1908 Jön Türk Devrimi’yle birlikte özgürlükten eşitliğe, uluslaşmadan laikliğe, gündemdeki tüm temel dönüşümler bir anlamda kadına odaklanmıştı. Geçmişte kadın “aile”nin bir parçasıydı; ayrı bir kimliği yoktu. Oysa Meşrutiyet söylemiyle kadın bireyselleşiyor, bedenini algılıyor, kendine özgü kimlik kazanıyordu. Cihan Harbi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadını daha bir görünür kıldı. Yoksulluk ile özgürlük atbaşı gitti. Mütareke’yle birlikte geçmişin hiyerarşik yapıları kısmen çöktü; özel yaşam alanı köklü dönüşümlere uğradı. Artık, geleneksel aile ilişkileri “özgür kadın” karşısında yetersiz kalıyordu. Cumhuriyet, ulus-devlet inşa sürecinde “asrî kadın”dan yeni görevler beklerken onu aynı zamanda zapturapt altına aldı. Son kertede Cumhuriyet, biyolojik kimliğini koruyarak kadına yurttaş kimliği kazandırdı. Kadının 1930’lu yıllarda seçme-seçilme hakkını elde edişi dış dünyada yankı uyandırmakta gecikmedi. Nitekim 1935 Uluslararası Kadınlar Kongresi’nin Türkiye’de toplanmasının temel gerekçesi buydu. Ancak Anglosakson çevrelerin etkin olduğu kongre Ankara’yı kaygılandırmış, vurgulanan barış söylemi Almanya ve İtalya karşısında iktidarı güç durumda bırakmıştı. Bundan böyle Türkiye’de ilk feminist dalga son buluyor, kadın hareketi otuz yıllık bir uykuya yatıyordu.
Zafer Toprak, Türkiye’de Kadın Özgürlüğü ve Feminizm adlı kitabında özgün kaynaklardan yola çıkarak 20. yüzyılın ilk yarısında ülkede toplumsal dönüşümün ana eksenini oluşturan kadının özgürlük mücadelesini ve kazanımlarını anlatıyor.
1946 yılında doğdu. 1969 yılında Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. 1971’de Londra Üniversitesi’nde ‘Alan Araştırmaları’ konusunda yüksek lisansını tamamladı. 1981 yılında Londra Üniversitesi’nde ekonomi doktorasını verdi. Boğaziçi Üniversitesi’nde Ekonomi ve Toplum Tarihi profesörü olarak görev yaptı. Tarih Vakfı’nın başkan yardımcısı ve Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nün kurucu başkanıdır.
Kitap Feminizmle ilgili bir boşluğu dolduruyor gibi görünse de dönemin Fatma Aliye, Emine Semiye'lerinin ve üst sınıf Osmanlı Türk ve müslüman kadınının deneyimi birebir aktarıyor. Dönemin kaynaklarını sadece tematik olarak çarşaf çarşaf paylaşan bu kitapta ne bir feminist analiz, ne feminizmin bir açıklaması ne de bir rasyonel düşünce bulunmakta.
Eğer kaynakların el değmeden aktarımında Osmanlıca dil de günümüz Türkçesine yakınlaştırılsaydı kitap daha değerli olabilirdi. Fakat yazar inadına bildiği bütün Farsça ve Arapça kelimelerin gösterisini yaparak ağdalı bir Osmanlıca ile yazıp kitabın erişilebilirliğini azaltmış.
Kitabın diğer bir sorunu Zafer Beyin ilk bölüm ve üçüncü bölümde aynı cümleyi farklı şekillerde tekrar tekrar yazması. Bir yerden sonra aynı bölümü tekrar okuduğunuzu zannediyorsunuz.
Kitap benim 1860lardan itibaren yaptığım tematik okumaların devamı niteliğinde haliyle aynı konuda onlarca kitap okuyunca Zafer Bey'i ne orijinal görmek, ne feminist bulmak ne de kitabı eleştirmeden severek okumak mümkün olmadı.
Zafer Bey'in kitap boyunca anlattığı tek bir kamusal alan ve sadece imtiyazlı Osmanlı Türk kadını değil birçok kamusal alan vardı. Fakat kitap bu çoklu kamusal alanları öğrenip aktarmak yerine kolay olanı yani erişilmesi kolay olan imtiyazlı kadın deneyimini anlatıyor. Bu deneyimi okumak için dahi ağdalı dili ve kendini tekrar eden yazım stili bir okura verimsiz bir okuma vadediyor.
Başka bir tarihsel hata ise yazarın feminizmin doğuşunu Selanikli erkekler üzerinden anlatmak istemedeki çocuksu inadı. Bu doğru olmaktan hem uzak hem de yanıltıcı bir yönü var. Zafer Bey'in kitabını okuyunca 1923'tekadınların elde ettiği siyasal hakları sanki bu 1908 dönemi sonrası eril desteğin neticesinde ya da imtiyazlı kadınların dergi, dernek projeleri sayesinde gerçekleşti sanıyorsunuz. Elif Mahir Metinsoy'un Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Kadınları kitabının da ışık tuttuğu üzere her kesimden kadınlar siyasal haklarına ciddi bir çabadan sonra eriştiler. Fakat tabii bunu dergi gazeteleri kesip sayfalarına yapıştıran Zafer Bey'in kitabından süzmek çok zor.
Zafer Bey, kitabınız biraz faydalı fakat eğer tekrarlarınızı silerseniz, gazete dergi metinlerini hiçbir feminist süzgeçten geçirmeden çarşaf çarşaf aktarmaktan vazgeçerseniz bir sonraki kitabınızı okumak çok daha keyifli olacaktır.
Böylece feminist kadınlar olarak analarımıza gariban zavallı müşkül durumda demekten daha derin analizler yapılan kitaplara erişimimiz artar.
Bir puanı bazı makalelerin tekrarlarını koymuşlar onun için kırdım. Yoksa Zafer Hoca harika bir kitap koymuş ortaya. Türkiye'nin hangi döneminde feminist hareket olmuş, nasıl olmuş, neler kazanılmış kaybedilmiş konu başlıklarına ayrılmış bu kitapta bulabilirsiniz.