Jump to ratings and reviews

Ölümsüz Atatürk

480 pages, Paperback

Published September 1, 2013

Loading...
Loading...

About the author

Vamık D. Volkan

62 books82 followers
Vamık D. Volkan (born in 1932 in Nicosia, Cyprus) is a Turkish Cypriot Emeritus Professor of Psychiatry at the University of Virginia, Charlottesville, Virginia, the Senior Erik Erikson Scholar at the Erikson Institute of Education and Research of the Austen Riggs Center, Stockbridge, Massachusetts, and an Emeritus Training and Supervising Analyst at the Washington Psychoanalytic Institute, Washington, D.C. Before coming to the United States in 1957 he received his medical education at the School of Medicine, University of Ankara, Turkey. He Professor Volkan holds Honorary Doctorate degrees from Kuopio University, Finland (2005) and from Ankara University, Turkey (2006). Academic Positions and Appointments in the USA Dr. Volkan was Director of the Gender Identity Clinic, University of Virginia Medical Center (1970-1976); member of the Task Force on Psychiatry and Foreign Affairs, American Psychiatric Association (1971-1977); Acting Chairperson of the Department of Psychiatry, University of Virginia School of Medicine (1977-1978); Consultant, Agency for International Development, Cyprus Mental Health Project, Department of State, Washington, D.C. for the design and construction of a Community Mental Health Center in Lefkoșa (Nicosia), North Cyprus, with a capacity for 100 inpatients (1977-1982); Chairperson of the Advisory Committee, Division of Social Work, University of Virginia Health Sciences Center (1981-1983); Co-chair of the Sexual Deviations Study Group, American Psychoanalytic Association (1982-1992); Chairperson of the Committee on Psychiatry and Foreign Affairs, American Psychiatric Association (1983-1985); Chairperson of the Committee on International Relations, Group for the Advancement of Psychiatry (1986-1996); member, Advisory Board, Center for Psychological Studies in the Nuclear Age, Harvard University, Boston, Massachusetts (1989-1992); member, Advisory Board, Margaret S. Mahler Research Foundation, Philadelphia, Pennsylvania (1992-2005); Chairperson of the Select Advisory Commission of the Federal Bureau of Investigation's Critical Incident Response Group that examined the 1993 Waco, Texas incident (1995); Visiting Professor of Law at Harvard University, Boston, Massachusetts (2001); member of Working Group on Terror and Terrorism, International Psychoanalytic Association (2002-2004); Guest Instructor, Berkshires Psychoanalytic Institute, Stockbridge, MA (2007). Blue Ridge Hospital Dr. Volkan was the Medical Director of the University of Virginia’s Blue Ridge Hospital (a general hospital) (1978-1994). Center for the Study of Mind and Human Interaction (CSMHI) Dr. Volkan was Founder and Director of the Center for the Study of Mind and Human Interaction (CSMHI) (1987-2002) at the School of Medicine, University of Virginia. CSMHI applied a growing theoretical and field-proven base of knowledge to issues such as ethnic tension, racism, national identity, terrorism, societal trauma, transgenerational transmissions, leader-follower relationships, and other aspects of national and international conflict. Because no single discipline can fully illuminate such deep-seated and complex issues, CSMHI's faculty and board included experts in psychoanalysis, psychiatry, psychology, diplomacy, history, political science, and environmental policy. Their combined perspectives and experience provided in-depth analyses of political, historical, and social issues and the psychological processes that invariably exist beneath their surface.[1]

International Negotiation Network (INN) Professor Volkan was a member of the International Negotiation Network (INN) under the directorship of the former President Jimmy Carter (1989-1998). In 1987, President Carter founded INN as a flexible, informed network of former heads of state, Nobel Peace laureates, eminent persons and conflict resolution practitioners dedicated to resolving international conflicts through peaceful means. In 1992, Dr. Volkan traveled with President Carter and othe

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
29 (61%)
4 stars
12 (25%)
3 stars
5 (10%)
2 stars
1 (2%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
Profile Image for Ferda Nihat Koksoy.
533 reviews30 followers
May 17, 2024
"YA HİÇ DOĞMAMAK YA DA HİÇ UNUTULMAMAK İSTERDİM"

(Atatürk Chateaubriand'ın bu dizesini, 1916 yılında Corinne'e yazdığı mektubunun sonuna ekler)

***

"Atatürk'ün yetişkin bir kişi olarak hemen her alanda merkezde yer almış olduğunu ve taraftarı olan kişileri kendi uzantısı olarak gördüğünü biliyoruz. Göründüğü kadarıyla Mustafa Kemal henüz genç bir delikanlı olduğu sıralarda da böyle bir eğilime sahipti. Kendi ilgisi dışında kalan her şeye tam bir kayıtsızlık göstermesi ve ilgisiz kaldığı şeyi kendi ilgisine mazhar olamayacak kadar değersiz addetmesi Mustafa Kemal'in tavrını biçimlendiren bir öğeydi.Kendisini ortalama insanların ilgi ve kaygılarının üzerinde görüyordu.
Hiçbir alanda bir insan karşısında ikinci duruma düşmeyi kabullenememiş görünüyor."

"31 Mart Vakası sonrasında II.Abdülhamid'in yerine kardeşi V.Mehmet'i geçiren ve onunla iktidarı paylaşan İttihat ve Terakki, 1909 yılı yazının sonlarına doğru Selanik'te ikinci yıllık kongresini düzenledi. Benzer düşüncelere sahip olan küçük bir grup kongrede Mustafa Kemal'in etrafında toplanmaya başlamıştı; bunların bazıları Mustafa Kemal'in Harbiye Mektebi yıllanndan okul arkadaşlarıydı, bazıları ise onun son zamanlarda tanıdığı kişilerdi: Ali Fuat (Cebesoy), Fethi (Okyar), Kâzım (Karabekir), bir donanma subayı olan Rauf (Orbay), Tevfik Rüştü (Aras) ve yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu sırasında ikinci adam konumunda bulunacak olan İsmet (İnönü).
Bu kongre sırasında Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki liderlerini öfkelendiren bazı düşünceler öne sürdü. Ordu siyasette herhangi bir rol üstlenmemeliydi ve siyasette etkin bir rol oynamayı arzulayan ordu mensupları görevlerinden ayrılmalıydılar. Hatta Mustafa Kemal, Cemiyet'in nizamnamesine bu koşulları zorunlu kılan bir hüküm eklemesini istedi ve siyaset sahnesinden çekilmeye, kendisini bütünüyle mesleğine adamaya karar verdi."

"Enver, Mustafa Kemal'in İstanbul'daki varlığından hoşnut değildi ve onun doğuya, Rus cephesine tayin edilmiş olmasından memnuniyet duyduğu açiktı. Mustafa Kemal cepheye doğru yolculuk ettiği sırada yolda, Nisan 1916'da generalliğe terfi ettiği haberini aldı. Otuz beş yaşındaydı. Enver ve onun İttihat ve Terakki grubundan arkadaşları Mustafa Kemal'in bu terfiini ellerinden geldiği sürece ertelemişler, Mustafa Kemal kendileri için artık bir tehlike olamayacağı kadar uzaktaki Rus cephesine gitmek üzere yola çıktıktan sonra terfiinin önünü açmışlardı. Enver'in İstanbul'da Mustafa Kemal için 'tatmin edilmesi mümkün olmayan biri' dediği söylenir. Paşalıktan terfi etmek, nihayet oradan padişahlığa kadar yükselmek isteyecekti. Çok sonraları Mustafa Kemal Enver'in hakkında yaptığı bu yorum kendisine söylendiğinde gülümsemiş ve şu karşılığı vermişti: 'Ben Enver'in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim'.”

"Mondoros Ateşkes Anlaşması metninin yayımlanmasından sonra Mustafa Kemal'in Sadrazam İzzet Paşa'ya çektiği bir dizi protesto telgrafı, anlaşmanın çeşitli maddelerinin içerdiği belirsizliğin Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehlikeye soktuğunu ifade ediyordu; hatta liman şehri İskenderun'un elde tutulması için sıkı bir ağız dalaşına bile girdi. Mustafa Kemal, yabancı devletlerin daha fazla taviz koparmak için ileri sürdükleri taleplere karşı hükümetin kararlı bir tavır sergilemesini sağlama çabasındaydı: 'Açık ve samimi kanaatim şudur ki, mütarekenin yanlış anlaşılıp yorumlanmasını önleyecek tedbirleri almadan ordularımızı dağıtır ve İngilizlerin her dediğine boyun eğersek onların haris emellerine hiçbir şekilde set çekmemiz mümkün olmayacaktır.'
Yanı sıra, sadrazama kararlı bir tutum sergilenmemesi halinde İttifak Devletleri'nin kısa bir süre sonra hükümeti de kendileri seçer hale geleceğinden endişe duyduğunu iletiyordu.
İzzet Paşa sonunda Suriye'de başında olduğu Yıldırım ve 7.Ordu komutanlıklarını feshetti ve İstanbul'a dönmesini emretti."

"Padişah, Yunanlıların İzmir'e asker çıkardıkları günün ertesinde cuma selamlığının ardından Mustafa Kemal'i kabul etti. Padişah, kendisine alışılmışın dışında bir yakınlık ve kibarlık gösteriyordu. Bu veda görüşmesinde elinde tuttuğu bir tarih kitabının sayfalarını parmağıyla çeviren padişah, Mustafa Kemal'e şunları söyledi:
'Paşa paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti) tarihe geçmiştir'. O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyorum: 'Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa paşa devleti kurtarabilirsin!' Mustafa Kemal bu sözler karşısında çok şaşırmıştı; öyle ki karşılık olarak, kibarca birkaç söz mırıldanmak dışında hiçbir şey söyleyemedi. İzmir'in işgali haberini aldığında gözyaşlarını tutamayan Padişah Vahdettin'in şimdi amacına ulaşmada Mustafa Kemal'e yardımcı olmaya çalıştığı söylenmiştir. Fakat zayıf karakteri ve daha önceki hareketleri düşünülürse onun böyle bir şeyi bilinçli olarak yapmış olması pek muhtemel görünmüyor. Her ne olursa olsun padişahın bu sözlerle neyi kastetmiş olduğu bugün de bilinmiyor. Görüşmenin sonunda padişah tarafından Mustafa Kemal'e üstünde imparatorluk arması kazınmış altın bir cep saati hediye edildi."

"Mustafa Kemal, manda meselesinin yanı sıra Sivas Kongresi çalışmalannı baltalamak için çeşitli entrikalara başvuran İstanbul hükümetinin girişimleriyle de uğraşmak zorundaydı. Bu entrikalardan biri, daha önce şehre vardığı gün Mustafa Kemal'i tutuklaması için Sivas'a gönderilmiş olan Ali Galip aracılığıyla gerçekleştirilecekti. Şimdi Erzincan valisi olan Ali Galip'e Sivas'a gitmesi ve Kürtlerden kurulu büyük bir askeri kuvvetin yardımıyla Mustafa Kemal'i gözaltına alması emredildi. Ali Galip'in yanında, Kürtlerle ilgili olarak bir tür Lawrence of Arabia rolü oynamaya girişmiş İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel vardı.
Mustafa Kemal'e sadık milliyetçi askerler, Ali Galip'i Malatya dolaylarındaki dağlara kaçmak zorunda bıraktılar. Ali Galip, arkasında Mustafa Kemal'i ve ulusal hareketi bastırmaya yönelik bu girişimde padişah hükümetinin rolünü açığa çıkaran belgeler bıraktı. Binbaşı Noel, Türk askerlerin korumasında Osmanlı sınırına götürüldü ve burada İngiliz kuvvetlerine katılmasına izin verildi."

"Halide Edip, Mustafa Kemal'in herhangi bir konuda mutlak kararlara sahip olmadığı, değişik yollara başvurabildiği sonucuna vardı. Benimsemiş olduğu yol her ne olursa olsun bunun kendisine ve davasına yarar getireceğine inandığı sürece o yolda aynı enerji ve kararlılıkla yürürdü. Etrafındaki kimselere karşı tavrı da aynıydı; amaçlarına
hizmet ettikleri müddetçe onları sahiplendi, daha yararlı olacaklarını düşündüğü yeni kişileri bulduğunda ise devre dışı bıraktı.
Mustafa Kemal, kişisel olarak bir insana yakınlık duyabilir, ancak -hem nesnel hem de psikolojik anlamda- kendi çıkarına olacağını düşündüğü an önceki müttefikinden kopup uzaklaşabilirdi.
Sohbet sofralarında hemen herkesi acı, fakat biçimde eleştirirdi, kimseyi eleştirmekten sakınmazdı."

"Sakarya Savaşı'nı kazanıp Gazi olan "Küçük Mustafa", "Mustafa Kemal (yani kusursuz insan) olmuştu. İsmi, onun kendi öz algısındaki değişime uygun olarak değişim göstermeyi sürdürdü. Şimdi, en azından kendisini keder içindeki annesini (ülkesini) kurtarmış, erişmeyi arzuladığı kurtarıcı -gerçek bir Gazi- mertebesine erişmiş hissedebilirdi. Böyle bir kusursuzluk algısı, onun görkemliliği çocukluğunda annesiyle olan ilişkisinde yaşamış olduğu yetersizliklere karşı bir savunma aracı olarak kullanmış olmasının bir dışavurumuydu ve kusursuzluk nihayet onun karakterinin bir parçası haline gelmişti. Sakarya zaferinden sonra onun Gazi M. Kemal olarak imza atmaya başlamasıyla birlikte, yoksunluk içindeki "Küçük Mustafa"nın fiilen ve bütünüyle ortadan kalkmış olduğu söylenebilir."

"İstiklal Mahkemeleri pek çok Türk'ün yüreğine dehşet salmıştı ve Fransız Devrimi'nin giyotinlerin damgasını vurduğu dönemini anıştırıyordu. İstiklal Mahkemeleri, Mustafa Kemal'in içinde bulunduğu özgül psikolojik durum (kuşkuculuğu) ile onun muhalefeti ezmeye yönelik bilinçli politikasının, tarihsel bir gerçeklik (1926 İzmir Suikastı) olarak yaşanan suikast planının ve belli bazı kişilerin kendisine olan garezinin artmasının içiçe geçtiği bir dönemde öne çıktı. Terakkiperver Parti'nin üst düzey yöneticilerinden pek çok kişi gözaltına alındı. Kâzım Karabekir, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa savaş sırasında Gazi'nin yakın arkadaşları arasında yer almış bir grup paşa da bunlar arasında bulunuyordu. O sırada yurt dışında bulunan Rauf, Dr. Adnan ve eşi Halide Edip de komplocu olmakla suçlanıyordu."

"Mustafa Kemal azimle halkının gözünde batılılaşmanın, kökleşmiş geleneklerin, bilhassa dini olanların reddi olarak göründüğü bir ülkeyi batılaştırmaya çalıştıkça bazıları onu insan kılığındaki bir şeytan olarak görmeye başladılar. Bunların çoğunluğu Osmanlı döneminde belirli bir statüleri olan ve sık sık mistik güçlerine başvurulan hocalar, mollalar ve dervişlerdi. Bu kadar uzun bir süre kendilerine gösterilen büyük saygıdan sonra reddedilme ve gözden düşmeyi kabullenme onlara zor geliyordu."

"Mustafa Kemal'in, büyük bir kısmı ancak sahte-bilim olarak etiketlendirilebilecek, kendine ait büyük bir bilimsel kuram inşa etmeye yönelik araştırmaları öyle ilginç bir olaylar ve tartışmalar dizisi doğurdu ki onun Türk halkına yapılan hakaretlerin intikamını almaya yönelik arzularının altında yatan nedenin kendi şuursuz düşünceleri olduğu sanılabilirdi. Mustafa Kemal, iki kavram üretti, birincisi "güneş-dil" kuramı, diğeri ise "Türk tarih tezi" idi. Ortaya atılan "güneş-dil" kuramı kısaca, Arapça ve Farsça'nın etkisinden arındırılmış saf Türkçe'nin bilinen en eski insanın orijinal lisanı olduğuydu. Böylesine bir sonuç Türkçe'yi diğer tüm lisanların anası ve babası haline getiriyordu. Bu gerçekte Mustafa Kemal'in iç dünyasından kaynaklanan öz görkemliliğinden ortaya çıkan bir hikâyenin yaratılmasından başka bir şey değildi.
Güneş-dil kuramıyla yakından ilişkili olan bir diğer kuram ise"Türk tarih tezi" idi. Bu tez insanoğlunun başlangıçta Türk olduğunu ileri sürüyor, esas itibariyle tüm insanlık başarılarının Türklere ait olduğunu savunuyordu. Bunun ötesinde ilk Türk'ten modern Ankara'ya kadar icinde dünya tarihinin gerçek anlamının bulunabileceği kesintisiz bir çizgi olduğu iddia ediliyordu."

"Tabiaten her insan içinde yaşadığı cemiyette hayatın en mesut, en kolay, en tatlı taraflarının kendisine düşmesini ister, ve en kuvvetli olan kendisinden zayıf olanları hiçe sayar. Bunun neticesi huzur, sükûn, emniyet ve intizam içinde yaşamak imkânsızdır. İşte insanlar arasında kavga yerine birbirine yardım, karşılıklı hürmet, intizam koyan, herkese haklarını ve vazifelerini tanıtan hukuk kaideleri ve kuvvetin bulunması sayesinde kabildir. Devlet herkesin hakkını ve vazifelerini tayin eder. Hiç kimse tayin edilen hudut haricinde bir hak iddia edemez (Atatürk)."

"Çevresini, içsel ihtiyaçlarına cevap vermek üzere şekillendirme çabası asla sona ermeyeceğe benziyordu. Atatürk haline gelerek nihayet annesinin kendi öz benliğiyle bütünleşmiş tasavvurundan ayrılması ve ödipal mücadelesini çözümlemiş olması bir hayalden ibaretti. Bu içsel süreçleri kendi görkemli ama yaratıcı üslubuyla çözmeye çalışırken kişiliği nedeniyle tarih sahnesinde ortaya çıkan bu sorunlar üzerinde çalışıp durmak zorunda kalmıştı. Hayranlık uyandırıcı bir başarıyı diğerinin izlemesi için acımasız bir içsel dürtünün kurbanı olan Atatürk, kesinlikle mutlu değildi, daha doğrusu asla uzunca bir süre mutlu olamayacaktı."
(En yakınlarından F.Rıfkı Atay'a 10.yıl kutlama hazırlıkları sırasında "ben hiçbir şey hissetmiyorum" diyerek bunu açıkça da belirtmiştir. Yakup Kadri ise bu durumu şöyle yazar: "...ne harp meydanlarının kanlı hengameleri, ne zafer toplarının sağır edici patlayışları, ne bir ülkeyi yeniden var ediş mücadelesi; ne de hiçbir faniye nasip olmamış şan ve şeref, ikbal ve şevket şenlikleri bir türlü onu teskine muvaffak olamıyordu. Bu doymak bilmez gönül, bu şahlanmış irade, bu çağlayan enerji her an yeni bir zafer heyecanına teşne idi; her an yeni bir şey yaratmak istiyordu.")

***

"Altını çizdiğimiz önemli temalardan biri Küçük Mustafa'nın bir ölüler evinde, onu hem daha önce ölen çocuklarının yerini alan bir bebek hem de yeni bir umut olarak gören bir "kederli anne"nin çocuğu olarak dünyaya gelmesiydi. Mustafa, kendi kederli annesi için daha önce ölen çocuklarıyla kendisi arasında bağ kuran özel(kurtarıcı) bir çocuktu. Mustafa Kemal'in kendi kendine yeterlilik, diğer insanlara gereksinim duygusundan bağışıklık ve dünyada seçkin bir yere sahip olma arzusu konusunda özel bir deneyimi ifade eden ve psikanalitik terminolojide "görkemli benlik" olarak isimlendirilen özgül benlik algısının etrafında geliştiği olgu da sözkonusu bu özel oluş idi. Sahip olduğu bu görkemli benlik, iyi ve doygunluk verici bir annelikten yoksunluk deneyimine karşı kendisini savunmaya yönelik olarak özsaygısının abartılı bir nitelik kazanmasına yol açtı. Biz, yeni doğan çocuğu Mustafa'nın da diğer çocukları gibi ölebileceğinden ve yaşadığı kederin daha da derinleştireceğinden korkan Zübeyde'nin bu korku nedeniyle yeni bebeğine karşı bir çekingenlik geliştirdiğine inanıyoruz -kendi sütünün bir süt annenin tutulmasını gerektiren yetersizliği deniyle daha da derinleştirilen bir çekingenlik."
Profile Image for Omer Kukul.
18 reviews3 followers
December 3, 2017
Atatürk'ün karakteri, hayatı ve davranışlarını açıklamaya yönelik psikanalitik bir inceleme denebilir. Daha önce kitap hakkında oldukça objektif olduğu yorumlarını görmüştüm fakat yeterince objektif olduğunu düşünmüyorum. Gene de enteresan bir görüş açısı sunuyor. Daha önce not ettiğim bir cümle var: "Arkadaşlarıyla birlikte içerken kasedeki leblebi tanelerini sağ elinin iki parmağı ve baş parmapı arasına alırdı..." yani böyle bir bilgiden bize ne? Leblebiyi nasıl yediği böyle bir kitapta neden olsun?
Profile Image for  Yağmur.
14 reviews
November 21, 2025
Enteresan bir bakış açısı sunulmuş. ilk kez bu kadar derin psikanalitik çerçeveden Atatürk’ü gözlemleme şansına bu kitapla sahip olunabiliyor. Kendi özetimde şu cümleyi kullandım “her şey Atatürk’ün babasının baş ucuna kılıcı asmasıyla başladı” bir insanın kimliğinin de inşaa edilebileceğine inandım.
Displaying 1 - 4 of 4 reviews