Osmanlı' nın hüküm sürdüğü yerler arasında insanlığın en eski kültürlerinin izleri vardır. Bugün buralarda yaşayan bedbaht insanlar, petrol parası ve Amerikan desteği ile geçinen bir avuç eski haydut-yeni kral/emir/şeyh takımı dışında o eski uygarlıkların seviyesinde bile değildir. Ben Bingazi'ye gittiğimde şehirde yalnızca bir tek sinema olduğunu duymuştum. Pislikten geçilmeyen, lagünü lağım olmuş olan Bingazi'den beni eski Kyrene'ye götürdüler. Kyrene MS 2. Yüzyıl'da büyük bilim insanı Eratostenes'in doğduğu şehirdir. Şimdi harabe olan bu şehirde muhteşem bir su dağıtım sistemi, umuma açık banyolar ve üç devasa tiyatro bulunmaktaydı. Kyrene'nin az ilerisindeki liman şehri Apollonia ise Kyrene'dekiler yetmezmiş gibi ayrıca büyük bir tiyatroya sahipti. Yüzyıllarca Osmanlı hakimiyetinde kalan Libyalı insanlar, bu süre zarfında Kyrene'de ikibin küsur sene önce yaşamış Yunanlıların bile altında bir düzeye düşmüşlerdi.
Beyt-ül Hikma'nın vatanı Bağdat'ın başkenti olduğu Irak'taki hangi arkeolojik buluşu bir Osmanlı yapmıştır? Eski Ortadoğu' nun hangi dilini bir Osmanlı çözümlemiştir? Haydi bu lüks işleri bir yana bırakıp, günlük ihtiyaçlara gelelim: Ortadoğu'nun eşsiz petrol hazinesini kim keşfetmiş, keşfedilenleri kim işletmiştir? Biliyor musunuz ki Atatürk bu talihsiz ülkeyi Osmanlı' nın pençelerinden kurtardığı zaman koca imparatorlukta jeoloji diploması olan tek bir insan bulunmuyordul Bu mu imrenilecek kültür? Bu mu gıpta edilecek yaşam? O mutlu insanlar mutluluklarından bıktıkları için mi Birinci Dünya Savaşı' nda cihad ilan eden zavallıların zavallısı hal1feye, yani Osmanlı padişahına burun kıvırıp İngilizler adına nice askerimizi şehid edip, tüm Ortadoğu topraklarımızı kaybetmemize sebep olmuşlardır? Ben hem Ortadoğu'yu hem kuzey Afrika'yı hem Balkanları jeolog olarak epey dolaşmış bir insanım. Oradaki Osmanlı hatırasının hayırla yad edildiğini mi sanıyorsunuz? Osmanlı'dan oralarda ne kadar nefret edildiğini ben Londra'da davetli bulunduğum bir akşam yemeğinde Türk olduğumu öğrenir öğrenmez bana yüklenen güzel bir Şamlı hanımın ağzından da duyduğum zaman, bunu zaten bilmeme rağmen, bu genç kadının nefret hislerinin şiddeti karşısında kanım donmuştu. Haksız mıydı? Eğitim mi götürmüştü onlara Osmanlı? Sosyal adalet mi vermişti? Onları düşmanlardan mı koruyabilmişti? Kültürel ve doğal zenginliklerini keşfederek refahlarına mı katkıda bulunmuştu?
Bu bilim adamları, Kur' an' ın Halife Osman zamanında tek bir metin haline getirilmesinden önce bile içeriği hakkında Peygamber Muhammed'in yakınları arasında çok önemli tartışmaların olduğunu belgelemişlerdir. Bu tartışmaların en basit olanları Arap yazısının karakterinden kaynaklanıyor ve değişik noktalama ile anlamları tamamen değiştirilebilen kelimeler üzerinde yoğunlaşıyordu. Başlangıçta noktalamasız yazılan surelecin anlamları bu nedenle muğlaktı. Örneğin, Peygamber Musa ineğe tapan halkına "faktulu anfusakum" mu demişti, yoksa "faakilu anfusakum" mu demişti? Yani "birbirinizi (yani aranızdaki suçluları) öldürünüz" mü demişti, yoksa "olmuş olanı geri çevirin" mi demişti? veya 48. Sure'de "wa-tu'azziruhu" mu denilmiştİ yoksa "watu' azzizuhu" mu denilmişti? (yani Allah' a yardım edin mi, yoksa Allah'ı yüceltin mi). Surelecin "gerçek'' olup olmadığına kadar varan çok daha ciddi tartışmalar ise örneğin yetmiş sureyi bizzat Peygamberin ağzından duyduğunu iddia eden Abdullah ibn Mes'ud ile Halife Osman'ın nihai Kur'an metninin otoritesi kabul edilen Zaid ibn Sabit arasındaki düşmanlığa varan tartışmalarda görülür. Ignaz Goldziher bu tür tartışmaların politik motifleri olduğunu da belgelemiştir.
Dolayısıyla Kur' anın bugün elimizdeki metninin tartışmaya açık bir metin olması, Kur' an tefsirlerine bambaşka bir önem vermektedir. Bir diğer deyişle, Kur' an metni, bize din derslerimizde öğretildiği gibi, Peygamberden günümüze kadar hiç değişikliğe uğramadan gelmiş kanonik bir metin değildir. Bazı ilahiyatçılar bu sıkıntılı durumdan tüm "variae lectiones"i ("değişik okumalar") vahyedilmiş kabul ederek kurtulmaya çalışmışlarsa da böyle bir yorum bizzat Allah'ın Kur'an'da dile geldiğine inanılan niyetlerini gölgelemekten başka bir işe yaramamıştır.