylaşıldığı kanısı da uyandı bende. Örneğin yazar “laga luga” sözcüğünü tdk sözlüğünde “lagaluga” şeklinde aramış olabilir mi? Çünkü “laga luga” sözcüğünü tdk sözlüğünde ben görebiliyorum. Ayrıca, sıradan, felsefe bilgisi çok sınırlı olan bir kişi olarak ben bile platonik aşkı bu kadar sığ anlatmazdım.

Keşke içindekiler kısmı sözcüklerin sayfa sırasına göre değil baş harflerine göre alfabetik düzende ayarlansaydı. Daha sonra geri dönmek daha kolay olurdu.

Yazarın son kelime olarak kendi adını açıklaması imza gibi olmuş. Hoşuma gitti.

Kitabın sonunda yazar soruyor; bu memlekette Arapça eğitimi şart değil midir? Neden olmasın? Hatta meraklısı için üzerine bir de seçmeli temel etimoloji dersi verilse, süper olurdu bence. Milliyetçilik üzerinden ötekileştirmeyi engellemede hiç mi katkısı olmazdı? Ama ötekileştirmeyi engellemek hiç egemen güçlerin hedefi olabilir mi ki?
Profile Image for Metin.
Author 8 books24 followers
July 16, 2016
Mükemmel, ilginç, öğretici
Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.