**kendime notlar **
1. Hane
1970’lerde İstanbulda sıkıyönetim zamanında geçiyor. Siirtten gecekondu mahallesine göç etmiş bir aile (Muhlise ve kocası Raşit, çocukları Nalan, Kemal) İstanbul’un yoksul bir gecekondu bölgesinde Teneke Mahallesi’nde yaşamaktadır. Nalan’ın ailesi İstanbul’a Siirt’ten göç etmiştir. Annesi Muhlise Hanım dindar ve aile içinde dominant bir karakter, bir han içerisinde yaşadıkları İstanbulda arsa alıp üzerine gecekondu yapıp orada yaşama fikri de Muhlise’nin ısrarı ile oluyor. Babası Raşit’in ise herhangi bir etkisi, itibarı yok, sürekli bağırıp kızan bir karakter.
Nalan 21 yaşında, boşanmış ve sırf belki bir koca bulur diye plakçıda çalışılmasına izin verilmiş, ailesi ile beraber yaşamakta. Nalan sık sık annesi ile mahalledeki falcı Efsun’a gidip, gelecekleri hakkında danışıyorlar. Efsun’un sokaklarda büyüyen ve mahallenin çocuklarınca dışlanan bir kızı (Lal) var.
Nalan ve Baki’nin Evliliği: Nalan ailesinin yanından kurtulmak için ve daha iyi şartlarda yaşamak için gazetenin evlilik ilanlarında gördüğü Baki’ye mektup yazar. Baki’ye Nalan dışında başka kimse mektup yazmamıştır. Nalan, plakçıya gelip kendisiyle tanışmak isteyen Bakiyi gördüğünde hayal kırıklığına uğrar, tipini pek beğenmese de ailesinden gizli görüşmeye devam eder. Baki de kendisinden farklı, ortak bir noktası olmadığı, eğitimsiz ve tutucu bulduğu Nalan’ı beğenmez ama askerliğini yapmış, iş bulmuş ve yuva kurmuş bir adam olarak babasının karşısına çıkarsa, kendisini affettirebileceğini, babasının onunla ilgili olumlu düşüneceğini düşünür. Karşılıklı menfaatleri sonucunda evlenmeye karar verirleri. Baki’nin dayısı Süleyman Bey ve anneannesi Atalet Hanım, Nalan’ı istemeye gider. Baki ve Nalan evlenir ve Bostancı’daki evde yaşamaya başlar. Baki, annesi, babası ve kız kardeşine haber verir, ancak hiçbiri düğüne gelmez.
Agah Bey:Baki’nin babası Agah Bey, ailesini bırakıp çalışmak için gittiği Almanya’da bir Alman kadınla (Hilda) tanışmış, karısı Emel Hanımı terketmiş ve Hilda ile evlenmiştir. Oğlu Bakiyi ve kızını da yanına almış ama Baki Almanyada liseyi ve teknik okulu bitirip, teknik ressam olunca Almanyadaki yaşama uyum sağlayamayıp, askerlik için geldiği Türkiyede kalmaya karar vermiştir.
Nalan’ın kardeşi Kemal ilkokuldan sonra okumamış. Kemal, kurban bayramında bayram namazı için gittiği camide, bağış yapanların verdikleri bağışa göre listelendiğini görüp buna kızıyor. Cami çıkışı gittiği genelevde ilk defa ilişki yaşadığı fahişeye Deren Ari’ye aşık oluyor.
Agah Bey, İstanbul’a geldiğinde, eskiden çalıştığı kandilli rasathanesinde çalışma arkadaşını ziyaret eder, geçmişini düşünür. Agah Bey, burada çalıştığı dönem, oranın müstahdemi olan Zarif Bey’in kızı Emel’le evlenmiştir. Agah Bey, karısına ve çocuklarına zulüm eden, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan bir adam. Türkiyeyi, avam, eğitimsiz, geri ve yoksul bulup Almanyada yaşamaya karar vermiş.
Farklı aile yapılarından gelen Baki ve Nalan bir süre sonra anlaşamamaya başlar, Baki’nin türlü tuhaflıkları ortaya çıkar, vejetaryen olur, ressam olmaya öykünür, meditasyonla ilgilenir, bunu İslamla harmanlayıp yeni bir din türetmeye çalışır, mürit toplamak için camiye gider. Baki, Nalan’a bağırmaya, ailesini küçümsemeye ve bir zaman sonra da şiddet uygulamaya başlar. Baki, babası Agah Beyin kendisi ve annesine davrandığı gibi sadistçe hareket etmeye başlamıştır, babasına dönüşmüş olduğunun farkında değildir.
Baki kendini beğenmiş tavırları ile durmadan konuştuğu için çalıştığı işyerinde sevilmez, Baki kendisini kıskandıklarını düşünür.
Raşit kahvehaneye gider, babası öldüğü için baş sağlığı dilerler. Kahveci, Raşit’in arkasından babasının hikayesi anlatılır. Raşit küçükken kendilerini bırakıp gittiği için öldü zannettikleri babası, bu kez gerçekten ölmüştür.
5 yıllık evli olmalarına rağmen çocuk sahibi olamamaları Nalan’ı üzmektedir, ancak Nalan doktora gidip sorunu olmadığını öğrenmesine rağmen, kocasını da doktora gitmesi için ikna edemez. Nalan çare bulmak için annesi ile Efsun’a gider. Efsun göreceği bir rüya sonrasında kocası ile birlikte olmasını, sonunda doğacak çocuk sayesinde sabredebileceğini, çocuğun kaderinde hep unutulmak olacağını söyler. Bu ziyaretleri sırasında Efsun, Muhlise Hanımla hiç konuşmaz, ona soğuk davranır.
Nalan Efsun’un söylediklerine uyar, bebeği olur, adını direterek Sabri koyar. Başlarda Baki, baba olmaktan çok etkilenir, hem Nalan’a hem de Sabri ile çok ilgilenir.
2. Hane
Baki yine şiddet ve aşağılamalarına başlar, Sabri’ye karşı da tıpkı Agah Bey’in kendisine çocukken davrandığı gibi gaddar davranmaya başlar. Nalan her kavgadan sonra çocuğunu da alıp annesinin evine gider ama Muhlise hanım her seferinde evinin geçimini zor sağladıklarını söyleyip Nalan’ı kocasının yanına dönmesi için ikna eder.
Muhlise’nin erkek kardeşi Civan, ablasını ziyaret eder, içki sorunu yüzünden karısı kendisini terketmiştir. Oğlu Ömer hastadır.
Emel Hanım, Agah bey’den ayrıldıktan sonra çocukları ile de iletişimini kesmiş. Başka bir adamla evlenip, ayrılıyor, boşandıktan sonra da görüşmeye devam ediyor. Baki, ailesi ile onu ziyaret etmeye gittiklerinde, her seferinde onları aşağılayıp evden kovuyor.
Nalan ve Baki, Baki’nin annesi Emel hanımı Çengelköydeki evinde ziyaret eder. Emel hanım oğlunun ailesi ile ilgilenmez, onları küçümser. Emel Hanımın annesi Atalet Hanım ve babası Zarif Bey peşpeşe ölmüştür, Emel Hanım kendisinden bir şey isteyeceklerini düşünüp hiç arayıp sormadığı ana babasının cenazelerine utancından gidememiştir. Nalan, kayınvalidesinin mutfağında bulaşık yıkarken, hayallere dalar. Kendi bulaşık yıkarken bir adam arkasından ona sarılmış, korkmamasına evleceklerini, ölünce de tüm eşyaların kendisine kalacağını fısıldayıp zorla cinsel ilişkiye girmiştir. Emel babaevine dönmemek, ülkeye geri dönmemek için evlilik vaadine inanmak ister. Emel hanım, Nalan’a baktıkça kendi gençliğini (baba eviinden kaçıp kurtulmak isteyen, sonrasında kocasına yaranmaya çalışan genç Emel’i) gördüğü için Nalan’dan hoşlanmamaktadır.
Agah Bey, karısı Hilda ile Türkiyeye gelip yaz tatilini Fethiye’de geçirirler. Emeklilik planı, gelecek sene Fethiyeye yerleşmektir. Hilda kitaplar içinde yaşayan, hayatı sorulayan, fikirleri ile Agah Bey’e meydan okuyan güçlü bir kadındır. Agah, Almanyada yaşadığı dönemde Hilda’nın önce güzelliğinden etkilenmiş, sonra da onunla yaptığı sohbetlerden çok zevk almaya başlayıp, karısından soğumuş.
Baki’nin Nalan’a olan davranışları artık Nalan’ı bıktırır ve Nalan evi terkedip babaevine geri döner. Geçim sıkıntısı nedeniyle kızlarının eve dönmesine sıcak bakmadıkları için, Nalan da bir doktorun işyerinde çalışmaya başlar. Kazandığı para ile babasına sigara alarak, evlenecek olan Kemal için de para yardımında bulunarak evde kalır. Ancak babasının Sabri’ye kötü davranması, evde de rahat edememesi, bu sırada da Baki’nin tekrar denemek istemesi sonucunda, tekrar Baki’ye geri döner. Ancak örtünüp, namaz kılan karısını gördükçe, Baki bu kararından pişman olmaya başlar.
Kemal, Sümbül ile evlenir. Özlem bölümünde, Muhlise Hanım çocukken yaşadığı sürgünle ilgili travmalarını hatırlar.
Agah Bey’in Mirası
Agah Bey ve Hilda, Almanyaya döndükten sonra, Hilda’ya pankreas kanseri teşhisi konur ve Hilda 3 ay sonra ölür. Ardından rahatsızlanan Agah Bey de ölür. Kalan mirasını bölüşmek üzere Baki, Almanya’ya gider. Mal paylaşımının adil olmadığını düşünen Baki babasından kalan arabayı ve Almanyadaki evin içindeki eşyaları alarak İstanbul’a döner. (Babası Almanyadaki evi kızkardeşi Ayla’ya, Türkiyedeki evi Baki’ye bırakmayı vasiyet etmiştir. Almanyadaki evin değerinin çok daha fazla olduğunu düşünen Baki, ikisinin de satılıp parayı bölüşmeyi ister, kızkardeşi bu teklifi kabul etmez)
Baki, mirası aldıktan sonra, ailesine karşı her zamankinden daha kötü davranmaya ve onları aşağılamaya başlar. Almanya’dan getirdiği eşyaları kendi evine yerleştirir, kendi evlerindeki eşyayı da evde yer olmadığı için Nalan’ın ailesinin evine gönderir. Nalan ve Muhlise Hanım, Baki’nin evden çıkan eski mobilyaları hediye ettiğini düşünerek önce sevinir ama aslında Baki bunların parasını almayı, eğer para vermeyeceklerse, başkasına satacağını Nalan’a söyler.
Baki, yüklü bir gelire kavuşunca, Nalan ve Sabri’nin istediği hayatı yaşamasında kendisine ayak bağı oluklarını düşünür, onlardan kurtulmayı hayal eder, hatta ölmüş olduklarını bile düşler.
Sabri de ilkokula başlamıştır.
Nalan’a göre kocasındaki bu değişimin iki nedeni olabilir, ya büyü yapılmıştır ya da kocasının eline yüklü para geçtikten sonra hayatına bir kadın girmiştir. Aldatıldığı düşünen Nalan, posta kutusuna gelen postaları gizlice alır. (Nalan’da posta kutusunun anahtarı olmadığı için, kutudaki mektupları gizlice alır). Gisele’den gelen (Bakinin Almanyadaki eski sevgili ve Nalan’ın Gisele’den haberdar) mektubu alır ve Almanca eğitim alan komşu kızına çevirtir ve kocasının kendisini aldattığını düşünerek evi terk eder.
3. Hane
Baki ve Nalan’ın boşanmaları üzerinden iki yıl geçmiştir. Nalan ailesinin yanına, yani Baki ile yaşadığı evin tam karşısındaki daireye taşınır. Baki olaylı geçen mahkeme sürecinde az nafaka vermek için uğraşır ve sonrasında Sabri ile ilgilenmez, hatta Sabri bazen karşı kapılarında oturan babasının evine gitmek istediğinde onu eve almaz, Baki gittikçe Agah Bey’e benzemeye ve çocuğuna psikolojik şiddet uygulamaya başlamıştır. Nalan da ailesinin yanında kalabilmek için onlara maddi yardımda bulunsa bile ailesi Nalan’ın onlarla yaşamasından rahatsız olur. Annesi, babası ve kardeşi Kemal ile karısı Sümbül’le aynı evde kalan Nalan, huzursuz ve sığıntı hayat yaşamaya başlar. Hoşun giden şeyleri çalma huyu olan Sümbül, Nalan’ın eşyalarından ilgisini çekenleri de çalar, Kemal’in aldığı yiyecekleri saklayarak sadece kendilerinin yemesini ister. Hatta Muhlise Hanım, Nalan’ın tekrar evlenmesini, Sabri’yi babasına veya yetiştirme yurduna göndermesi göndermesini ister.
Bu bölümde 80li yıllara ait izler de kahramanların hayatları üzerinden çok yerinde, çok güzel anlatılıyor, Muhlise Hanımların gecekondudan apartman hayatına geçişi ve apartman hayatına yeni semte alışamaması, bakkallara gelen ve Sabri’nin sevdiği yeni yiyecekler (leblebi tozu, cola, turbo sakız,..), mahallede açılan Akif’in video kaset dükkanı, Sabri’nin okumaktan hoşlandığı ve kendisini de dergi basmaya heveslendiren Milliyet Çocuk dergisi, Sabri’nin yine bir heves sözlerinin yanlış anlayarak (estidi, nını nana estidiii) babasına söylediği ama Baki tarafından küçümseme ve azarla karşılanan Şinanay şarkısı gibi.
Sabri ilkokul üçe gitmektedir ve çok çalışkan, başarılı bir öğrenci olmuştur. Ama okulda ve mahallede arkadaşı yoktur, babası ilgisizdir, ev ortamı huzursuzdur. Bütün bunlar içinde Sabri, çocuk dergileri, romanlar ve mahalledeki halk kütüphanesi ile nefes alır, hayaller kurar. Babası onu her çağırdığında hem büyük bir korku hem de babası ile vakit geçireceği için mutlulukla yanına gider ama Baki’den hep psikolojik şiddet görür, hatta ilk dayağını da atar.
Muhlise ve Raşit, hep ne kadar fakir olduklarını söyleyip, buna rağmen kendilerine baktıklarını ve evde istenmediklerini Nalan’a ve Sabri’ye hep hissettirirler.
Baki, başka bir kadınla – Vildan’la- beraber yaşamaya başlar. Nalan, hala bir umutla en sonunda tekrar kocasıyla bir araya geleceğini umarken, Baki karşı dairede Vildan’la yaşamaya başlayınca, çok öfkelenir ve Sabri’ye –Sabri’nin ağzından- hakaret dolu bir mektup yazdırır. Sabri bu mektubu yazmak istemeyince oğluna öfkelenir, onu okuldan almakla sanayide çalışmakla tehdit eder. Sabri o evde yaşamak istemeyip, para kazanmaya karar verir, pazarda su satmaya çalışır, başaramaz, eve dönünce, ağlar vaziyette bulduğu annesine kıyamaz ve mektubu yazar. Vildan da Nalan ile aynı apartmanda yaşamaktan rahatsızdır, Nalan’ın yazdırdığı mektubu da okuyunca, Baki’ye işi bırakıp evi kirayı verip Fethiye’ye yerleşmeyi önerir. Baki, Agah Bey’in emeklilik hayalini gerçekleştirip Fethiye’ye yerleşir ve oğluyla da iletişimini tamamen keser.
Feza apartmanında Orhan Bey’in oğlu Nahit, babasını öldürür ve polisler gelir, merakla cinayetin işlendiği eve giren Sabri, Orhan’ın odasında Karamazov Kardeşler’i görür ve dört cildin birincisini alır.
Muhlise hanımın zamanında üzerine apartman yapılacak umuduyla aldığı, sonradan oğlunun oturması için ona bıraktığı Teneke Mahallesindeki gecekondusunun olduğu arsa tapu verilmeye başlanır, müteahhit de ev yapmak için ev ev dolaşmaya başlar. Ancak Muhlise Hanımın üzerinde zaten Feza apartmanındaki daire olduğu, apartmandan pay alamazlar. Bunun üzerinde Raşit Beyin ve Nalan’ın karşı çıkmalarına rağmen, oturdukları evi yok pahasına satar ve onun parasıyla hem kendilerinin hem de oğlu Kemal’in ailesi ile oturacağı ev yaptıracağı arsa almaya karar verir.
80li ve 90lı yılların başı arasında geçen bu bölümde o dönemin sosyal ve politik atmosferi, dönemin kült olan eşyaları, sembolleri, vs. yine karakterlerin hayatı üzerinden aktarılıyor. Muhlise hanımın gelini olan Sümbül’ün Kürt olması nedeniyle aile içinde aşağılanması (Muhlise hanımın ailesinin bir tarafının da Kürt olmasına rağmen), nüfus sayımı nedeniyle sokağa çıkma yasağının olması ve tüm ailenin evde sayım memurunu beklemesi, sayım memurunun kendisini anlamadığı için Türkçe bilmediğini düşündüğü ve muhtemelen Kürt olduğunu sandığı Reşat Beye içten içe öfkelenmesi, Özal döneminin başlaması, Naim Süleymanoğlunun Türkiyeye getirilişi ve TVde ailecek Naim’i izlemeleri, Sabri’nin ilkokulu bitirdiği yaz Ömer abisinin walkmani ilk defa Ahmet Kaya’yı dinlemesi ve çok etkilenmesi..)
4. Hane
Muhlise Hanım Kadıköyde gittiği balık pazarında hırsızlık yaparken yakalanan Efsun’un kızı Lal’i görür, Lal’i pazarcının elinden kurtarır ve eve getirir. Pejmürde, pis halde bulduğu Lal’i banyoya sokup yıkar.Civan ölmüştür, oğlu Ömer Muhlise Hanımları ziyarete gelir. Elektriğin olmadığı evde, karanlıkta mum ışığında sohbet ederler. Baki, Vildan’dan ayrılmış ve kendini dine vermiştir. Takkesi ve çember sakalı ile İstanbul’a gelir ve Sabri’yi okulunda ziyaret eder. Raşit Bey ölür.
Teslim
Sabri, üniversiteden fizik bölümünden mezun olmuş, askerden dönünce istediği gibi bir iş bulamamıştır. Askerlikte biriktirdiği parası ve babasından aldığı para ile (babası borç olarak vermiş ve sonra faizi ile geri istemiştir) Mahfuz Sahaf’ı açar.Gabriel Garcia Marques imzalı bir kitabın satışından aldığı para ile meyhaneye gider ve rakı içmeye başlar. Bu bölümde Sabri, anlatıcı-yazar konumunda gibi din, siyaset, mutluluk gibi kavramlar üzerine karşısındaki hayal ettiği karakterlerle sohbet eder. Bu bölümdeki didaktik iç konuşmalar, kitabın diğer bölümleri gibi akıcı ve ilgi çekici ilerlemiyor. Sarhoş olan Sabri, otobüse biner ve annesi ile Muhlise hanım ile yaşadığı eve döner. Unutkanlığı gittikçe artmış olan Muhlise hanım musluğu açık unutmuş ve evi su basmıştır. Nalan, babası Bakiyi Tvdeki bir evlilik programında gördüğünü söyler. Sabri, odasını basan su ile ıslanan eski eşyalarını yatağın üzerine koyar ve radyoda çalan şarkıya dalarak, yazmaya karar verir.