Oğuz ile Kerim, bir Bursa baharında, Tuz Pazarı’nın hemen altındaki okunmuş kitap satılan tezgâhların önünde tanışmışlardı. Sait Faik’in Havuz Başı’sına önce uzanan Kerim olmuştu. Oğuz sonradan, asılı kalan elini ve Kerim’in hafifçe gülümseyişini hatırlayacak, talihin seçimini ta o zamandan kimin için yaptığını anlayacaktı.
Anayurt Oteli’nin Zebercet’i ile Tutunamayanlar’ın Selim’i arasında gezinen, okumuş yazmış, şehirli ve biraz da snop Oğuz… Edebiyat cemiyetine pek de yakışmayan, çirkin parmaklarıyla kitap sayfalarını karıştıran, fakat giderek Clark Gable çekiciliğini haiz olan Kerim… Biçimli ağzı, dudakları, gözleriyle Kuyucaklı Yusuf’un Muazzez’i gibi bir Makbule…
Kemal Selçuk, dost mu düşman mı oldukları belli olmayan iki yazar adayının bir kadın etrafında şekillenen ikircikli ilişkisini anlatıyor. Bursa’yı, yazma iştahını, yıllar süren bir öfkeyi, kaybetmeyi, unutamamayı resmediyor.
Cemiyet Kaçkını edebiyatı hayatın ta kendisi olarak gören karakterlerin romanı…
Yine bir kız iki erkek. Ve altı doldurulamayan şeyler. Tutunmayanlar'dan ve Sabahattin Ali'den bahsediyorsanız altını doldurmanız lazım. Basmakalıp cümlelerle romanınıza meze yapmanız değil.
İletişim'in yerli edebiyatında genç yazarlar serisi ekseriyetle böyle kitaplardan oluşuyor: bir üçlü ilişki(msi), yerli yersiz "gezi"ye selam, olmayan kurgu, sığ bir anlatım. Açıkçası sevdiğim ve değer verdiğim bir okur tarafından önerilmedikçe başka genç yazar okumayı düşünmüyorum bu seriden.
Yazarlık serüvenine atılan iki arkadaşın aşkları ve ilişkileriyle yaşamlarının şekillenmesi üzerine kurulu, dili oldukça akıcı bir roman. Kitabı okuma aşamasında kesintiye uğramaması için Türk Edebiyatının önemli eserlerini okumuş olmak, hatta karakterlere kadar ayrıntılı bilgi sahibi olmak bence şart. Aksi takdirde atıf yapılan yazarlar ve karakterler biraz havada kalabilir.