Aristokrat bir Osmanlı ailesinin kızı, Osmanlı Devleti'nin son, Cumhuriyet’in ilk yıllarının en önemli kadın gazetecilerinden biri...
Romanları beğenilip birçok yabancı dile çevrilen bir Türk yazarı ve dillere destan Fosforlu Cevriye’nin yaratıcısı...
Nâzım Hikmet’in ilk aşkı, Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Reşat Fuat Baraner’in eşi, kendisi de parti içinde faal bir militan, birkaç kere evlenmiş, güzel ve “çapkın” bir kadın…
Aristokrat, romancı, gazeteci, aktivist, militan…
Bunlardan daha çok hangisiydi Suat Derviş?
Yoksa bu kimliklerin hepsini birden benliğinde eritmeyi başarmış mıydı?
Son Osmanlı aydınlarından, hümanist Suat Derviş, Cumhuriyet’ten sonra, ideallerini ancak solda gerçekleştireceğine inanmış bir kadındı. Ancak hiçbir ideolojiye, hiçbir akıma, hiçbir sınıfa tamamıyla hapsolmayı kabul etmeyecek kadar bağımsız ve bunun bedelini sonuna kadar ödemeyi göze alacak kadar da cesurdu.
türkiye'de basın denen şeyin hep bir çukur olduğunu anlamak için bire bir bu kitap. suat derviş'in mimlendikten sonra yaşadıkları bugüne rahatlıkla uyarlanabilir. çok cesur, çok yetenekli, çok farklı bir yazarmış suat derviş. bu farklılığından dolayı da unutturulmuş bir yazar. biyografide bazı fazla duygusal cümleleri sevmedim, biyografi yazarından daha düz, daha nesnel olmasını bekliyor sanırım insan.
Biyografi olarak oldukça başarısız buldum. Yazarın “yeterince” araştırma yapmadığını düşünüyorum. Suat Derviş gibi zamanın önemli figürlerinden biri olan, bir dönemi domine etmiş bir gazeteci ve yazarın kaldı ki eşi de tanınan bir kişi, hayatındaki dönüm noktalarına dair bilgiler çok kısıtlı. Romanlarından alıntılarla açıklık getirmiş güya, onu da birinin tez çalışmasına dayanarak yapmış. Bana göre özensiz ve yetersiz bir çalışma. 2/5
"Evet baylar. Ben kadınım, ben kadın olmaktan utanmıyorum. Eğer Tabiat beni erkek de yaratmış olsaydı, ondan da utanmazdım. Benim için gaye erkek ya da kadın olmak değil; evvela insan olmaktır." (Suat Derviş - 1936 Modeli Gençler ve Zavallı Peyami Sefa risalesinden) Suat Derviş gerçekten efsane bir kadın, hani çağının çok ötesinde denir ya tam öyle. Tek başına, tırnaklarıyla kazıyarak yaptıklarına hayran olmamak mümkün değil. İlk gazete yazısı 1920'de 17 yaşındayken, ilk romanı 1921'de 18 yaşındayken basılmış. Neredeyse tüm hayatı boyunca gazetelere yazı yazmış, roman tefrika etmiş, 4 farklı dilden çeviriler yaparak geçimini sağlamış. Baskının en ağır olduğu ve artık gazetelere yazamadığı dönemde önce bir kadın arkadaşıyla birlikte; daha sonra eşiyle beraber dergi çıkartmış; pek çok önemli yazarı ve şairi bunlarda yazmaya ikna etmiş. Pek üye toplayamazsa da ilk basın sendikasını kurmuş. Gönüllü olarak sürgüne gittiği Paris'te, dostlarının sırt çevirdiği, açlık çektiği, kelimenin tam anlamıyla dibe vurduğu dönemde romanlarını Fransızca olarak yeniden yazıp yayınlatmayı başarmış ve sadece düze çıkmakla kalmamış, basbayağı ünlü olmuş bir kadın. Akıllı, hırslı, güçlü, muhalif ve üstelik kadın olmanın keyfini sürmekten de asla vazgeçmemiş bu kadının unutulmuş (unutturulmuş?) olması gerçekten büyük kayıp. Kitaba gelince kolay okunan; Suat Derviş'in yazarlığını, tutkusunu, cesaretini olduğu kadar zaaflarını da objektif bir şekilde aktaran bir biyografi olduğunu söyleyebilirim. Suat Derviş gayet politik bir kişilik olduğundan yaşadığı dönemdeki politik gelişmelere de tabii ki yer verilmiş; bunlar çok ayrıntılı olmadığından Suat Derviş'in önüne geçmemiş. Kitaptaki bazı olayları okurken insan aradan geçen 50-60 yılda hiçbir şeyin değişmediğini- bazen dehşetle- farkediyor. Kitabın bazı yerlerinde yorumlar daha fazla öne çıkıyor; bu, Suat Derviş hakkında fazla belge olmamasından mı, yazarın anlatım biçiminden mi yoksa anıları anlatan kişilerin yorumlarından mı kaynaklanıyor bilemiyorum ama romanlarındaki karakterlerle benzerlikler bulunarak güçlendirilmeye çalışılsa da nihayetinde gerçek değil bir yorum olarak kalıyor. Olaylar anlatılırken tarihlerin belirgin olmaması kitabın en büyük sorunu; zaman zaman belirli bir olayın hangi yıl ya da hangi ayda olduğunu takip etmekte zorlandım. Kitabın arkasına eklenecek bir kronoloji benim gibi okurlara çok yardımcı olurdu. Biyografi okurken en sevdiğim kısım fotoğraf albümü; bu kitapta da albümdeki her fotoğrafın hikayesinin kitabın içinde bir yerlerde anlatılmış olması çok hoşuma gitti. Keşke daha çok fotoğraf olsaydı. Sonuç olarak okurken elimden bırakamadığım, bitirdikten sonra da etkisini devam ettiren bir kitap oldu.
Türkiye'nin en iyi biyografik eserlerinden. Belki de en iyisi. Şu yapıtı roman gibi 2 günde okuyup es geçmek ve çamur atmak kitapları sadece sayı olarak "amma çok kitap okumuşum bu sene yaa" diye görenlerin işidir.
Rahat okunan, kişisel özellikleri es geçmeden toplumsal çerçeveye iyi oturtulmuş bir biyografi Yazar, şifahen anlatılan olay ve kişisel özelliklerde, çelişki gördüğünde veya emin olamadığında, kendisine aktarılanları görüş bildirmeden yorumsuz aktaracak kadar dürüst. Severek okudum.
Öncesinde İpek Sabahlık adlı romanı okudum; Suat Derviş’in hayatını, kimliğini hayal gücü ile süslenmemiş halde, belgeleriyle okumak istedim. Ne kadar hayat dolu, dirençli, çalışkan bir kadın olduğunu bu biyografi sayesinde bir kez daha gördüm. Yine de çok detaylı araştırılmamış bir çalışma bu, başka kaynaklarda geçen önemli bilgiler -Suat Derviş’in Lozan görüşmelerini gazeteci olarak izlemesi gibi- bu kitapta yok. Bunun dışında, o çalkantılı dönemde hangi olaya ne ağırlıkta değinileceğine iyi karar verilmiş diye düşünüyorum. Suat Derviş oldukça başarılı bir gözlemci ve romancıydı; özellikle sokak ropörtajları yapmaya başladıktan sonra kendi çevresinden başka bir dünyaya adım atmış, daha gerçekçi ve toplumsal meseleler üzerine hikayeler kaleme almıştır; zaten kendisi de romancılığını değiştiren unsur olarak gazeteciliğini öne sürüyor; çok yerinde bir tespit, hayatın gerçekleriyle yüzleştikçe romanlarında işlediği konular da derinleşiyor. Fakat siyasi açıdan bir nevi kara listede olduğundan, hak ettiği değeri görememiş.
Öncelikle Suat Derviş adını okuma serüvenine hayran olduğum bir abladan duydum. Merak ettim kimdi bu Suat Derviş... Sonra ithaki yayınlarından kitaplarını görünce aldım. Ama okumak daha kısmet olmamışken bir instagram hesabında bu kitapla tanıştım. Merak edip aldım. Okumaya başlamamla birlikte okuduklarıma inanamadım. Neredeyse herkesi tanıyan,davasına kendini adıyan ve bu süreçte muhteşem eserler veren büyük kalemi tanımamıştım.... Okudukça utandım... Suat Derviş birilerinin politik jargonuna uymadığı için unutturulmuştu. Çok üzücü ama bir o kadar da gurur duydum niye mi.... yaşadığı onca şeye rağmen ayakta dimdik duran bir Türk kadınıydı. Ezilmeyen,yaşamak istediği hayatı yaşayan, etraf ne der demeden(ki yaşadığı devir hali ortada iken) gözü pek,davasında hırslı muhteşem bir insanmış.Işte tüm bunlar ona büyük saygı duymamı sağladı.
Basılmış bütün kitaplarını en kısa zamanda okuyacağım.
Bir biografi olarak, biografisi yazilmis kisiye (Suat Dervis) saygiyi on planda tutan, spekulasyonlardan cok gerceklere yer veren, donemin siyasi, toplumsal ve ekonomik dinamiklerini cok guzel veren bir eser. Cok begenerek okudum.