Osmanli Imparatorlugu'nun kurulusunu inceleyen tarih yazimi yakin zamanlara kadar iki temel soru etrafinda yogunlasiyordu. Bunlardan ilki Osmanli teritoryal genislemesinin ardindan yatan itici gucun gaza mi, yoksa yagma mi olduguydu. Ikincisi soru ise Osmanli'nin Bizans-Hiristiyan ya da Turk-Islam uygarliklarindan hangisinin izleyicisi olduguna yanit ariyordu. Ilk soru etrafinda suren tartismaya idealist ve materyalist tarih felsefelerinin mucadelesi damga vururken, ikinci sorunun odaklandigi tartisma Avrupa-merkezcilik ile milliyetciligin carpisma alani olarak karsimiza cikiyordu. Baris Unlu, bu iki tartismanin otesine gecerek Osmanli Imparatorlugu'nun kurulus problemi uzerine yeni bir yaklasim oneriyor. Yazarin benimsedigi dunya-merkezci yaklasim zaman ve mekin acisindan alisik oldugumuz olcekleri degistirmekte, buyutmekte ve cogaltmaktadir. Baris Unlu boylece, farkli zaman ve mekin karsilasmalarinin, dunya tarihinin yenilenen ve yinelenen tarihsel oruntulerinin ve kulturlerarasi etk
Genel anlamda kullandığı dil itibariyle "ısınamadığım" bir kitap oldu. Kitabın başında Batılı dili ve Batılı yöntemleri eleştiren, kendisi de oryantalizm dahil Batılı tarih anlayışını bilen bir yazar olarak, kullandığı dil fazlaca "Batılı" geldi. Osmanlı İmparatorluğu'nun kendine özgü yapısını bir şeylere benzetmeye çalışmak için fazlaca gayret gösterilmiş gibi geldi. Kitapta çok iddialı ifadeler var, örneğin bir imparatorluğun başarısını sadece vergi sistemiyle açıklayan ve "başarılıydı çünkü şu vergi sistemi vardı" gibi indirgemeci ifadeler dikkatimi çok çekti. Ancak benim en sevmediğim kısım kullandığı dildi, özellikle "barbar" "uygar" ifadelerini son derece kulak tırmalayan bir şekilde kullanmamış mı sizce de? örn. "Ama Osmanlılar aynı zamanda da asabiyet sahibi "barbarlar"dı" (s.183) şimdi bu barbar ifadesine takılıyorum ben. Kime göre barbar? Yani göçebe/yerleşik ayrımını anlarım da, yok Medler barbardı, yok şunlar barbardı. Şunlar uygardı. Tamam da kime göre? Tam da Batılı tarihçilerin sömürgecilik döneminde çok sevdiği bir şekilde, eline bir ustura alıp, şu kavmi barbar, şu kavmi uygar ilan etmiş yazar. Ama hakkını da vermiş tabi, "iyi savaşçılar" demiş.
Dil için örnek isterseniz; ""bu spesifik longue durée belli döngülere yol açar; bu döngüler de longue dureé'yi yeniden üretir" (s. 102)
"Kolektif egemenlik ve ülüş sistemi göçebe imparatorlukların differentia specifica'sıdır". (s.192) bu ifade yerine mesela "ayırt edici özelliğidir" deseydi eksilme olur muydu?
"... Roma İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak (translatio imperii'den ziyade, renovatio imperii) idee fixe'ydi." (s. 199) onun yerine şöyle desek, "Roma İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak, imparatorluk devrinden ziyade bir tür yeniden canlandırılması olarak, temel hedefti." gibi.
Bu ve bunun gibi sıklıkla geçen Latince, İngilizce, Almanca terimler gözümü çok yordu. Elbette özgün kelimeler olarak tam karşılıkları Türkçe'de yer almayabilir. Ama bir Osmanlı Tarihi yazarken ne kadar çok Latince kelime kullanılmış diye düşünmeden edemiyor insan. Osmanlı yöneticilerinin, tebasının yaşarken farkında olmadıkları ne kadar çok Batılı kavrama sığmışlar aslında!
Bu tarz karmaşık diller için Amerikalı iktisatçı Robert H. Frank'ın açıklaması şöyle: "Başlangıçta, pek çok hocanın yalın bir İngilizce ile konuşup yazdığı koşullarda, yazılarında ara sıra bilinmedik sözcükler ya da ifadeler kullanan bir hocanın avantaj elde edeceğini hayal etmek zor olmasa gerek. Böyle yaparak, okurun bilmediği bir şeyi bildiği için yetkinlikle konuştuğu izlenimini aksettirecektir." (Frank, Robert H. Doğal İktisat, s.170)
Yazarın temel amacı, Osmanlı İmparatorluğu'nun başarısının gökten balonla inmediği, bir tarihsel birikimin, sürekliliğin parçası olduğunu iddia ve ispat etmek. Ancak ben bunun -varsa bile- iradi olabileceğini pek sanmıyorum. Elbette öğrenilen ve aktarılan devlet gelenekleri vardır ama bir "imparatorluk hedefiyle" yola çıkıldığını düşünemiyorum. Osmanlı Beyliği de tıpkı diğer beylikler gibi iktidarını genişletmek, toprak kazanmak (yazar toprak kazanmak yerine de territöryal genişleme gibi bir ifade kullanmıştı zannedersem, halbuki baya bildiğimiz topraktan bahsediyoruz) gibi hedeflerle kurulmuş olsa gerek. Yer yer odak kaybı da gördüm kitapta, heterodoks dervişlerin şarap içmeleri gibi yazara ilginç gelen ilave konulara da atlanmış arada.
Ben kitaptan ne bekledim? Osmanlı Devlet yapısındaki Orta Asya ve Bizans izlerini görmek, tam da bunu bulduğumu söyleyemem. Bugünün değer yargıları, kavramları, sofistike Batılı terimlerle anlatılmaya çalışılan bir Batılı gözünden Osmanlı tarihi gördüm. 1900lü yıllarda kolonyalizmi meşrulaştırmaya çalışan, bunu yaparken de "barbar"lığı yeniden tanımlayan bir dili istemsizce çağrıştırdı bende.
Barış Ünlü'nün kitabı, Braudel - İbn Haldun perspektifinden, 'süreklilik' ve 'dönüşüm' kavramları üzerinden, ufuk açıcı bir teorik çerçeve sunuyor... Böylesi cins bir kafanın, bir cinnet döneminde akademiyadan uzaklaştırılması ise apayrı bir esef konusu...
Çok iyi bir çalışma olmuş ve Barış Ünlü iyi bir yazar, akıcı ve net dili sayesinde kitaplarını okumak keyifli.
Braudel'in farklı tarihlerinden (longue duree, döngüler, olaylar) esinlenerek Osmanlı'nın kuruluşunu 3 farklı şekilde incelemiş. 1. Orta Asya göçebe kültürü, 2. Yakın Doğu uygar-yerleşik imparatorluklar platformu ve 3. Osmanlıların bu iki kültürden öğrendiklerini nasıl doğru zamanda ve doğru yerde kullandıkları.