“Hesabı görüyoruz, paramı alıyorum, otele gidiyorum… Sonra diyorum ki Allah bizi bugün de unuttu”
-Japon
Konusu ve incelikli bakış açısı itibariyle oldukça renkli olan Hovarda Alemi’nin bir yüksek lisans tezi olduğunu hatırlatmak isterim. Akıcı ancak yer yer durup sindirerek ilerlemek gerekiyor.
Yazar, kısa bir taşra incelemesi ile başlıyor. Modernite bizleri bir sıkıntı ve eğlence düalitesine sürüklemekte. Sıkıntının üretici ve arındırıcı anlamları ise, eğlence satmak adına ortadan kaldırılmış durumda. Modern taşra, eğlencenin metalaştırılıp paketler halinde sunulduğu “ışıltılı” şehirli tecrübesinden farklı. Belirleyici unsuru sürekli bir modern sıkıntı hali. (Demirkubuz ve NBC severler, burada mıyız?).
Taşra’daki gece hayatı ise bir şehir eğlencesi simülasyonu ve söz konusu sıkıntıdan (tabi sadece erkekler için) kaçış yolu.
Gece hayatındaki erkekler “paralı”, “belalı” ve “yakışıklı” olarak üç arketipe ayrılmış. Erkekler, kendine has kuralları olan bu ortamda, maddi kaynakları (paralı) veya çile çekmeye, ölmeye öldürmeye müsait bedenleri (belalı) vasıtasıyla birbirleri üstünde bir hegemonya kurma peşindeler.
Özellikle “paralı” arketipi, doğrudan para karşılığı elde edilen bir cinsellikten ziyade sürekli bir ulaşılamaz av heyecanını kovalıyor. Hem egemenlik kurmak hem de bu avın sürekli devam etmesi için mallarını yağmalatan kabile şefleri gibi sürekli ve daha fazla maddi kaynak tüketmesi gerekiyor. Sonuç genellikle iflas.
Yakışıklı, konsomatrislerin genellikle silik ve parasız tiplerden seçilen sevgilileri (misal kaldığı oteldeki kapı görevlisi). Konsomatrisler “tabula rasa” olarak gördükleri ve finanse ettikleri bu erkekleri kendi ideallerindeki gibi şekillendirmeye çalışıyor. Aynı zamanda gece hayatındaki diğer erkeklerden bir nevi intikam da almış oluyorlar. Bununla beraber sonuç yine hüsran – erkeklik “raconunu” ve sömürüyü öğrenen yakışıklı arketipi konsomatrisi maddi ve manevi iflasa sürükleyebiliyor.
Son olarak taşra gece hayatı ekosisteminin belki en önemli öğesi olan konsomatrisler incelenmiş. Ahlak tartışmalarının ötesinde bu kadınlar bir yoksulluk paydasında birleşiyorlar. Kadınların iş gücüne en fazla katılımının olduğu tarım ekonomisinin çökmesi, hane halkı sorumluluğu yerine bireysel borçlanmanın egemenliği (kredi kartı, bireysel krediler, babanın kızına nasıl para yediysen öyle öde diyebilmesi vs.) bu kayıt dışı mesleğin popülerliği artıran önemli etkenler olarak sayılmış.
Kısa süreli ve borçlarını ödemek amacıyla gece hayatına dahil olan kadınlar, zamanla bazı imkanlara alışıp takılı kalıyorlar. Kazandıkları para ile başta aileleri olmak üzere (hepsinin haberi var ve bu kadınlardan faydalanılıyor) belirli bir patronaj ilişkisi kurabilen konsomatrislerin zamanları gençlik ve güzellikleriyle sınırlı. Sonrası yine (istisnalar dışında) yıkıcı bir yoksulluk. (Kredi ilişkilerinin yoksul kadınlar üzerindeki köleleştirici etkisi bakımından kısaca David Graeber’i de analım)
Yazar Osman Özarslan’ın ilkokuldan sonra işçilik, esnaflık ve cezaevi tecrübeleri sonrasında akademiye yönelmiş olmasının ve kendisinin de uzun süredir taşrada (Burdur - Çavdır) bir gazino işletmeciliği yapmasının, kitabın ayaklarının yere basmasında derin bir katkısı olduğu açık.