Bu kitapta yer alan yazılar taşralı bir hikayecinin yaşadığı şehri (İstanbul) tanıma yolundaki gayretlerinin mahsulüdür. On yıl boyunca İstanbul'u dolaştım, bu gezi izlenimlerimi Zaman gazetesinde "Bir demet İstanbul" başlığı altında yayımladım.
"Şehir Mektupları", bu tutkulu serüvenin bir sonraki aşamasıdır. Bu defa insan-şehir-mekan ilişkilerini okuyucularla paylaşan denemeler olarak vücut buldu.
1947'de Erzincan'da doğdu. Erzincan Lisesi'ni (1963), Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1968). Tunceli ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlikten ayrılarak (1974) Dergâh Yayınları'nda idareci olarak çalışmaya başladı. Hareket ve Dergâh dergileriyle, Türk Dili Edebiyatı Ansiklopedisi'nin yayın faaliyetlerini yürüttü. Senaryolar yazdı. Televizyonda sohbet programları yaptı.
Mustafa Kutlu Eserleri Hikaye Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1990), Sır (1990), Arkakapak Yazıları (1995), Hüzün ve Tesadüf (1998) Uzun Hikâye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (Hikaye 2002).
Deneme: Akasya ve Mandolin (1999)
İnceleme Sabahattin Ali (1972) Sait Faik'in Hikaye Dünyası (1968)
Mustafa Kutlu’dan daha fazla şey bekliyordum sanırım o yüzden denemeleri okurken biraz surat astım... İstanbul yoğunluğunda ilerleyen denemelerde birçok şey mevcut aslında. Bir iki denemeyi baştan sona not olarak kaydettim, çok hoşuma gitti. Ama genel itibariyle ortalama bir deneme kitabı olarak geldi bana. Safiye Erol gibi bir üstaddan İstanbul tasviri veya sorunlarını dinledikten sonra hafif gelmesi normal sanıyorum.
Modernleşmenin getirdiği hızlı değişim karşısında şehrin kaybolmaya yüz tutmuş ruhunu, gündelik hayatın ince ve samimi detayları üzerinden okura sunuyor.
Yaşadığımız şehri başka bir zamanda, başka gözlerin gördüğü ve hissettiği şekliyle, bir başkasının zihin süzgecinden geçirerek okumak oldukça keyifli bir deneyim. Kutlu’nun gözlemleri sayesinde aynı caddelerden geçerken fark edemediğimiz dokuları soluyor, şehrin geçmişteki nefesini yanı başımızda hissediyoruz. Bu durum, zamanla gelişen ve değişen şehre dair canlı izlenimlere sahip olmamızı sağlarken, aynı zamanda onun geleceği hakkında fikir beyan edebilme imkânını da doğuruyor.
Eser boyunca camiler, sokaklar, türbeler ve tarihi hanlar arasında mekik dokurken; şehre ruh katan şairler, yazarlar ve ustalarla karşılaşıyoruz. Bir şehrin taşından toprağına kadar sindirdiği bu hafıza sayesinde pek çok farklı deneyime, şahsiyete ve onların değerli çalışmalarına dair fikir sahibi olmak kitabın sunduğu en kıymetli kazanımlardan biri haline geliyor.