Jump to ratings and reviews
Rate this book

Körburun

Rate this book
"Birazdan güneş doğacaktı. Uyuyan cırcırböcekleri uyanacak, yorulanlar uykuya dalacak, insanlar yataklarından kalkıp kahvaltı masasına geçecekti. Yıldızlara bakılırsa bulutsuz, rüzgârsız, ılık bir gün olacaktı. Önce uzaktan düdük sesi duyulacaktı, sonra şehir hatları vapuru, yosunların kokusunu kabartan köpükler çıkararak iskeleye yanaşacaktı. İçi her zamanki gibi çay ve mazot kokacaktı. Halatlar atıldıktan birkaç dakika sonra hemen toplanacaktı; vapur Körburun'da çok beklemeyecekti çünkü Seher'den başka yolcusu olmayacaktı büyük olasılıkla."

Körburun, hem uzak hem yakın bir ada… Sapa, içine kapalı ama bir o kadar da yakınındaki anakaranın uzantısı. Kuşaklardır gözden ırak, ağır akan yaşantısı aslında hiç yabancısı olmadığımız bir öykü anlatıyor bize. Eski, "ah ne güzel komşularımız" ile geçen günlerden gittikçe kendi içine kapanan, içine kapandıkça da kendi kurallarındaki dayatmacılığın sertleştiği bir yaşamın adım adım örüldüğü Körburun'da gürültülü şeyler hakkında susulur, günlük sesler ise uğultuya dönüşür.

Hikmet Hükümenoğlu, üç kuşağın aşklarını, hırslarını, düş kırıklıklarını anlattığı Körburun'da "büyük roman"ı deniyor ve bizi öykünün bireyi aştığı yere bakmaya yönlendiriyor.

592 pages, Paperback

First published August 1, 2016

44 people are currently reading
984 people want to read

About the author

Hikmet Hükümenoğlu

13 books204 followers
1971 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej'den, sonra Boğaziçi Üniversitesi Fizik ve ardından Koç Üniversitesi MBA bölümlerinden mezun oldu. Dokuz yıl boyunca çeşitli yatırım bankaları ve aracı kurumlarda analist ve üst düzey yönetici olarak çalıştı. 2004 yılında finans sektörünü terk ettiğinden beri zamanının büyük bir kısmını yazarak ve müzik yaparak geçiriyor.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
437 (44%)
4 stars
378 (38%)
3 stars
152 (15%)
2 stars
20 (2%)
1 star
2 (<1%)
Displaying 1 - 30 of 112 reviews
Profile Image for Hakan.
836 reviews638 followers
May 19, 2017
Hakkında okuduğum bazı yazı ve mülakatlardan sonra, özellikle konusu ve yeni bir yazar keşfedebilme itibarıyla heyecanla aldığım ve okumaya başladığım bir kitap oldu Körburun. Çok iddialı ve arka kapakta da belirtildiği gibi, bir "büyük roman" yazmayı denemiş Hükümenoğlu. Ama bu denemesininde başarılı olduğunu söylemek bence mümkün değil. Klişelerle dolu diyalog ve olay örgüsü, basit bir üslup, derinliksiz, sığ karakterler, inandırıcı veya ikna edici olmayan ilişkiler, 1960-1990 arası ülkemizde yaşanan siyasal sosyal çalkantıları bir romana sığdırma telaşı (aslında bu 590 sayfalık bir kitapta pekala yapılabilirdi ama bu romanda olmamış maalesef), kötü karakterlerin diğerlerine karşı daima baskın çıkmasının okuyucunun başına vururcasına tekrarlanması, romanın ilk anda aklıma gelen zayıf yönleri. Resmi tarihe karşı çıkma iddiasıyla romanda bazı temaların kör göze parmak sokarcasına ve basmakalıp bir biçimde sıklıkla yinelenmesi de sırıtıyor. Benim bu husustaki itirazım resmi tarihe karşı çıkılmasıyla değil, bunun edebi değeri olacak bir şekilde yapılmamasıyla ilgili. Ben bu kitapta pek bir edebi değer göremedim.

Bir söz de, yayıncılık dünyamızın ağır toplarından Can Yayınları'na. Uzun zamandır bu kadar çok yazım hatası olan bir kitap okumamıştım. İsimler bile zaman zaman yanlış yazılmış, Ferit olmuş Fikret. İnanılır gibi değil... Bu öncelikle okuyucuya karşı büyük bir saygısızlık, ciddiyetsizlik. Hem de 36 TL fiyat biçilen bir kitap bu. Can Yayınları'nın kurucusu rahmetli Erdal Öz bir şekilde bundan haberdar olsa herhalde mezarında dört dönerdi. Bunda tabii yazarın da bir sorumluluğu olmalı. Belli ki basımından önce kendisi de metni doğru dürüst kontrol etmemiş, aceleye getirmiş.
Profile Image for Burak.
218 reviews165 followers
February 21, 2022
Körburun'a başlarken aklımda bir soru vardı: "büyük roman" nedir? Edebiyat kuramına hakim değilim, yine de kendince okuyup yazan biri olarak bu kavrama ilk kez bu romanın arka kapağında rastlamam şaşırtmıştı beni. Bildungsromanı biliyorum ancak genellikle bir karakterin olgunlaşma sürecini anlatan bu türle Körburun'un pek alakası yok, yani büyük romanla bu kast ediliyor olamaz. Her ne kadar birkaç nesli anlatıyor olsa da Körburun'a aile romanı demek de bence pek mümkün değil. Peki Körburun bir büyük roman mı gerçekten? Kavramı nasıl tanımlayacağımı bilmesem de romanı bitirdikten sonra bu soruya içgüdüsel olarak hayır cevabını verebilirim galiba. Arka kapakta dendiği gibi Hikmet Hükümenoğlu büyük roman yazmayı denediğini hissettiriyor ama maalesef başarılı olduğunu söylemek zor.

Körburun okuru Türkiye yakın tarihinde 30 senelik bir yolculuğa çıkarıyor. 1964 tehciri, toplumdaki kutuplaşma, 12 Eylül... Romanın burada aldığı yüksek puana bakınca fark ettiğim bir şey var; nasıl ülkenin bir kısmı yakın tarihteki rezillikleri, yaşanan acıları bilinçli olarak görmezden geliyorsa diğer kısmı da bunlarla yüzleşmeye, aynı şeyleri tekrar tekrar okuyup izlemeye bayılıyor. Kötü bir şey değil tabi bu, yapılan hatalarla yüzleşeceğiz ki ders çıkaralım, tarih tekerrür etmesin. Ama insan zaten birçok kitapta okuduğumuz, dizilerde izlediğimiz konuları yine karşısında görünce yeni bir yaklaşım istiyor artık. Türkiye'nin son 10-15 senesinde devlet politikaları yüzünden bu yüzleşme çok daha değerli bir hale geldi, yine de yazarın bunu çok tembelce ve didaktik olmaktan hiç kaçınmadan yapması üzdü beni. Oysa var olmayan bir adanın yaratılmış olması bende büyük bir beklenti yaratmıştı, çok fazla ihtimal çıkıyordu ortaya. Anakaradaki politikalara uzak kalan bir toprak parçası üzerinden alternatif bir tarih anlatımı yapılabilirdi, eleştiri çok daha yaratıcı şekillerde gerçekleştirilebilirdi. Ama Hükümenoğlu bu adayı küçük bir Türkiye'ye, hatta İstanbul'un kenar mahallelerinden birine çevirmekte beis görmemiş. Bunun için bir adaya gerek yoktu ki. Dolayısıyla yeni bir yerin yaratılmış olması bence romanın amacına hizmet etmiyor, sadece yazar bunu yapabileceğini gösteriyor bize.

Bir diğer sorun da anlatıdaki zaman sıçramaları. Kapsanan zaman dilimi böyle geniş olunca epey karakterle de tanışıyoruz. Kitabın başkahramanı Seher gibi duruyor, en azından en çok sayfa ona ayrılmış ama Neriman, Hayri, Meral, Murat, Altan gibi aklımda yer eden bir sürü başka isim var. Derinlikli karakter yaratma konusunda başarılı olmuş yazar; hepsinin motivasyonunu bir şekilde anlıyoruz. Fakat bu zaman sıçramaları karakter gelişimini de sekteye uğratıyor. Nurbahar da bahsetmiş bundan, mesela ne oldu da Seher Körburun'a dönmeye karar verdi açıklanmıyor bile. Ya da kitap Hayri ve Meral'i merkezine alıp anlatırken hop bir anda ikisi de yan karaktere dönüşüyor, Hayri'yi neredeyse hiç görmüyoruz Meral ise bir Türk dizisinden fırlamış karikatür olarak devam ediyor hikayedeki rolüne. Hele en başta bahsi geçen karakterlere ta kitabın en sonunda dönülmüş olması ise çok saçma, aradaki 500 sayfada onları ya da hikayeyi başlatan birkaç sayfalık bölümü unutuyoruz zaten. Üstelik 600 sayfalık bir romandan bahsediyoruz, zaman sıçramaları olmadan bütünlüklü bir anlatı için yeterli olmalıydı bu.

Romanda dikkatimi çeken bir diğer şey de hikayenin erkekler tarafından bir şekilde hayatı zehir edilen kadın karakterler -Neriman, Meral, Seher- üzerinden ilerlemesi oldu. Sadece en sonda Murat'ın sesini duyabiliyoruz ancak anlattıkları ile kitap boyunca bize kadın karakterler gözünden çizilen Murat farklı karakterler sanki, sondaki o 3-5 sayfa Murat'a yeni bir boyut katabiliyor mu yoksa sadece akıl mı karıştırıyor emin değilim.

Tüm bu eleştirilerime rağmen Körburun akıcı, okuru karakterlere bağlayan, iyi yazılmış bir roman. Yazarın dilini, mekanları betimlemedeki başarısını, üzerine düşündüğü anlaşılan kimi karakterlerini sevdim ben. İyi yazılmış vasat bir hikayeyi kötü yazılmış güçlü bir hikayeye tercih ederim her zaman, bitince kalıcı olmaz ama en azından okurken keyif verir. Körburun'da da öyle oldu, elime aldığımda sayfaları nasıl çevirdiğimi takip edemedim. Fakat bu anlık keyif benim Körburun'a iyi bir roman demem için yeterli değil. Kıyaslamak hiç adil değil belki ama yakın tarih anlatısı deyince aklıma ilk 80 darbesi zamanında geçen Sessiz Ev geliyor ve yarı hacimde olmasına rağmen hem karakter yaratmada hem de dönemin resmini çizmede Körburun'dan fersah fersah ötede olduğunu söyleyebilirim. Tabi ele aldığı zaman dilimi çok daha kısaydı, Orhan Pamuk ve Hikmet Hükümenoğlu da çok farklı kalemler ancak eğer birinden birine büyük roman demem gerekseydi hacmine ve ele aldığı geniş zaman dilimine rağmen bu kesinlikle Körburun olmazdı.
Profile Image for Ludmilla.
363 reviews216 followers
December 28, 2016
Körburun kendini kolaylıkla okutan bir kitap, hikaye akıp gidiyor. İlk bölümden itibaren meraklanıyorsunuz, geçişler de başarılı olunca elinizden bırakamıyorsunuz ve hemencecik bitiyor.

Peki nasıl bir roman bir Körburun? Öncelikle kitaba biraz önyargıyla başladığımı belirtmeliyim. Sabitfikir 50 listesinde yer alan yerli kitapların genelde kötü olmasından kaynaklı deneyimlerimden dolayı bir önyargım vardı. Okurken "o kadar da fena değilmiş be" dedim ama büyük bir roman olarak tanımlayamam.

Bunun nedenlerinden biri diyalogların yapaylığı ve başarısızlığı. Yerli yazarların çoğunda bu var, diyalog kurmak yerine karakterlere tirat attırma. Ki bunların bir kısmı kör gözüme parmak şeklinde olunca haliyle doğallığı bozuyor. İkinci nedeni ise yazarın her şeyi romana sıkıştırmaya çalışması. Hükümenoğlu'nun yanlış bilmiyorsam 4. romanı. Genç yazarların ilk romanlarında yaptıkları hataya düşmüş maalesef. Üçüncüsü ise karakterler konuşmaya başladıklarında aralarında bir fark kalmaması. Seher ile Murat açısından ya da diğerleri açısından hiçbir fark yok. Evet, anlatıcıdan dolayı farklı kişiler olduklarını biliyoruz ama konuşmaya başladıklarında sanki hepsi birmiş gibi. Ki şizofren babaannenin iç sesini de oldukça komik ve yetersiz buldum.

Üsluptaki yetersizliğe ve romandaki tıkış tıkışlığa rağmen kitabı severek okudum. "Yılın en iyileri" arasında olmalı mı? Listedeki bazı kitaplardan iyi olduğu doğru ve kesinlikle dikkate değer bir roman. Ama en iyiler arasında mı? Bence hayır. Sonu bu kadar yapay olmasa cevabım "belki" olabilirdi. 3.5/5
Profile Image for Hakan.
228 reviews200 followers
September 1, 2016
kitabın arka kapak yazısında "hikmet hükümenoğlu 'büyük roman'ı deniyor," gibi bir ifade var. bu ifadedeki "deneme" vurgusunu tekrarlayıp yazarın başarılı olduğunu söyleyerek başlayayım (ve buradaki değerlendirme kriterine göre dört buçuktan beş puanını sevgiyle, saygıyla takdim edeyim.)

körburun'a neden büyük roman denebilir?..1960'tan 1990'a uzanan zamanın, sayısız kahramanın ve sayısız hikayenin bütünlenip su gibi akan 589 sayfalık bir roman olarak bize sunulması önemli bir sebep elbette. ama bu kadar değil. akıcı ve derli toplu denip geçilecek bir romanı büyük roman yapan şey yakın tarihe bakışta gizli. yakın tarihin çalkantısında edebiyat merkezini kaybetmiyor yazar. insanı okuyoruz baştan sona. aşkları, hayalleri, hayal kırıklıklarını okuyoruz mesela, darbeler tarihini değil. zamanın, anın ve hikayenin içindeyiz hep. bugünden bakış yok, bak bugünle aynı havaları, gerçek öyle olsa da, hikaye içinde yok.

körburun'u büyük roman yapan önemli bir buluş var, o da yazarın romana adını veren adayı kurgulamış olması. körburun hayali bir ada. kendi tarihine ve özel konumuna sahip. bu hem küçük bir ada üzerinden bir türkiye metaforu kurulmasına izin veriyor hem de daha önemlisi tarihi gerçeğin edebiyat üstündeki baskısını hafifletiyor. yazar özgür bir alan kazanıyor, okur edebiyatın büyüsünü hissediyor böylece.

bunlar dışında ufak tefek kusurlar var elbette. can yayınları'na yakışmayacak yazım hataları, düşük/bozuk cümleler, aynı paragrafta değişen karakter adları...ama roman bunlar üzerinden değerlendirilmeyecek kadar önemli ve güzel. "ağır" hikayesinden, sayfa sayısından çekinilmemesi gerektiğini belirterek körburun'u herkese tavsiye ediyorum, herkese.
Profile Image for Melek Guler.
93 reviews
September 20, 2021
Ülkenin yakın tarihi üzerinden ilerleyen kitapları okumayı seviyorum ve 60/80 darbeleri üzerine yazılmış romanlar, söylenmiş sözler görece fazlayken 6-7 Eylül olayları, Kıbrıs Savaşı dönemi Rumlara yapılanlar (keza Türklere yapılanlar da), Varlık Vergisi (en son Salkım Hanımın Taneleri'nde okumuştum sanırım) gibi olayları anlatmayı seçen az kitap var gibi geliyor ya da ben çok karşılaşmadım diyeyim. Prens Adaları'ndan Körburun'da (hayali tabii ki) küçük bir Türkiye örneği verilmiş aslında; mağduriyet kasma, boş hamaset, şeytanlaştırma, üç maymunu oynama, çıkarına göre hareket etme vs. vs. ne ararsanız var, tipik bir Türkiye. Kimi okur çok uzun olduğunu, 300 sayfada da derdinin anlatılabileceğini söylemiş, ben katılmıyorum buna, hemen hemen 40 yıllık bir tarihi ve çeşitli karakterleri az sayfaya sığdırmak olayları çok aceleye getirip anlatmış hissi yaratacaktı bende. Karakterleri de Seher dışında çok derinlikli anlatmamış olsa da kimin ne olduğunu, neden öyle olduğunu okura yansıtıyor bence; kadın karakterleri genelde çok yüzeysel yazar bizim erkek yazarlarımız, bazen karikatürize edenleri de görürüz ancak Hükümenoğlu'nun anlatımında rahatsız edici bir yüzeysellik görmedim, hatta böyle bir durumda ben de aynısını yapar/hissederdim dedim, kısacası kadınlarını da sevdim ben. Yakın tarih Türkiyesini konu edinen kitapları okumayı seviyorsanız kendisini tavsiye ediyorum.
Profile Image for Nurbahar Usta.
216 reviews88 followers
February 13, 2022
uzun zamandır aklımda olan, okumak istediğim bir kitaptı. bozkır kitaplığı vesilesiyle bir heyecanla başladım ama ilk yüz sayfanın peşine üç dört hafta ara vererek, ancak elime geri aldım.

herkesin belirttiği gibi çok hızlı okunan, akıcı bir kitap. bazı bölümleri gerçekten çok güzel ancak büyük bir konu anlatma derdiyle yazıldığı için beklentiyi yükseltiyor ve bana sorarsanız derdini yeterince anlatamamış, çoğu zaman yüzeysel kalmış.

üç kuşak hikayelerini ya da "family saga" denen türü aslında çok severim. zamanda atlamalı, geriye dönmeli kurguları da. ama burada zamanlar arası o kadar kopuk ve benim için edebiyatın büyüsünü göstereceği konular hep o sıçramalara terk edilmiş ki, hayal kırıklığına uğradım. merak unsurunu canlı tutmak adına örneğin kitabın en başındaki kişiler ta kitabın en sonunda anlamlanıyor ama boşluk o kadar uzun ki, insan unutup gidiyor oraya gelene kadar kimi neden merak ettiğini.

sanırım ana karakter seher diyebiliriz. seher'in içinde bulunduğu mekansal canlandırmalar çok güzel yazılmış. dedesiyle yaşadığı ev, yarım yamalak okul hayatı, altan'ın mahallesi vs. eğer bir olay örgüsü varsa capcanlı gözükebiliyor ama benim en önem verdiğim kısımlardan biri olabilecek seher'in altan'dan nasıl çıktığı bommboş bir üç senelik sıçrama. ya da mesela murat'ın gazino gecesi muazzam gözümde canlanan bir gece. ya da oteldeki o gece. ama murat'ın yaşadığı karakter değişim süreçleri yine upuzun boşluklu yıl sıçramaları. bu noktada bildungsroman olmaya çalışmış da olamamış, yoksa hiç öyle bir derdi zaten baştan yok mu emin olamıyorum.

çok istedim kitabı çok sevmeyi, ama 12 eylül ile olan yüzleşme fikri için sanırım çok geç kalındı. 2010larda yazılan herhangi bir şey yeterli derinliğe erişemiyor gibi hissediyorum. tamamen kişisel bir tatminsizlik de olabilir tabi bu.


Profile Image for Sinem.
347 reviews204 followers
January 22, 2025
Atmaca’yı kısa bir süre önce okuyup pek beğenmeyince yazarın esas kitabının Körburun olduğunu da duyunca bir kez daha şans vermek istedim ama pişmanım. kitap 2016 yılında basılmış ve muhtemelen 2000li yıllarda üzerinde çalışılmaya başlanmıştır. Anlattığı dönem ve karakterler itibariyle kendisinden önce defalarca çok iyi anlatılmış bir konuya ne anlatım biçimiyle farklılık katmış, ne de derinlikli karakterler yazabilmiş. Atmaca’yı okuduğumda da karakterlerin yüzeyselliği ve hikayenin/metaforun kitaba tam yerleşememiş olmasından rahatsız olmuştum. Bu kitap bence Atmaca’ya göre çok daha zayıf. Tarihsel atlamaları bir gizem unsuru olarak kullanmak istemiş ama gizemden çok kopukluğa yol açmış. Küçük bir çocuğun pazardan getirilmiş bir poşet domatesi yere döküp hepsini dişleyip bırakmış gibi bir olmamışlık hissi verdi bana bu kitap. Hiçbir şeyi tam yapamamış her şeyi biraz iyi yapmış yazar. bir de hikayenin 60lı yıllarda geçtiği kısımda iki farklı yerde “bekliyor olacağım” diye bir ifade gördüm, çok yazık. 600 sayfalık kitap 350. Sayfa itibariyle biraz daha ilgi çekici oldu benim için, bu da başka bir problem. Goodreads’te bir Atmaca yorumunda Hikmet Hükümenoğlu kolay okunan bir yazar olarak mı anılmak istiyor sadece, edebiyat tarihine böyle mi geçmek istiyor diye bir soru vardı, ben de aynı soruyu soruyorum ikidir.
Profile Image for merixien.
676 reviews677 followers
July 10, 2020
Kitap oldukça akıcı, ilk bölümden itibaren nereye gideceğinin merakıyla okuyorsunuz. Ancak arka kapaktaki “büyük roman” kavramı beklentiyi o kadar çok yükseltiyor ki, maalesef aradığınızı bulamıyorsunuz. Geniş bir dönemi, birbiriyle ilişkili karakterlerle üç kuşağa yayılan bir hikayeden takip ediyorsunuz. Ama karakterler arasındaki diyaloglar, daha çok monolog ya da bir ders verme/nutuk tadında ilerliyor. Genelde en iyi kitabının Körburun olduğuna dair yorumlar duymuştum ama yazardan daha önceden 47 Numaralı Kamara çok daha etkileyici gelmişti bana. Bir de bir karakterin kitap boyunca üç defa ismimin değişmesi gibi bir problem var ki o kısma hiç girmek istemiyorum. Ya da ben bir şeyler kaçırdım, bilemiyorum. Özetle akıcı ve kapağını kapattığınızda “ne okudum ben” demediğiniz bir kitap ama yazarın en büyük kitabı da değil bunu atlamayın.
Profile Image for Zeren.
168 reviews198 followers
December 24, 2016
Roman benim için iki bölümden oluşuyor. Seher'in hikayesi girene kadar anlatılan hikayelerin hiçbiri bana geçmedi. Yazarın en çok Seher'i hissederek yazdığını düşünüyorum. Onun dedesiyle adada o tek katlı evde bir başlarına yaşamaya çalışmaları, alışkanlıkları, birbirlerinde şifa bulmaya çalışmaları oldukça dokundu ve roman benim için ordan başladı. O kısımdan sonraysa ortalama bir Vedat Türkali romanı okuyormuş kadar akıcı ve etkileyiciydi. Asla yere çalınmayı hak etmeyen, 588 sayfa boyunca akıcı bir dille, ülkenin 50'lerden bu yana geçtiği sert virajları da gayet net anlatan bir roman olmuş.
Profile Image for Judy Abbott.
868 reviews56 followers
August 29, 2016
Körburun, İstanbul'un prens adalarından birinde geçiyor. 1960'lardan günümüze dek yakın geçmişimizi bu şehirden uzak kalmış adada yaşayan ahali üzerinden anlatıyor yazarımız. Çok karakterli ve çok hikâyeli bir roman ve hepsi birbirine mükemmel bağlanıyor. 588 sayfayı bir oturuşta okudum. Harika bir kitap.
Profile Image for Melek .
419 reviews13 followers
June 4, 2023
Hikmet Bey’den okuduğum ilk kitap oldu Körburun. Oldukça sevdim. Sevme nedenim çok öznel. Türkiye Tarihi ile kuşaklararası hikayelerin birleşmesini çok seviyorum. O yüzden bu kitabı da çok sevdim. Özellikle Neriman Hanım benim için bu kitabın en büyük karakteri oldu. Keşke Neriman Hanım gibi annelerimiz, kadınlarımız daha çok olabilseydi dedim okurken.

Ben sevdim. Sizlere dr mutlaka öneririm. Oldukça hızlı okunan bir kitap. Saydifa sayısı sizi korkutmasın!
Profile Image for Brczdn.
391 reviews16 followers
August 9, 2018
Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran olayları çok iyi işlemiş yazar. Açıkcası başlarken beklentim büyüktü malum arka kapak yazısından dolayı. Beklentimi de karşıladı. Çok doyurucu bir deneyim oldu. 50 lerden 90 lara ince ince işlenen bir kurgu, her biri ayrı ayrı detaylandırılan karakterler ve dinmeyen bir merak. Mutlaka okunması gereken bir kitap körburun.
Profile Image for Reyhan Kaboglu.
58 reviews12 followers
September 1, 2021
Uzun süredir okuduğum en güzel kitaptı..Kurgusu, karakterleri ele alış biçimi çok başarılı. 1960-1990 yılları arasında gidip gelen bir dönem kitabı..Körburun, hem uzak hem yakın bir ada..
Profile Image for Yiğit Yavuz.
Author 22 books80 followers
July 29, 2017
Körburun, Hikmet Hükümenoğlu'nun beşinci romanı, benim ise yazardan okuduğum ilk roman. Genel bir nitelemeyle, bir "Türkiye romanı" denebilecek kitapta, olaylar ülkemiz tarihini belirleyen on yıllık dönemlerin izinde ilerliyor. Birbiri ardına gelen askerî darbelerle ve bilhassa azınlıklarla ilgili sorunlarla belirlenmiş bu dönemlerin, roman kahramanlarının yaşamlarındaki izdüşümünü takip ediyoruz. Olaylar, İstanbul'un hayalî bir adası olan "Körburun"da geçiyor. Diğer İstanbul adalarının aksine Körburun, cazibe ve güzellikten çok uzak, sosyal hayatı ve imkânları çok kısıtlı, erişilmesi zor bir yerleşim yeri. Günde sadece iki vapur seferinin düzenlendiği Körburun, İstanbul'u kör noktası âdeta. Bir adanın isminde bulunması beklenmeyen "burun" kelimesi, Körburun'un bu uçta, uzakta, ötede kalmışlığına, diğer İstanbul adalarının yanındaki üveyliğine işaret ediyor belki de.

Romanın bölüm başlıklarında, olayların geçtiği on yıllık dönem, parantez içlerinde belirtilmiş. 1990 döneminde başlayan anlatı, ardından 1960'a dönüyor ve 588 sayfalık hikâyenin sonunda, romanın başında işareti verilen 1990 dönemi olaylarına erişiyor.

Körburun, ilk sayfalarından itibaren, güzel, temiz Türkçesi ve zorlamasız anlatımıyla beni içine aldı ve kitabı, kalınlığına aldanmamak gerektiğini ortaya koyan bir rahatlıkla okudum. Çok sayıda karakterin paralel hayatlarıyla ilerleyen roman, bu yanıyla kalın Rus romanlarının anlatım özelliklerini çağrıştırdı bana. Editörün arka kapakta yer alan Körburun'da "büyük roman"ın denendiği yolundaki ibare, metnin uzunluğunun ve ülke tarihinin 30-40 yıllık bir dönemini kapsamasının yanısıra, bu anlatım özelliğine de işaret ediyor olabilir.

Kitabı genel manada beğendim. Goodreads'teki bazı okurların işaret ettiği ufak tefek editörlük sıkıntılarını çok önemsemesem de, kendimce bir önemli bir eleştiride bulunabilirim. O da şu: Anlatının uzun yıllarla bölünmesi, roman kahramanlarının kişiliklerindeki ve hayatlarındaki değişimin aktarımı ve okur tarafından takibi açısından sorun yaratmış gibi geldi bana. Romanın başında çok genç ve toy haliyle tanıştığımız bir karakter, bir sonraki bölümde, geçen yılların doğal sonucu olarak, her manada çok değişmiş bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Roman boyunca karakterlerdeki ve hayatlarındaki bu sıçramalı değişim devam ettikçe, okurun zihni söz konusu sıçramaları takip etmekte zorlanıyor. Yahut benim okurluğum açısından böyle oldu. Gerçekleşen değişimi okura aktaran, geçişi yumuşatan ve kolay takip edilir kılan anlatı bölümlerinin eksikliğini hissettim.

Bununla birlikte Körburun'un, son günlerde memnuniyetle okuduğum yerli edebiyat ürünleri arasında yerini aldığını söyleyebilirim. Aynı zamanda iyi bir okur olduğunu her bakımdan hissettiren birikimli bir yazarın, okunmayı hak eden eseri.
Profile Image for Ayca Senol.
153 reviews5 followers
January 13, 2019
Çok severek okuduğum bir kitap oldu Körburun. 1960-1990 yılları arasında geçen olaylar üç ayrı kuşağın gözünden aktarılmış. Körburun prens adalaları yakınlarında kimsenin gitmek istemediği günde sadece iki vapur seferinin yapıldığı bir kurgu ada. Romanın geniş bir bölümü bu adada geçiyor. Dönemin politik olaylarının sıradan insanlar üzerindeki etkisini bir günde değişen hayatları yazar akıcı bir dille anlatmış. Karakterleri güzel kurgulamış. Ben en çok Neriman Hanım’ı sevdim. Aklı fikri güzel ve farklı Neriman Hanım.
Profile Image for nil.
50 reviews2 followers
February 7, 2024
kitabın kapağını yeni kapattım ve durup resmen boşluğu izledim. o kadar güzel bir kitaptı ki. bir sonuca, güzel bir sona ya da mutsuz bir sona ulaşmak için yazılmamış tamamen gerçek hayata, ülke gerçeklerine, insanların güzelinin de kötüsünün de varlığına dokunan, bolca duygulandıran, boşluğa daldıran bir kitap. bitirdiğimde eksik hissettiğim hiçbir noktası olmadı ki bence bu çok az kitapta olur. insanların ne kadar kötü olabileceklerini en derinden hissettiriyor, kitlelerin duygularını yanlışa yönlendirmenin ne kadar kolay olduğunu, ülkeden içinden, insanların içinden ne kadar güzel geçebildiklerini bir kez daha okumak...
kitabın en sevdiğim karakterlerine gelecek olursam ben en çok neriman hanım'ı sonrasında da seher'i sevdim, neriman hanım'a herkesin yaptığı muameleye rağmen adanın en vicdanlısı, en akıllısı olması ve seher'in hikayesi beni çok etkiledi. altan'ın bir noktada yok olması ve yaşayamadıkları beni çok üzdü ayrıca, nice insanın hayatları yokuş aşağı ne kadar kötü bir hale gelmiş, ölsem daha iyi diyebilecekleri hayatlara mahkum edilmişler.
yazardan okuduğum ilk kitaptı, diğer kitaplarını da okuma listeme eklemeye karar verdim. kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap.
keyifli okumalar.
Profile Image for -Neslihan K.
156 reviews41 followers
February 5, 2018
Büyük roman fikrini sevdim. Ama daha çok, olmayan bir İstanbul adası üstünden 1960-1990 arası yaşananların nasıl da yaşanmamış, hafızalara kaydolmamış, hep o kopuklukta, belleksizlikte kalınmış ve hayat öylece sürüp gitmiş gibi resmedilmesine kapıldım. Körburun olmadı, ama herkes kör oldu sanki. Özellikle sevdiğim bir karakter olmadı. Hele iki ana kadın karakter Meral ve Seher'in birbirinin devamı şeklindeki aymazlıkları (ya da bunu seçmeleri) ara ara içimi şişirdi. Tek sağduyulu karakterin de kendi kendine konuşan bir deli kadın olması cabasıydı. Karakter tiratlarını bazı yerlerde içe dokunan, bazı yerlerde didaktik buldum. Bazı yerlerde de aşikar bir şeyin özellikle açıklanmak istemesine takıldım. Bir de Reyhan'ı bekledim romanın sonuna dek.
Daha romanın başından itibaren tüm 580 sayfa boyunca devam eden yazım hatalarına, sözcük tekrarlarına, cümle düşüklüklerine, ama en bombası Ferit'in bir yerde Fikret olmasına pes dedim, gerçekten ayıpladım. Büyük bir çaba ve emeği oldukça küçük düşüren hatalar.
Her şeye rağmen okuduğuma oldukça memnunum. Yolu açık olsun.
Profile Image for Özlem Tutar.
93 reviews27 followers
November 18, 2017
Goodreads'in 5'lik sistemden 10'luk sisteme gecmesi gerektigini bir kere daha hissettiren bir kitap oldu. 4 verdim ama aslinda 3.5'tan😊 Akiciligina, diline, karakter yaratmadaki basarisina denecek soz yok. Kimilerinin aksine ben diyaloglari da basarili buldum. Bu kadar uzun ve bol karakterli bir romanin yumusak karninin diyaloglar olmasini beklerdim. Ancak ilginctir ki kitabin en zayif noktasi hic beklemedigim bir yer cikti! Yazarin okurun zekasini biraz hafife aldigini, o yuzden israrla bazi noktalarin tekrar tekrar anlatildigini düşünüyorum. Kör göze parmak seklinde okunuyor pek cok bölumu. Hikmet bey keske okurlarinin da en az kendisi kadar zeki ve donanımlı olduklarini dusunebilseymis, orada bir talihsizlik olmus😊 Onun dışında çok güzel akan, çok güzel detaylarla dolu, merak uyandiran bir kitap. Edit ve redaksiyon konusuna hiç girmiyorum, resmen atlanmış çünkü.
Profile Image for Renklikalem.
553 reviews179 followers
April 5, 2021

hukumenoglunun anlatma heyecanini ve kurgularindaki cesitliligi cok seviyorum, cok kiymetli ama okurken bir noktada bende bir eksiklik hissi birakiyor, duygusu gecmiyor nedense. sevemedigim ve bir de cok soyut buldugum karakterler, haritasini cizebilecek kivama gelmemiz gerekirken -600 sf cizdirmeliydi zira- az bucuk fikir sahibi oldugumuz ama yine de gozumde canlandiramadigim bir ada, yillar, gecisler, yas farklari, insanlarin aldiklari yaslar ve bu arada gecisler sirasinda yasadiklari seyler filan hep bir kopuk geldi.

velhasil ne sevdim diyebilirim, ne de sevmedim diyebilirim. yine de hukumenoglu’na yazmak cok yakisiyor.
Profile Image for Leylak Dalı.
636 reviews154 followers
October 21, 2016
Evet güzeldi ama ben yeni bir "Kürk Mantolu Madonna" olayı olacak diye korkuyorum. Son gaftan bahsetmiyorum, hani bloglar arasında en sevilen kitaptır ya "Madonna"o bakımdan. Bununla ilgili de o kadar çok övgü duydum ki sanırım büyük bir beklentiyle başladım okumaya, beklediğimi buldum mu? Hayır. Ama kitap kötü mü, asla. Çözemediğim konular kaldı aklımda, kafam karıştı demek en doğrusu. Ne diyeyim yolu açık olsun...
Profile Image for Seha Ozgur.
38 reviews8 followers
September 1, 2016
Bu kitabin icine dustum. Yakin tarihimizi bizi ve cevremizi sekillendiren insani boyutuyla okurken, bir yandan da hayatimin farkli donemlerinden yerlere dokunan bir derinligi var. 4 boyutlu bir kitap, jenerasyonlar ve baglari uzerinden zamanin akisinin da fotografini cekiyor. Bayildim.
Profile Image for Halime.
86 reviews
May 23, 2022
Hikaye son 150 sayfasina kadar keyifle gidiyor ancak sona gelirken ne yapacagini sasip kaliyor adeta. Yine de keyifle okudum
Profile Image for Başak Ebru Tarım.
229 reviews9 followers
June 20, 2023
Körburun benim yazarla tanışma kitabım gibi oldu. "Gibi" diyorum çünkü çok seneler evvel yazarın 47 Numaralı Kamara kitabına başlamış ama tamamlayamamıştım. Bugün ne konusunu ne de yarım bırakma sebebimi hatırlamıyorum.

Neyse kitaba dönelim biz. Körburun hayali bir ada. Bu adayı Marmara denizinde, Prens adalarının en ücra, en içine kapanık, en yalnız ve halkı en yabani olanı şeklinde tanımlayabiliriz. Ha bir de en faytonsuz olanı. Çünkü Körburun'un havası atlara yaramıyor. (kitap ilk baskısını 2017 de yaptığından, adaların atsızlaştırıldığından yazarın o günlerde henüz haberi yok)

Kitap 1960 ve 1990 yılları arasında 30 yıllık bir dönemi, üç kuşağa yayarak anlatıyor. Kalabalık bir karakter kadrosu var. Olayların ağırlıklı geçtiği yer Körburun adası. Kahramanların bir kısmı adanın yerlisi, oranın insanı. Bir kısmı adadan kopmayı başarıp, İstanbul'a gidenler ve bir kısmı da çeşitli sebeplerle başka yerlerden gelip adaya yerleşenler. Körburun'da yaşayan müslüman halk, kuşaklardır adanın yerlisi olan Rum'larla iç içe yaşıyor ama barış içinde mi diye soracak olursanız, romanın geçtiği yıllara bir daha bakın derim. Özellikle 1963 de Kıbrıs adasında yaşanan olaylar sonrası malum eller adada ince temizlik operasyonlarına girişiyor.

Kitab akıcı diliyle çok rahat okunuyor. Ayrıca romanın kendine burnumuzun dibinde olduğunu iddia ettiği, gerçekte var olmayan bir adayı mesken tutması fikrini de çok sevdim. Detaylı betimlemelerini usumda Büyükada, Heybeliada'nın fiziki koşullarıyla birleştirince, adanın nasıl göründüğünü gözümde bayağı canlandırabildim.

Romanda zamanda ileri geri gecişler, İstanbul Körburun arası gidiş gelişlerle, içinde aşk, hırs, kavga, hayal kırıklıkları, mutsuzluklar barındıran, Menderes ve demokrat parti dönemi, Kıbrıs olayları, ekalliyete uygulanan baskılar, 1980 ihtilali gibi Türkiye tarihinin siyasi ve toplumsal mihenk taşı olaylarını da değinen çok geniş bir hikaye anlatılıyor. Yaklaşık 600 sayfalık okuma serüveninde öne çıkan karakterler sürekli değişiyor. Kitabın ilk bölümünde 1990 yılında karşımıza çıkan roman kişileri bölüm sonunda beklemeye geçip, yerini yeni baş karakterlere bırakıyor. Bu tüm kitap boyunca böyle devam ediyor.

Roman kişileri ayağı yere basan karakterler. Okudukça hem dertlerini, hem fiziki görünüşlerini, hem de düşünce dünyalarını tanıyoruz. Ve en önemlisi de bazı karakterler, bir süreliğine bağımsız gibi dursalar da, bir şekilde hikayede diğer karakterler bağlanıp, büyük resmin parçası haline geliyorlar. Bu yönüyle romanın kurgusunu çok sevdim.

Romanın konusundan detaylı bahsetmek yerine hikayenin genel hatlarını çizmeyi tercih ettim. Bu arada hikayedeki kadın kahramanları daha çok sevdim. Favori karakterim de Neriman hanımdı. Esas oğlanlardan Hayri'nin annesi, delilikle bilgelik arasında bir kadın. Küçükken ölen ikiz kız kardeşi sanki içine kaçmış. O günden kelli iki sesli olmuş. Neriman hanım ne kadar aklıbaşında davranırsa davransın, ikinci sesi gerçekte ne düşünüyorsa, sansürsüz, frensiz yumurtlayıveriyor. Halk da onu öyle kabul etmiş. Bazen kendisine, bazen ikinci sesine cevap veriyor. Neriman hanım dışarı çıkmaya görsün, adanın tüm kedileri arkasına takılıyor. Tekirler, sarmanlar, smokinler hep beraber adayı turluyorlar. Bu vesileyle de sizlere ufak bir sürpriz bozan (spoiler) vermiş oldum.

Körburun keyifli bir okuma serüveni oldu.
75 reviews
May 2, 2021
Son zamanlarda okuduğum en en sürükleyici kitap. Elimden bırakamadım, 540 sayfa olmasına rağmen keşke daha uzun olsaydı dedim. 3 kuşak ve o dönemde Türkiyenin hikayesi.
Profile Image for Bihter Homurlu.
15 reviews3 followers
November 27, 2020
Türk edebiyatına katılan yeni bir yazar okumanın heyecanıyla başlasam da maalesef benim için roman büyük bir hayal kirikligi. Yazar genis bir zaman dilimini coklu karakterler uzerinden epey de dagilarak kaleme almis. Romanin sonunu toparlamakta da epey gucluk cekmis. Özellikle Murat ‘ın günlük/mektupları yazarın romanı toparlamakta zorlandığının önemli bir kanıtı. Iyi bir kac roman cikabilecek kurguyu bir romana sıkıştırmaya çalışınca maalesef vasat bir romanın üzerine cıkamamış. Karakterlerin sığlığı, klişeler, zorlama diyaloglar romanı bence ‘buyuk roman’ dan oldukça uzaklaştırmış. Bir çok ana karakter varken bir anda hepsi kayboluyorlar, buna anlam veremedim. Seher in dedesiyle ve Altanla, Murat’ın babasıyla, Meral’in kocasıyla, Neriman Abla’nın oğluyla yüzleşmesini okumak isterdim ki karakterler varlıklarını hissettirebilsinler. Hersey bir oldu bitti içinde anlatılmış.
Körburun gibi bir adaya hayat vermesi açısından yazara artı bir puan vermek isterim.

Bir çok yorumda cok akıcı, hızla okunuyor gibi notlar gördüm. İyi bir romanın ölçütünün hızlı okunması olduğunu düşünmüyorum. İyi romanlar ve hatta ‘buyuk roman’lar günümüzdeki bir çok şeyin aksine hızlıca tüketilen değil tam aksine yavaş yavaş sindirilerek okunan, yıllar içinde yaşlanmayan, her okuyuşta farklı tatlar bırakanlardır.
Profile Image for Meltem.
116 reviews22 followers
January 25, 2018
Çok severek okudum. Bir dönem yaşanmış olayları kurgu karakterler aracılığıyla anlatan romanları seviyorum. Yazarın da dediği gibi soru sorduran, sorgulatan, kafa karıştıran, kafamda yer etmiş sabit fikirleri kurcalatan, merak uyandıran, cevaplar olmasa da kitapları okuması gerçekten çok zevkli oluyor.

http://www.artfulliving.com.tr/edebiy...

#bizimbuyukchallengemiz madde 35 Bir Yazarın Son Kitabı
Profile Image for skyozlem .
215 reviews1 follower
July 19, 2023
üç kuşağın aşkları aileleri evleri, savrulan hayatlar usul usul öykü tadında ağır bir roman,
Profile Image for Fatma Güneş.
74 reviews23 followers
November 15, 2017
Bence çok başarılı bir dönem kitabı. Dilini çok beğendim, 585 sayfayı hiç sıkılmadan okudum.
Profile Image for Mer ve Ötesi.
270 reviews2 followers
March 6, 2024
Üç kuşağın aşklarının, hırslarının anlatıldığı kitap...
Yazarın adını daha önce duydum mu hatırlamıyorum, bu kitabı bana kim önerdi hatırlamıyorum hatta acaba bunu biri önerdi mi onu bile hatırlamıyorum. Ama iyi ki de okumuşum dediğim bir roman oldu. Aktı gitti sayfalar Körburun adasından denize döküldü.
1960,1980 ve 1990 yılları arasında yaşamış insanların ve kör bir noktada kalan ve geleni içine hapseden, yerlisini içten içe tüketen Körburunluların hikayesi.
Neriman'ın kendi kendine konuşmaları, Hayri'nin doğumu, Meral'in İstanbul'dan kaçıp adaya gelişi, Kıbrıs Sorununun ada halkı üzerindeki etkisi... Kısacası 60'lı yılların kendine has sorunları anlatılmış.
Ferit ve Murat arkadaşlığı, Seher'in hayatının tepetaklak olup adada sıkışıp kalması, Altan, 80 Darbesi ve o malum sıkıntılı dönemler, yarım kalan ve yarıda kalan insanlar...
Bu kısımda 80'li yılların o çalkantılı, neredeyse tamamı ölüm ve hüzün kokan durumları anlatılmış.
Onur, Aslı, Körburunlu örümcek kafalılar, Kaptan Niko ve geriye kalanlar ise 1990'lı yıllarda kalanlar.
Tüm bu insanlar öyle sade bir akıcılıkta anlatılmış ki sanki her kuşağın insanını yakinen tanıyormuşum gibi hissettim. Herkesin birbiri ile olan bağlantısı da Körburun girdabının kitap üzerindeki yansıması sanırım. Bir kabuğa sıkışıp kalmanın, arayışların, aşkların, öfkenin, acıların anlatıldığı bu kitabın Edip Cansever'in bu şiiri ile bitmesi ise biraz trajik.
"Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır"
(Edip Cansever - Umuş)
Displaying 1 - 30 of 112 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.