Ahmed Cevdet Paa'nın, II.Abdülhamid'in emriyle kaleme aldığı bu eser, son asır Türk Tarihi'nin önemli kaynaklarından biridir. 1839-1876 yılları arasındaki tarihi ve siyasi hadiselerin hulasasının yazılmasını isteyen II.Abdülhamid'e sunulması dolayısıyla "Ma'ruzat" ismini alan eser cüzdanlar halinde bulunmaktadır. Tamamı beş cüzdandan oluşan "Ma'ruzat" Yıldız evrakı arasında ele geçmiştir; fakat birinci cüzdan kaybolmuştur. Bir zamanlarda kaybolduğu sanılan ve hiç yayınlanmayan beşinci cüzdan bu elinizdeki kitapta yer almaktadır.
Bu eserin, birinci cüzdanın eksikliğine rağmen bir bütün halinde yayımlanması yakın tarihimize önemli ölçüde ışık tutacaktır.
Cevdet Paşa'nın verdiği bilgiler Osmanlı Devleti'nin neden çöktüğünün anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Bu sebeple Sultan Abdülhamid'e Arzlar - Ma'ruzat, yakın geçmişimizdeki olaylardan ders çıkararak geleceğimizi daha aydınlık hale getirmek için mutlaka okunması gereken bir eserdir.
Ahmed Cevdet Paşa veya Lofçalı Ahmed Cevdet Paşa (Osmanlı: احمد جودت پاشا, 27 Mart 1822, Lofça - 26 Mayıs 1895, İstanbul), Osmanlı Devleti'nde on dokuzuncu asırda yetişen Türk devlet ve ilim adamı, tarihçi, hukukçu, şair. Mecelle'yi kaleme alarak İslam hukukunu sağlam bir dille kitaplaştıran kişidir. Şekilde batı prensiplerini uygularken özünde şer'i prensiplere bağlı kalmayı uygun gören bir hukuk anlayışı vardı. Beş defa adliye, üç defa eğitim, iki defa vakıflar, bir defa içişleri ve bir defa da ticaret ve ziraat bakanlığı yapmış bir devlet adamıdır. Devrinde hazırlanan kanunların ve kurulan kurumların büyük kısmı onun elinden çıkmıştı. Tarih-i Cevdet adıyla bilinen ve Osmanlı tarihini anlatan on iki ciltlik ünlü eserin yazarıdır. Ayrıca 1855-1865 yıllarında devletin resmi tarihçisi olarak hizmet vermiş bir tarih yazarıdır. Bu sayede dönemin siyasi olaylarını yazdığı Tezakir-i Cevdet adlı eseri ortaya çıkardı. Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk dil bilgisi kitabı kabul edilen Kavâ'id-i Osmâniyye'nin ve daha başka dil bilgisi kitaplarının yazarıdır. En ünlü eserlerinden olan Kısas-ı Enbiya'da bütün peygamberleri ve İslam tarihini sade bir dille okuyuculara aktarmış bir yazardır. İlk Türk kadın romancı kabul edilen yazar Fatma Aliye Hanım’ın babasıdır. 1822 yılında Osmanlı Devleti’nin Tuna eyaleti kazası olan Lofça’da (bugün Bulgaristan’da) dünyaya geldi. Babası Lofça İdare Meclisi azasından İsmail Ağa, annesi Lofça’lı Topuzoğlu ailesinden Ayşe Sümbül Hanım’dır. Asıl adı Ahmet idi, “Cevdet” mahlasını kendisine 1843’de İstanbul’da öğrenim gördüğü sırada şair Süleyman Fehim Efendi verdi. İlk tahsilini Lofça’da yaptı. Büyükbabası Hacı Ali Efendi’nin yardımı ile tahsiline devam etmek üzere 1839 yılında İstanbul’a geldi. Fatih Camii’nde medrese tahsiline başladı. Bu arada, matematik, astronomi, tarih ve coğrafya gibi ilimlerle de uğraşarak kültürünü arttırdı. O zaman çok meşhur olan Murad Molla tekkesine tatil günleri giderek Farisi öğrendi ve Mevlana’nın Mesnevi’sini bitirdi. Divançe’sinde bulunan şiirlerin çoğunu bu tekkeye devam ettiği sırada yazdı. Öğrencilik yıllarında ayrıca takip ettiği derslerle ilgili olarak kitap yazdı ve kendisi de ders verdi. 1844’te 22 yaşındayken Çanat pâyesi ile Rumeli kaleminde kadı oldu. Ancak sadece bir rütbe olan bu kadılık işi, kendisinin görev yerinde bulunmasını gerektirmediğinden, İstanbul’dan ayrılmadı. 1845 yılında müderris olarak İstanbul camilerinde ders vermek hakkını elde etti. Bu dönemde devlet adamı olarak yıldızı parladı. Şeyhülislamlık makamının kendisini tavsiye etmesi üzerine, o sırada yeni kanunlar düzenlemekle meşgul olan Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın dairesinde çalışmaya, akşamları da konağına gidip çocuklarının eğitimi ile ilgilenmeye başladı. Siyasi olayları yakından takip edebilmek için bu dönemde Fransızca öğrendi. 1848’de Mustafa Reşid Paşa’nın verdiği bir görevle Bükreş’e gidip bir ay kaldıktan sonra geri döndü. 1849’da tedavi için bulunduğu Bursa kaplıcalarında "Kavâid-i Osmâniyye" (Osmanlıca dil bilgisi) adlı kitabı ve ilk Türk anonim şirketi olan Şirket-i Hayriye’nin kuruluş nizamnamesini yazdı. Yakın dostu Keçecizade Fuad Paşa ile birlikte yazdıkları Kavaid-i Osmaniyye, Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk gramer kitabı kabul edilir ve 50 yıl boyunca okullarda ders kitabı olarak okutulmuş, Almanca'ya(1855) Arapça'ya (1866) Bulgarca'ya ve Hırvatça'ya tercüme edilmiş bir eserdir. 13 Ağustos 1850’de Meclis-i Maarif azalığı ile birlikte Dar-ül-Muallimin (Öğretmen okulu) müdürlüğüne getirildi. Bu mektebi kısa zamanda ıslah ederek, mektebe giriş ve imtihan usullerini yönetmeliklerle belirledi. Rüştiyelerde din derslerinde okutulmak üzere "Ma’lûmât-ı Nâfia" (Fâideli Bilgiler) adlı kitabı kaleme aldı. Her türlü bilimsel konunun Türkçe ile yazılabileceğine inanıyor, herkesin okur yazar olması için lisanın sadeleştirilmesi ve yazıların Türkçe kaleme alınması gerektiğine inanıyordu. Yazılarında bu sadeliğin örneklerini verdi.
Inside info deniyor gavurcasına, Tanzimat devri simalarının en önde gelen isimlerinden olan Ahmet Cevdet Paşa bu eserinde bu tür bilgileri bolca veriyor. Dönemin öne çıkan politik-ekonomik olaylarının arka planını anlamak adına hayli mühim bir hatırat.
Dürüstlüğüyle adım adım devlet kademesinde yükselen Ahmed Cevdet Paşa'nın bu eseri sadeleştirilirken yer yer anlam bozuklukları ve şahsi görüşlerin katılmasıyla belki kendi amacına ulaşmış ama okuyucuyu biraz yanlış yönlendirebilir. Yine de Osmanlı'nın son demlerini gayet güzel gözler önüne sermesi anlamında kıymetli bir eser denilebilir. Bosna'da ve Kozan'da yapılan ıslah hareketleri aslında az sayıda ama dirayetli devlet adamları ile de bu işlerin rayına sokulabileceğinin en önemli emareleri aslında. Örneğin Fırka-i Islahiye'den gördüğü hakkaniyet sonucu halkın kendisinin başıbozuklardan hükümete meyletmesi ve sonucunda Gavur Dağı eşkıyasının kökünün temizlenmesi ile ıslahat tamamlanmış ve geçici süre de olsa bölge sükunete kavuşmuştur. Devlet adamlarının bu dönemde bazı düşüncesizlikleri sonradan istenmeyen birçok sonuca sebep olmuştur zira özellikle Ahidnamelere giren hükümlerde geriye dönüş mümkün olmamaktadır. İdareciler arasında rüşvetin gırla gittiği bir dönemin başlangıcında demiryolu projesinin sorumlularından olan Hirsch memurlara para vermeyi de adet haline getirmiştir. Mecelle'yi bu devirde vücuda getiren Ahmed Cevdet Paşa'nın bu alandaki başarısı yıllar sonra salim kafayla bakıldığında ziyadesiyle görülmüştür. Son dönemde din ve devlete zararlı mahluklar olan Hüseyin Avni ve Midhat Paşaların sadarete yönelik hamleleri ve sonunda velinimetleri Sultan Abdülaziz Hanı hal etmelerine giden çabaları ve aynı zamanda Mahmut Paşa ile bu bahsi geçenlerin ekonomiye kendi çıkarları için baltalamaları Devleti Ali Osmanın sonunu getirmiştir. Hal sırasında yaptıkları zırvalar şu cümleler arasında güzelce özetlenmiş:
"Gerçi Abdülmuttalip Efendinin sorularına İslami hükümlerle doğru cevap verilmek üzere fıkhi bir tartışma olsaydı, Fetva emini de verdiği fetvanın(hâl ile ilgili) duruma uygun olmadığını kabule mecbur olurdu."
"Çünkü vezir oldun neylersin malı, neylersin canı" diyen yöneticilerden "Mal canın yongasıdır" diyenlerin dönemine geçiş elbette ki kaçınılmaz sonun habercisi olmuştur.