Yapı Kredi Yayınları toplu şiirlerini yayımladığı şairlerin kitaplarının tekil baskılarını yapmaya devam ediyor.
“Ben Ruhi Bey Nasılım”ın ardından Edip Cansever’in 1958 Yeditepe Şiir Armağanı’na layık görülen kitabı “Yerçekimli Karanfil” 1957 yılında yapılan ilk baskısındaki Orhan Peker’e ait özgün kapak tasarımıyla okurla yeniden buluşuyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel O başkası yok mu? bir yanındakine veriyor Derken karanfil elden ele..
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk Birleşiyoruz sessizce.
Edip Cansever (1928, İstanbul 1986, a.y.) İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Yüksek Ticaret Okulu’ndaki öğrenimini yarıda bırakarak babasının Kapalıçarşı’daki dükkânında ticarete başladı ve 1976’ya kadar antikacılık yaptı. Turgut Uyar ve Cemal Süreya ile birlikte “İkinci Yeni”nin öncü şairleri arasında anılan Cansever’in ilk kitabı İkindi Üstü (1947), 19 yaşında bir gencin dünyayla tanışmasının ve ilk itirazlara yeltenişinin izlenimlerini dile getirir. Yer yer acemice de olsa alttan alta, akacağı derin ve geniş yatağın ilk işaretlerini de taşıyan bu kitaptan sonra ç›kan Dirlik Düzenlik (1954), büyük ölçüde “Garip Şiiri”nin etkisinde kalsa da, şairin daha sonra İkinci Yeni’ye ulanacak şiir yaklaşımının ilk ipuçlarını verir; bu kitaptaki “Masa da Masaymış Ha”, Türk şiirinin en çok bilinen örnekleri arasında yer alacaktır. Cansever’in dilini olduğu kadar konularını, yöneliş ve tercihlerini de bulduğu kitap olan Yerçekimli Karanfil (1957), “bireyin yalnızlığı ve yabancılığının güdülediği sonsuz arayış çabası” biçiminde özetlenebilecek Cansever şiirinin temellerini atar; bu izlek, “dramatik şiir”in ustalık örnekleri olan Umutsuzlar Parkı (1958), Petrol (1959), Nerde Antigone (1961) ve Tragedyalar (1964) ile sürer. Çağrılmayan Yakup’la (1969) bafllayan, sol siyasal eylemlere duygusal ve düşünsel planda katılışın şiirleri, Kirli Ağustos’ta (1970) çeşitlenerek sürer, Sonrası Kalır’la (1974) destansı boyutlar kazanır. Ben Ruhi Bey Nasılım (1976) ve Sevda ile Sevgi (1977), toplumsal planda yaşanan “yenilgi”nin ardından yeniden bireysele dönüştür; Şairin Seyir Defteri (1980), Bezik Oynayan Kadınlar (1982), İlkyaz Şikâyetçileri (1984) ve Oteller Kenti (1985), bu “içe kapanış”ı evrensel yalnızlık planında kavrayışın şiirlerini toplar. Yerçekimli Karanfil ile 1958 Yeditepe Şiir Armağanı, Ben Ruhi Bey Nasılım ile 1977 TDK Şiir Ödülü, Yeniden (toplu şiirler, 1981) ile 1982 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü alan Edip Cansever’in yayımlanmamış şiirleri Gül Dönüyor Avucumda (1987) adlı kitapta toplanmıştır.
Her ay bir şiir kitabımı masama ve başucuma koyup ara ara okuyarak bu yıl düzenli şiir okuma gibi bir planım vardı. Bunu gerçekleştirsem de kitap yorumunu giremedim bunun en büyük sebebi şiir yorumlamayı bilmemem ve becerememem. Şiir kitaplarını puanlamayı doğru bulmuyorum ama oy vermemek de sanki haksızlık gibi geliyor. O nedenle hiç sevemediğim kitaplara 3, içine giremesem de birkaç şiirini güzel bulduğum kitaplara 4 ve çok beğendiğim şiir kitaplarına 5 yıldız veriyorum.
Bu kitapta da beğendiğim şiirler olmasına rağmen birçoğunun içine giremedim. Bazıları komik, bazıları da (Edip Cansever affetsin) basit geldi. Kitaba adını veren şiiri zaten neredeyse ezbere bildiğim için sırf onun için alınıp kitaplıkta duracak bir şiir kitabı. Onun yanında sizlere şu dizeleri bırakıyorum:
şimdi bir sevdayı izliyor uluslararası üç kişi deli ediyor onları sonsuzda çok isimli bir çay çok yuvarlak bir masa...
Şiirlerin bir kısmını anladım, bir kısmını -büyük bir çoğunluğunu- anlamadım. Bazıları rastgele söylenmiş cümlelerden oluşmuş gibi geldi ama eminim öyle değildir. Şiir akımlarına vesairelerine karşı çok bir bilgim yok o yüzden fazla bir şey söylemek istemiyorum. Ama anladığım kısmın çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim. 22 şiirden 8'ini çok sevdim özellikle. Post-itledim. Zaten dediğim gibi çoğunu anlayamadım bu da onun kanıtı. Ama sanırım benim gibi değilseniz seveceğiniz bir kitap, ben sadece dediğim gibi: anlayamadım.
Günlerin yoruculuğundan olsa gerek, bu aralar daha fazla sevgiye açım. Bu yüzdendir ben tüm şiirler pek sevdim. Baksanıza ne güzel diyor Cansever;
"Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel O başkası yok mu bir yanındakine veriyor Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk Birleşiyoruz sessizce."
Her kitaplıkta olsa, canımız her istediğinde alıp elimize bir şiir okusak bu kitaptan daha fazla mutlu olabiliriz gibi geliyor. Gofret parasına üstelik.
... “Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel O başkası yok mu? bir yanındakine veriyor Derken karanfil elden ele..
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk Birleşiyoruz sessizce.”
Bir yumurta alanına giriyoruz Biraz da ekmek Karnımız doydu diye söylemiyorum Ben şu son günlerde ekmek yemeyi tuhaf buluyorum İnsanın ekmek yemesi var ya İşte onu Tuhaf buluyorum Ben.
ikinci yenicilerin üslubuna pek alışamıyorum bir türlü. tabii ki şiir her zaman somut şeyleri ele almak ve bunları sıradan bir şekilde anlatmak zorunda değil, sonuçta insanın içine açılan bir dünyadan bahsediyoruz. fakat imgeleme öylesine soyut bir şekilde yapılıyor ki ikinci yenicilerde, muhtemelen benim kapasitem yetmediğinden, algılayamıyorum aktarılmak istenen duyguyu. gerçi bu akım zaten şiirde anlamı temele oturtmayan bir edebi akım olduğu için bir şey anlatılmak istenmiyor dahi olabilir, bilemiyorum kddjdk
bazı metaforlar ve simgeleştirmeler hoşuma gitse de ve özellikle kitaba adını veren şiir olan yerçekimli karanfil, bakmalar denizi ve altın ayak isimli şiirleri sevsem de genel olarak pek keyif alamadığım bir kitap oldu maalesef ki :(
Oysaki seninle güzel olmak var Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Biraz Ikinci Yeni akimi uzerine okudum, bu kitaptan sonra. Edip Cansever'in Ikinci Yenicilerden olmasina ragmen "siirin anlamli olmasi gerekmedigi" dusturuna karsi bir durusu oldugunu dusunuyorum. Yer yer imge havuzlarina dusuyor gibi hissetsem de bence Edip Cansever en azindan Yercekimli Karanfil'deki siirlerinde, Orhan Veli gibi acik sacik olmasa da bir yasama sevinci uzerine yaziyor, yasamin turlu turlu hallerine karsin arka planda hep varolan o ortuk ve saklayamadigi sevinc.
Ben gidince hüzünler bırakırım Bu senin yaşadığındır Bir ev sıkılır kadınlardaki Bir adam sıkılır kadınlardaki Seni sevmek bu kadar mı O benim yaşadığımdır.
Bazan da bir yerde kuşlar vardır Ne uçmak, ne görünmek için Bir karanfil pencereyi deler Bir kapı kendiliğinden kapanır İstesek sevişirdik, ama olmadı Biz değil yaşayan acılardır
Gitsem de her yerde biraz vardır Hatırda zamansız bir plak Bir otel kapısı, biraz istasyon Vardır o seninle birlikte olmak Buluşur çok uzaktan ellerimiz Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir cümle tuhafsa dikkat! pek tuhaftır insanın tırnak çıkardığı Sonra da boyadığı, ne demeli sonra da kestiği Korkum yok ben güpegündüz rakılar boğazlıyorum Gözlerimi batırıyorum ıstakozlara Oh ne güzel şişenin de bir anlamı oluyor böylece Kim konuşuyor ben konuşmuyorum.
Bir gün çok yürürseniz dikkat! sinekler şehirde kalıyor Bütün taşıtlar paslanıyor ayrıca Pencereli yıldız, misafirli oda, bol bol öttürüyorsunuz onları Çünkü kırlara çıkıyorsunuz, şemsiyenizi bırakın ayıp Bana parmağınızdaki çiçekleri gösterin.
Okuduğum diğer şairlerin aşkları hep bencildi. Benim aşkım, benim duygularım, benim düşüncelerim... AMA Edip Cansever... Sanırım en çok onun aşk anlayışını beğendim ben. Aşkı kendi ve onla bir bütün haline getirmiş. Her satırını okurken hayran kaldım ona. Çok nahif bir insan. Genelde kadın şair ve yazarlarla bir bağ kurardım. Kendisi benim için bir ilk oldu.
Biliyor musun? az az yaşıyorsun içimde Oysaki seninle güzel olmak var Örneğin raki içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda