Mezapotamya'da, Göbeklitepe'de 12 bin sene önce başlayan bir hikaye... Eskilerden bir ceylan ile yalnız bir adamın yolculuğu. Harikulade çizgi ve renklerle bezeli bir maya masalı. Tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağına, uygarlığın karanlık kıvılcımları çakıldığı zamana; insan türünün içindeki doymak bilmeyen delikten içeriye doğru süzülen mistik bir çizgi roman.
Senin zamanında değil... benim zamanımda da değil... İnsanın hayvanlıktan çıkmaya başladığı zamanda... Hayvanların zamanının sona ermeye başladığı zamanda... Yalnız, yaşlı ve taze dünyanın insan eliyle değişmeye başladığı zamanda... İnsanın içindeki deliğin açılmaya başladığı zamanda... Yalnız, yaşlı ve hala taze dünyada...
“Senin zamanında değil… Benim zamanımda değil… … Yalnız, yaşlı ve hala taze dünyada…”
Fırat Yaşa’nın çizimleri o kadar büyüleyici, anlatıyla o kadar bütünleşiyor ki kelimeler yetersiz. Çizimler okuru içine alıyor ve başka zamana savrulmak hiç de zor değil. Masal içinde yer alan masal çok dokunaklı, bayıldığımı itiraf etmeliyim. Kağıt seçimi ise “başka zaman”ı zamansızlaştırıyor, ince düşünülmüş. Daha çok kişinin okuması dileğiyle.
Çizim stilinden konuya, işlenişden karakterlere kadar mükemmele çok yaklaşmış bir çizgi roman. Böyle çalışmaları görünce, çizgi roman geleceğimize umutla bakıyorum. Alın okuyun, okutun, hediye edin.
Çizimleri ve anlatımıyla etkileyici bir Göbeklitepe hikayesi. Tavsiyedir.
“Senin zamanında değil... benim zamanımda da değil... İnsanın hayvanlıktan çıkmaya başladığı zamanda... Hayvanların zamanının sona ermeye başladığı zamanda... Yalnız, yaşlı ve taze dünyanın insan eliyle değişmeye başladığı zamanda... İnsanın içindeki deliğin açılmaya başladığı zamanda... Yalnız, yaşlı ve hala taze dünyada...”
Çok çok sevdim. Özellikle benim gibi hayvanlara düşkün okurları çok etkileyeceğini düşünüyorum. İnsanın içindeki boşluğa dair, tarihten günümüze her daim iktidar arayışı içerisinde olmasına dair harika bir çizgi roman. Göbeklitepe'de geçen hikayenin sarı sepya sayfalarda anlatılmasını çok sevdim. Çizimler çok masalsı, rüyadaymışım gibi hissettirdi. Bir çizgi roman yazabilseydim ben de böyle bir hikâye anlatmak isterdim. Kitabın sonundaki teşekkür ve anmalar dahi gözlerimi doldurdu. Fırat bey iyi bir yazar-çizer olmasının ötesinde iyi ve güzel bir insan belli ki. Sevdiklerime hediye alacağım bir eserdir benim için Tepe artık.
Tarih boyunca “açık ya da gizli”, “iyi ya da kötü” nelere kadir olduğunu en büyük soru diye niteler insan. Özün peşine düşer ama pek azı Sokrates gibi “Sorgulanmamış bir hayat hiç yaşanmamıştır,” der, çok daha azı bu arayışı eyleme döker. Niteleriz, görürüz, yazar çizeriz ama üst üste koyup yükseltemez, her neslimiz benzer hataların, hırsların, hoşgörüsüzlüklerin, çevresi ve onun gerçek evi doğa ile uzlaşamadan doğarız ve ölürüz.
Bir yerlerde bir boşluk vardır…
İşte tüm bunlardan güç alarak ve iddia ederek “İnsanın içindeki boşluk” üzerine yazılmış, ülkemizde basılmış en önemli grafik romanlardan “Tepe”, yazarı ve çizeri Fırat Yaşa eşsiz bir tablo koyuyor önümüze.
Kitabı okuyup Fırat Yaşa ile tanıştığım gün hemen “Arkeoloji ile bağın nedir?” diye sormuştum kendisine. Heyecanlıydım, çünkü yüksek lisans yapmış bir arkeolog olarak eserinde bulduğum saf ve bu ülke topraklarında az rastladığım doğru bilinç şaşırtıcı doğruluktaydı. “Tepe”yi okuduğumda aldığım tadı bu vesile ile size anlatmak, önemini vurgulamak inanın zor. Özellikle eğitim gördüğüm Antik Yunan ve onun karanlık çağlarına denk gelen “Geometrik Dönem”in, stilize, iki boyutlu çizimlerle süslü vazolarını düşününce Fırat Yaşa’nın nereden, nasıl esinlendiğini anlayabilmek gerçekten güç gelmiş, beni fazlasıyla çarpmıştı. Buna cevabım ancak esrik bir yetiydi. Saf esinin rüzgârı ile çizdiği, konuşturduğu, bir yerden bir yere götürdüğü karakterler şaşırtıcı derecede arkeolojinin, özellikle bu toprakların hakkı çok yenen zenginliğinin içinde, ayaklarının üstünde duruyor. Yapısı son derece saf, akışkan. Kurgu sizi alıp gerçekten eskiçağların bilinmezliğine, destansı ama son derece insanlık denilen şeyden yüksek, oldukça doğal bir yere zemine taşıyor. Hele o “İnsanın içindeki boşluk” meseli, o öykünün anlatılışı! Konuşulmayan, sessiz paneller müthiş bir ahengin bütünleyicisi. Ayrık durmuyor; diyalogsuz anlatı son derece yerinde, anlam yüklü bir melodideki esler adeta.
Aktardığı hikâye son dönemde dünyanın gözlerini çevirdiği Göbeklitepe. Aslında onun ifade edebileceği insani bir manzara. Her yere mahzar olmuş bu değerimizi, arkeolojik mirasımızı kötü bir senaryo, kötü bir yazın malzemesi etmek, bence tüketmek ne kadar yanlışsa sevgili Fırat Yaşa’nın esini ve elinin emeği ile ürettiği “Tepe” değere değer katan bir özgünlüğe, temiz bir anlatıya sahip. Bizim asıl böyle çizerler, buna sahip yazarlar, böylesi müzisyenlerle diziler, filmler, uluslararası eserler üretmemiz lazım.
Eğer çizgi roman seviyorsanız Kara Karga Yayınları’ndan çıkan “Tepe”ye kütüphanenizde yer açmalısınız.
Peki Türkiye’de üretilen çizgi romanların ve birbirinden değerli çizerin çabaları, emekleri, üretimleri ve genelde yaşadıkları hayal kırıklıkları dünden bugüne her haliyle en büyük soru işaretlerimizden biri.
çizim tarzından kullanılan renklere, kağıt seçiminden konunun anlatılış biçimine kadar gerçekten başarılı bi çizgi roman. empati duygusu güçlü olan biri olarak kitabın bi noktasında gözlerimin dolduğunu da itiraf etmeliyim.
Çok özgün çizimleri, farklı ve başarılı renklendirmesi - maalesef ben pek beğenmedim- hikayesi çok vasat, vermek istediği mesajı gayet iyi olan ancak anlatım şeklinde de yer yer biraz sorunlar yaşayan grafik roman. Hikayedeki bir çok şeyi oldu bittiye aceleye getirmiş, gereksiz yerleri uzatmış, esas yerleri es geçmiş çizer nedense.. Elinde çok daha detaylı ve güzel anlatılabilecek bir hikaye varken vasat kalmış grafik roman. Tüm bunlara rağmen bir şans vermeyi yine de hak eden bir çalışma..
bir insan tek basina oturuyormus. derin bir uzuntu icindeymis. butun hayvanlar ona yaklasip soyle demisler: "seni boyle huzunlu gormek hosumuza gitmiyor... diledigini iste bizden... ve sana verelim." insan, "iyi gorebilmek istiyorum" demis. akbaba, "benim yetenegimi alabilirsin" demis. insan, "guclu olabilmek istiyorum" demis. pars soyle demis, "benim gibi guclu olacaksin." daha sonra insan, "dunyanin gizemlerini ogrenmek istiyorum" demis. yilan, "sana onlari gosterecegim" demis. diger hayvanlarla da bu boyle devam etmis. insan onlarin verebilecegi butun hediyelere sahip olduktan sonra oradan ayrilmis. ondan sonra baykus obur hayvanlara sunu soylemis: "insan artik bircok seyi biliyor ve bircok seyi yapabilecek kabiliyette." geyik soyle konusmus: "insan ihtiyac duydugu her seye sahip. simdi huznu son bulacaktir." baykus, "hayir" demis, "insanin icinde bir delik gordum. asla doyuramayacagi bir aclik kadar derin. bu onu huzunlu olmaya ve istemeye yoneltmektedir. almaya ve toplamaya devam edecektir. gunun birinde dunya soyle diyene kadar: tukendim, sana verecek bir seyim kalmadi."
İnsanın içindeki boşluğu doğaya hükmederek ve çevresine zulmederek doldurabileceğini sanmaya başladığı dönemde geçen bir hikayeyi anlatıyor. Güçlü, estetik ve ezoterik görsellere sahip harika bir çizgi roman. Bir Türk yazarın elinden çıkmış olması gurur verici.
Tepe ne ile ilgili sorarsanız size doğanın ruhu ile yazılmış, trajik bir hikaye derim. Yazar acılarını paylaşırken aynı zamanda ilginç noktalara değiniyor. İnanç ve doğa, belkide insanların en büyük ikilemi... Biraz eksiği var ama sadece sanatı için bile okunur.
Çizimler, hikaye anlatış tarzı, kurgu çok güzel, bir çırpıda okunuyor ve geri dönülür zaman zaman yeniden okumak için, fakat çizerin kendi geçmişinden kaynaklanan bir takım psikolojik sıkıntıları olduğunu sanıyorum, alttan alttan bir erkek düşmanlığı, doğayı ve işleyişlerini kabullenememekten doğan bir takım sıkıntılar hikayede kendisini belli ediyor. Erkeklere karşı uygulanan seksizm ve aşağılayıcı ya da onları dünyada olup biten kötü her şeyden sorumlu tutma mantalitesi ne yazık ki hangi esere değerse değsin onu bir iki tık aşağı çekiyor.
Göbeklitepe'deki uygarlık öncelikli olarak dini ritüellerin yapıldığı mekana önem verdiyse ordaki insanların hayata bakışı nasıldı? Oranın dışındaki insanlara yaklaşımları nasıl olmuştur? ... gibi soruları dünyasınada yaşatıp, kalıntılardaki şekillere benzer manzaraları da çizgilere konu ederek hazırlanmış akıcı bir kitap. Anadolu zengin bir tarihe sahip, diğer uygarlıklar için de devamı yapılabilir, yapılmalı.
İnsanın acımasız geçmişini ve içindeki karanlık boşluğu tam da olduğu gibi gösteren muazzam bir kitap. İnsanın modernlik battaniyesinin altına sakladığı o karanlık boşluk hala aynı. Tarihin en eski yerinden beri değişmiyor bu. Bence doğa-insan, insan-insan ilişkisinin en güzel özeti bu kitap. “+Nesin? -İnsanım, ama korkma.”
İçinde bulunduğu kategorideki diğer eserlerden çok farklı. Hikayenin anlatılışı, çizimleri ve asıl anlatmak istediği şey; hepsi tek tek sizi kendine hayran bırakıyor. Bitirip bitirip baştan okumak istiyorsunuz.
child-like colourful and enjoyable drawings are festive, and giving the story is taking place in Mesopotamia I liked every second I was reading. The only reason I am giving 4/5 is that the writing was so scarce. I would have enjoyed more if there were more writing combined.
it was a great graphic novel, i read every one of the pages with appreciation. drawing style was fascinating and i really loved how dialogues were very simple but also very deep. it was a great work highly recommended
"beni tutan bu vücut bana yalnız olmadığımı hatırlatıyor. beni tutan bu vücut sonsuzluğu hissettiriyor. bütün bu acı bir yanılsama. bu vücut beni tutuyor, bana ölümlülüğümü hatırlatıyor. bu anı kucakla, hatırla biz sonsuzuz. ve bütün bu acı bir yanılsama."
This entire review has been hidden because of spoilers.
Çok etkilendim, sayfalarında bu kadar zaman geçirdiğim resimli roman olmamıştı. Çok basit çizimler, sınırlı sözcükler ama temel sorunlara net bakışı ve mesajı ile mükemmel.
Her okurun kitapliginda bulunmasi gereken bir eser. Cizimler ve hikayesi ile her okudugumda yuregimi sicacik yapmasini basariyor. Sevgili Firat Yaśa’ya tesekkurler!