TREVANİAN’IN AĞIRBAŞLI POLİSİYESİ
Kasaba romanına öncelikle polisiye edebiyat açısından yaklaşacağım.
Önce “polisiye” terimini mystery fiction anlamında kullandığımı söyleyeyim. Mystery fiction gizem içeren bir cinayetin çözümünün hikaye edildiği romanlardır. Bu romanlarda bir suç işlenir, bu suç genelde cinayettir, olay örgüsü bu suçun çözümüyle ilerler. Amaç suçu kimin, nasıl ve neden işlediğini belirlemek ve bir tür adalet elde etmektir.
Gelgelelim Batı edebiyatında crime fiction, mystery fiction, suspense ve thriller gibi farklı isimlendirmeler olsa da Türk edebiyatında bu türlerin hepsine birden ‘polisiye’ denilmekte, daha doğrusu suç (cinayet) içeren bütün romanlar polisiye kapsamına dahil edilmektedir.
Oysa polisiyede esas olan suç değil muammadır. Muammasız polisiye olmaz ama suçsuz polisiye olur. Çünkü suç içermeyen, yalnızca bir muammanın çözümünü hikâye eden polisiyeler vardır. Örneğin Sherlock Holmes öykülerinin azımsanmayacak bir bölümünde ünlü dedektif suçla alakalı olmayan gizemli durumların peşine düşer. Dolayısıyla polisiye romanlar bir gizemin ardından yatan gerçekle ilgilidir. Bu gizem çoğunlukla bir suçla alakalı olsa da bu zorunlu değildir. “Suç”un gizem yaratmaya elverişli bir eylem olması nedeniyle polisiyelerde yaygın şekilde ele alınması polisiyenin suçla eşdeğer görülmesine yol açmıştır denebilir.
Bu kadar açıklamayı şundan yaptım; Trevanian’ın Kasaba romanı bu anlamda tam bir polisiye roman (mystery fiction). Çünkü romanda bir cinayet işleniyor, cinayetin faili belli değil, başkahraman bu cinayeti araştırıyor, ipuçlarının peşine düşüyor, şüphelilerle görüşüyor ve en sonunda katili buluyor. Dolayısıyla Kasaba’da katil kim, cinayeti neden işledi sorularının cevapları ortaya çıkarılıyor. Romanın temel izleği bu gizemli cinayetin çözülmesi. Yanı sıra cinayet gerekçesinin makul olması, katilin sürpriz biri çıkması gibi faktörler açısından da başarılı bir polisiye.
Ancak polisiye edebiyat söz konusu olunca getirilen bazı eleştiriler vardır; mesela polisiye romanların karmaşık bir suç, bu suçu çözmeyi amaçlayan bir araştırmacı, bilinmeyen bir suçlu, çok sayıda şüpheli, ipuçlarının değerlendirilerek şüphelilerin tek tek elenmesi, suçlunun bulunması ve yakalanması gibi olmazsa olmaz kabilinden unsurları nedeniyle son derece katı ve kurallı bir yapısı vardır ve bu yapı onları klişeye düşmeye daha elverişli kılar. Ayrıca Raymond Chandler’in ifadesiyle pek çok polisiye romanda canlı kanlı karakterler, güzel diyaloglar, iyi bir tempo ve gözlem gücüne dayalı ayrıntılar bulunmaz, atmosfer bir karatahta kadar soğuktur. Yani bir romanı iyi yapan unsurlar muammanın karmaşıklığına kurban gider.
Bu eleştirilerde haklılık payı yok değildir; polisiye deyince hemen akla gelen yazarların eserlerinde bu türden noksanlara rastlarız elbette. Ancak bir yerden sonra bu eleştiriler bazı okurlar nezdinde ve özellikle akademik camiada polisiyenin edebiyata dahil edilmeyecek bir tür olduğuna kadar varır.
İşte “Kasaba” romanı başta başkahramanı Teğmen Lapointe olmak üzere son derece gerçekçi karakterleri, hikâyenin geçtiği Main’i bir karakter gibi işleyen ayrıntılı tasvirleri, kitabilikten uzak, etkileyici diyalogları, hiçbir aksiyon ya da görünür heyecan içermeyen ağırbaşlı anlatımına rağmen okurun ilgisini bir an olsun kaybettirmeyen olay örgüsüyle dört dörtlük bir polisiye romandır ve yukarıdaki eleştirilere de çok güzel bir cevaptır. Demek ki bir roman, türü nedeniyle iyi veya kötü olmaz, belki polisiye romanlar kurallı yapıları nedeniyle diğer türlere göre bir sıfır yenik başlarlar maça ancak iyi yazıldıkları takdirde iyi edebiyata dahildirler.
Kısacası Trevanian bal gibi polisiye roman yazmış ve bu ağırbaşlı polisiyesiyle “iyi polisiye iyi edebiyattır” sözünü haklı çıkarmış.
(Bir yıldızı çeviri nedeniyle kırptım. Bendeki 93 baskısıydı, çeviri Trevanian olmasa okunmayacak kadar kötüydü. Ama sonraki baskılarda düzeltilmiş sanırım.)