“Yazar, kendi çaresizliğini yazamaz. Başkalarını yazması da bundandır.”
Damla Damla Günler I (1969-1983), 1969’da Adalet Ağaoğlu’nu TRT’den istifaya doğru götürecek bir “karar zamanı” ile açılan ve günler boyu Türkiye’nin ’68 sonrası yakın tarihi ile yazınsal tarihine birinci elden ışık düşüren yetkin bir tanıklık.
Damla Damla Günler, yazınsal duyarlılığı ile toplumsal duyarlılığı hep el ele gitmiş bir Türkiye aydınının gözünden, içinden hep birlikte geçtiğimiz o hareketli ve hararetli günlerin hem soluk soluğa hem de defalarca okunacak izleri…
Adalet Ağaoğlu (1929); ’50’li yıllarda başlayan oyun yazarlığından ’70 sonrasında hız alan roman, öykü, deneme ve günce yazarlığına, yazınımızın en önde gelen modern klasiklerindendir.
Adalet Ağaoğlu, a writer born in Nallıhan in 1929, graduated from Ankara University's Faculty of Language and History-Geography, Department of French Language and Literature in 1950. Subsequently, she joined Ankara Radio in 1951, where she worked as a dramaturg, radio theater director, and program specialist following the establishment of TRT. He departed from his post in 1970, having served as the head of the Radio Department. Ağaoğlu's foray into poetry commenced with the publication of her work in the 1948 and 1949 issues of Kaynak magazine. She subsequently made her theatrical debut with the play "Bir Piyes Yazalım" (Let's Write a Play), which was staged in Ankara in 1953 and co-authored with a colleague. The initial work of fiction by Adalet Ağaoğlu was the 1973 novel Ölmeye Yatmak.
Adalet Ağaoğlu'nun günlüklerinin (yazar bunlara "Dert Dökme Defterleri" diyor) birinci cildi.
Ağaoğlu, baskı ve sansürden yılıp TRT'deki 17 yıllık radyo programcılığı görevini bırakıyor. Bu arada zaten tiyatro yazarlığı konusunda çok önemli bir yer edinmiş. Birçok oyunu AST'da kapalı gişe oynuyor, sonra siyasi nedenlerle devlet bir ara oyunlarını oynatmıyor. Neyse ki bu oyunlar kitaplaşıyor.
Tabii TRT'den ayrılmasının bir nedeni daha var: Hayatını okuyup yazmaya adamak. Derken bir roman kurmaya başlıyor: Cumhuriyet'in birinci ve ikinci kuşaklarını anlatacak bir roman: Ölmeye Yatmak. Zamanı bütün boyutlarıyla verebilmek için Milli Kütüphane'den belgeler topluyor. Daha önce denenmemiş biçimler üzerinde düşünüyor. Bu roman için şöyle diyor: "Ölmeye Yatmak'ta hiçbir şeyi yüceltmek istemedim. Kahramanlardan hiçbiri pir-ü pak ötekinin üstünde değil. Bütün çabam 'hayatın ta kendisine sığınmak" oldu."
Birkaç önemli eleştirmen kitabı çok beğeniyor. Olumsuz eleştiriler de çıkıyor. Yazar ise bu romanın kendi yazar çevresinde küçümsendiğini hissediyor (... Hadi o yaka öyle, orada sana ve iklime uzakta'lar ama 'kendi sınıfın'dakilerin önden sözleşmişçesine karşılıklı istihza dolu kih'leri.. ne ola ki") ama okur tarafından onaylandığını düşünüyor.
Bir gün eşiyle bindikleri bir takside şoförün arabasına gösterdiği aşırı özen yeni bir romanın esin kaynağı oluyor: Varını yoğunu sarı bir Mercedes'e yatıran Almancı Bayram'ın yol hikâyesi "Fikrimin İnce Gülü".
İlk hikâye kitabıyla Sait Faik ödülünü alıyor.
Yazarın çevresi imrendirici: yakın arkadaşı Sevgi Sosyal, Leyla Erbil, sonraları Selim İleri, bir ara Cemal Süreya, kardeşi zaten tanınmış tiyatro yönetmeni Güner Sümer, Orhan Kemal, arada görüştüğü Yaşar Kemal, Muammer Sun, Muhsin Ertuğrul, Oğuz Atay, Behçet Necatigil (yazar onun şiirlerine aşk derecesinde bağlı olduğunu söylüyor).
Bu arada okuduklarına (Çehov'u çok seviyor), dinlediklerine ve izlediği filmlere de yer veriyor. Sanatla dopdolu bir yaşam ve çevre.
Buraya yazılan güzel yorumlar üstüne ne yazılabilir, bilmiyorum. Hepsini beğenmeye çalıştım. Günlük okumayı seviyorum bir de Halil Ergün'ün her yerden fırlaması komik değil mi , bu kitapta bile ortaya çıkmış koca Ali Rıza Bey. Halil Ergün'ün geçen günlerde bir magazin programına çıkıp Ali Rıza Bey'in ölümünü tekrar canlandırması geliyor aklıma, gülmekten kendimi alamıyorum. Nerede Mahir Çayan'ın adıyla anılan Halil Ergün nerede Ali Rıza Bey. Sirkiye gerçekten. Adalet Ağaoğlu'nun günlüğü yazarken okuduğu kitapları da listelemek istiyorum, güncelleyeceğim.
Eğer Adalet Ağaoğlu'nu seviyorsanız ve hala okumadıysanız günlüklerini, "Damla Damla Günler"i okuyarak yazarı daha iyi tanıyabilirsiniz. Benim ikinci okuyuşum oldu...
Yalnızca bir yazarın günlüğü değil bu. Bir yazarın dünyaya, yaratı sanatına toplumuna bakış açısını yansıtan kendi deyimiyle 'dert dökme defteri' değil. Belli bir dönemin panoraması. En çok okumuş yazmış insanının, bir ideale inanmış gençlerinin canının yandığı, yakıldığı, bir toplumun üstünden silindir gibi geçildiği bir tarihi sürecin panoraması. Genç bir kadının, yazarın satırlarında sadece kendi yaşamı ve entelektüel çevresi yok sancılar içindeki bir toplumun görüntüsü de var. Böylesi günlükleri değerli kılan bir şey bu. Edebiyata sanata topluma dair çeşitli çok katmanlı yorumlar içerdiği için çok kıymetli. Herkese hitap eder mi bilmiyorum ama Adalet Ağaoğlu hem sevdiğim bir yazar hem de günlük anı mektup tarzında eserleri okumayı çok keyifli ve bilgilendirici buluyorum hem de 60', 70 li yıllara merakım dolu dizgin. Dolayısıyla beni çok tatmin etti eser. Çünkü gezi anlatıları da var, bir yandan Deniz'ler, Mahir'ler, Sinan'lar' da var çok cüzi bir biçimde değinmiş olsa da. Öte yandan Sevgi Soysal'lar, Leyla Erbil'ler, Muhsin Ertuğrul'lar, Oğuz Atay'lar, Füruzan'lar var. Ölmeye Yatmak eserinin, Fikrimin İnce Gülü'nün ortaya çıkışı ve işleniş biçimi, kendi yaşamından aile hayatından kesitler var. Daha iki yıl önce kaybettiğimiz Adalet Ağaoğlu kendiyle, toplumuyla çevresiyle sorgu içinde sürekli.
Adalet Ağaoğlu'nun Türkiye'nin zor dönemlerinde yazdığı günlüğünü okumak.. Bir insanın günlüğünü okumanın garip bir hissiyatı var. Kimseyle değil kendiyle paylaştığı kelimelerin arasında dolaşmak... Ama Ağaoğlu ya bunları yayımlayacağını bilerek yazdı ya da okura sunacak hale getirirken bazı şeyleri eledi. Bir yazarın hayatını onun günlüğünü okuyarak öğrenmek tüm biyografik bilgilerin ötesine geçiriyor kişiyi. Dönemin siyasi portresini, yazar arkadaşlarının hayatlarından kesitleri, Ölmeye Yatmak eserinin, Fikrimin İnce Gülü'nün ortaya çıkışı ve yayınevleriyle, edebiyat dünyasının diğer yüzüyle karşılaşmasını okumak isterseniz kesinlikle okumaya değer bir eser.
50 yıl öncesinde insanın aya inişini, Oğuz Atay'ın ilk romanıyla yazar olarak kendini kabul ettirme çabasını, 71 darbesini, Deniz Gezmiş'in tutuklanışını, Türkiye Öğretmenler Sendikası diye bir sendika olduğunu vb. yazarın günlüğünden okuyup öğrenmek hem gülümsetti hem hüzünlendirdi. İşin acısı 50 yıl içinde benzer şeyleri tekrar tekrar yaşadığımızı ve toplum olarak ilerlemeyip gerilediğimizi görmek.
Hem bir dönemin sosyal yaşamı hakkında sayısız izlenim ve anekdot, hem de Sol'un en kuvvetli olduğu dönemde ideolojinin taşıyıcısı olan insanların ruh ve zihin dünyalarında Ağaoğlu'nun çözümleyici kalemiyle zevkli bir gezinti. 2000'li yıllarda Siyasal islamcı iktidarın politikaları karşısında en azından tarafsız bir konum alan Ağaoğlu'nun o tavrının ipuçlarını ise, açıkçası bu notlarda bulamadım. "Resmi İdeoloji" hakkında eleştiri ve mesafe o dönemde kesin olarak görülüyor ama herhangi bir sağcı, islamcı çizgiye karşı ılık bir tavır asla söz konusu değil. Devamı mutlaka okunmalı.
Herhangi bir insanın, en sıradanının bile, günlüğünü okumak benim en büyük tutkularımdan biri. Hele bir de böylesine değerli bir hayat yaşamış, ülkenin “dar zamanlarına” tanıklık etmiş, pek çok önemli isim ile yakınlık kurmuş birinin günlüğünü okumak büyük bir zevkti. Adalet hanımın dünyasını az çok anlayabildiğime göre şimdi Dar Zamanlar üçlemesine başlayabilirim.
Adalet Ağaoğlu ile birlikte, Muhsin Ertuğrul, Mümtaz Soysal, Halil Ergün gibi nice erbabların da, zorlu politik koşullarda, hayatlarına, çabalarına tanıklık etme imkanı sunuyor. Ağaoğlu'nun günlüğü olması sebepli, kendi deyimiyle ucundan kıyısından burjuva yaşantısından da bir dem yakalatıyor.
Türkiye'nin geçtiği kritik dönemde tutulan günlük. Yaşanan sıcak olayların anlık değerlendirmesi.. Bugünden geriye doğru bakıldığında, o zamanın ruhunu yansıtmış Adalet hanım..