-Neoliberalizm, mali krizle birlikte yok olup gidecek geçici bir ideoloji olmadığı gibi, sadece ekonomik bir politika da değildir; yaşama, hissetme ve düşünme, yani içine itildiğimiz bir davranma şeklimiz, başkalarıyla ve kendimizle ilişki kurma biçimimizdir. Neoliberalizm, çağdaş kapitalizmin aklıdır. Bir yaşama şeklini tanımlar ki bu tarz, genelleşmiş bir PERFORMANS REKABETİ, içinde yaşamayı buyurur, toplumsal ilişkileri piyasa mantığına göre düzenler, birey dâhil her şeyi dönüştürür.
-Neoliberalizm liberalizmden farklı olarak, piyasanın "görünmez el" denilen doğal bir hal olmadığı ve devletin inşa edici projeleri ve şirketlerin rekabeti ile oluşturulduğu fikri ile hareket eder. Devlet gece bekçisi görevinden genel çerçeveyi kuran/gözeten ve onun içinde kendisi de rekabet normuna tabi olan UYANIK BEKÇİ rolüne geçmiştir. Bunun için ise kamu hukukunun tedrici olarak içini boşaltarak, özel hukuku kendine ve şirketlere hizmet eder hale getirmektedir. Böyle bir evrensel-şirketsel rekabet, bireyi de yönetilecek şirket ve meyve verecek sermaye haline getirmektedir.
Özel hukuku yürütmek için kararnameler ile denetimler aşılmaya çalışılmakta, polis öne çıkarılmaktadır. İdare sadece bir teknik olarak görülmektedir; kamu malı, kamu yararı, sosyal haklar, yurttaşlık hakları terk edilir olmuştur. Alt-yurttaşlar kategorisi ve yoksul gettoları imal edilerek toplumsal dışlama mekanizması yaratılmaktadır.
-Sürekli evrensel rekabet halindeki "girişimci benlik yönetimi", bir nevi "ŞİRKET-BİREY" yaratmış, çok kolay işten çıkarılabilme şiddetiyle oluşan korku ise bu bireyin yeni-köleleşmesine yol açmıştır. Arzularının ve sistemin kölesi haline gelen şirket-birey, kendisine uygulananları, başkalarına uygulamaya ve onların da şirket için köleleşmesine, kendilerini şirkete "çekincesizce adamasının ve bağlılığını kanıtlamasının" iktidarının kurulmasına çalışmaktadır.
-Çalışan ŞİRKET-BİREY, kendini artık emekçi olarak değil, piyasada hizmet satan, müşteri bulan, fiyat saptayan, maliyeti yöneten ve Ar-Ge yapan birisi olarak görmektedir. Bu yapılanlar ise sadece şirkete hizmet değil, kendine değer kazandırma sürecidir. Kişisel yaşam ile çalışma yaşamı bütünleşmiş, çalışma aidiyet alanı haline gelmiştir.
Bir doktor hem kâr edici davranmalı, hem de yataklarını mümkün olduğunca çabuk boşaltmalıdır; ticari zihniyet, insani ilişkinin önünde yer almaktadır.
Survivor yarışmaları, neoliberal mantığın, en yeteneklinin hayatta kalmasının ve performans/haz düzeneğinin sahnelenmesidir.
Cinsellik bile performans normuna tabi kılınmış; ilişki sayı ve süresi, orgazm kalitesi, partner çeşitliliği, her yaşta cinselliğin sürdürülmesi, genelleşmiş rekabet zihniyeti üzerinden "normal standartlara" büründürülerek hedef haline getirilmiştir.
-Kişinin kendi arzularına boyun eğerek tüm riskleri kuşanması ortaya RİSK TOPLUMUnu çıkarmıştır. Devletin üstlendiği sosyal güvenlik kurumlarının yerini bireyin üstlendiği risk sözleşmeleri almakta, iş-eş-sağlık sürekli risk altına girmekte ve kolektif yapılardan, gelenekten kopan birey her şeyi bu sürekli risk algısına göre yaşamaktadır.
-Artık gerekeni üretmek ve ihtiyacı tüketmek söz konusu değildir; yeni özneden "daima daha fazla üretmesi, tüketmesi ve haz alması"(MORE AND MORE) yani "hazza bağımlı” hale gelmesi beklenmektedir. Performans görev, haz ise buyruktur artık. Bunların dışındaki her şeyi unutan yeni-öznenin “kaybedenlere” zaman yoktur artık (NO TİME FOR LOSERS).
-Topyekûn kendini adayan şirket-özne, en ufak bir talihsizlik durumunda, kolektif-toplumsal işleyişin olmamasının yalnızlığı içerisinde, son derece yoğun bir psikolojik sıkıntıya girer; utanç ve değersizleşme yaşar. Kazanan/kaybeden düzlemine indirgenmiş olan ilişkiler, eziyet etme ve acı çekme sonuçlarını yaratmış; toplumsal norm, yetersiz(?) görülenlerin fırlatılıp atılmasına yol açmıştır.
-İşyerindeki proje, misyon ve ekiplerin sürekli değişmesi, bireyin karakterinde de istikrarsızlık ve erozyon yaratır, özele (ilişkiler, aile, hobiler) ayrılan zaman ve benlik geçicileşir. Aynı zamanda birikmiş deneyimleri için hiçbir destek yoktur ve her şey anlıktır. Yalnızca hemen kullanılabilen yetenekler geçerlidir ve deneyimliler meslek dışına itilip hızla geçersizleştirilir.
Her şeyin kaotik ve geçici olduğu bu ortamda birey artık parçacıkların kolajıdır.
-Bu derece geçici ve hareketli olması istenen ve toplumsal bağlarından, geleneklerinden, deneyimlerinden koparılan yeni-özneler nasıl bir arada tutulabilir? Yoksullara/tembellere, yük olan yaşlılara ve rakip olan göçmenlere NEFRET, yeni-özneleri birleştiren ZAMK olabilir (Nazi tavrı). Madalyonun diğer yüzünde ise "günün birinde kendisinin de onların durumunda kalma riski" yer alır. Bu ikiye yarılmanın getirisi, son 20 yılda 7 kat artan DEPRESYONdur ve PERFORMANS kültürünün eseridir. Sürekli risk ve hareket/çaba gerekliliği, kişinin kendisinden yorulmasına neden olmakta; yetersizlik, işlevsizlik, kaybetmişlik hissi toplumsal başarısızlık ve genelleşmiş depresyon olarak kendini göstermektedir.
İlaç, ekran ve tüketim bağımlılığı sıklıkla buna iştirak eder. Her türlü toplumsal/kurumsal idealin zayıfladığı, etiksizleşen ve ilkesizleşen ortam, kararsız oyuncu durumundaki bireyi kendisi üzerinden yeni hedefler yaratmaya yönelir ve bir gün arabasını, bir gün partnerini, bir gün cinsiyetini değiştirerek kimlik bulmaya çalışır. Mevki, görev, şirket, kulüp, marka "KİMLİK" yapılmaya çalışılır; "kimlik" değişken ve tüketilebilirdir artık.
Nesneyle kurulan sapkın ilişki her şeyin yerini almıştır ve her şey takas veya pazarlık konusu yapılabilir. Başkalarının mallarına ve yaptıklarına imrenme, başkalarıyla haz üzerinden kurulan ilişkiler yaygınlaşmaktadır.
-Cehalet, paranın küstahlığı, tahakkümün kabalığı, sinizm, aşağılama, dar kafalılık, hareketlerine hakim olamama, PERFORMANS adına yönetmenin sonuçlarıdır. Performansın tek ölçüt olduğu bir durumda, vicdana, düşünce-ifade özgürlüğüne, yasal ve demokratik kurumlara saygının ne önemi olabilir ki? Sadece yönetici seçimine indirgenmiş bir demokratiksizleşme, totaliter bir demokrasi, çoğunluğa dayandırılmış zorbalık söz konusudur.
Bu amaçla biyolojiden yararlanma çok artmış, biyo-sosyoloji, nöro-ekonomi gibi bilim dalları kaynaşmaları zorbalığa hizmet eder hale getirilmiştir.
- Neoliberalizmin olgun meyve gibi düşmesini beklemek, "tarih kendiliğinden bir şey yapmaz" gerçekliğini unutmak demektir.
İlk yapılması gereken, kendi kendinin işletmesi olma modeline alternatif özneleşme biçimlerini harekete geçirmek, hem kendine hem de başkalarına karşı bir tutum geliştirmektir (bu bir yönetim değişikliğinin ardından gelecek bir hareket olarak asla düşünülmemelidir).
ÖZERK BİRLİKTE YÖNETİM icat edilmelidir; her yerde ve sürekli olarak yaşatılacak olan bilginin ortaklaşılması, işbirliği ve yardımlaşma pratikleri, dünyanın başka bir aklını, ORTAKLIĞIN AKLINI yaratabilir.