What do you think?


Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı
Türk hikâye sanatının önemli isimlerinden Mustafa Kutlu, 2000 yılından beri, düzenli olarak her yıl bir hikâye kitabı yayımlıyor. Bu kitaplar sırasıyla; Uzun Hikâye, Beyhude Ömrüm, Mavi Kuş, Tufandan Önce, Rüzgârlı Pazar, Chef, Menekşeli Mektup, Kapıları Açmak ve Huzursuz Bacak...
2009'un kitabı ise Ağustos ayının ilk haftasında okuyucuyla buluşan Tahir Sami Beyin Özel Hayatı oldu.
Tahir Sami Beyin Özel Hayatı, esasen günümüzde bir kitapseverin hususi çerçevesini vermek isteyen bir çalışma. Esere edebi mahiyet kazandıran husus, hem modern kurgusundan hem de uzun hikâye formatındaki anlatımından kaynaklanıyor. Temel niteliği ise bir tutku hikâyesi oluşunda aranmalıdır. Çoğu tutkular gibi sahibini bir başına bırakan ve dramatik sona doğru götüren bir serüvenin hikâyesi...
Yazar, Tahir Sami Beyin kişiliğindeki temelleri üç kuşak öncesine kadar götürüyor. Asıl işi ve çalıştığı mekân, esrarengiz denilebilecek yapısıyla okurda merak uyandırıyor. Biz özellikle bu kitapta özel hayatın ele alınış ve irdelenişini arayabiliriz. Ama yazar burada bir psikolojik tahlil ve kışkırtıcı bir açılım yerine; toplumumuzun değer hükümlerine bağlı kalarak meselenin özüne işaret etmekle yetiniyor.
Tahir Sami Bey, bir karakter olarak Mustafa Kutlunun bugüne kadar verdiği toplumsal yanı ağır basan eserlere nazaran, bireyi öne çıkaran, neredeyse tek kahramanlı bir hikâye. Yazar, kırk yıllık basın-yayın hayatında muhtemelen pek çoğuyla tanışmış, konuşmuş, oturup kalkmış Tahir Sami Beylerin tümünden yeni bir karakter inşa ediyor.
Tahir Sami Beyin Özel Hayatı, kendini kitaba, dergiye, bilgiye karşılıksız adayan, ancak toplumdan hiçbir kabul ve iltifat görmeyen, bir bakıma harcanmış bir ömrün hikâyesidir. Bu hikâye bizi, aramızda hâlâ dolaşan Tahir Sami Beylere daha bir şefkat ve saygıyla yaklaşmamızı sağlayabilir.
2009'un kitabı ise Ağustos ayının ilk haftasında okuyucuyla buluşan Tahir Sami Beyin Özel Hayatı oldu.
Tahir Sami Beyin Özel Hayatı, esasen günümüzde bir kitapseverin hususi çerçevesini vermek isteyen bir çalışma. Esere edebi mahiyet kazandıran husus, hem modern kurgusundan hem de uzun hikâye formatındaki anlatımından kaynaklanıyor. Temel niteliği ise bir tutku hikâyesi oluşunda aranmalıdır. Çoğu tutkular gibi sahibini bir başına bırakan ve dramatik sona doğru götüren bir serüvenin hikâyesi...
Yazar, Tahir Sami Beyin kişiliğindeki temelleri üç kuşak öncesine kadar götürüyor. Asıl işi ve çalıştığı mekân, esrarengiz denilebilecek yapısıyla okurda merak uyandırıyor. Biz özellikle bu kitapta özel hayatın ele alınış ve irdelenişini arayabiliriz. Ama yazar burada bir psikolojik tahlil ve kışkırtıcı bir açılım yerine; toplumumuzun değer hükümlerine bağlı kalarak meselenin özüne işaret etmekle yetiniyor.
Tahir Sami Bey, bir karakter olarak Mustafa Kutlunun bugüne kadar verdiği toplumsal yanı ağır basan eserlere nazaran, bireyi öne çıkaran, neredeyse tek kahramanlı bir hikâye. Yazar, kırk yıllık basın-yayın hayatında muhtemelen pek çoğuyla tanışmış, konuşmuş, oturup kalkmış Tahir Sami Beylerin tümünden yeni bir karakter inşa ediyor.
Tahir Sami Beyin Özel Hayatı, kendini kitaba, dergiye, bilgiye karşılıksız adayan, ancak toplumdan hiçbir kabul ve iltifat görmeyen, bir bakıma harcanmış bir ömrün hikâyesidir. Bu hikâye bizi, aramızda hâlâ dolaşan Tahir Sami Beylere daha bir şefkat ve saygıyla yaklaşmamızı sağlayabilir.
- GenresTurkish Literature
164 pages, Paperback
First published January 1, 2009
About the author
Mustafa Kutlu
63 books177 followers1947'de Erzincan'da doğdu. Erzincan Lisesi'ni (1963), Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1968).
Tunceli ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlikten ayrılarak (1974) Dergâh Yayınları'nda idareci olarak çalışmaya başladı.
Hareket ve Dergâh dergileriyle, Türk Dili Edebiyatı Ansiklopedisi'nin yayın faaliyetlerini yürüttü.
Senaryolar yazdı. Televizyonda sohbet programları yaptı.
Mustafa Kutlu Eserleri
Hikaye
Ortadaki Adam (1970),
Gönül İşi (1974),
Yokuşa Akan Sular (1979),
Yoksulluk İçimizde (1981),
Ya Tahammül Ya Sefer (1983),
Bu Böyledir (1990),
Sır (1990),
Arkakapak Yazıları (1995),
Hüzün ve Tesadüf (1998)
Uzun Hikâye (2000),
Beyhude Ömrüm (2001),
Mavi Kuş (Hikaye 2002).
Deneme:
Akasya ve Mandolin (1999)
İnceleme
Sabahattin Ali (1972)
Sait Faik'in Hikaye Dünyası (1968)
Tunceli ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlikten ayrılarak (1974) Dergâh Yayınları'nda idareci olarak çalışmaya başladı.
Hareket ve Dergâh dergileriyle, Türk Dili Edebiyatı Ansiklopedisi'nin yayın faaliyetlerini yürüttü.
Senaryolar yazdı. Televizyonda sohbet programları yaptı.
Mustafa Kutlu Eserleri
Hikaye
Ortadaki Adam (1970),
Gönül İşi (1974),
Yokuşa Akan Sular (1979),
Yoksulluk İçimizde (1981),
Ya Tahammül Ya Sefer (1983),
Bu Böyledir (1990),
Sır (1990),
Arkakapak Yazıları (1995),
Hüzün ve Tesadüf (1998)
Uzun Hikâye (2000),
Beyhude Ömrüm (2001),
Mavi Kuş (Hikaye 2002).
Deneme:
Akasya ve Mandolin (1999)
İnceleme
Sabahattin Ali (1972)
Sait Faik'in Hikaye Dünyası (1968)
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 22 of 22 reviews
August 22, 2020
Öncelikle kitabı alana bin teşekkür. Kitabı bitirdiğimde 2 puan verecekken yorumlar ve okuduğum makalelerle 4 diyebilirim.
Özellikle bu makaleyi öneririm: http://dedekorkutdergisi.com/Makalele...
En sevdiğim kısım:
"Sizleri de tek tek şu gökkubbenin altında mutlaka bir bekleyen vardır.
Karşılaşmak!
Ah, onu bilemem.
Onun adı kader."
Mustafa Kutlu'nın her yazdığı gibi bu kitap da çokça hızlı aktı. Bir kitabın hızlı akması onu başarılı kılar mı bilmiyorum. Livaneli olsa öyle derdi. Benim bu konuda şüphelerim var tabii fakat genel anlamda kitabı yüzeysel buldum. 170 sayfalık bir kitapta 4 kuşağın iş hayatı, evliliği, çocuk süreçleri var. Asıl konumuz elbet ki Tahir Sami beyin hayatı. Baş kısımlarda bu nedenle sıkıldım, yani şunu söylüyorum; iki kişi evleniyor kıt kanaat, evlenme süreçlerine kadar anlatıyor. Ama evlenince ne oldu bilmiyoruz. Çocuk yapamadılar yalnızca, bunu biliyoruz. Böyle olacaksa bahsetmeyelim hiç :) Benim sevmediğim bir tat bu. Karakterleri tanıyamıyoruz bu şekilde. 4 erkek, 4 kadın; onların çocukları, torunları, esnafları, ustaları, memurlar... Birçok karakter var fakat yüzeysel. Eh tabii, mevzu Tahir Sami bey diyecekseniz bile ben Tahir Sami bey'i de çok yeterli tanımadığımızı düşünüyorum. Olayları bilmek ile o kişinin hislerini biliyor olmuyoruz, bu benim empati yeteceğimin yoksunluğu olabilir tabii... Kitabın amacı insan ilişkilerine öğüt vermek olmasa dahi ben, insansız ve onu hislerinden bağımsız şekilde insanı anlatma olayına sıcak bakmıyorum.
Gel gelelim güzelliklerine. Anlamadığım bir şekilde kitap bittikten sonra Tahir Sami beyi düşünüp acaba neler hissetti diye kafa yormak istedim. Yaşadığı yeri, memuriyetini, kitaplarını hayal etmek istedim. Böyle bir büyülü etkisi vardı bence. Kuşakları bu denli gösterince sevgili Kutlu, modernizme geçişi de yaşatmak istemiş belli ki. Ciltcilik işi bitmiş, modern hayata geçiliyor, memuriyet en akıllıca olanı oluyor. Memursan da iş yapamıyorsun. Her zamanki gibi yani. Şimdiki gibi. Fikri var, ücretsiz kitap veriyor, kütüphane yapalım diyor; yazıyor her yere. Yok! Hem devlet dairelerinin haline dikkat çekiyor hem de güzelim insanın hayallerine! Tahir Sami bey, bulunduğu her yeri güzelleştirmeye çalışan biri ayrıca. Çiçeğini ayırmaz odasından, masası hep topludur ki daha çok okusun. -Kitaptaki kitap sevgisi bu denli olanların evlenemeyeceği üzerine yazılanlara katılmak zorundayız sanırım. Bir yazar "kitaplarıma seni kuma olarak alıyorum" demiş mesela, geçenlerde bunu duydum. Bu tipoloji ne kadar sağlıklı bilmiyorum fakat bu aşırılık var.- Bunun dışında Sami beyin hiçbir aşırılığı yok ama. Gözü tüm bu hıza, zenginliğe, paranın kıymetine karşı tok. Sadece yaşamak ve okumak istiyor.
Sonu zaten belli hikayenin maalesef.
Bir nokta da Kutlu anlatırken araya sürekli giren Sami bey ve özel hayat vurgusu. Modernizimle geldiğini savunulan bu özel hayatsızlık, Kutlu'yu da rahatsız edecek olacak ki oldukça dile getirmiş bunu. Sami bey ise sürekli araya girmiş ve Kutlu'ya telkinde bulunmuş yalan söylüyorsun diye. Efendim diyor Kutlu, işte bu postmodernizm.
Sevgiler!
Özellikle bu makaleyi öneririm: http://dedekorkutdergisi.com/Makalele...
En sevdiğim kısım:
"Sizleri de tek tek şu gökkubbenin altında mutlaka bir bekleyen vardır.
Karşılaşmak!
Ah, onu bilemem.
Onun adı kader."
Mustafa Kutlu'nın her yazdığı gibi bu kitap da çokça hızlı aktı. Bir kitabın hızlı akması onu başarılı kılar mı bilmiyorum. Livaneli olsa öyle derdi. Benim bu konuda şüphelerim var tabii fakat genel anlamda kitabı yüzeysel buldum. 170 sayfalık bir kitapta 4 kuşağın iş hayatı, evliliği, çocuk süreçleri var. Asıl konumuz elbet ki Tahir Sami beyin hayatı. Baş kısımlarda bu nedenle sıkıldım, yani şunu söylüyorum; iki kişi evleniyor kıt kanaat, evlenme süreçlerine kadar anlatıyor. Ama evlenince ne oldu bilmiyoruz. Çocuk yapamadılar yalnızca, bunu biliyoruz. Böyle olacaksa bahsetmeyelim hiç :) Benim sevmediğim bir tat bu. Karakterleri tanıyamıyoruz bu şekilde. 4 erkek, 4 kadın; onların çocukları, torunları, esnafları, ustaları, memurlar... Birçok karakter var fakat yüzeysel. Eh tabii, mevzu Tahir Sami bey diyecekseniz bile ben Tahir Sami bey'i de çok yeterli tanımadığımızı düşünüyorum. Olayları bilmek ile o kişinin hislerini biliyor olmuyoruz, bu benim empati yeteceğimin yoksunluğu olabilir tabii... Kitabın amacı insan ilişkilerine öğüt vermek olmasa dahi ben, insansız ve onu hislerinden bağımsız şekilde insanı anlatma olayına sıcak bakmıyorum.
Gel gelelim güzelliklerine. Anlamadığım bir şekilde kitap bittikten sonra Tahir Sami beyi düşünüp acaba neler hissetti diye kafa yormak istedim. Yaşadığı yeri, memuriyetini, kitaplarını hayal etmek istedim. Böyle bir büyülü etkisi vardı bence. Kuşakları bu denli gösterince sevgili Kutlu, modernizme geçişi de yaşatmak istemiş belli ki. Ciltcilik işi bitmiş, modern hayata geçiliyor, memuriyet en akıllıca olanı oluyor. Memursan da iş yapamıyorsun. Her zamanki gibi yani. Şimdiki gibi. Fikri var, ücretsiz kitap veriyor, kütüphane yapalım diyor; yazıyor her yere. Yok! Hem devlet dairelerinin haline dikkat çekiyor hem de güzelim insanın hayallerine! Tahir Sami bey, bulunduğu her yeri güzelleştirmeye çalışan biri ayrıca. Çiçeğini ayırmaz odasından, masası hep topludur ki daha çok okusun. -Kitaptaki kitap sevgisi bu denli olanların evlenemeyeceği üzerine yazılanlara katılmak zorundayız sanırım. Bir yazar "kitaplarıma seni kuma olarak alıyorum" demiş mesela, geçenlerde bunu duydum. Bu tipoloji ne kadar sağlıklı bilmiyorum fakat bu aşırılık var.- Bunun dışında Sami beyin hiçbir aşırılığı yok ama. Gözü tüm bu hıza, zenginliğe, paranın kıymetine karşı tok. Sadece yaşamak ve okumak istiyor.
Sonu zaten belli hikayenin maalesef.
Bir nokta da Kutlu anlatırken araya sürekli giren Sami bey ve özel hayat vurgusu. Modernizimle geldiğini savunulan bu özel hayatsızlık, Kutlu'yu da rahatsız edecek olacak ki oldukça dile getirmiş bunu. Sami bey ise sürekli araya girmiş ve Kutlu'ya telkinde bulunmuş yalan söylüyorsun diye. Efendim diyor Kutlu, işte bu postmodernizm.
Sevgiler!
July 10, 2017
Kitap yalın, akıcı ve basit bir dil ile yazılmış. Yazar, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sabahattin Ali'den etkilenmiş. Kitapta bunu net şekilde gozlemleyebiliyorsunuz. Bunun yanında yazarın 160 sayfalık hikayeye 4 kuşak sığdırmasi bence gereksiz olmuş. Kitabı yuzeysellestirmis. Son olarak güzel bir yolculuk kitabi olabileceğini düşünüyorum.
July 11, 2018
3.5
"Fani ile bakinin farkını fark eden için eşya kaç para eder." Sf:8
"Fani ile bakinin farkını fark eden için eşya kaç para eder." Sf:8
November 19, 2013
"vay be! görüyorsun aziz okuyucu, birden''beklenen adam'' oldum çıktım. ama buna şaşırmayın. sizleri de tek tek şu gökkubbenin altında mutlaka bir bekleyen vardır.
karşılaşmak!...
ah, onu bilemem
onun adı kader.''
karşılaşmak!...
ah, onu bilemem
onun adı kader.''
January 17, 2016
Mustafa Kutlu'nun redaksiyona ihtiyaç duymaksızın, oluş biçimini olduğu gibi aktardığı hissiyatı vererek kaleme aldığı bu kitap, Kutlu'nun dikkatini celbeden metruk bir devlet binasından içeri girmesiyle başlayıp -ki ne zaman heybetli, taş binalar görsem "acaba bu muydu" derim- Tahir Sami Bey'i ve onun ilginç uğraşısını, hikayesini keşfetmesiyle devam ediyor. Kitabı okuyalı birkaç sene oldu fakat en aklımda kalan şeylerden biri "gümüş kağıtçılık" dükkan ismidir.
Read
March 2, 2020Tahir Sami Bey'in kitaplarına ne oldu hakikaten? Hikaye anlatıcısının daha az küstahlıkla karşılaştığı insanın gerçek- kurgu hikayesini anlatıyor. Tahir Sami ciltleme ustasının oğlu, kendine gelene kadar ailesinin hikayesini de dinliyoruz. Kitap merakı ve köyler üzerine biriktirdiği koleksiyonu kendinin parçaları olmuş. Duru bir anlatı yakınlık kurulacak kitap merakı ile okunulası bir kitap.
June 20, 2013
bir beyhude ömrüm daha... okuduğum en iyi mustafa kutlu hikayesi.okuyun ve okutun lütfen.
October 31, 2013
Hüzünle hatırlıyorum Tahir Sami Bey'i ben...
May 3, 2014
"Gökyüzündeki her bulut dakikada bir biz ona bakalım diye şekil değiştirir."
November 6, 2017
Tahir Sami Bey i okurken mutlu oldum, üzüldüm, kızdım.. Tahir Sami Bey ile beraberdim sanki gölgesi sanki üzerinde onu her daim takip eden bir bulut misali 😊 Kutlu bu kitabında postmodernizm den üstkurmaca tekniğini kullanır. Bu bir nevi yazarın sizinle iletişime geçtiği her şeyin bir kurmaca yani oyun olduğunu size hatırlattığı metin ile okur arasında bir yerde durduğu bir tekniktir. Son olarak da öykü de zamanın insanlar üzerindeki etkisi ( sanki Tahir Sami Bey hic eskimeyen ama üzeri tozlarla örtülmüş annelerimizin çeyizlerine benzemiyor mu? Hani sizin için değerlidir ama unutursunuz. Tahir Sami de toplumun kenarda bıraktığı o güzel, kimsenin görmediği ama asla değersiz olmayan sessiz ınsanlardan) , değişen toplum hayati ve en önemlisi belki de hepimizin tutkusu olan kitap aşkının metinde üzerinde durulan konular olduğunu söyleyebiliriz..
October 8, 2019
Mustafa Kutlu’nun kalemiyle tanıştığım eser. Daha ilk sayfada, ilk cümlesiyle kalbime dokundu. Mutlaka devamı gelecek bu okumaların.
Tahir Sami Tokaç’ın hayat hikayesini okuduğumuz bir eser. Yazar da arada kendisini belli edip, okurlara sesleniyor, eklemeler yapıyor. Kitaplara tutkun biri Tahir Sami. Sırf bu sebeple bile okurken haz alıyorsunuz. Ama bir o kadar da hüzünlü. Tahir Sami gibi dostlarımız çok olsun bu dünyada.
Şöyle 1-2 gün içinde keyifle okunacak, kalbinize dokunan bir hikaye okumak isteyenlere şefkatle öneriyorum.
Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
Tahir Sami Tokaç’ın hayat hikayesini okuduğumuz bir eser. Yazar da arada kendisini belli edip, okurlara sesleniyor, eklemeler yapıyor. Kitaplara tutkun biri Tahir Sami. Sırf bu sebeple bile okurken haz alıyorsunuz. Ama bir o kadar da hüzünlü. Tahir Sami gibi dostlarımız çok olsun bu dünyada.
Şöyle 1-2 gün içinde keyifle okunacak, kalbinize dokunan bir hikaye okumak isteyenlere şefkatle öneriyorum.
Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
December 31, 2021
Şöyle bi sakinlik, sadelik iyi geldi gibi.. Grace Kelly detayı da hoştu :)
“Sizleri de tek tek şu gökkubbenin altında mutlaka bir bekleyen vardır.
Karşılaşmak!…
Ah, onu bilemem.
Onun adı kader.”
“Sizleri de tek tek şu gökkubbenin altında mutlaka bir bekleyen vardır.
Karşılaşmak!…
Ah, onu bilemem.
Onun adı kader.”
April 8, 2024
Yarışma kitaplarını bu sefer islami seçmemişler şükür🙏🏻
October 12, 2025
aktı gitti
June 7, 2019
Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı, yazar anlatıcının gözünden Tahir Sami Bey ile nasıl tanıştığını anlatmasıyla başlıyor. Sonra yazar Tahir Sami Bey’in hayatını öğrenince; bunu hikayeleştirmeye karar veriyor ve yazmaya koyuluyor ve kitabın sonrasında sırf bu hikayeyi okuyoruz. Böyle bir çift katmanlılığın yanında, Mustafa Kutlu aynı zamanda bu hikayede yine alışılmışın dışında bir şey yaparak hikaye içinde Tahir Sami Bey’in itirazlarına yer veriyor. Kitabın ilk kısımlardan itibaren yeni şeyler denemesi bende çok iyi bir izlenim uyandırdı. Bu birkaç oyundan sonra; hikaye merkeze oturuyor ve parlıyor: Tahir Sami Bey’in hayatı kitap biriktirmek üzerine kurulu. Köy hayatını anlatan ne kadar kitap varsa biriktiren ve büyükçe bir arşiv -ve aynı zamanda bilgi birikimi- oluşturan Tahir Sami Bey’in bu kitap toplama hikayesi naif ve huzur dolu bir şekilde anlatılıyor. Diğer eserlerde olduğu gibi, Mustafa Kutlu Tahir Sami Bey’i anlatmaya başlamadan atalarını anlatmaya başlıyor: Tahir Sami Bey ciltçilikle geçinmiş bir aileden geliyor. Ama maalesef kendisi bu işte devam etmiyor. Tahir Sami Bey kendisini unutulmuş bir devlet dairesinin arşiv sorumlusu olarak buluyor. Az işi olunca da kitap sevdasına daha çok yönelebiliyor. Kitabın kilit cümlelerinden biri şu: “Kitap aşkı başka sevda kaldırmaz. İki karpuz bir kabuğa sığmaz.” (sf. 75). Kitap aşkı tabiri önemli; zira kitabın isminin … Özel Hayatı olmasının sebebi Tahir Sami Bey’in özel hayatının bu kitaplardan oluşuyor olması. Yoksa çalkantılı bir aşk hayatı olan bir kitap sevdalısından bahsetmiyoruz. Hatta, çok kilit bir kısım daha var bu hikayede; aynı zamanda Mustafa Kutlu’nun bu sade üslubu neden kullandığını gösteren: Hikayede bir yerde bir kadın Tahir Sami Bey’e yakınlaşmaya çalışır. Kadın Tahir Sami Bey’e fiziksel olarak yaklaştıkça… Devamını kitaptan yazayım:
“Eh o da önünde sonunda bir erkek. Zihninden yasak fiiller geçmez mi?
Geçer.
… ikisi aynı anda taştaki çizgileri görmek için eğiliverince…
Bundan sonra olanlar, olabilecek olanlar Tahir Sami Bey’in zihninden geçer mi?
Geçer veya geçmez, bunu sen bize anlatacaksın kardeşim, adamın özel hayatını dile getiriyorsun, ne olmuşsa açık açık yaz. Filmi en heyecanlı yerinde koparıp da ağzımızın tadını kaçırma.
Böyle demeyin, özel hayatın mahrem bölgelerine kimsenin girmeye hakkı yoktur. İnsan kendi başından geçeni bile açık-saçık anlatamaz. Burada papaza günah çıkartmıyoruz. Dünyada her şeyin bir hududu var. Onu aşarsa edebiyat edep dairesinden çıkar.” (sf. 101)
Sonrasında bu ateşli ve keyifli tartışma devam da ediyor; ama biz bu kısmıyla yetinelim. Bu kısmı şundan önemli buluyorum: Özellikle Huzursuz Bacak hikâyesinde gördüğüm ve eleştirdiğim kartondan karakterler/hikayeler meselesi acaba bundan mıdır? Yani Mustafa Kutlu edep dairesinden çıkmak istememekte midir? Batı’nın teşhirci “kapitalist edebiyatı”na karşı “kanaat edebiyatı” ile mi duruş sergilemektedir? Ben cevabın kısmen de olsa evet olduğunu düşünüyorum. O zaman, Mustafa Kutlu, karakterinin mahremine saygı göstererek, onun “özel hayatı”nı mı anlatıyor? Bu açıdan bakıldığında durum pek ironik gözükse de; o kadar basit değil. Bu nokta aslında dini endişeleri olan yazarların çok dikkatlice düşünmesi gereken bir nokta; zira edep dairesinden çıkmak demek aynı zamanda olasılıkla haram dairesine yönelmek demek olacaktır. O vakit soru şudur: Mahrem edebiyatın konusu hiçbir zaman olamayacak mıdır? Bu soru benim de kendi kendime sık sık sorduğum ve cevabını bulamadığım bir soru. Allah sonumuzu hayretsin, ne diyeyim.
Bu mahrem meselesini ardımızda bırakır ve kitabın bütününe dönersek, kendimizi yine yazarın huzurlu sularında buluyoruz. Hikaye kendini fazla sıkmadan, akıcı bir şekilde ilerliyor ve biraz klişe bir sonla noktalanıyor. Ancak bu o kadar da dert değil. Çünkü sağlam bir karakteri merkezine oturtan Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı karşımızdaki. Mustafa Kutlu'nun özel bir eseri.
“Eh o da önünde sonunda bir erkek. Zihninden yasak fiiller geçmez mi?
Geçer.
… ikisi aynı anda taştaki çizgileri görmek için eğiliverince…
Bundan sonra olanlar, olabilecek olanlar Tahir Sami Bey’in zihninden geçer mi?
Geçer veya geçmez, bunu sen bize anlatacaksın kardeşim, adamın özel hayatını dile getiriyorsun, ne olmuşsa açık açık yaz. Filmi en heyecanlı yerinde koparıp da ağzımızın tadını kaçırma.
Böyle demeyin, özel hayatın mahrem bölgelerine kimsenin girmeye hakkı yoktur. İnsan kendi başından geçeni bile açık-saçık anlatamaz. Burada papaza günah çıkartmıyoruz. Dünyada her şeyin bir hududu var. Onu aşarsa edebiyat edep dairesinden çıkar.” (sf. 101)
Sonrasında bu ateşli ve keyifli tartışma devam da ediyor; ama biz bu kısmıyla yetinelim. Bu kısmı şundan önemli buluyorum: Özellikle Huzursuz Bacak hikâyesinde gördüğüm ve eleştirdiğim kartondan karakterler/hikayeler meselesi acaba bundan mıdır? Yani Mustafa Kutlu edep dairesinden çıkmak istememekte midir? Batı’nın teşhirci “kapitalist edebiyatı”na karşı “kanaat edebiyatı” ile mi duruş sergilemektedir? Ben cevabın kısmen de olsa evet olduğunu düşünüyorum. O zaman, Mustafa Kutlu, karakterinin mahremine saygı göstererek, onun “özel hayatı”nı mı anlatıyor? Bu açıdan bakıldığında durum pek ironik gözükse de; o kadar basit değil. Bu nokta aslında dini endişeleri olan yazarların çok dikkatlice düşünmesi gereken bir nokta; zira edep dairesinden çıkmak demek aynı zamanda olasılıkla haram dairesine yönelmek demek olacaktır. O vakit soru şudur: Mahrem edebiyatın konusu hiçbir zaman olamayacak mıdır? Bu soru benim de kendi kendime sık sık sorduğum ve cevabını bulamadığım bir soru. Allah sonumuzu hayretsin, ne diyeyim.
Bu mahrem meselesini ardımızda bırakır ve kitabın bütününe dönersek, kendimizi yine yazarın huzurlu sularında buluyoruz. Hikaye kendini fazla sıkmadan, akıcı bir şekilde ilerliyor ve biraz klişe bir sonla noktalanıyor. Ancak bu o kadar da dert değil. Çünkü sağlam bir karakteri merkezine oturtan Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı karşımızdaki. Mustafa Kutlu'nun özel bir eseri.
October 4, 2012
Kutlu'nun en hoşuma giden kitabı. Caro Diario filmindeki günlük yazarı gibi gezdiriyor Kutlu da. Evleri, sokakları görür gibi, arşiv odasındaki kağıtlara dokunur gibi oluyorsunuz çoğu zaman. Ve Tahir Sami Bey ile tanışmak istiyorsunuz. Kutlu yazsın biz okuyalım, bu.
April 15, 2015
çok şey anlatacak gibi başlayan Bosch bir kitap! biraz sosyal duyarlılık sosu: koy dergisi, köy kütüphanesi, çakma kürk mantolu Madonna hikayesi surete aşık olma geyikleri, kitap ve yalnızlık klişeleri... ne bu yahu...
October 11, 2013
sizleri de tek tek şu gökkubbenin altında mutlaka bir bekleyen vardır.
karşılaşmak!…
ah, onu bilemem
onun adı kader.”
karşılaşmak!…
ah, onu bilemem
onun adı kader.”
Read
September 28, 2016Tahir adını sevmeme sebep. sonrasında şiirlerimi Tahir diye yazmıştım
February 14, 2018
Ana fikir: Türkiye'de sanata ve bilime verilmesi gereken değer verilmez. Sanatçı ve bilimciler de bir köşede kurur gider, canlarım.
December 7, 2022
yine mustafa kutlu...yine bir performans ödevi....yine güzellik. dedesinin dedesinden başlamaya gerek yoktu ama neyse.
May 19, 2018
Kürk Mantolu Madonna'dan fazlaca etkilenmiş bir kitap. Anlatılan öykü başarılı, dil de gayet akıcı ve sade. Ancak çok tanımlayamadığım bir eksiklik hissettim okurken. Nasıl desem bu bazen "Başı dik ve asi değildi, yumuşak başlıydı." diye kadın guzelleyen bir cümlede oldu bazense Sevmek Zamanı'nın aynı olayının kullanıldığı anlarda... Ki ben göndermelere bayılırım ancak burada nedenini çok da kavrayamadığım bir çiğlik vardı.
Displaying 1 - 22 of 22 reviews






















