butun acilara karsin hayat icimize bir nota birakir yaen bitik gunumuzde direnme notasinibir zarfa mi koyar bir deniz cirpintisiyla mi savurur yuzumuzenese ususur hayatimiza birden guc asilar iyi gucturbasegdirmeyen umut altin kafesindencikiverir dolasir tepemizde
Canan Tan Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Kendisi değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül aldı.
-Kelebek (Hürriyet) Gazetesi’nin Senaryo Yarışması’nda Birincilik Ödülü /1979 (Oğlum adlı eser, fotoroman olarak çekildi.)
- İnkılâp Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanı /1996
- BU Yayınevi’nin Çocuk Öyküleri Yarışması’nda 1. Mansiyon / 1997
Yine bir Canan Tan klasigi, ne eksik ne fazlasi. Karakterlerin cesitliligi, kurgu, arastirma yerinde ve guzel olmus. Soluksuz okudum. Keske daha uzun daha fazla detay olsaydi. Kanimca olabildigince gercege bagli kalma zorunlulugu sonunun biraz aceleye gelmesine neden olmus. Yinede uzun aradan sonra okudugum en doyurucu Canan Tan kitabiydi.
Karakterler çok yüzeyseldi. Bir nevi harekete geçememe sorunları vardı. Her karakter için belirlenmiş birer durumun tekrarıyla, okurken zihinde çok soru oluşturan ancak hiç cevap vermeyen, eksik kalmış, tamamlanmamış, biraz bekletilip/dinlendirilip sanki yeniden ele alınsaydı dedirten bir kitaptı. Tacettin ve Patricia'nı aşkı çok güçlü ve temizdi, tamam da, hiç mi yapacak bir şey yoktu? Biri diğerinin yanında olamadı, tamam, ama sonrasında - yıllar sonra, olaylar yatışınca, gezme bahanesiyle bile olsa da bu kadar yakın coğrafyalara gidilemedi mi? Üstelik bir taraf "bey" oğlu-hali vakti yerinde; öte taraf da hiç de muhtaç değil... Ya da en basitinden, Patricia Tacettin'in yerini yurdunu bilirken, ona hiç mi yazamazdı? Kızgın bile olsa ki sadece üzgündü, duyguları değişmemişken sevdiği adama, oğlunun babasına ulaşmaya neden çaba göstermedi? Hadi Tacettin izlerini bir gece de kaybetti, yerlerini bilmiyordu ama, Patricia yazabilirdi. Tacettin alıp başını gidebilirdi. Haydi Patricia yazmadı ulaşmadı, ortak bir sürü arkadaşları vardı; Tacettin'in dostları... Onlar neden aralarında yazışmaya devam etmediler? Bir şekilde birileri bir tarafa bir haber ulaştırabilirdi... Hem Hacı Ali Bey'in bu acizliği de neydi? Bu kadaar "güçlü" bir aile Fatiş'in kuklası mıydı yani? Üstelik, bu kalabalık ailede ya da bu kalabalık ailenin eş dostunda hiç mi kimse yoktu ki Tacettin ve Patricia'nın evlenmelerinin İslam'a aykırı olmadığını söylesin? O devirde, İslam'ı bilen yaşayan bir kişi bile yokmuş demek ki... Haydi bunu söyleyecek kimse yoktu, Fatiş gibi bencil ve kibirli bir kadının bu halini kıracak bir tek Allah'ın kulu yok muydu yahu? Kitabın ismi ve teması Hasret de olsa, sonunda kavuşamamaları da kararlaştırılmış olsa, biraz hareket, biraz çaba, biraz azim ve kararlılık sahibi olan biri olsaydı... Bu kadar inability to act bu dönem romanına biraz fazla kaçmış.
Story of a douchebag who ruined two women. I couldn't see any love in that story; i see just an unconfident, coward childish male who can't decide on things without his awful parents, and a silly girl that wasted her life over him, and of course don't forget the poor girl who got married on lies and secrets. Besides them the whole story is so undetailed, seems like its third part was written in a rush. Understanding the experiences of miserable refugees and learning about the famous Turkish-Greek immigration is the only good part about this book. 2 stars only for that.
Göçmen bir ailenin çocuğu olduğumdan mıdır bilmem ama epey beğendim kitabı. Mübadele yıllarında geçen güzel bir hikaye. En çok da mübadeleye konu insanların psikolojisi dokundu bana, onların o hiçbir yere ait olamama halleri bence çok güzel verilmiş kitapta.
Mübadele yüzünden ayrı düşen Bey oğlu Tacettin ve Rum kızı Patrisia'nın aşk öyküsü. Ağırlıklı olarak Kırıkkale Keskin'de geçiyor. Mübadele yıllarını iyi anlatan bir dönem romanı olduğunu söyleyebilirim.
Storytel'den Canan Tan'ın kendi sesinden dinledim. Bir okuma grubu ile birlikte okuduk. Bizim grupta hüzünlenenler, çok etkilenip ağlayanlar olmuş. Lakin bende o kadar duygu uyandırmadı. Bilmiyorum bir tiyatrocu tarafından seslendirilse farklı olur muydu?
Rum mutfağı ve Keskin yemekleri çok keyifli anlatılmıştı. Düğün adetleri gibi döneme ait Anadolu adetlerini okumak da çok hoşuma gitti.
İki eleştirim var: 1) Tüm ana karakterler hem etik yaklaşım hem davranış kalıpları olarak fazla kusursuz ve efendiydiler. 2) Dönem romanında dönemin ne ruhuyla ne de diliyle bağdaştıramadığım 'çemkirmek' gibi bazı ifadeler mevcuttu. Bir de her şey herkesin 'boynunun borcuydu', çok fazla tekrar etti bu ifade.
Genel olarak akıcı bir dönem romanı. Türü sevenler okusun mutlaka.
Yakın geçmiş zamanda savaşla birlikte ortaya çıkan zorunlu mübadele neticesinde Türkiye’de yaşayan Rumlar’ın anavatanına gittiğinde yabancılık çekerek Anadolu’yu özlemedik, benzer şekilde Yunanistan dan aynı şekilde anavatanına dönem Türklerin aynı zorluğu yaşamasın. Zorunlu göç şartlarının oluşmasında önceden kardeşçe yaşayan halkların çektiği sıkıntı ve zorlukların anlatıldığı dönemde yaşanan bir aşk ve ayrılık hikayesi. Birbirini seven iki gencin aşklarının aile baskısı ve savaş şartlarında yenik düşerek bir ömür sürecek hasretlerinin anlatıldığı çok etkileyici bir hikaye ve hayatta bazı seçimlerin ne kadar önemli olduğunu buram buram hissettiğiniz sızı içinde okuduğunuz güzel bir kitap..
Hasret, çevre baskısının insanların hayatını nasil bir anda tuzla buz edebileceğini gösteren çok üzücü bir roman. Kitabı okuduğunuz süre boyunca sürekli kitaptaki karakterlerin almış olduğu kararlara kızıp, üzülüp; hep aslında ne kadar farklı olabilirdi diye hayıflanıyorsunuz. Anne baba gibi çok yakınlarınızın sizin mutluluğunuz için en iyisini isteme kisvesi aslinda aslında sizi nasil da geri dönülmez bir biçimde yaraladıklarıni anlatıyor. Kitap boyunca keşke herkes kendi işine baksa demekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Tacettin'in basiretsizliğine kızıp, ailesine karşi çikmamak adına nasıl hem kendi hayatını; hem de onu seven ve ömür boyu O'na sadık kalacak bir kadını ve günahsız küçük bir çocuğu kaderlerine terk etmesine tanık olup içleniyorsunuz.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu kitapta benim ilgimi çeken dramatik aşk hikayesinden çok, bu hikayenin işlendiği mübadele yılları oldu.
Ailesinin katı kural ve geleneklerinden kafasını biraz dışarı çıkabilmiş ancak, yaşadıklarının yükümlülüklerini omuzlamaktan aciz Tacettin ile, tek başına o dönemin Türkiye’sinde güçlü şekilde ayakta kalabilen annesinin gölgesinde büyüyen rum kökenli Patricia’nın aşkını konu ediyor. Sonrasında mübadele anlaşmasıyla zorluklar içersinde Yunanistan’a göçe zorlanan Patricia ve çekirdek ailesi ve diğer yanda bunlardan bihaber Tacettin ile evlenen Behire…Bi yandan ağlayıp bi yandan mutlu aile hayatı yaşayan Tacettin…
Bu öyküde geçen göçe zorlanan kadınlar ve babasız bırakılan çocukların gerçekteki karşılığı beni etkileyen nokta oldu.
Canan Tan'ın okuduğum ilk kitabıydı o yüzden diğer eserleriyle kıyaslayamıyorum.Fakat gayet güzel bir kitaptı o dönemin adetleri gelenek göreneklerini gözlerimizin önüne bir daha serdi, o sıkıntılı günleri ve mübadelenin onca insanın hayatını nasıl etkilediğini bir kez daha hatırlattı.Ve yine evrensel bir kavram olan imkansız aşkı yaşattı.Hikayenin gerçekten yaşanmış olması ve bu acıların gerçekten çekildiğini bilmek de ayrı bir anlam kattı kitaba.
Bu hikaye gerçek bir olaydan alınmıştır cümlesinin sonuna kadar hakkını veren bir roman, kitaptaki olaylar zengin bir kaynakça ile desteklenmesi çok hoşuma gitti ancak kitabın sonu ilk baştaki temposunu kaybetmiş gibiydi. Sanki daha fazla uzatmak istemedikleri için kısa kesmişler gibiydi o yüzden bir yıldız kırdım.
Hikâyeye gelince... Aşırı duygusaldı ve bazı yerlerde okurken gerçekten ağladım, çok hoşuma gitti.
Mubadele yillarinda Rum kizi ile Musluman bey oglunun aski. Rum diye istenmeyen genc bir kiz, anasinin agzinin icine bakan capsiz erkek. Kadin kuma olmasina ragmen ailesi o yonetiyir haci bey denilen adam kadina agzini acamiyor. Tacettin capsiz anca kuru laf kizin arkasinda durmuyor. Oglan yeniden evleniyor cocuklari oluyor olan kiza oluyor tek basina cocuk buyutuyor. Anlatim dili cok basit bir daha ayni yazari okumam
Okuyalı dört aydan fazla olduğu için karakterleri ve olayları çok çok az hatırlayabiliyorum. Buna rağmen çok ama çok sevdiğim ve okurken kendimi çok yoğun duygular içinde bulduğum bir kitaptı. Dehşete düşüren anları gözümde öyle bir canlanmıştı ki hala aklımda film sahnesi gibi duruyor. Bana göre canan tanın en güzel kitabı denebilir. Tabi Pirayeyle başa baş gibiler. Tek fark dili burda çok daha güzel. Kendisini çok daha iyi ifade etmişti. Kesinlike tekrar dönüp okuyacağım bir gün.
Karar vermeye aciz olanların sadece kendi hayatlarını değil, sevdiklerinin de hayatlarını yerle bir ettiği bir mübadele hikayesi. Bir parça sinir olarak okunuyor.
Canan Tan'ın diğer kitaplarına göre duygu dokunuşunun daha az olduğuna inanıyorum. İlgili yıllarda yaşananları hatırlatmış olması sadece hatırlatmadan öteye gidememiş.
Bu mübadele konusu oldum olası çok ilgimi çekmiştir. Okumaktan büyük zevk alırım. Kitabın başları çok iyiydi, ikinci bölüm de idare eder; ama üçüncü bölümde ne oldu anlamadım. Olaylar, düğümler bir anda çözülüverdi. Biraz aceleye getirilmiş bir son olmuş. Kitabın büyüsünü bozdu bu çabuk çözülme. Hikâye ilgi çekici olsa da tarafları masum göstermek ve sempatik hâle sokmak için söylenenlerin; her bölüme serpiştirilen dostluk kardeşlik nutuklarının dozu biraz fazla kaçmıştı. Yine de yazın okunabilecek, hafif bir kitap.
Aslında hep duyduğumuz, hiç birimize uzak olmayan "mübadele" nin izleri, içinize işliyor kitabı okurken. Yaşadığımız ömürle yapışık hüzünler, ayrılıklar, aşklar.. Aslında hayatından memnun insanlar, çok az sayıdaki bir yönetici kitlenin kararlarıyla Ege denizinin iki yakasına savrulmuş. Canan Tan ' ın çok genç okuyucu kitlesine katıldığım için mutluyum. Namık Somel