Jump to ratings and reviews
Rate this book

4 Hane 1 Teslim

Rate this book
Sabri gitgide korkusunu yenip dedesinin kara ve kırışık suratına yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı... Yaklaştıkça görünen arttı. Kurumuş çatlamış toprakları gördü Sabri dedesinin yüzünde. O topraklarda yan yana oturmuş, el çırpıp türkü söyleyen, yüzü kaba fakat yüreği narin adamlar gördü. Dedesinin yüzünde engebeleri aşarak ağır ağır yürüyen hayvanları gördü. Kırmızı akan nehirleri gördü. Yağmur duasına çıkmış köylüleri gördü ve nihayet gözünden bir damla yaş düştü.


Teneke Mahallesi’nden Bostancı’da bir apartman dairesine. Nalân, Baki’den illallah etti Baki de Nalân’dan. Bitmeyen bir hır gür. Erkekler ve erkeklikler… Bahçede tuhaf bir kara kedi… Sonra yıllar geçmiş, çocuklar büyümüş, gençler yaşlanmış, yaşlılar bu dünyadan göçüp gitmiş… Meyhanede bir masa. Bir ucunda Sabri diğerinde Gabriel Garcia Marquez… Sabri rakı içiyor, fısıl fısıl konuşuyor Gabo’yla. “İnsan babasını sırf babası olduğu için sevmek zorunda mıdır?” Nalân bağırıyor oğluna, şaşkın ve öfkeli, “Hâlâ utanmadan baba diyorsun o şerefsize!”

4 Hane 1 Teslim babalar ve oğullarının, anneler ve kızlarının, sersefillerin, arafta kalanların, hayallerinden uzağa düşenlerin romanı… Haneler, aileler… Dualar ve beddualar…

Eyüp Aygün Tayşir, efsunlu bir dilin maharetli yazarı… Yeni ve geleneği bilen… İlk roman...

404 pages, Paperback

First published July 1, 2016

6 people are currently reading
280 people want to read

About the author

Eyüp Aygün Tayşir

8 books243 followers
1979 yılında Kadıköy, İstanbul’da doğdu. 4 Hane 1 Teslim isimli ilk romanı 2016 yılında yayımlandı. 2017 yılında Hürriyet Kitap Sanat tarafından “Geleceğin 10 Yazarı” listesinde anıldı. İkinci romanı Tuhaflıklar Fabrikası 2018 yılında, pozitivist bilim paradigması doğrultusunda bilimsel düşünce üretme ve ampirik araştırma tasarlama konularında bir kılavuz niteliği taşıyan, Bu Tez Nasıl Bitecek? Lisansüstü Öğrencileri İçin Araştırma Kılavuzu isimli eseri 2019 yılında, Sabitâlem Mahallesi isimli öykü kitabı 2020 yılında yayımlandı. Sabitâlem Mahallesi, 2021 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer görüldü. Yiten Bir Aşkın Şarkısı adlı üçüncü romanı 2023 yılında, Üç adlı ikinci öykü kitabı ise 2025 yılında yayımlandı. Burada anılan tüm kitapları İletişim Yayınları etiketiyle çıkmıştır. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve pozitivist bilimin katı gerçekçiliği ile edebiyatın kurgusal ve büyülü gerçekçilikleri arasında salınarak yaşamaktadır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
126 (45%)
4 stars
104 (37%)
3 stars
36 (12%)
2 stars
8 (2%)
1 star
6 (2%)
Displaying 1 - 30 of 46 reviews
Profile Image for Pinar Celebi.
167 reviews442 followers
August 12, 2019
4,5 yılda yazılan bu kitabı 36 saat içinde okuduğum için rahatsızım şu an ama elimden bırakamadım. Her bir karakteri olduğu gibi, günahıyla sevabıyla aldım gömdüm zihnime. Benim oldu onlar artık, bırakmam hiçbirini. O Teslim kısmını daha bir iki kere okurum sıcağı sıcağına. Gaboma içten bir selam var. Nasıl okumam?

O zaman kitaptan Gülten Hanım'ın o oyununa katılayım ben de: Kütüphanemin defalarca okunacak kitaplar kısmına hoşgeldin 4 Hane 1 Teslim. Yerini Gabo kitaplarımın yanına rezerve ettim bile.

Bu bir kitap yorumu değil. Yoğun bir okumanın ardından coşkulu bir duygu seli. Kaleminize sağlık Eyüp Aygün Tayşir. Şu an yakında olsanız. Koşup gelebilsem. Emeğinize sağlık diyerek sarılacağım size büyük bir minnetle. Sorular soracağım. Gabo konuşacağız sizinle. Az bildiğim ama artık daha çok merak ettiğim Mahfuz'u anlatacaksınız mesela bana. Of, ne şahane olurdu. Belki bir gün, bir yerde...

Kaleminiz hiç durmasın, anlatacaklarınız hiç tükenmesin. Siz hep yazın, biz hep okuyalım.
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,488 followers
July 30, 2019
ilk roman olarak çok başarılı. hele sabri’nin yaşı benimkine yakın olunca, ana mekan teneke mahallesi’nde 12 yıl yaşayıp da siirt ağzını çok iyi bilince...
çok çalışmış tayşir, 30 yılı didik didik inceleyip önemli olaylarıyla romana yedirmiş. hemen her karakteri detaylıca işlemiş, klasik roman tarzından ödün vermemiş. ucu açık birkaç nokta bırakmış ki klasik roman dokusuyla bunları da tamamlaması gerekiyordu bence. muhlise hanım’ın rüyası ve pişmanlığı, emel hanımın yaşadığı tecavüz gibi olaylar anılıp geçiyor.
baki, tanıyabileceğimiz en lanet karakter olarak tarihe geçebilir :)
evler, mahalleler, insanlar uzun uzun tasvir edilmiş. özellikle hanelere derinlik kazandırılmış bu nedenle 4 hane bölümünden sonra 1 teslim bölümünü sevmedim. gerek var mıydı sabri’nin sayıklamalarına, havada kalmış meyhane sahnesine, bilmiyorum.
özellikle ailenin iki yüzlülüğü, herkesin hep çıkarını düşünmesi yazar bu toplumu çözmüş dedirtiyor zaten. din konusu ve kafa karışıklığı da romanda hep varken bu kadarı nutuk gibi olmuş, araya sıkışmış atatürk peygamber fatih sultan mehmet anektotları da öyle. sabri=yazar olmuş bu bölümde. eve gidip de romanın döngüselliğini tamamlayan son parça hariç.
yine de son dönemde okuduğum eli yüzü düzgün ilk romanlardan.
Profile Image for Aydeniz Avcı.
36 reviews31 followers
December 15, 2021
Eyüp Aygün Tayşir'in kalemini, betimlemelerini, gözlem gücünü gerçekten çok çok beğendim. İlk kitap olmasına sizi şaşırtacak derecede güzel bir roman olmuş.
Profile Image for Burak.
218 reviews165 followers
February 2, 2025
Eyüp Aygün Tayşir bizim jenerasyonun en sevilen yazarlarından biri muhtemelen. En azından yeni bir kitabının çıkması dikkate değer bir heyecan yaratıyor okurlar arasında. Ne yalan söyleyeyim hem adını bu kadar çok duyduğum, hem kurgudışı kitabı Bu Tez Nasıl Bitecek'i epey sevdiğim hem de -en önemlisi- buradaki arkadaşlarımın yorumları çok iyi ile muazzam arasında gidip geldiği için benim beklentim de oldukça yüksekti 4 Hane 1 Teslim'e başlarken. Gelgelelim yalnızca benim beklentilerimi karşılayamayan değil, bana göre ciddi sorunları olan ve hatta vasat bir roman olduğunu düşünüyorum bu kitabın.

Öncelikle iyilerle başlarsam Tayşir'in kitabın "göç eden" karakterler üzerine kurulmuş olması edebiyatımız için önemli. Almanya'ya gidip geri Türkiye'ye göçen, Almanya'da kalan ve Siirt'den İstanbul'a göçen karakterler romanın temelini oluşturuyor ve bu yeni bir şehre/ülkeye uyum sağlama ya da ait olamama durumu sık sık kendini hissettiriyor. Anlatıma pek katkısı olmayan şeylerin uzun uzun betimlenmesi okuru biraz boğsa da Tayşir'in kalemini okuması da keyifli.

Kitapla ilgili en büyük sorunum karakterler. Agah dışında derinlikli, bana gerçek hissettiren tek bir karakter olmadı romanda. Baki fazla karikatürize, kadın karakterler ise zaten sadece olsunlar diye varlar hikayede. Nurbahar da söylemiş eleştirisinde, Nalan'ın böyle muhafazakar bir mahallede yaşamasına rağmen ilk evliliğinden nasıl boşandığını öğrenmiyoruz, sanki sadece hikayenin devamını daha inanılır kılacağı için dul kalmış gibi. Ya da roman boyunca bırakın karakter gelişimi göstermeyi, baştaki Nalan'la sondaki arasında tutarsızlıklar da rahatsız ediyor. Emel, Muhlise de yine aynı şekilde derinleştirilmemiş, verdikleri kararları anlamakta zorlandığımız karakterler.

Bir diğer sıkıntı da romanda ucu açık bırakılan, böyle olunca da neden dahil edildiğini anlamadığımız olaylar ve kişiler. Sabri'nin kuzeni Ömer ya da Lal'in romana tekrar dahil olduğu bölüm tam bir muamma bende. Ömer sadece yazar dönemin olaylarına gönderme yapsın diye var sanki hikayede. Lal ve annesi de romanın havasına hiç uymayan, anlam vermekte zorlandığım karakterler. Ya da Emel hanımın başına gelen bir olay var ki hiçbir yere bağlanmıyor. Bir de hikayeyi değil de sadece yazarı öne çıkarmak için yazılmış gibi hissettiren, ne karakterlerle ne de hikayeyle bağdaşmayan diyaloglar var. Mesela Agah ve eşi arasında zaman üzerine yapılan sohbet böyleydi benim için.

Maalesef sevemedim bu romanı. Yalnızca yukarıda yazdığım sorunlardan dolayı değil, yazarın ortaya iyi bir eser değil de "sevilecek" bir eser koymayı hedeflediğini düşündüğüm için de. Karakterlerinden hikayesine, bir yere bağlanmayan ufak olaylara ve atıflara kadar birçok şey gerekli bir formülü karşılamak için yazılmış gibi. Her bölümün başında yer alan ve birçoğu bölümle neredeyse alakasız epigraflar bize yazarın o eserleri bildiğini göstermek dışında ne işe yarıyor mesela? Hele kitabın son bölümü bana göre tamamen lüzumsuz bir gösterişten öteye varamıyor. Kitabı Cevdet Bey ve Oğulları'na benzetenler olmuş ki katılıyorum, eğer Cevdet Bey ve Oğulları'nı Afili Filintalar filtresinden geçirsek ne elde ederizin cevabı olmuş 4 Hane 1 Teslim.
Profile Image for Usuyitik.
205 reviews78 followers
April 15, 2020
Müthiş bir roman, sonraki teslim ile temsil edilen hesaplaşma/ final bölümündeki numara olmasa beş yıldızlık bir roman. Eyüp Aygün Tayşir yazmaya devam ederse kanımca Türk romanının yüz akı olacak
Profile Image for Ludmilla.
363 reviews219 followers
February 13, 2017
Sabitfikir'in "en iyi 50 kitap" listesinde gördükten sonra merak ettiğim bir kitaptı 4 Hane 1 Teslim. İletişim'in genç yazarlarında üst üste uğradığım hayal kırıklıkları nedeniyle okumamaya karar vermiştim ki, kitabı kitapyurdu puanlarıyla alabildiğimi fark ettim. İyi ki okumuşum diyorum şimdi. Evet, bazı temalar daha derin ve daha iyi işlenebilirdi ancak Tayşir'in akıcı ve oturmuş dili, karakterlerin çeşitliliği, kurgunun güzelliği ile edebiyatımızın yüz akı romanlarından biri olmuş. Kesinlikle bir şans verilmeli. 4/5
Profile Image for Büşra Şengün .
10 reviews9 followers
July 24, 2019
Bu kitabı 3 yıl önce ilk çıktığında okumuştum. Bugün kitaplarımı düzeltirken tekrar elime aldım ve "Teslim" kısmını okumadan bırakamadım. Teslim bölümünün bende ayrı bir yeri var. 3 yıldır belli aralıklarla dönüp dönüp tekrar okuyorum ve her okuduğumda başka bir kısmı atladığımı fark edip inanılmaz keyif alıyorum:)

Teslim bölümü 27 sayfa ama 27 sayfadan çok daha fazlası bence. Çünkü insan doğasını, insanın hayatına anlam verebilmesi için tutunduğu, icat ettiği dalları, insan biyolojisini, evrimi ve çevreyi de içine alarak sıradan bir insanın kafasının içindekileri okumak ve bunu edebi bir değer hâlinde okura sunulması takdir ve saygıyı sonuna kadar hak ediyor bence.

Ve tabii ki diğer 4 Hane'nin de hakkını vermem lazım. Teslim kısmını şu an okuduğum için bilgiler ve hislerim çok taze o yüzden övgünün büyük kısmı Teslim bölümüne gitti:)

Kurgusu, dili, tekniği çok güzel iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan biri. Son olarak kitapta Mahfuz Sahaf da var. Daha ne olsun:))


Ben, babam, dedem...
İç içe geçmiş birbirimizde yaşıyoruz zaten. Hepimiz aynı işlere kalkışıp aynı hayal kırıklıklarını yaşıyoruz zaten. Annem konuşur cahil cahil, 'Heykeli dikilecek adamdı,' der dedem için. Büyük sözü dinlemeyenin taş kesildiğinin ispatı heykeller...
Düşünmez ki babama vuran dedem aslında beni dövmüştür! Babamın deliliği bende sulanıp saflığını yitirdiyse ne olmuş? Garsonun bile görür görmez unuttuğu ben, burada oturmuş âleme kafa tutup yol gösteriyorum. Allah'tan bir duyan yok! Bir de gidip yazmayı düşünüyorum bunları. Sen yazsan ne olur? Biri çıkıp dünyanın adil sistemini kursa ne olur? Koca bir hiç olur!
Çünkü eline geçirdiği küçücük iktidarlarda bile güçsüzü ezen insan, yani kediyi sıkıştırıp tekmeleyen çocuk, yani bir el tezgâhında çilek satarak geçimini sağlayacak kadar fukara olup bu halde olmasına sebep olan düzeni kurup işletenlere ses çıkaramadığı halde tezgahının önünde duran çocuğu kovalayan adam, yani kızına zengin koca bulmak için kendini kurtamaya çalışan anne, yani kendisine doğru koşarak gelen adamın yüzüne kapıyı kapatıp hareket etmekten keyif alan ve bunu halkın vergileriyle alınmış otobüsle yapan şoför, eline daha büyük bir iktidar geçtiğinde daha kuvvetle ezer de ondan. Ve insanlar kendilerinden olmayana yaşam alanı tanımak istemezler de ondan.
Profile Image for Merdan.
51 reviews7 followers
December 2, 2019
“Ben, babam, dedem ...
İç içe geçmiş birbirimizde yaşıyoruz zaten. Hepimiz aynı işlere kalkışıp aynı hayal kırıklıklarını yaşıyoruz. Annem konuşur cahil cahil, ‘Heykeli dikilecek adamdı,’ der dedem için. Büyük sözü dinlemeyenin taş kesildiğinin ispatı heykeller... Düşünmez ki babama vuran dedem aslında beni dövmüştür!“
Alıntıladığım paragraf Teslim bölümünden. Bu bölümü diğerlerine nazaran çok daha beğendim; kitabı okurken hakiliğinden hiç şüphe duymadım çünkü kitabın muhtevası günlük yaşamdan izler taşıdığı gibi bizden de izler taşıyor. Okuyun, kendinizi bulamazsanız muhtemelen bir sonraki kitabında bulursunuz.
Profile Image for Rafet Baran.
70 reviews23 followers
January 10, 2018
Romancılığımızın geleneksel kalıpların dışına çıkmaya çalıştıkça bocalaması canımı sıkıyor son zamanlarda. Bu bakımdan uslubu ve diliyle klasiği kucaklaması 4 Hane 1 Teslim'i farklı bir noktaya koyuyor. Memleketin ahvalini bir aile dramı çerçevesinde anlatması bakımından Cevdet Bey ve Oğulları'na benzettim. Yazarın geleceğini merak ettiren, gıpta ve hasret uyandıran bir ilk roman.
Profile Image for Leylak Dalı.
638 reviews156 followers
May 25, 2017
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı diyorum. Bir ailenin ve evlerinin tarihçesi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bir ilk kitap olması da anlatım gücünün değerini arttırıyor. Mutlaka okunmalı...
Profile Image for Zeynep T..
954 reviews138 followers
March 13, 2022
Yazarın anlatım dili oldukça başarılı. Kendini okutturan bir hikaye kaleme alınmış fakat metin tabir-i caizse tıkış tıkış. Bizim ülkenin yazarları da ne yapsınlar birini anlatmasan öteki eksik kalacak, dert bir değil ki ülkede. Haliyle 4 hane denilmiş ama onlarca karakter kısa ömürleriyle de olsa arz-ı endam ediyorlar.

Teslim başlıklı son bölüm çok ayrık kalıyor diğer bölümlerden. Tek bir kısıma sığdırılmış fazlaca laf kalabalığı var burada. Son bölüm ana kısım olarak belirlenip ana karakter Sabri düşünce akışı boyunca yeri geldikçe geriye dönüşler yapsaydı daha çok severdim sanırım kitabı.

İletişim Yayınlarının puntolarının küçüklüğü ve satır aralığının darlığı gözlük dereceme bir numara daha eklemiş olabilir. Niye böyle minik harflerle sıkışık bir şekilde basılmış bu metin anlamak mümkün değil. Yazarın diğer kitapları da böyleyse okumak gelmeyecek içimden gerçekten.

Sonuç olarak iyi bir yazarla tanışmış oldum, mutluyum. İletişim Yayınları düzgün bastıysa Eyüp Bey'in diğer eserlerini de okumaya çalışacağım.
Profile Image for Zeren.
170 reviews200 followers
December 12, 2018
Eyüp Aygün Tayşir dil kullanımını beğendiğim bir yazar oldu. Her ne kadar hikayeyi ve karakterleri sevemesem, bazı durumları fazla zorlama bulsam da dili kullanma yeteneği kitabın sonuna kadar gitme azmi verdi. İyi ki vermiş, “Teslim” adındaki son bölüm gerçekten çok başarılı yazılmış. Üçüncüden tek elde beşinci vitese çıkarmış hikayenin gücünü.

İlk romanını çok sevemediğim bir yazarın sonrasında yazacaklarını genelde pek merak etmem ama Eyüp Aygün Tayşir bir istisna. Yazarlığını merak ettirecek denli güçlü bir kalemi olduğunu kesinlikle ispatlamış.
Profile Image for okumaeylemi.
5 reviews22 followers
October 16, 2019
İyi kurgulanmış, çok katmanlı, ustaların izlerini takip eden, zaman dönüselliği iyi düşünülmüş, edebi kaygı taşıyan, iyi yazılmış bir ilk kitap. Üç neslin zamanda ve mekanda seyrini izliyoruz 4 Hane 1 Teslim'de. Babalar ve oğulları anlatsa da arka fonda çokça hikaye var. Yazar Cevdet Bey ve Oğulları kitabından esin taşıdığını söylemiş kitabın. Romanın ismini bir röportajında nasıl koyduğunu da şöyle anlatmış Tayşir: "Zamanın akışı ile birlikte ev değiştirmeler, taşınmalar yaşanıyor bir yandan da; bir haneden bir diğerine geçiliyor. (...) Bilirsiniz saz semaileri dört hane ve bir teslim şeklinde bestelenir. Çok az kişinin de olsa birilerinin, bu bölümlendirme mantığı ve fonda kimi zaman duyulan müzik ile hem bir roman okuduğunu hem de bir saz semaisi dinlediğini düşündürmek istediğimi yakalayacağını umuyordum; küçük oyunum buydu. Gönül rahatlığı ile tavsiyemdir. Ben yazarın diğer kitabı olan Tuhaflıklar Fabrikası'nı da okumak istiyorum.
Profile Image for İlkem.
33 reviews3 followers
March 22, 2019
“Peşrevler genelde 4 haneli olarak bestelenir ve bir makamın hemen hemen tüm özelliklerini gösterirler. Birinci hâne makamın temel özelliğini, ikinci hâne makama komşu olan makamların veya makamın diğer çeşnilerini, üçüncü hâne uzak makamlara geçgileri, dördüncü hâne yine makamın kendi özelliklerini gösterir. Peşrevlerde teslim haneleri genellikle serbest yapılır. Hemen hemen peşrevlerin en güzel bölümünü teşkil eder. Teslim haneleri bestekâr tarafından özenle yapılmış nağmelerden oluşur. Parlak ve canlı bölümlerdir. ”

Yazılı bir eseri yorumlarken girişi Türk Sanat Müziği’nin ayrıntılarından biriyle yapmanın ilk bakışta çok da manalı durmadığının farkındayım. Ama “4 Hane 1 Teslim” hem adıyla hem de her bir hanedeki anlatının temposu ve içeriğiyle kulağımızın aşina olduğu bu makamları yazılı bir esere aktarmayı başarmış.

Roman bir yandan ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkilerini “baba-oğul” ilişkisi üzerinden odağına alırken; bir yandan da romanın geçtiği dönemin toplumsal yapısını, karakterlerin kendileriyle ve çevreleriyle kurdukları ilişkiyi okuyucuya gerçeklik duygusunu yitirmeden aktarmayı başarıyor. Romanın odağında her ne kadar “baba-oğul” ilişkisi olsa da roman sadece bu ilişkinin anlatımında kullanılan karakterler üzerinden ilerlemiyor, birçok karakter hakkında derinliği olan bilgiler ustalıkla yerleştirilmiş satır aralarına. Her bir bölümün başındaki, bize birazdan neler okuyacağımıza dair ipuçları veren alıntılar (epigraf deniyor imiş), yazarın bu kitabı yazarken kendisini etkileyen yazarlarla ilgili de bilgi edinmemizi sağlıyor aynı zamanda. Romanın adıyla gayet ilintili olarak her bir “Hane”de farklı bir tempoyla, farklı bir ortamla, özü aynı kalmış ama kabuğu evrim geçirmiş karakterlerle karşı karşıya kalıyorsunuz. “Teslim” kısmı ise kafanızdaki birçok düşüncenin yazıda karşılık bulması sebebiyle altını çizmek isteyeceğiniz satırlarla dolu, yazarın yazma eylemini niye tercih ettiğini daha net algıladığınız bir sonsöz niteliği taşıyor.

“4 Hane 1 Teslim” Eyüp Aygün Tayşir’in ilk romanı. Fakat gerek dili kullanmadaki ustalığı gerek anlatının olgunluğu sebebiyle ilk kitap olduğuna inanmakta biraz güçlük çekebilirsiniz. Gönül istiyor ki esas mesleği “Öğretim Üyeliği” olan Tayşir yazmaya daha çok odaklanabilse de, bizler de onun kaleminden aktarılanları daha kısa aralıklarla okuyabilsek.
Profile Image for emre.
444 reviews348 followers
November 23, 2019
Son zamanlarda yeni nesil edebiyatımızdan okuduğum en iyi romandı 4 Hane 1 Teslim. "Mızırdanıp duran beyaz yakalılar dışında bir şey kalmadı mı bizim edebiyatımızda anlatılabilecek?" derken ilaç gibi geldi, özellikle ilk roman olduğu göz önünde bulundurulunca yazarın mahareti daha iyi anlaşılıyor.

Baba-oğul, anne-kız ilişkilerine odaklanmasını ve "bunlar bir yerde öyle bir yüzleşsin ki okuyucunun feleği şaşsın" çabası içinde olmayışını çok sevdim her şeyden önce. Anlatılan aileyle birçok açıdan benzer dinamiklere sahip bir aileden geldiğim için kitapla ayrı bir bağ kurdum, bunu da sevdim. Tayşir'in karakterlerinin günahını sevabını deşerken büyük laflar etme çabasında olmayışını da sevdim. Kısacası, Gülten hanım olsaydım muhtemelen "tekrar tekrar okunabilecek kitaplar" rafına koyardım 4 Hane 1 Teslim'i. :)

Burası okumayanlar için spoiler olacağından uyarmış olayım, aklımda birkaç mesele var sadece kitapla ilgili:

Emel Hanım'ın tecavüze uğraması, Deren Ari'nin ölümü ve Ömer ile Lal'e ne olduğu sorusu. Kitap genel manada klasik anlatım tarzında ilerlediği için her konu gibi bunlar da ele alınıp, çözüme kavuşacak diye bekledim ama olmadı, keşke olsaydı. Neyse, belki bir gün Mahfuz Sahaf'ta Sabri'ye sormak kısmet olur, kim bilir. :)
Profile Image for Ayca Adenli.
62 reviews14 followers
December 12, 2020
Yeni nesil Türk yazar keşfettiğim zaman aşırı mutlu oluyorum. Eyüp Aygün Tayşir çok güzel bir eser yaratmış, emeğine sağlık, kalemine sağlık.... Bu sene okuduğum beni etikeleyen en güzel eserlerden biri olabilir. Herkese tavsiye ederim.
Profile Image for Melike Davasli.
33 reviews2 followers
May 19, 2020
İnternette tesadüf eseri yazarın son çıkan romanı ile ilgili bir haber okurken Eyüp Aygün Tayşir'de kimmiş diye araştırırken buldum kendimi ve itiraf edecek olursam sadece ismine bakarak yazarın ilk kitabını okumaya karar verdim.Burnuma güzel kokular getiren bu kitaptan Tanpınar'ın Mahur Beste'si ni Anar'ın Suskunlar'ı nı okurken aldığım lezzeti tadacağımdan neredeyse emindim. Bir kitap kokar mı diye sorarsanız şu Ramazan günlerinde burcu burcu kokar:)
"4 Hane 1 Teslim" tümcesini Türk Müziği'ne merak sardığım zamanlardan öğrenmiştim. Tamburi Cemil Bey'in Mahur Peşrevi'ni çalmaya çabalarken her hanenin kendine has özelliklerinde Mahur makamının insanı şevke getiren hallerini tecrübe ederdim. Her hanede eserin ait olduğu makamın bütün özellikleri ve sınırları bestekar tarafından ince bir işçilikle işlenir hem icra edenin hem de dinleyicinin makamın ruhuna girmesine olanak sağlardı. İşte kitabın her hanesi de tıpkı bir peşrev ya da saz semaisi gibi edebiyat düşkünlerine roman türünün güzel bir tecrübesini yaşatıyor.
Hanelere sığındığımız şu günlerde ben hangi hanenin sahibiyim ya da hangi haneye aidim sorularını aklıma getiren romanın 80'li ve 90'lı yıllların Türkiye'sinin siyasi, toplumsal ve kültürel meselelerine değinme şekli de gayet tadındaydı. Yazarla hemen hemen aynı neslin çocukları olduğumuz için midir bilmem hane içindeki ilişkiler de tanıdık ve bildik türdendi. Şiveli konuşmaları ancak sesli okuyunca anlayabildim ve o esnada kim bilir çocukluğumun hangi hanesine gittim. Nedense romandaki Sabri karakterinin büyük işler başarmasını bekledim.Sabri karakterinin başıboşluğu ve kendi kendine verdiği yaşam mücadelesi, yaşadığı kafa karışıklıkları son derece ilgi çekiciydi. Okuması keyifli bir romandı; bir avazda bitirdim. Yazarın anlatım gücünün ve yeteneğinin hakkını vermek lazım. Yazarın diğer kitaplarıyla buluşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Profile Image for Harika Pothoven.
77 reviews8 followers
September 18, 2017
Son zamanlarin en iyi kitabiydi. Bitmesin diye dura dura okudum. Eyup Aygun Taysir alisveris listesi yazsa okurum bundan sonra.
129 reviews3 followers
December 3, 2024
Anneanneler, dedeler, babaanneler; geçmişin bugüne bıraktıkları; üç kuşağın hikayesi. Yüz Yıllık Yalnızlık, Kahire Üçlemesi olur da 4 Hane 1 Teslim neden olmasın…Ama 3,5 dan 4…Oralara daha var🙃

Anadolu’nun taaa bağrından İstanbul’a göçmeler, birbirlerini beğenmeyen hısımlar, mesnetsiz kibirliler, herkesten farklı ve meziyetli olduklarını düşünen sözde şair ve filozof kaybedenler, Avrupalılığa özenmiş ama bir türlü doğunun tutuculuğunu bırakamamış bir Türkiye.

70 lerde çocuk olan çok kişi kendini bulacaktır..

Yazarın ilk kitabı…2011-2015 arası yazmış. Daha sonra yazdıklarını, iyice olgunlaşmış olacağından ümitlenip merakla okuyacağım.
Profile Image for Nurgül.
82 reviews3 followers
February 10, 2019
Konu çok ilgi çekici olmasa da yazarın dili efsane, kurduğu cümlelere hayran kaldım.
Profile Image for Yeliz.
65 reviews
May 12, 2020
Aşırı dozda tasvirleri bir kenara bırakmayı başarabilirseniz, kitabın kurgusu anlatımı oldukça sağlam. Karakterler oturmuş, sürükleyici. Yazar da, geçtiği dönem de bizim kuşaktan olunca sık sık eskiye, çocukluğuma götüren benzer yaşamlar iyi geldi. Çok sevdim!
Profile Image for Terss.
665 reviews36 followers
August 31, 2019
Muazzam bir kitap neredeyse her bölüm kendi içinde bir dehliz. Yazarın bölüm başlarında yaptığı alıntılar müthiş güzel ve ufuk açıcı.

Sayın yazar bu kadar gerçekçi karakterleri nasıl yarattınız?
Bu kadar girift akrabalık ilişkilerinin içinde emekli edebiyat öğretmeni Gülten hanım'ı nasıl yerleştirdiniz?
Gülten Hanım'ın kitaplığına atıfta bulunacak olursam bu kitap benim için Sabri'nin arkasındaki rafta duran keşfi uzun sürmüş ve az kitapta yaşadığım aydınlanmayı yaşatmış kitaplardan biri oldu. Ancak ben bu kitabı öyle yükseklerde saklamayacağım, o kadar şahane alıntılar yapmışsınız ki yaptığınız her alıntının, kaynak eserini bulup inceleyeceğim.
İlk olarak da Necip Mahfuz'dan başlayacağım.

Sizin verdiğiniz emeğin kıyısından geçemesem de bu kitap sayesinde epey yeni kitap keşfedeceğim.

"... Küçükken, daha henüz yeşerirken gelip basıyorlar üzerimize, sonra boy atarken bile canımız yanıyor. Her dilde, o dilin en içli şarkılarına tutulmamız da bundan belki..."
Profile Image for Ulas Bayraktar.
37 reviews22 followers
July 16, 2017
Yalnızlıktan muzdarip, anlaşılamayan, tutunamayan bireylerin hikayelerinden sonra artık aile boyu yalnızlıklar, sancılar edebiyatımızda yer tutmaya başladı galiba. İletişim'den çıkan ve her ikisi de birer ilk roman olan Kıymetli Şeylerin Tanzimi ve 4 Hane 1 Teslim tam da böylesi aile ilişkilerine odaklanıyor. Bir Karamazof Kardeşler derinliğinden bahsetmiyoruz elbette ama kitabın durakları olan herbir hane Türkiye'nin kentsel ve politik dönemlerin tekabül etmenin yanısıra bu dönemlerin aile ve bireylerin üzerlerindeki yansımalarına da tanık oluyoruz. Teslim bölümü tüm bu bölümlerin tortusunu son zamanlarda okuduğum en iyi monologla taçlandırıyor.
Hele hele de bir ilk roman olduğunu göz önünde bulunduracak olursak, mutlaka okunası bir kitap. Neticede Tayşir'i daha ilk romanından beri bilirim diyeceğimiz hayli muhtemel.
Profile Image for Nurbahar Usta.
217 reviews89 followers
January 19, 2025
bozkır kitaplığında okuduk bunu. hem goodreads puanlarından, hem etraflarımızdaki insanların övmesinden hepimiz çok heyecanla başladık. ben (bugün toplantıda konuşurken fark ettim) aslında özellikle almanya'dan dönen insanlarla ilgili bir şey yazmanın çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. özellikle bostancı'nın yeni yükseliş zamanında oraya taşınmış bir gecekondu mahallesi ailesini izlemek de çok güzel bir fikir ancak ben hikayedeki derinliksizlikle bir türlü barışamadım. baki ve agah'ı tutarlı ve nerdeyse gerçek karakterler gibi görmeme rağmen nalan, emel, muhlise, sümbül gibi kadınlar o kadar tek yönlü ve gelişimsiz kaldılar ki kitap sürecinde, ikna ediciliğini yitirdi benim için.
bir şekilde yerli edebiyatta çokça "gecekondu mahallesi" yazıldı, bu kitapta oraya dair yeni bir bakış, yeni bir yaklaşım bulamadım aksine piyasadaki tüm kitaplardaki betimlemelerin, tanımların bir derlemesi gibi hissettirdi. ve öyle olduğu için bazı tutarsızlıklar söz konusu: neden ilk evliliğinde çok erken yaşta boşandığı hikayesi bile verilmeyen nalan'ın, böyle anlatılmış bir mahallede bu kadar kolay bir boşanma yaşaması benim için olur şey değil mesela.
hanelere bölme, hane hane takip etme gerçekten çok güzel bir fikir, ancak dediğim gibi ben olduramadım.
97 reviews2 followers
January 20, 2021
**kendime notlar **
1. Hane
1970’lerde İstanbulda sıkıyönetim zamanında geçiyor. Siirtten gecekondu mahallesine göç etmiş bir aile (Muhlise ve kocası Raşit, çocukları Nalan, Kemal) İstanbul’un yoksul bir gecekondu bölgesinde Teneke Mahallesi’nde yaşamaktadır. Nalan’ın ailesi İstanbul’a Siirt’ten göç etmiştir. Annesi Muhlise Hanım dindar ve aile içinde dominant bir karakter, bir han içerisinde yaşadıkları İstanbulda arsa alıp üzerine gecekondu yapıp orada yaşama fikri de Muhlise’nin ısrarı ile oluyor. Babası Raşit’in ise herhangi bir etkisi, itibarı yok, sürekli bağırıp kızan bir karakter.
Nalan 21 yaşında, boşanmış ve sırf belki bir koca bulur diye plakçıda çalışılmasına izin verilmiş, ailesi ile beraber yaşamakta. Nalan sık sık annesi ile mahalledeki falcı Efsun’a gidip, gelecekleri hakkında danışıyorlar. Efsun’un sokaklarda büyüyen ve mahallenin çocuklarınca dışlanan bir kızı (Lal) var.
Nalan ve Baki’nin Evliliği: Nalan ailesinin yanından kurtulmak için ve daha iyi şartlarda yaşamak için gazetenin evlilik ilanlarında gördüğü Baki’ye mektup yazar. Baki’ye Nalan dışında başka kimse mektup yazmamıştır. Nalan, plakçıya gelip kendisiyle tanışmak isteyen Bakiyi gördüğünde hayal kırıklığına uğrar, tipini pek beğenmese de ailesinden gizli görüşmeye devam eder. Baki de kendisinden farklı, ortak bir noktası olmadığı, eğitimsiz ve tutucu bulduğu Nalan’ı beğenmez ama askerliğini yapmış, iş bulmuş ve yuva kurmuş bir adam olarak babasının karşısına çıkarsa, kendisini affettirebileceğini, babasının onunla ilgili olumlu düşüneceğini düşünür. Karşılıklı menfaatleri sonucunda evlenmeye karar verirleri. Baki’nin dayısı Süleyman Bey ve anneannesi Atalet Hanım, Nalan’ı istemeye gider. Baki ve Nalan evlenir ve Bostancı’daki evde yaşamaya başlar. Baki, annesi, babası ve kız kardeşine haber verir, ancak hiçbiri düğüne gelmez.
Agah Bey:Baki’nin babası Agah Bey, ailesini bırakıp çalışmak için gittiği Almanya’da bir Alman kadınla (Hilda) tanışmış, karısı Emel Hanımı terketmiş ve Hilda ile evlenmiştir. Oğlu Bakiyi ve kızını da yanına almış ama Baki Almanyada liseyi ve teknik okulu bitirip, teknik ressam olunca Almanyadaki yaşama uyum sağlayamayıp, askerlik için geldiği Türkiyede kalmaya karar vermiştir.
Nalan’ın kardeşi Kemal ilkokuldan sonra okumamış. Kemal, kurban bayramında bayram namazı için gittiği camide, bağış yapanların verdikleri bağışa göre listelendiğini görüp buna kızıyor. Cami çıkışı gittiği genelevde ilk defa ilişki yaşadığı fahişeye Deren Ari’ye aşık oluyor.
Agah Bey, İstanbul’a geldiğinde, eskiden çalıştığı kandilli rasathanesinde çalışma arkadaşını ziyaret eder, geçmişini düşünür. Agah Bey, burada çalıştığı dönem, oranın müstahdemi olan Zarif Bey’in kızı Emel’le evlenmiştir. Agah Bey, karısına ve çocuklarına zulüm eden, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan bir adam. Türkiyeyi, avam, eğitimsiz, geri ve yoksul bulup Almanyada yaşamaya karar vermiş.
Farklı aile yapılarından gelen Baki ve Nalan bir süre sonra anlaşamamaya başlar, Baki’nin türlü tuhaflıkları ortaya çıkar, vejetaryen olur, ressam olmaya öykünür, meditasyonla ilgilenir, bunu İslamla harmanlayıp yeni bir din türetmeye çalışır, mürit toplamak için camiye gider. Baki, Nalan’a bağırmaya, ailesini küçümsemeye ve bir zaman sonra da şiddet uygulamaya başlar. Baki, babası Agah Beyin kendisi ve annesine davrandığı gibi sadistçe hareket etmeye başlamıştır, babasına dönüşmüş olduğunun farkında değildir.
Baki kendini beğenmiş tavırları ile durmadan konuştuğu için çalıştığı işyerinde sevilmez, Baki kendisini kıskandıklarını düşünür.
Raşit kahvehaneye gider, babası öldüğü için baş sağlığı dilerler. Kahveci, Raşit’in arkasından babasının hikayesi anlatılır. Raşit küçükken kendilerini bırakıp gittiği için öldü zannettikleri babası, bu kez gerçekten ölmüştür.
5 yıllık evli olmalarına rağmen çocuk sahibi olamamaları Nalan’ı üzmektedir, ancak Nalan doktora gidip sorunu olmadığını öğrenmesine rağmen, kocasını da doktora gitmesi için ikna edemez. Nalan çare bulmak için annesi ile Efsun’a gider. Efsun göreceği bir rüya sonrasında kocası ile birlikte olmasını, sonunda doğacak çocuk sayesinde sabredebileceğini, çocuğun kaderinde hep unutulmak olacağını söyler. Bu ziyaretleri sırasında Efsun, Muhlise Hanımla hiç konuşmaz, ona soğuk davranır.
Nalan Efsun’un söylediklerine uyar, bebeği olur, adını direterek Sabri koyar. Başlarda Baki, baba olmaktan çok etkilenir, hem Nalan’a hem de Sabri ile çok ilgilenir.
2. Hane
Baki yine şiddet ve aşağılamalarına başlar, Sabri’ye karşı da tıpkı Agah Bey’in kendisine çocukken davrandığı gibi gaddar davranmaya başlar. Nalan her kavgadan sonra çocuğunu da alıp annesinin evine gider ama Muhlise hanım her seferinde evinin geçimini zor sağladıklarını söyleyip Nalan’ı kocasının yanına dönmesi için ikna eder.
Muhlise’nin erkek kardeşi Civan, ablasını ziyaret eder, içki sorunu yüzünden karısı kendisini terketmiştir. Oğlu Ömer hastadır.
Emel Hanım, Agah bey’den ayrıldıktan sonra çocukları ile de iletişimini kesmiş. Başka bir adamla evlenip, ayrılıyor, boşandıktan sonra da görüşmeye devam ediyor. Baki, ailesi ile onu ziyaret etmeye gittiklerinde, her seferinde onları aşağılayıp evden kovuyor.
Nalan ve Baki, Baki’nin annesi Emel hanımı Çengelköydeki evinde ziyaret eder. Emel hanım oğlunun ailesi ile ilgilenmez, onları küçümser. Emel Hanımın annesi Atalet Hanım ve babası Zarif Bey peşpeşe ölmüştür, Emel Hanım kendisinden bir şey isteyeceklerini düşünüp hiç arayıp sormadığı ana babasının cenazelerine utancından gidememiştir. Nalan, kayınvalidesinin mutfağında bulaşık yıkarken, hayallere dalar. Kendi bulaşık yıkarken bir adam arkasından ona sarılmış, korkmamasına evleceklerini, ölünce de tüm eşyaların kendisine kalacağını fısıldayıp zorla cinsel ilişkiye girmiştir. Emel babaevine dönmemek, ülkeye geri dönmemek için evlilik vaadine inanmak ister. Emel hanım, Nalan’a baktıkça kendi gençliğini (baba eviinden kaçıp kurtulmak isteyen, sonrasında kocasına yaranmaya çalışan genç Emel’i) gördüğü için Nalan’dan hoşlanmamaktadır.
Agah Bey, karısı Hilda ile Türkiyeye gelip yaz tatilini Fethiye’de geçirirler. Emeklilik planı, gelecek sene Fethiyeye yerleşmektir. Hilda kitaplar içinde yaşayan, hayatı sorulayan, fikirleri ile Agah Bey’e meydan okuyan güçlü bir kadındır. Agah, Almanyada yaşadığı dönemde Hilda’nın önce güzelliğinden etkilenmiş, sonra da onunla yaptığı sohbetlerden çok zevk almaya başlayıp, karısından soğumuş.
Baki’nin Nalan’a olan davranışları artık Nalan’ı bıktırır ve Nalan evi terkedip babaevine geri döner. Geçim sıkıntısı nedeniyle kızlarının eve dönmesine sıcak bakmadıkları için, Nalan da bir doktorun işyerinde çalışmaya başlar. Kazandığı para ile babasına sigara alarak, evlenecek olan Kemal için de para yardımında bulunarak evde kalır. Ancak babasının Sabri’ye kötü davranması, evde de rahat edememesi, bu sırada da Baki’nin tekrar denemek istemesi sonucunda, tekrar Baki’ye geri döner. Ancak örtünüp, namaz kılan karısını gördükçe, Baki bu kararından pişman olmaya başlar.
Kemal, Sümbül ile evlenir. Özlem bölümünde, Muhlise Hanım çocukken yaşadığı sürgünle ilgili travmalarını hatırlar.
Agah Bey’in Mirası
Agah Bey ve Hilda, Almanyaya döndükten sonra, Hilda’ya pankreas kanseri teşhisi konur ve Hilda 3 ay sonra ölür. Ardından rahatsızlanan Agah Bey de ölür. Kalan mirasını bölüşmek üzere Baki, Almanya’ya gider. Mal paylaşımının adil olmadığını düşünen Baki babasından kalan arabayı ve Almanyadaki evin içindeki eşyaları alarak İstanbul’a döner. (Babası Almanyadaki evi kızkardeşi Ayla’ya, Türkiyedeki evi Baki’ye bırakmayı vasiyet etmiştir. Almanyadaki evin değerinin çok daha fazla olduğunu düşünen Baki, ikisinin de satılıp parayı bölüşmeyi ister, kızkardeşi bu teklifi kabul etmez)
Baki, mirası aldıktan sonra, ailesine karşı her zamankinden daha kötü davranmaya ve onları aşağılamaya başlar. Almanya’dan getirdiği eşyaları kendi evine yerleştirir, kendi evlerindeki eşyayı da evde yer olmadığı için Nalan’ın ailesinin evine gönderir. Nalan ve Muhlise Hanım, Baki’nin evden çıkan eski mobilyaları hediye ettiğini düşünerek önce sevinir ama aslında Baki bunların parasını almayı, eğer para vermeyeceklerse, başkasına satacağını Nalan’a söyler.
Baki, yüklü bir gelire kavuşunca, Nalan ve Sabri’nin istediği hayatı yaşamasında kendisine ayak bağı oluklarını düşünür, onlardan kurtulmayı hayal eder, hatta ölmüş olduklarını bile düşler.
Sabri de ilkokula başlamıştır.
Nalan’a göre kocasındaki bu değişimin iki nedeni olabilir, ya büyü yapılmıştır ya da kocasının eline yüklü para geçtikten sonra hayatına bir kadın girmiştir. Aldatıldığı düşünen Nalan, posta kutusuna gelen postaları gizlice alır. (Nalan’da posta kutusunun anahtarı olmadığı için, kutudaki mektupları gizlice alır). Gisele’den gelen (Bakinin Almanyadaki eski sevgili ve Nalan’ın Gisele’den haberdar) mektubu alır ve Almanca eğitim alan komşu kızına çevirtir ve kocasının kendisini aldattığını düşünerek evi terk eder.
3. Hane
Baki ve Nalan’ın boşanmaları üzerinden iki yıl geçmiştir. Nalan ailesinin yanına, yani Baki ile yaşadığı evin tam karşısındaki daireye taşınır. Baki olaylı geçen mahkeme sürecinde az nafaka vermek için uğraşır ve sonrasında Sabri ile ilgilenmez, hatta Sabri bazen karşı kapılarında oturan babasının evine gitmek istediğinde onu eve almaz, Baki gittikçe Agah Bey’e benzemeye ve çocuğuna psikolojik şiddet uygulamaya başlamıştır. Nalan da ailesinin yanında kalabilmek için onlara maddi yardımda bulunsa bile ailesi Nalan’ın onlarla yaşamasından rahatsız olur. Annesi, babası ve kardeşi Kemal ile karısı Sümbül’le aynı evde kalan Nalan, huzursuz ve sığıntı hayat yaşamaya başlar. Hoşun giden şeyleri çalma huyu olan Sümbül, Nalan’ın eşyalarından ilgisini çekenleri de çalar, Kemal’in aldığı yiyecekleri saklayarak sadece kendilerinin yemesini ister. Hatta Muhlise Hanım, Nalan’ın tekrar evlenmesini, Sabri’yi babasına veya yetiştirme yurduna göndermesi göndermesini ister.
Bu bölümde 80li yıllara ait izler de kahramanların hayatları üzerinden çok yerinde, çok güzel anlatılıyor, Muhlise Hanımların gecekondudan apartman hayatına geçişi ve apartman hayatına yeni semte alışamaması, bakkallara gelen ve Sabri’nin sevdiği yeni yiyecekler (leblebi tozu, cola, turbo sakız,..), mahallede açılan Akif’in video kaset dükkanı, Sabri’nin okumaktan hoşlandığı ve kendisini de dergi basmaya heveslendiren Milliyet Çocuk dergisi, Sabri’nin yine bir heves sözlerinin yanlış anlayarak (estidi, nını nana estidiii) babasına söylediği ama Baki tarafından küçümseme ve azarla karşılanan Şinanay şarkısı gibi.
Sabri ilkokul üçe gitmektedir ve çok çalışkan, başarılı bir öğrenci olmuştur. Ama okulda ve mahallede arkadaşı yoktur, babası ilgisizdir, ev ortamı huzursuzdur. Bütün bunlar içinde Sabri, çocuk dergileri, romanlar ve mahalledeki halk kütüphanesi ile nefes alır, hayaller kurar. Babası onu her çağırdığında hem büyük bir korku hem de babası ile vakit geçireceği için mutlulukla yanına gider ama Baki’den hep psikolojik şiddet görür, hatta ilk dayağını da atar.
Muhlise ve Raşit, hep ne kadar fakir olduklarını söyleyip, buna rağmen kendilerine baktıklarını ve evde istenmediklerini Nalan’a ve Sabri’ye hep hissettirirler.
Baki, başka bir kadınla – Vildan’la- beraber yaşamaya başlar. Nalan, hala bir umutla en sonunda tekrar kocasıyla bir araya geleceğini umarken, Baki karşı dairede Vildan’la yaşamaya başlayınca, çok öfkelenir ve Sabri’ye –Sabri’nin ağzından- hakaret dolu bir mektup yazdırır. Sabri bu mektubu yazmak istemeyince oğluna öfkelenir, onu okuldan almakla sanayide çalışmakla tehdit eder. Sabri o evde yaşamak istemeyip, para kazanmaya karar verir, pazarda su satmaya çalışır, başaramaz, eve dönünce, ağlar vaziyette bulduğu annesine kıyamaz ve mektubu yazar. Vildan da Nalan ile aynı apartmanda yaşamaktan rahatsızdır, Nalan’ın yazdırdığı mektubu da okuyunca, Baki’ye işi bırakıp evi kirayı verip Fethiye’ye yerleşmeyi önerir. Baki, Agah Bey’in emeklilik hayalini gerçekleştirip Fethiye’ye yerleşir ve oğluyla da iletişimini tamamen keser.
Feza apartmanında Orhan Bey’in oğlu Nahit, babasını öldürür ve polisler gelir, merakla cinayetin işlendiği eve giren Sabri, Orhan’ın odasında Karamazov Kardeşler’i görür ve dört cildin birincisini alır.
Muhlise hanımın zamanında üzerine apartman yapılacak umuduyla aldığı, sonradan oğlunun oturması için ona bıraktığı Teneke Mahallesindeki gecekondusunun olduğu arsa tapu verilmeye başlanır, müteahhit de ev yapmak için ev ev dolaşmaya başlar. Ancak Muhlise Hanımın üzerinde zaten Feza apartmanındaki daire olduğu, apartmandan pay alamazlar. Bunun üzerinde Raşit Beyin ve Nalan’ın karşı çıkmalarına rağmen, oturdukları evi yok pahasına satar ve onun parasıyla hem kendilerinin hem de oğlu Kemal’in ailesi ile oturacağı ev yaptıracağı arsa almaya karar verir.
80li ve 90lı yılların başı arasında geçen bu bölümde o dönemin sosyal ve politik atmosferi, dönemin kült olan eşyaları, sembolleri, vs. yine karakterlerin hayatı üzerinden aktarılıyor. Muhlise hanımın gelini olan Sümbül’ün Kürt olması nedeniyle aile içinde aşağılanması (Muhlise hanımın ailesinin bir tarafının da Kürt olmasına rağmen), nüfus sayımı nedeniyle sokağa çıkma yasağının olması ve tüm ailenin evde sayım memurunu beklemesi, sayım memurunun kendisini anlamadığı için Türkçe bilmediğini düşündüğü ve muhtemelen Kürt olduğunu sandığı Reşat Beye içten içe öfkelenmesi, Özal döneminin başlaması, Naim Süleymanoğlunun Türkiyeye getirilişi ve TVde ailecek Naim’i izlemeleri, Sabri’nin ilkokulu bitirdiği yaz Ömer abisinin walkmani ilk defa Ahmet Kaya’yı dinlemesi ve çok etkilenmesi..)
4. Hane
Muhlise Hanım Kadıköyde gittiği balık pazarında hırsızlık yaparken yakalanan Efsun’un kızı Lal’i görür, Lal’i pazarcının elinden kurtarır ve eve getirir. Pejmürde, pis halde bulduğu Lal’i banyoya sokup yıkar.Civan ölmüştür, oğlu Ömer Muhlise Hanımları ziyarete gelir. Elektriğin olmadığı evde, karanlıkta mum ışığında sohbet ederler. Baki, Vildan’dan ayrılmış ve kendini dine vermiştir. Takkesi ve çember sakalı ile İstanbul’a gelir ve Sabri’yi okulunda ziyaret eder. Raşit Bey ölür.
Teslim
Sabri, üniversiteden fizik bölümünden mezun olmuş, askerden dönünce istediği gibi bir iş bulamamıştır. Askerlikte biriktirdiği parası ve babasından aldığı para ile (babası borç olarak vermiş ve sonra faizi ile geri istemiştir) Mahfuz Sahaf’ı açar.Gabriel Garcia Marques imzalı bir kitabın satışından aldığı para ile meyhaneye gider ve rakı içmeye başlar. Bu bölümde Sabri, anlatıcı-yazar konumunda gibi din, siyaset, mutluluk gibi kavramlar üzerine karşısındaki hayal ettiği karakterlerle sohbet eder. Bu bölümdeki didaktik iç konuşmalar, kitabın diğer bölümleri gibi akıcı ve ilgi çekici ilerlemiyor. Sarhoş olan Sabri, otobüse biner ve annesi ile Muhlise hanım ile yaşadığı eve döner. Unutkanlığı gittikçe artmış olan Muhlise hanım musluğu açık unutmuş ve evi su basmıştır. Nalan, babası Bakiyi Tvdeki bir evlilik programında gördüğünü söyler. Sabri, odasını basan su ile ıslanan eski eşyalarını yatağın üzerine koyar ve radyoda çalan şarkıya dalarak, yazmaya karar verir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Hayrullah M..
97 reviews2 followers
March 8, 2022
Not: 3.5/5

Çoğunlukla anlatım, kadın karakterler üzerinden ilerlese de, aslında hikayenin temeli, babaların oğullarıyla iletişimi ve bu iletişimin (ya da iletişim probleminin) ortaya çıkardığı sonuçları üzerine kurulmuş. 'Teslim' bölümündeki iç hesaplaşmanın, ana kurguya pek katkısı olduğunu düşünmesem de, bağımsız bakıldığında bu bölümde iyi yazılmış bir monolog mevcut. Ek olarak, aynı bölümün (ve kitabın) finali, güzel bağlanmış.

Bir ilk romana göre edebî doyuruculuğu yüksek olsa da, yoğun ve yorucu tasvirler de can sıkıcıydı. Son dönem Türk romancılarının, gördüğüm kadarıyla klasik roman geleneğine bağlı olmak adına, bu kitapta da örneği olduğu gibi, tasvir işini abarttıklarını söylemeliyim.
Profile Image for Bilgen.
245 reviews18 followers
January 30, 2020
ilk roman olmasına rağmen sürükleyici, etkileyici ve bence en önemlisi düşündürü...klasik roman örgüsü içersinde anlatılmış; iç içe geçmiş bir aile hikayesi. ailelerdeki çok güçlü karakterlerin diğerlerinin yaşamını çekip çevirmesi, psikolojileri üzerine etkileri beni hep cezbetmiştir. o yüzden güçlü ve otoriter baba agah bey onun histerik oğlu baki ve torun sabri arasındaki benzerlikler ve farklılıkları okumak çok keyifli geldi. agah bey ve eşi hilda arasında hayat ve karakter tahlillerine bayıldım. son bölüm olan teslim olmasaydı, son zamanlarda okuduğum en iyi yeni roman diyebilirdim. teslim bölümünde; romandaki karanlık kısımlar aydınlanmadığı gibi kafa karışıklığı gibi gelen çözümlemeleri de anlayamadım.
“ Belki de insanın karakteri, kaderini yazan kalemdir” diyerek klasik karakter algısına yapılan ters köşe anlatımlar için bile okunur.
güzel bir başlangıç romanı. okunmalı...
Profile Image for Baki E.
5 reviews
May 21, 2021
Bağ kurduğum romanlardan birisi. Abartısız, ağdasız, eser miktarda Sabahattin Ali, yeterli miktarda da G.G.M. tadı alınan, fazlasıyla gerçekçi, bir o kadar da gerçek üstü, kedi sever-kedi tanır bir elden çıktığı belli olan güzel roman.
Profile Image for Em Chainey (Bookowski).
Author 12 books70 followers
November 19, 2016
Aile, tarih, politika, geçmiş, sorgulama, hesaplaşma...
Bu ve başkaca birçok olgunun etrafında dönen, merak ettiren, düşündüren, hislendiren bir ilk roman olmuş.
Dili de çok başarılı.
Tavsiyeyle...
157 reviews4 followers
December 30, 2024
gabriel garcia marquez’i henüz okumadığım için, ona en yakın bildiğim “büyülü gerçeklik” anlatıcısı isabel allende’nin “ruhlar evi”ne benzettim anlatılan aileyi. oradaki kadar mistik olmasa da; gidenler, kalanlar, arada kalanlar hep bir arada. geçmişe dair unuttuğum bazı ayrıntıları hatırlamama da vesile oldu hikâye, bu açıdan da beğendim. 4 hane kısmından sonraki teslimin gereksiz olduğunu düşünenlerdenim ben de. böyle bir monoloğa gerek yoktu bence; sanki yazar anlatmak istediklerini bütün kitap boyunca çok hikâyeleştirmiş de arada kaynamış gibi düşünüp derli-toplu bir hâlde en sona yeniden özet olarak eklemiş gibi geldi. o bölümü sevmedim cidden. kitap akıp giderken aralardan bunları seçmek çok daha tercih ettiğim bir durum. gerçekten de 4 hanede akıp gitti hikâye. sadece birkaç yerde çelişkili durum vardı. hayatında eline kitap aldığı şüpheli nalân’ın “sanki bir kitap okumuşum gibi yıllar geçti gitti” gibi kendinden beklenmeyen bir cümle kurması (ki aslında kitapta buna benzer ifadeleri yazar, kitap kahramanına söyletmeden kendisi betimleyerek olası absürtlüğün önüne geçmiş idi, bunda nedense onu yapmamış) mesela. ailedeki her telden çalışlar, tutarsızlıklar, bilumum u, n, v dönüşleri gerçekçi geldi, imkânsız değil. yine de ailenin temellenişindeki bazı ayrıntılar gözüme battı, hiçbirisiyle yakın hissedemedim kendimi (buna gerek de olmadığını biliyorum ama bu çeşitlilik içinde bir tane… a, pardon! düzeltiyorum: gülten hanım ve kitapları, tabii ya:-)

eli yüzü düzgün, akıp giden bir hikâye. ellerine sağlık yazarın.
Displaying 1 - 30 of 46 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.