Yılın en uzun gecesi 21 Aralık gecesinde düzenlenen bir Gece. Gece’ye adım atan esrarengiz bir kadın: Gece. Kendisinden başka hiç kimseye benzemiyor.
Bütün bir salon, içindeki her şeyle birlikte, onun varlığının arkasında basit bir dekora dönüşüyor o içeri girer girmez. Bütün dünya bana onun bedeninin gerisinden görünüyor. Vücudu yokmuş gibi hareket ediyor. Dünya yokmuş gibi hareket ediyor. Görünmez bir perdenin arkasından yaşıyor gibi hareket ediyor. Sanki bir gölgenin içinden ve vücudu dünyanın hiçbir noktasına değmeden hareket ediyor. Salonda kendisinden başka hiç kimse yokmuş gibi hareket ediyor. Burada ama sanki burada değilmiş, hatta dünyaya da ait değil de yanlışlıkla buraya düşmüş gibi. Ayakları yere basmıyormuş gibi. Havada hafifçe süzülüyor gibi. Vücudu yavaşça kayıyor ve salonu ortadan ikiye ayırıyor gibi. Ortası, o nereye ayak bassa orası. Sanki bedeninin yerinde, iç içe geçmiş birkaç beden var; ama hiçbirini net göremiyorum.
Beyaz bir hastane odasında beyaz çarşaflar ve beyaz gecelik içinde bir kız, kızın başına ne gelmiş olduğunu çözmeye çalışan bir adam, Veda Gecesi’nin odağı ünlü bir aile, emekliye ayrılan yaşlı bir bestekâr, yalnızca bestekârın görebildiği bir çocuk, Kar isminde bir şarkı, Kar isminde bir hayalet karakter, kayıp bir gerdanlık, “Karin kim?” sorusunun peşinde bir polis/psikanalist, karlar ve inciler; hepsi bu romanda ortalığa dağılıp sonra birleşiyor.
"Neyin ne olup olmadığı şimdi sözcüklerle ifade ettiğiniz kadar net olsaydı gerçeği şu anda elinizdeki o romanda arıyor olmazdınız. Hem de ne anlatıyor olduğu ikinciye okunmadan önce anlaşılmaya başlanmayan bir romanda. Ne diye okuyorsunuz onu?"
Bu kitabı okumak hiç aklımda yoktu. Kitaplığımdan resmen birden bire “beni oku” der gibi beni çağırdı. Tam da Kurtlarla Koşan Kadınlar (C.P.E.) kitabını sindire sindire okuduğum şu zamanlarda Kar ve İnci’yi de okumama tesadüfün iğne deliği diyesim geliyor.
Öncelikle şunu söyleyeyim; evet ben çok sevdim ama eğer ki sembollerle / metaforlarla aranız iyi değilse bu kitap size pek de hitap etmeyebilir. İçindeki masallar, hele ki o rüya. Ah ah. Bayıldım. İçimden hep Clarissa Pinkola Estés bu kitabı okusa ne de güzel yorumlardı dedim. Nihan Hanım’ın masallarıyla gurur duyacağına eminim.
Kar ve İnci’yi sizin de benim gibi İyi Aile Yoktur / İyi Toplum Yoktur kitaplarından yıllar sonra birden okuyasınız gelirse; yine de içersinde işlenen ikililik, kadın olmak, erkek olmak, sembolik çocuk, gerçek çocuk, yatay gerçeklik, dikey gerçeklik vb. temalara yabancılık çekmezsiniz, aşinalığınızdan hatırlarsınız.
Nihan kaya şu satırlarıyla büyük çoğunluğumuzun üzerine düşünmeden edinmiş olduğu fikirleri/kabulleri derdi edinip bize ulaştırıyor
"Herkes kendi bebeğini istiyor, bebek kara bile olsa. Herkes ismini kendisinin koyduğu bebeği istiyor. ...ve herkes evlatlık olarak istediği çocuğu da bebek olarak istiyor, yani mümkün olduğunca çocuklarına kendi şekillerini vermek istiyorlar."
Kitap boyunca kadın karakterimizin başka başka şekillerde kendine yer bulamayışını okuyoruz. Bu bir sevgi arayışı, kadın karakterimizle birlikte var olabilmek için nedenler aradığımız bir roman.
Kitap başlarda sembolik anlatımın yoğunluğu nedeniyle karmaşık gelse dahi çok akıcı olması sebebiyle taşlar çok geçmeden yerine oturuyor.
Nihan Kaya'dan okuduğum kitaplar beni şu ana kadar hep memnun etti. Ağır bir hikayeydi. Neyin gerçek neyin hayal olduğunu bir ana kadar anlayamıyoruz. Çünkü Kar isimli kadın hikayesini bir masal şeklinde anlatıyor polis memuruna. Bir genç kadının yok oluşa sürüklenmesi... Sadece bir kadının sorumluluk alıp bu mağdur kadının yanında olabilmesi çok etkileyiciydi.