-Rita. -“Rita mı!?”, “Kodlar mısınız?”, “Aa Rita ne demek?”, “İsminiz neden böyle?”, “Anan neden böyle bir isim vermiş ki sana?”, “Ha bildiğimiz papatya yani.”, “Yahudi ne?”, “Bu sizin gerçek isminiz mi?”, “Bir anlamı var mı?”, “Helen misiniz?”, “Bu İsrail var ya!!”, “Yanlış anlamazsanız, etnik kimliğinizi sorabilir miyim?”, “Türkçe biliyor musun?”, “Türkçeniz ne kadar düzgün”, “Bayan Rita”, “Nerelisiniz?”, “Memleket nere yani?”, “Çok oldu mu geleli?”, “Baba mı Müslüman?”, “E peki, soyadınız neden Türkçe?”…
“Ötekileştirme” veya gayet yalın haliyle yabancılama, çok defa isimden başlıyor. En sıradan, en “masum” görünümlü haliyle… Oysa ismi, bir insanı tanımaya açılan kapı. Kelimenin her anlamıyla tanımak: Onunla tanışmak, onu bilmek ve onu kabullenmek, saymak onu. Her isim, bir insan…
Rita Ender, burada doğup büyüyen, burada yaşayan ama isimleri işitildiği anda “yabancı” muamelesi gören insanları anlatıyor. Onlar, isimleriyle maceralarını anlatıyorlar - belki, isimlerinin maceraya dönüşmesini, demek lazım. Tabii bu arada, isimlerinin kendi macerasını da anlatıyorlar, her ismin bir macerası vardır çünkü. Gila, “neşe” demek, bilir miydiniz?
1984’te İstanbul’da doğdu. 2003 yılında İstanbul Özel Saint Joseph Fransız Lisesi’nden, 2008 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ocak 2010’da avukatlığa başladı. Galatasaray Üniversitesi ve Panthéon - Assas Üniversitesi’nde (Paris II) yüksek lisans yaptı ve azınlık hakları üzerine çalıştı. 2001 yılından beri çeşitli gazete ve dergilerde yazıyor. İletişim’den çıkan kitapları: Kolay Gelsin (2015), İsmiyle Yaşamak (2016).
İlk baskısı 2016’da yapılan “İsmiyle Yaşamak” kitabı, bazı gayri-müslim vatandaşlarımızla yapılmış röportajlardan müteşekkil. Daha önce Agos gazetesinde yer alan röportajlar, İletişim Yayınları tarafından bir araya getirilmiş. İsimleri Türkçe olmadığı için, ilk tanışmada yanılgıya düşüp yabancı gibi algıladığımız vatandaşlarımızdan bir seçme yapılmış ve bu kişilerin isimlerinin anlamı üzerinden, birtakım kültürel bilgilerin aktarılması ve Türkçe olmayan bir isimle memleketimizde yaşamanın ortaya çıkardığı zorluğa dikkat çekilmiş. Bunun yanı sıra, ismin önemi ve insana verilen ismin, onun hayatını nasıl belirlediğine dair bir tartışmanın izi sürülmüş kitapta.
Röportaj yapılanlar arasında, ismine aşina olduğumuz kişiler de var; bunlar: Yunancadan çevirileriyle bildiğimiz Ari Çokona, gazeteciler Gila Benmayor ve Sami Kohen, felsefe profesörü İonna Kuçuradi, yazar Liz Behmoaras ve müzisyen Nino Varon.
“ismiyle Yaşamak”, tarihimizde toplum içinde önemli yer tutmuş ve çeşitli olaylar sonucunda çoğu ülkemizden göçmüş gayri-müslim azınlıkların hayatlarına, âdetlerine, duygu ve düşüncelerine bu azınlıklara mensup bireylerin gözünden bakmayı ve belki bazı önyargıları kırmayı sağlayan güzel bir okuma deneyimi sunuyor.
Benim gibi farklı kültürleri merak eden insanların ilgisini çekebilecek bir kitap. Yahudi kültürü hakkında, Ermenilerin yaşam tarzı hakkında ve Ortodoksluk hakkında birçok şey öğrendim kitaptan. İçerisindeyse hem aynı fikirde olduğum, hem de aynı fikirde olmadığım birçok yer vardı. Bundan dolayı da iyi ki almışım dediğim bir kitap oldu.
Öncelikle şunu söylemek gerek sanırım, her milletin iyisi de var kötüsü de. Bu her ülkede böyle. Kötü niyetli insanlar için bir şey demiyorum ama bizim ülkemizde şöyle bir kavram vardır ki 'İsim illa ki yanlış anlaşılır.' Benim ismim kaç defa Ela oldu, soyadım kaç defa Köken ya da Göker yazıldı. Teyzelerimden birinin ismi 'Nurgül' olacakken, nüfus memuru 'Nurgen' yazmış. Öyle bir isim yoktu ama artık var. Yani azınlık olmaktan ötürü falan değil bunlar. Karşıdaki kişinin yaratıcı kişiliğinden hep.
Bir de tabii 'Nereden geldin?', 'Atalar nereden?' muhabbetleri var.
Aslında bunun sebebi de çok basit. Türk milleti, şu anda yerleşik bir düzeni benimsemiş olsa da, dünya üzerindeki en büyük göçmen ırk desek kesinlikle yanlış olmaz. Orta Asya'da hala Türk devletleri var. Avrupa'ya kadar gelen, zamanında Avrupa'daki birçok yerde hakimiyet kurmuş bir imparatorluk olan Osmanlı Devleti'nden de ötürü günümüz Türkiyesinde birçok bölgeden gelmiş olan insanlar var. Doğal olarak da bizim insanımız istisnasız herkese yöneltir bu soruyu.
Kısacası Türk ismine ve kökenine sahip olsanız dahi 'Kırgız Türkü müsün?' , 'Türkmen misin?', 'Balkan Türkü müsün?' , 'Dedeler nereden göçmüş?' gibi sorular sorulur hemen. Çok çok eski zamanlardan beri göçmen olan ve ardından yerleşik düzene geçen bir millet için bu ırkçılık değil aslında. Biraz fazla meraklı bir milletiz demek daha doğru olur sanırım.
"goethe, "insanın özel ismi, sırtına geçirivereceği, eteğinden çekiştirilebilecek bir ceket değil, ona tastamam oturan bir kıyafettir," demiş, "tıpkı derisi gibi, üzerine geçmiş, kaplamıştır onu, sıyıramazsınız, soyamazsınız." her insan, ismiyle, kendi hikâyesi olan birisi. ismini tanımak, saymak, bir insanı tanımanın, saymanın jesti."
Adına 'insan' denen tek bir ırktan geldiğimizi hatırlamamıza yardımcı olacak akıcı bir kitap. Empati kurma konusunda 'çoğunluğa' kesinlikle yardımcı olacak.
Kitapla ilgili 2. baskıda düzeltilmesi ümidiyle 4 ufak düzeltme yapmak istiyorum:
1-) Birkaç yerde 'direk' yazılmış. Sonlara doğru ise bir yerde 'direkt' şeklinde, doğru haliyle yazılmış.
2-) 'Göreceli' kelimesi günlük hayatta ve kitaplarda çok sık kullanılıyor. 'Göreli' olarak kullanılmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
3-) Bir yerde yanlışlıkla vaftiz kelimesi hatalı yazılmıştı.
4-) Bu en önemlisini sona sakladım: Kitapta bir yerde 'O zamanlar Polatlı daha il olmamıştı,' gibi bir cümle var. Yıllardır il olmayı bekleyen bir Polatlı'lı olarak bir an için yüreğim yerinden oynadı. Yoksa sonunda il olduk mu, diye düşündüm ;) Ne yazık ki hala ilçeyiz.
Bunların dışında ne imla, ne de anlatım hatası yoktu kitapta. Hem Rita'nın, hem de İletişim'in ellerine sağlık. İlk baskı için kusursuz hazırlanmış.
Rita'dan böyle daha nice güzel kitaplar bekliyoruz.
Kitabin icerdigi hikayeler nedeniyle cok sevdim. Kisa anlar icin olsa da tanimadiginiz insanlarin hayatina ve hikayelerine kitap araciligiyla tanik oluyorsunuz. Hatta bir kac ornekte, ortak tanidigim olan ya da ayni alanda calistigim insanlara da denk geldim. Fakat kitabin soyle bir iki eksik ya da dezavantajli yani da var. Kitap, daha once Agos gazetesinde yayinlanan soylesilerden olustugundan, saniyorum ki, belli bir kelime siniri izlenmis, ama, kitabin okuyucu olarak kitaptaki insanlarin hikayelerini daha iyi anlayabilecegim cok daha uzun ve detayli soylesiler okumak isterdim. Ikinci olarak da yine gazetede soylesi olarak yayinlandigindan, hep ayni sorulari ve cevaplari arka arkaya okuyorsunuz, bu da bir sure biraz tekrarlayan bir yapiya donusebiliyor. Bunlarin disindan kitabi cok sevdim ve kesinlikle herkese tavsiye ederim.