Hot Night in the City is a masterwork from Trevanian, whose unique ability to create a new stylistic "voice" for each genre he visits has produced the international best The Main, The Summer of Katya, and Shibumi , and his hundreds of thousands of ardent fans.
Hot Night in the City offers a feast for every action, romance, laughter, love, wit, compassion...all seasoned by a wryly oblique view of the human condition. The reader meets a parade of unforgettable characters in compelling a bewitching young madman charms his trusting victim, two strong Basque women battle over an apple tree, a crusty old carnival huckster instructs his adolescent apprentice, an embittered young soldier rescues the dignity of a faded whore, a famous writer learns an unpalatable truth about himself, and more. The feast of Hot Night in the City is both delicious and nourishing, both spicy and satisfying.
Rodney William Whitaker was an American film scholar and writer who wrote several novels under the pen name Trevanian. Whitaker wrote in a wide variety of genres, achieved bestseller status, and published under several other names, as well, including Nicholas Seare, Beñat Le Cagot, and Edoard Moran. He published the nonfiction book The Language of Film under his own name. Between 1972 and 1983, five of his novels sold more than a million copies each. He was described as "the only writer of airport paperbacks to be compared to Émile Zola, Ian Fleming, Edgar Allan Poe, and Geoffrey Chaucer." Whitaker adamantly avoided publicity for most of his life, his real name a closely held secret for many years. The 1980 reference book Twentieth-Century Crime and Mystery Writers listed his real name in its Trevanian entry.
If you know Trevanian, it's probably because of the Sanction novels--The Eiger Sanction and The Loo Sanction--his parodies of James Bond that acquired a life of their own, much to the author's surprise. Or you have read Shibumi, which has something of the same flavor as the Jonathan Hemlock books but is notched up a lot more in terms of--well, everything. This is a collection of short stories, some of which seem to be drawing on characters or settings that he has mined elsewhere, most obviously the Basque people, whose naive, self-righteous, superior smugness is obviously a source of great entertainment to the author. The best in this collection, "Mrs. McGivney's Nickel," however, is one that is pretty clearly based on autobiography, and is a beautifully rendered portrait of childhood in the closing years of the Great Depression. The details, so casually delivered (who, for example, other than someone who was there, would remember that pre-WW2 margarine was marketed with orange powder so consumers could mix it up and make it look more like real butter?) are absolutely convincing, immersing us in Jean-Luc's life to the tips of his dusty toes. Full disclosure: I have always loved Trevanian's work, and it's a distinct pleasure to discover this after so many years of thinking he had only written those cloak-and-dagger novels. Now I have to lay my hands on the novel that is the more complete rendition of "McGivney": The Crazyladies of Pearl Street. That will be a joy as well, I'm sure.
Yazarın yıllar önce Şibumi romanını okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabı ise yine yıllar önce bir dostum hediye etmiş, kitaplığımda öylece durmaktaydı. Ve elime alıp okumaya başladığımda beklentim oldukça düşüktü, özellikle okuduğum yorumlardan sonra. Ama kitaptaki öykülerin çoğuna bayıldım. Mizah var, akıcı, net bir dil, sürükleyici hikayeler. Çeviri de gayet iyi. Yalnız redaksiyonu berbat.
Trevanian, Şibumi yazarı olmak bakımından bende sonsuz bir krediye sahiptir. Bu kitaptaki öykülere özel bir beklentiyle başlamasam da kitaba adını veren ilk öyküyü okuduğumda çarpıldım. Böylece sonraki öykülerde beklentim tavan yaptı ve yer yer hayal kırıklığına uğradım.
Yine de Miss Plimsoll'un işten kovulma Sorunu ve Rastlantılar zinciri gibi kalburüstü, zevkle okunan öyküler de mevcut kitapta. Kentte Sıcak Gece ise polisiye yazmak isteyenlere ders niteliğinde okutulabilecek bir metin. Trevanian bu öyküde hikaye nasıl kurgulanır, sahici karakterler nasıl yaratılır, okur nasıl yanlış yönlendirilir ve ters köşe yapılır meselelerine dair kusursuz bir örnek sergilemiş.
Son öykü ilkinin başka bir sonla bittiği versiyon. Ama bunun için bütün öyküyü baştan sona aynen tekrarlamaya gerek yokmuş bence. ilkinin sonuna alternatif son diye bir başlıkla eklense daha iyi olurmuş.
Polisiye öykü derlemesi olduğunu düşünerek başladım ama çok daha geniş yelpazede bir derleme çıktı. Öykülerin geneli üst düzey değil ama çok sürükleyici. Trevanian insani halleri iyi anlatsa da kurgusal olarak çok etkileyici işler çıkarmıyor bana kalırsa. Öykülerde mizahi, dramatik pek çok yan var, başarılılar da. Ama Kentte Sıcak Gece öyküsü dışında yeterince etkileyici değiller. Kentte Sıcak Gece iki farklı finalle bulunuyor derlemede. İki insanın ufak yoldaşlığının nerelere varabileceğini yüzümüze çarpıyor. Kentteki bunaltıcı havayı hissettiriyor. Çok iyi bir polisiye öyküydü. Bunun dışında Yuvarlak Masa Şövalyesi’ni düşürdüğü hali de çok sevdim. Algılar üzerine mizahi bir dokunuşla ilginç bir öykü çıkarmış.
"Tabii, bir ağacın hayvan gibi hareket etmesi söz konusu olamaz. Sepete elini attığında hiçbir ses kalmamıştı. Zaten Açgözlü Vaşak hakkından fazlasını alıp gitmişti. İşte, Ağaç da o gün kendi kendine yemin edip hayvan türünden kendini soyutlayarak bitki türünün bir üyesi olmuştu."
Efsane Öyküler Kitaba ismini veren açılış öyküsünde, normalin üstündeki sıcak hava çöküntüsüyle yaşamın durma noktasına geldiği şehir arka fonunda biri sapık iki yalnızın diyaloğunu okuyoruz. (Trevanian öykünün sonunu mu beğenmedi yoksa baskı mı gördü bilinmez, kitabın sonunda bu öyküyü son paragrafı değiştirilmiş haliyle yeniden okuyoruz.) Amerika'nın 1930 Bunalımı’nda üçkağıt çevirerek hayatta kalmış bir ihtiyarla, macera yaşamak için evi terkeden bir delikanlının uygulamalı üçkağıt dersleri de içeren yol arkadaşlığını, İşte Buna Şapka Çıkarılır Evlat öyküsünde okuyoruz. Yazma kabızlığı çeken yeteneksiz ama ünlü bir edebiyat yazarının, saçını süpürge ederek çalışan sadık ruhlu sekreterini sıradan haline gıcık kaptığı için kovmanın hesabını yapınca aralarında geçen- edebiyat dünyasında dönen dolapların da mevzu edildiği-gergin diyaloğu, Miss Plimsoll’un İşten Kovulma Sorunu öyküsünde okuyoruz. Rick’in Barı öyküsünde, kadınları tavlama ustalığıyla övünen bir adamın aşk macerası arayan evli bir kadının tuzağına düşmesini bir bar ortamında tanık oluyoruz. Köyün Kurnaz Delisi öyküsünde, görüntülere bakarak yargıda bulunmayı alışkanlık haline getiren köylülerin bir deli tarafından tongaya getirilmesi anlatılıyor. Mrs. McGivney’s’in Beşlikleri öyküsü Trevanian’ın, İnci Sokağı romanından dramatik bir bölüm. Çocukluğunu yazdığı bu romanda Trevanian, sözkonusu bölümde komşusu yaşlı kadının ilgisine cevap veremeyişini anlatır. Algı üzerine dersler içeren Büyülü Orman öyküsü! Ünlü ve zengin şövalye atıyla ormanda kasıla kasıla yeni maceralara doğru yol alırken karşısına çıkan cadı “oooo, bak sen şu işe! Domuza binmiş dilenci geliyor” der. Bizimki küplere biner tabii. Cadının söylediklerine bakılırsa, orman büyülüdür ve her şeyin tersini göstermektedir. Ayak tabii. Cadı tuzak kuruyor. Metaforik bir metin. Medeni şehirler de zengini fakir, fakiri zengin, dangalağı akıllı, akıllıyı dangalak, güzeli çirkin, çirkini güzel, pisi temiz, temizi pis gibi her şeyin tersini göstermez mi? Bir Bayram Öyküsü’nde insanlık tarihinin kırılma anına tanıklık ediyoruz Roma İmparatorluğu’nun sınır eyaleti Kudüs'deyiz. Efsane Vali Pilatus’la tanışıyoruz. Doğruları söyleyip davrandığı için ‘arızalı’ görülüp Kudüs’e sürülmüş Pilatus’ün ayaklanmalarla başı dertte. Hemen her gün ipini koparan biri “ben mesihim, sizin kurtarıcınızım” deyip peşine birilerini takıp ortalığı karıştırıyor. İşte böyle bir Kudüs ortamında Pilatus’a yobaz kalabalığıyla bir adam getiriliyor. Papazın başını çektiği kalabalık adamın öldürülmesini istiyor. Suçu “ben Tanrı’nın oğluyum” diyormuş. Pilatus nazik bir biri, kitabında şiddet yok, mecbur kalmadıkça ölüm cezası vermiyor... Tarihi olayı Trevanian yorumundan okumak, nasıl desem, öyle işte, kelime bilsem anlatacağım da. Öyle işte!
This was a somewhat unexpected read for me. I know Trevanian primarily as a thriller writer, albeit with a sardonic twist (The Eiger Sanction, The Loo Sanction, etc.), but these short stories rarely visit that territory. Only the title story, told twice and bookending the collection, really qualifies as a crime story, and it is more interesting in that the two versions are mostly word-for-word identical, until the alternate ending, so serve as part of the book's ongoing commentary on identity construction and the value/nature of stories. Some of the stories are overly metafictional, such as "The Engine of Fate," in which the sort of mix-up one would expect in a farce throws together .. a writer of farces and an actress who despises such low work in favour of the social realism of Chehkov, Ibsen, and so on. Another possibly semi-autobiographical story is about a Depression-era boy whose elderly lonely neighbor seeks out his attention; both help deal with their lives by telling themselves stories. Another is about a Hemingwayesque writer (nicely skewered by Trevanian) and his amanuensis who, it turns out, has been licking his work into proper shape. Yet another is a literal retelling of an Indigenous creation myth. There's an impressive range of styles, and though some stories work better than others (the story about Pontius Pilate, for instance, was interesting but predictable), I found the collection consistently entertaining, and at times quite funny.
Trevanian'ın daha önce çocuk bakışıyla yazdığı bir hikayesini okumamıştım. Açık ara favorim o hikaye oldu. Umarım diğer kitaplarında daha fazla yazmıştır. Çünkü okuması çok zevkliydi ve baya da yüreğime dokunan bir hikayeydi. Kitabı bütün olarak nasıl değerlendirebilirim bilmiyorum aslında çünkü belli bir temaya sahip değil. Bunun sebebini de başta veriyorlar. Trevanian'ın dergilere yazdığı öyküleri birleştirmişler. Fakat söylemem gerekir ki her ne kadar hüzün kesinlikle kitabı tanımlarken kullanacağım bir ifade olsa da, eğlenceli ve yer yer umut dolu bir havaya da rastladım diyebilirim. Bazı efsaneleri kendince yorumlayışını da çok beğendim. İlk ve son hikayesi zaten direkt bağlıyor sizi. Her kitabında ayrı bir yönüyle tanışıyorum yazarın ve tekrar ona olan hayranlığımı depreştiriyor. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
4 stars out of 5. I reread a paperback which has been around here since it was published in 2001. It's a collection of short stories that range from 5 star amazing to 1 star outrageously bad. I have to suspect the writer was in his dotage and allowed his agent to pad out the book with a few pitiful stories he had written as a teenager. The book is worthwhile for the several very excellent short stories. The eponymous story Hot Time In The City is so good that it's barely possible to forgive the author for including the bulk of it word for word twice in the book - with somewhat different endings.
I'm not a fan of short stories, but three of these were delightful: The Sacking of Miss Plimsoll, The Engine of Fate, and The Apple Tree. Each story was written in a different "voice" and I liked that the first and last story in the collection were written with a different ending.
I really loved the stories in this book. Funny enough my least favorite is the title story "hot night in the city". It is a bit gruesome compared to all the others.
struggled to complete these short stories out of respect to Mr Trevanian. I failed miserably . A collection of hard to read and uninteresting material. Don't bother.
"Kadının tek doğal güzelliği, bu gözlerini çevreleyen upuzun kirpikleriydi. Adam ona gözlerinin güzelliğini kullanarak iltifat etmemesi gerektiğini düşündü çünkü bu karşısındaki kadının aslında güzel olmadığı anlamına gelebilirdi. Örneğin, espri anlayışı olmayan birine 'ne kadar safsın' demek gibi; sıkıcı bir kadına "ne kadar iyi bir dinleyicisin" demek gibi."
"İnsan bazen şu tek başına duran eşyalardan bile yalnız olabilir."
"Tanrı cimri insanları zenginliğin tuzağına düşürerek cezalandırır; tıpkı gönlü zengin ve bonkör kişileri yoksulluğun güvenli sığınağında koruduğu gibi."
"Borsa ile karnaval arasındaki ilişki ilginçtir. İşler ne kadar kötü giderse, o kadar işin içine girersiniz. İşler iyi gidince de, bu sefer de işin içine giremezsiniz. İşte bu kadar! "
" Kendi kendine konuşan birine herkes deli gözüyle bakar ama şarkı söylemenin hiçbir sakıncası yoktur; bunu herkes yapar. Gerçi, bu numarayı da kimse yutmazdı."
" Mantığa bak! İriyarı olanı besle, sıska olanı aç bırak!"
"Çelişkiler tüm Akdeniz uluslarını diğerlerinden ayırt eden bir özelliktir. Ancak, Yahudiler'in ahmaklığı çok kendine özgüdür. Belki karşısındaki kişinin onu aldatmasına izin vermeyecek kadar zeki olabilirler ama öte yandan kendi kendilerini çok güzel aldatırlar. Peki, bunun nedeni nedir diyeceksiniz? Çünkü bu zavallılar sadece ve sadece umudun kurbanları olmuştur." "
" "Düşünün ki, en cin fikirli tüccarın önüne ufacık bir umut ışığı atarsanız, kanar. Bu, tanrı ile pazarlığında bir kayıttır. Bir sözleşme gibi düşünün. Onlara bir avuç kum gösterin, hemen kanarlar. Çünkü sözleşmede onlara kutsanmış topraklar vaad edilmiştir. Onları bir anda bu inançla heyecanlandırabilirsiniz. Kolayca bir fanatik, bir romantik, bir yobaz olabilirler!" "
""Sen hiç birinin taşlandığını gördün mü? Ben gördüm. Buraya geldiğim yıldı. Bu insanların vahşetini izlemek için kendimi zorladım. İnanır mısın, kurbanın akıbetindense o kalabalığın dehşeti beni daha çok etkiledi. Zavallı bir kadındı üstelik. Suçu da zina. O sahneyi görmeliydin... önce yavaş yavaş teker teker eline bir taş alan kadına fırlatıyordu. Bu onun canını yakmak ya da cezalandırmaktan çok, işlediği suçu ya da günahı küçümsemek amacıyla yapılan bir şeydi. Ama bir, üç, beş derken o insanların nasıl vahşileştiklerini tahmin edemezsin. Gözleri parıldıyor, zevkten kendilerini kaybediyorlardı. Birbirlerini kışkırtarak galeyana geliyorlar, ağızları köpürüyordu. Ve o zavallı kadın... yalvarıyor... ağlıyor... orasına burasına isabet eden taşlara rağmen onları mantıklı olmaya davet ediyor, konuşmaya çalışıyordu. Önceleri acısını hiç belli etmemek için gayret sarf etti. Herhalde bunun onlara daha büyük bir zevk vereceğini düşünmüştü. Ama yüzünden aşağı kanlar süzülmeye başladığında paniğe kapıldı, korktu ve gücünü yitirdi. Yere düştüğünde daha çok taşlamaya başladılar. Attıkları taşlar bir insanı öldürecek cinsten değildi. Küçük küçük taşlardı. Bu kalabalığın içinde tek bir kişiyi sorumlu kılmaktan kurtardığı gibi, işkenceyi de uzatıyordu. Derken, kadın bir kez daha düştü ve yerinen kalkamadı. İnsanlar soluk soluğa sessizce başında bekledi. Kadın tekrar kalktı ama sendeliyordu. Kanlar yüzünü gözünü örtmüş, dişleri dökülmüştü. Artık insafa geleceklerini umarak tekrar yalvarmaya başladı. Önce kimse bir şey yapmadı, ama birden sanki aniden bir dürtüyle coşarak tekrar kadına saldırdılar. İki saatten fazla süren bu vahşet bittiğinde yerde sadece bir et yığını ve etrafında yine soluk soluğa bir kalabalık kalmıştı. Yerdeki şekilsiz cesede hâlâ taş atıyorlardı ve sanki bataklığa fırlatılmış bir taşın çıkardığı ses gibi bir ses çıkıyordu. Ve nihayet kalabalık, durulmuş ve tatmin olmuştu. Ağır ağır herkes evine gitti. İşin en korkunç tarafı, bu cinayetten kimse sorumlu değildi. Evlerine gidip gönül rahatlığı içinde, insanların hayvansal içgüdülerinin nasıl kurbanı olduğu üzerine konuşmalar yaptıklarından eminim." "
* "Hot night in the city" is the title of the first and altered-ending-only last of the 13 short stories by Trevanian. I find a single name pretentious, assuming fame. Amidst different earthy male-centric styles: native myth, Victorian farce, carnie hobo, Basque village, lonely boy, prim secretary wins selfish old author, quasi-brave knight, Pilate meets Jesus. The namesake story is about a grossly abused murderer, and grosses me out for the rest. Patience for detail and fascination with different voices, maybe you'll like them.
A collection of short stories in many different genres. I enjoyed most of the stories and was in the mood for short stories, rather than a long novel. This collection hit the spot for me. Very enjoyable.
It isn't exactly explained that this is a set of short stories. I enjoyed them for the most part. It did seem like a pretty self-indulgent exercise..."look at how many genres I can write in!"
a series of unrelated vignettes in a variety of voices, times and situations. A great writer. Title comes from one story written two ways that serves as the first and last in the book.