Beni affetme... Anlama da... Hayatımın özeti, düzeltilemeyecek kadar vahim bir anlatım bozukluğu... Beni daha fazla konuşturma... Ben susayım, sen ağla... Gusül abdesti alabileceğim kadar gözyaşı biriktir benim için... Sonra beraberce çayıma siyanür karıştıralım. Önce göm beni, sonra anla…"
Çocukluğa, büyümeye, Beşiktaş'a, bayramlık ayakkabılara, içinden oyuncak çıkan yumurtalara, coğrafi uzaklıklara, bakmak için ölünen gözlere bakamaya, âşık olmaya ve olamamaya; bazen Deep Purple'a, bazen Ferdi Tayfur'a, bazen Salinger'a, bazen Oğuz Atay'a; anneye, babaya, kardeşe, sevgiliye, insana; kısacası hayata dair tesirli bir bakış açısı...
Yanı başımızdaki insanların trajedilerine bir sigara içimi süresince üzülüp sonra unuttuğumuz bir dünyada Ali Lidar, yazdıklarıyla donmuş insanlığımıza ateşle yaklaşıyor.
Bu kitaba gerçekten verilecek bir yıldızım yok. Şu an yanımda bir kağıt öğütücü olsaydı da gerçekten sayfaları üşenmeden tek tek kağıt öğütücüden geçirirdim. İki yıl önce sanırım D&R indiriminden sırf popüler bir şeye şans vereyim diye almıştım. Kitaplıktaki tüm kitapları eritmeden yenisini almayacağım challengem yüzünden okunmuş bulundum. Bir gün hatta bir otobüs yolculuğunda kitabın yarısına geldim. Bu kaybedenler edebiyatı Türkiye'de çok sevildi, seviliyor. Sanırım başarısızlıklarımıza kılıf aramayı çok sevmenin başka bir yolu. Sosun için biraz Ferdi Tayfur, biraz tuborg, biraz Oğuz Atay tutunamayanlar, biraz semt ve Beşiktaş övücülüğü de verildi mi okuyucu coşuyor. Kolay tüketildiği için de sanırım prim yapıyor. Lisede ergenken okuduğum için pişmanlık duymadığım Cezmi Ersöz kitapları kopyası gibiydi. Bilmiyorum belki de ben kendi yaşantımın hiçbir noktasında yazarın içinde bulunduğu sosyal yaşam koşullarına maruz kalmamış biri olduğum için ajite buldum. Bir daha hiçbir kitabına da şans vereceğimi sanmıyorum. Kitabı gerçekten sırf para verdim ve daha nasıl arabeskleşir diye diye okudum. Kitabın bana kattığı tek şey edebiyatın ne olmadığını bir kez daha anlamak oldu. Üstelik o metinlerin içini George Perec ile Mussil ile süsleyince de çok kaliteli durmayacağını.
Daha once Ali Lidar'i gerek internette gerekse onceki kitaplarindan taniyordum. Bu kitabi da uzun zamandir bekliyordum Turkiye'den gelsin diye. Aslinda zaman zaman gordugum alintilar ile sanki trailer'ini cok begendigimiz filmden beklentinizin biraz altindan bir keyif almaniz durumu vardir ya iste oyle bir durum ile karsi karsiyayim.
Eski bir dostumu hatirladim yer yer bu kitapta. Onunla da geceleri uzun uzun muhabbet eder ara sira sacmalardik. Zaten ara ara bu kitaptan paylasimlar yaptim kendisi ile. Eminim en yakin zamanda o da okuyacak. Bu arada eski dost derken dostlugumuz eski ama hala devam ediyor :)
Kah Ali Lidar'in genclik yillarina, kah cocukluguna yolculuk yaparken, bize bircok yazar, kahraman, filozof ve bolca Ferdi eslik etti.
... Spoiler ... • Eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. Bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar. Uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar. Ama sevgine karşılık çıkar mı ? O biraz zor işte.
• Ben de seni sevecek gibiyim ama daha değil, der gibi gülümsüyor. Bekle, diyor sanki bana. Ben de bekliyorum.
• Hoşça kal derken benim olmadığım her yere değdi gözleri.
• Gözlerin gözlerimden hiç ayrılmasın diye kalan bütün uzuvlarını taparcasına seyretmekten feragat ediyordum.
Kitabın alıntılarıyla internette sık sık karşılaşıyor oldukça da beğeniyordum. Tarzı genel olarak Emrah Serbes'e benzettim ama onun yazılarında hissettiğim sıcaklığı bulamadım, biraz hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Bunun dışında yazarın edebi birikimi yüksek, bir çok kısımda sevdiği yazarları tekrarlayarak bunu göstermiş zaten. Kitapta adı geçen diğer yazarları da en kısa sürede okumayı düşünüyorum.
Tutunamayanlar tarzında bir deneme/öykü kitabı. Yazarın değindiği konuları sevdim ve birçoğunu kendime yakın buldum. Çok da edebi bir dil kullanmamasına rağmen bazı deneyimlerini ve duygularını anlatış şekli gerçekten etkileyiciydi. Altını çizdiğim bir sürü yer var. Bir puanı gereksiz küfür kullanımından ve yazarın bazı kısımlarda biraz fazla boş yapmasından kırıyorum. Özellikle küfür hiçbir kitaba yakışmıyor bence.
İsminin aksine her başlık parça tesirlidir. kitabı tek kelimeyle anlatmak gerekirse ''samimi'' diyebilirim. Yazarın Oğuz Atay hayranı olması da kitaba ayrı bir güzellik katıyor. İtinayla okuyunuz..
Çok akıcıydı. Yazarın dili gerçekten sıcak, kitabı bitirdiğimde okumuşum gibi değil de yazarla yüz yüze konuşmuşum gibi hissettim. Kitaptan alacağınız haz kendinizi öykülerle ne kadar iliskilendirdiginizle alakalı bence. Ben en çok hayatla ilgili yaptığı tasvirleri sevdim. Ve yazarın edebiyat bilgisi ve kitapta kullanış biçimi hoşuma gitti. Kitaba 3 yıldız vermemin nedeni ise bazı öykülerdeki tekrarlanmislik hissi oldu. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
"Keşke" adlı yazısıyla başlayıp "İntihar Kuşu" adlı yazısıyla bitiyor kitap. Her yazısında benliğiyle karşılaşıyor insan, sonra benlik diye bir şey yok diyor. Oralet içmenin kıymetini anlıyor insan bu kitapla... Sonra kitap bitiyor. Kitabı kapatınca:" Hayatımın özeti, düzeltilemeyecek kadar vahim bir anlatım bozukluğu..."(yazısıyla irkiliyor insan.)
İlk başta çok samimi başladı. Sonra bir şey oldu ve etkisini yitirdi. Depresif biraz. Hikayeler tekrarladı falan. Yine olsa yine okurum orası ayrı. Ama bir şey oldu işte, o tılsım gitti.
25 yaş altı kendini "kaybeden" olarak gören insanlara hitap ettiğini düşündüğüm edebi değeri olmayan hikayeler. 2-3 hikaye dışında beni çeken bir şey olmadı.
2. Ali Lidar kitabım... Bu kitap bir gunde bile bitebilecekken elimde 3 gün süründü. Ali Lidar her şeye dair yazmis;kitaplardan,bize hiç bir şey kazandırmamış olan edebiyat derslerine hatta yüksek puan alıpta atanamamaya.... misal ben 87.013 alip atanamamistim... Net ne diyebilirim: Kitap beni çok yordu!!!! Kaybedenler kulübü gibiydi ...Depresifti,kişisel dertleri sonucunda kırmızı tuborga sığınan adamdı. İç boğucuydu, bazi yerlerde feci oldum misal bağırmayın bana adlı yazısındaki pavyon anılarında,sazanaki de pişman olsa da bir canlıya zarar veridigi icin kendisine sinir oldum. Beğendiğim yerler olsa da genel anlamda zor ve beni okuyamama haline sokan bir kitap oldu. O nedenle ben tavsiye etmiyorum. Seviyorum bu tarz okumaları diyorsanız saygı duyarım.
"Gündüz çekilen acıları ertelemek kolay gibidir. Akıp giden hayata ve insanlara bakarak bile biraz olsun oyalanmak mümkündür gündüz. Gecenin hüznü ise hafif megaloman bir hüzündür. Peki ya sabaha karşı... beş gibi..."
İlk defa kalemi ile tanıştığım bir yazar oldu Ali Lidar benim için. Deneme ,günlük tarzı yazdıkları ilgimi çekti hatta diyebilirim ki oldukça beni etkiledi. Süsten uzak, dobra , samimi biraz küfürlü ifadeler bence oldukça dikkat çekiciydi. Bilemiyorum garip bir şekilde cümlelerine bağlandım. Severek ve satır altlarını çizerek sayfalarını çevirdim kitabın... Özellikle annesi ve gösterilemeyen, ifade edilemeyen anne sevgisi hakkında yazdıkları beni derinden etkiledi.
Ali Lidar kelimelerle vals yapıyor. Öyle bir tevazu ile çıkıyor ki karşınıza, tevazu gösterdikce büyüyor, devleşiyor satırların arasında. Çok dolu, çok doğal ve aradığım edebî dil, bütün o ipsiz sapsız küfürlere rağmen. Sevgiyle Ali Hocam. Sakın birakma hep yaz.. Ruhuna, yüreğine, kalemine sağlık...
Okuduğun üç Ali Lidar kitabı (Aslında Herkes Haklı, Olmamış Kahraman Emeklisi, Tesirsiz Parçalar) arasından en beğendiğim olan bu kitap diğerleri gibi sadece şiir değil, içinde kısa hikayelerde bulunuyor ve en az şiirler kadar güzel sanırsam Ali Bey en sevdiği şiirlerini ilk kitabında kullanmış diğer kitaplara "posası" kalmış.(Ayrıca Alengirli Şiir'i favori şiirlerimdendir.)
Yazarlar aynı yaşlarda olmanın verdiği benzeşmeyle son dönemde üzerine en çok notlar aldığım kitap. Bu tür kitaplar parça parça keyifli ve düşündürücü olsada sonunda bütünselliğin olmaması eksiklik hissi veriyor.
Bu kitabı kimin tavsiyesi üzerine aldım, hiç hatırlamıyorum. Eğer birisi bana özellikle bu kitabı önerdiyse beni hiç tanımamış, ben bir yerden görüp aldıysam da kendim kaşınmışım☺️ Bana sorarsanız ismiyle müsemma; içi tesirsiz, anlamsız parçalarla dolu bir kitap. Zaman kaybı.
Öneri üzerine yazar ve okuduğum ilk kitabıyla tanıştım. Olduça akıcı,hayatın içinden parçalarla hayatımıza dokunmuş. Bazıları beni derinden ekledi. Keyifle okunacak bir kitap :)
İlk duyduğumda okumak istemedim, şişirilmiş biri gibi gelmişti. Halbuki hiç öyle değil, kitaplara olan tutkusu gayet rahat hissediliyor. Çok okumayı tercih ettiğim bir tür olmasa da iyi bir kitaptı, okudum, hemfikir oldum çoğu yerde, bazen hisleri sert geldi, bazen de umarım Cezmi Ersöz'e dönmez dedim kendi kendime. Dönmedi de.
Deneme/Yazın türünde yazılan eserlerin popülaritesinin arttığı şu son üç senede, çoğu yeni yazar bu yolu kullanarak okuyucular ile buluşmayı tercih ediyor veya el yatkınlığından ötürü bu türde eser vermek istiyorlar. Üç sene önce modern denemeleri okumaya başlamış ve ilk başta çok beğenmiş, ama sonrasında piyasaya gelen birkaç kitapta, denemelere kitle çeken kitaplar içinde popülerleşmiş cümleleri yer değiştirerek kendisininmiş gibi kullanması gibi olaylara tanık olunca bu modern denemelerden elimi ayağımı çekmiştim.
İki sene sonra ilk defa aldım elime bir modern deneme ve açıkçası hayal kırıklığına hiç uğramadım. Deneyimlerimden dolayı bir beğeni beklentisi ile okumaya başlamamıştım, ama beni etkileyen o samimi dil, abartısız üslup ve kulağa güzel gelmesi için birbirleriyle bağlantısız kelimeleri bir araya getirerek ortaya hoş bir şey çıkardığını düşünenlerden uzakta kalması sebebiyle okuduğum en iyi modern denemeler arasına girdi. Amma velakin, kısa olmasından mıdır yoksa yazar ile arada bir fikir ayrılığına düşmemizden midir, kitapla hislerim arasında bir kesişme olmadı çok. Beni yanlış anlamayın, kitap her sayfada bir şeyler hissettirdi ve düşündürdü, ancak bu ikisi arasında sebebi bilinmez bir kopukluk vardı. Belki benden de kaynaklanan bir sorun olabilir. Orası benim için muamma.
Senenin bitirdiğim ilk kitabı deneme olması yeni bir başlangıç, bir ferahlama gibiydi. Bu amaç için seçmiştim zaten ve doğru bir seçim yaptığım için sevindim. Pek önemi olur mu bilemem ama, tavsiye edilebilecek bir kitap bence.
Nette durmadan gördüğüm Ali Lidar sözleri ve alıntıları uzun süredir dikkatimi çekiyordu. Birde D&R da 9.90 a düşmesiyle birlikte bu kitabı aldım. Deneme türünde bir eser. Çocuklara daha doğrusu 15 yaş altı gençlere biraz daha dikkat etmeleri gerek gibi. Baya küfür vardı. :)
Tarzını ve ilk 80 sayfasını çok beğendim. Sonlara doğru rutine bağladı. Başlarda çok güzel hatta birkaç kişiye bile önerdim ama sonlara doğru okudukça bundan pişman oldum desem yeridir. Ama kitabı çok da gömmek istemiyorum. Çünkü idare ederin baya üstünde..
Okunulabilir güzel bir eser. Tavsiye ederim. Sanırım hala 9.90 D&R'lerde.
Basımının 3. Yılında 10. Baskıya ulaşan bomboş bir kitap. Almaz olsaydım.
Afilli filinta tayfasının bir kopyası tüm yazılanlar. Aforizma yapıcam diye edebiyat katledilmiş. Hadi yazar yazmış, editörü yayınevi nasıl basmış bu kitabı tuhaf. 10 baskıda hâlâ imla hataları, hâlâ anlatım bozuklukları...
Siz yorumlayın; " Gitmek istiyorum derken dudakları titriyordu. Dudakları, intihar tereddüdü yaşayan, onuncu kez yakalanmış asker kaçağıydı. Son kez uzattığı eli ter içindeydi. Avuçları, saunaya kilitlenmiş mülteci penguen yavrusu kadar ürkekti."
Oysa sadece iki cümle yeterdi yazarın derdini anlatmasına. "Gitmek istiyorum derken dudakları titriyordu. Son kez uzattığı eli ter içindeydi."
Eskişehir'de üniversiteyi okuduğum ve beş yıl acısıyla tatlısıyla birçok şeyi yaşadığım, (hatta aynı dönemde okumuşuz yazarla kim bilir belki de tanıyorumdur yahut bahsettiği yerlerde aynı anda oturmuşuzdur) hali hazırda bugünümdeki yaşanmışlıklara da dokunması kitabı beğenmem için yeter bir sebep oldu. Bir nevi günlük. Daha çok kalbi konuşmuş. Bazı yazılar kendini tekrar etse de tek solukta bitebilecek, çokça tanıdık gelebilecek duyguların dökümünü bana göre oldukça sade ve samimi bir üslupla yazmış.
Kısa hikayeler ve düşünceler... Bazı cümleler bir bıçak gibi karnınıza giriyor. Kan kaybetmenizi sağlıyor ama sonrasında toparlanıp yürümek de iyi hissettiriyor. Ali Lidar, kırmızı tuborg seviyor, Eskişehir'de dolaşıyor ama en çok da melankolik bir tavırla kimseyi takmadan yazıyor. Dildeki küfürlerden korkmuyor ve anlatmak istediğini bu sadelikte dile getiriyor. Elbette hepimiz gibi etkilendiği yazarları var, tesirsizlikte bir anlam var. Okuyan anlar.