"Taylan'la ilk kez 2003 yılında, ders verdiğim seminerde karşılaştık. Göze çarpan bir katılımcıydı: Keskin bir alaycılığın ardına gizlendiği, içine sığdıramadığı, neredeyse saldırgan bir enerjisi vardı.
(Bana kendiminkini planlama konusunda fikir vermesi için on ünlü yazarı mezarlarının fotoğraflarını gönderdiğini söylesem, belki durum daha iyi anlaşılır)
Bu durumun zekâsının habercisi olduğunu umarak neler yazacağını merakla beklemeye koyuldum.
Beni şaşırtmadı. Karşımda "tam bir ruhsal bir anarşist" vardı Çevresindeki, yaşamındaki gözlemlerden yola çıkarak ne kadar toplumsal, kişisel değer varsa hepsine saldırıyor, burjuva ahlakını ve küçük burjuvaları yeren gözlemler, sarsıcı cümleler, söz oyunları art arda sökün ediyordu.
Yer yer Celine, zaman zaman Kafka! Tabii buna Henry Miller'i de eklemek gerekiyor. Taylan Kara, edebiyatımızdaki mevcut eğilimlerden çok farklı bir yazar; sözcüğün tam anlamıyla yeni bir ses. Ancak Taylan'ı okumak; dikkat ve sabır gerektiriyor ve bence o, bunu hak eden bir yazar. Anlattıklarını daha büyük yapıya oturttuğuna romanlarının ses getireceğine eminim." Mehmet Eroğlu
(...)
Ey okuyucu, okumak için saatlerinizi verdikten sonra görmeyi arzulayacağınız bir çok şey bu kitapta mevcut değildir. Özdeşlik kurmak için aradığınız, bütün o çekici adam ve kadınların aşık olduğu, ağzından yarısı vecize olarak yazılabilecek dolu laflar çıkan bir kahraman ya da yaşamınıza rehberlik edecek mucize bir hayat ilkesini bu kitapta bulamayacaksınız.
Ne önemli olduğunuz duygusunu pekiştiren bir paragraf, ne de yükseltmek için malzeme arayışında olduğunuz egolarınıza layık bir kumanya; bunlar için yanlış bir kitabı elinizde tutuyorsunuz.
'Cölanj''ı - zorlanarak da olsa - bitirdim. Cölanj... Kara'nın deyimiyle kanalizasyona ve gezegene karışan her şeyin ortak adı... Cesetleşmeden Önce Lağımdan Akan Neslimizin Jeneriği... Cölanj, çok uzun zamandır bir uygarlık durumu... (sayfa 160)
Zorlanarak bitirdim diyorum ama, bunun romanın diliyle bir ilgisi olmadığını hemen belirteyim. Tıpkı makaleleri gibi duru ve neredeyse hatasız bir Türkçeyle yazılmış ''Cölanj''. Basit sayılabilecek bir hikayesi ve olay örgüsü var: tekdüze, sıradan bir adam ve onun ailesi ve birkaç iş arkadaşıyla birlikte sürdürdüğü tekdüze, sıradan yaşamı... Ve bu yaşama eşlik eden, herkese ağzının payını - kimseyi kayırmadan ve eşit miktarda - veren bir insanlık eleştirisi... Daha doğmamış bir bebekten tutun da yerin altında yatanlara kadar uzanıyor yazarın eleştirel dili. Tek bir umut kırıntısı dahi sızdırmıyor satırlardan. Karamsar başlıyor, karamsar devam ediyor ve karamsar sona eriyor. Beni zorlayan da bu oldu sanırım. Taylan Kara'ya insana, insanlığa getirdiği eleştirilerde haksız olduğunu, bir sürü hayat destek elemanıyla ayakta durabilen biz insanların bu kadar ağır lafları hak etmediğini söylemenin anlamsız olduğunun elbette farkındayım. Yerden göğe kadar haklısınız sayın Kara, az bile söylemişsiniz! Ama, buna rağmen ve inatla bir umut ışığı aradım durdum kitap boyunca... Olmadı; gökyüzünü, güneşi ucundan da olsa göstermedi bana Taylan Kara. Belki de memleketin uzunca bir süredir yaşadığı, bu kadarı da olmaz dediğimiz halde bizi sürekli yanıltan 'kırk katır mı, kırk satır mı' hali sebep oldu buna. Bu kadar koyu nesnellik ağır geldi, uçurtma az da olsa uçsun istedim belki de...
Edebiyat üzerine bir eğitim almadığımı belirterek ve haddimi aşmak pahasına şunu da ekleyeyim: ''Cölanj''ı her ne kadar zorlanarak ama ilgiyle okusam da roman okuyormuşum hissini veremedi bana. Sanki yukarda bahsettiğim basit kurguya yedirilmiş, insanlığı yerle yeksan eden çok sağlam denemeler bütünüydü. Bu yüzden romanın kahramanından ziyade Taylan Kara'ydı karşımda olan. O konuştu, ben dinledim... Daha doğrusu yerin dibine battım...