Jar, insanın içine yavaş yavaş işleyen, bitirdiğinde de kolay kolay çıkmayan hatrı sayılır kadar iyi olan bir ilk roman. Kemal Varol’un dili zaten başlı başına samimi ama bunu ilk romanında bile hissettirmesi, derinleştirmesi, kendisinin çok net başarısıdır.
Romanın en çarpıcı yanı, insanın iç dünyasını çok doğal bir şekilde yansıtması diyebilirim aslında. Abartı yok, süslü cümlelerle göz boyama yok. Her şey olduğu gibi, hatta bazen can acıtacak kadar da çıplak. Karakterler kusurlu, kırık, ama bir o kadar gerçek. Biraz kitabın konusundan bahsedecek olursam: 1980 darbesinden sonra, Doğu’da hayalî bir kasaba olan Arkanya’da geçiyor hikâye. Bir gün kasabaya kimsenin tanımadığı iki yaşlı adam geliyor ve iki ayrı meyhanenin bahçesine yerleşir. İki huysuz ihtiyar (İçli Halil ve Rahatsız Kamil), aralarında nedeni tam olarak açıklanmayan derin bir kin besliyorlar ve biz bu kinin nedenini, birbirinden bağımsız olarak anlatılan hikayelerle anlamaya çalışıyoruz bu süreçte. Beri yanda, kasabada yaşayan insanları tanıyoruz.
“Her şey zehir gibiydi, ama hayat yine de akıp gitti.’’
O gözlerin önünden bir kere geçtim, bir daha geçmem, her şeyi göze alıp karşısına çıkmaya kalkışmam, mesele sırf yaşlanmak değil, keşke öyle olsa.
Çünkü bazı insanların yarasını ancak bir yalan iyileştirirdi, dillerinin üzerine aldıkları her yalanı ağızlarında çevire çevire ona yeni bir tat katar, o kelimelere yeni bir ruh kazandırır, ağzında çok uzun zaman gevelediği o yalan kokan kelimeleri yere tükürdüğünde artık yalan olmaktan çıkar, bambaşka bir terkip olurdu, o sözler.
Dillerinden düşen her harfe öyle kolayca itibar edilmezmiş kadınların, kadın kısmı gövdesiyle en çok da saçlarıyla konuşurmuş, bir kadının saçlarıyla kurduğu ilişkiyi anlayansa bin kere ihya olurmuş.
İnsanın derdi, kalbinden önce insanın saçlarına vururmuş.
Erkekler için iş kolaymış. Uzar uzamaz saçlarını kesermiş erkekler, kadınlarsa saçlarıyla beraber dertlerini de uzatırlarmış, babaları o saçları çekip onları döverken de anneleri sarı taraklarla onları tararken de bir erkeğin kocaman elleri onları okşarken de nerede kırıldıklarını hangi ellerde yıprandıklarını hangi aşkla beyazladıklarını asla unutmazmış kadınların saçları.
Bir kadına her şey yapılabilirmiş ama kapanmış bir dudağı aralamak her yiğidin harcı değilmiş.
Bir erkek için en zor şeylerden biri bir kadına iyi gelmediğini bilmekmiş
Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım.
Bazı yaralar vardır ki kapanmış olsalar bile dokununca sızlarlar.
Bunca kederden bir merhamet çıkması gerekiyordu ama benim payıma nefret düştü.
Artık genç değilim, hikaye yazmaktan başka bir iş de bilmiyorum, artık büyük şehre gidemez, kendime yeni bir hayat kuramazdım, istasyon dışında hayat ile ilişkilerimiz de gittikçe kendiliğinden azalıyordu.
Dert biter amma yeri kalmazmış.
Bütün yaşlıların uykusu gibi onların uykusu da ölüme benziyordu.