📌Hayvanları seven, insanları da sever, derler.
Yalan.
Bazı hayvanlar sevilir.
Ve bazı insanlar.
.
.
📚📝✒️
İlksöz: Yazdıklarım yazamadıklarımla beraber.
Çığlık, Ferit Edgü'nün beşinci öykü kitabı, 1982'de okuyucuyla buluşmuş. Kitabı üç ana bölüme ayırmak gerek. İlk bölüm Edgü'nün 11 öyküsünden oluşuyor. Edgü okuyanların çoklukla karşılaştığı o kısa, yarım sayfalık öyküler değil bunlar, biz Edgü severler için dolu dolu, onun geneldeki öykülerine göre uzun ve bu nedenle keyfin doya doya alındığı öyküler. İkinci bölümde ise Edgü'nün aslında tamamlanmamış (ama belki de Edgü'ye göre bitmiş) dokuz metin var. Edgü bu metinler için kitapta şöyle bir açıklama yapıyor: "Bunları öyküleştiremedim, yakın ve uzak zamanda da bu taslakları geliştirmeyeceğim, o nedenle isteyen bunları tamamlayabilir, öykü, roman haline getirebilir, hiçbir hak iddia etmeyeceğim." Son bölümse ilk bölümde yer alan öyküler halkında kısa açıklamalar içeriyor.
Edgü'nün kalemini, öykü tarzını çok seviyorum ve açıkçası tüm yazdıklarını okuma gibi bir niyetim var. Bu okumada öne çıkan öyküler, ilk bölümden Kör ve Oğlu ile Sahaf oldu. Kör ve Oğlu, bana kendine kitap okutan Borges'i hatırlattı ki son bölümde bu öykü ile açıklamasını okuduğumda bunu farketmenin keyfini yaşadım. Sahaf ise en keyif aldığım öykü oldu. Özellikle Hakkari'de Bir Mevsim'i okuyanlar için harika bir sürpriz sizi bekliyor. Öyküleştirilmemiş metinler içindeyse Yazar ve Yazman, Merdiven, Teyzemin Sonu en sevdiklerim oldu. Bu kısacık metinler o kısa Edgü öykülerinde olduğu gibi bolca zenginleştirildi kendimce.
Bir öykü yazmak bir roman yazmaktan çok daha zor. Bir romanı, belirli bir sınırlama yapmadan, sayısız ana veya yan karakterlerle, sayısız olaylarla-tabii ki birbiriyle ilişkili- kurgulamak mümkün. Bir ortamın tasvirini, bir duygunun tanımını sayfalarca yapmak mümkün. Ama öyküde kullanılan sayfa sayısı bir romana kıyasla çok daha az. Novella dediğimiz uzun öykü ya da kısa roman kavramında beliriveriyor bu ayrım zaten. Yok deniliyor, bu uzun olmuş, öykü diyemeyiz buna. İşte biçilen o sınırlı sayfada bir şeyler anlatmak gerekiyor öyküde ve açıkçası iyi bir öykü de o birkaç sayfada bazen bir romandan çok şey anlatıyor. İşte bu başarıyı yakalabilmek zor kılıyor öyküyü, öykünün yazımını.
.
O sınır koyulan sayfadan daha da az sayfa içeren öyküler yazıyor Ferit Edgü. Açıkçası birçok okura da özellikle bir olay örgüsü bekleyen okura da farklı geliyor bu kısa, çok kısa öyküler. Okuma bitince "e ne oldu şimdi" duygusu sarıveriyor okuyucuyu. Bu yazdıklarımı ukalalık, çok bilmişlik olarak tanımlamayın. Çünkü bundan birkaç sene öncesine kadar hiç öykü sevmeyen, okumayan biriydim, tek tük okuduklarımda da yukarıda bahsettiğim durumlar karşısında "e ne oldu şimdi" diyordum. Ama ne olduysa öykünün sihri mi deydi bilemem zamanla benim öykülere bakışım değişti, öykülere ulaşma isteğim arttı, sonuç olarak öykülerden aldığım keyif çoğaldı.
.
Bu süreçte benim açımdan keyfi arttıran durumları açıklayabilmek için iki konuyu aktarmam gerek sanırım. İlki, gerçek mi efsane mi olduğu bilinmeyen Hemingway'in altı kelimelik öyküsü durumu. Bilenler hatırlayacaktır: For sale: baby shoes, never worn (Satılık bebek ayakkabısı, hiç giyilmemiş). Burada öyküyü öykü yapan bu altı kelime değildir aslında. O altı kelimeye bizim yani okuyucu tarafından eklenen onlarca, yüzlerce, binlerce kelimedir öyküyü etkili kılan. Yani okuduğumuz öyküde, okuma sürecinde ve sonunda o öyküye ne kadar ekleme yaptığımız. Yazarın o birkaç sayfada aktardığı, elimize tutuşturduğu, bizim onu sahiplenip sayfalarını çoğalttığımız bir süreç. İşte bunu ne kadar iyi yapabiliyorsak alınan keyif de o kadar artıyor sanırım. Unutmadan, tabii ki bize bu imkânı tanıyan öykülerle alınabilir bu keyif.
.
Diğer durum ise daha önce okuduğum Onar Kutlar'ın İshak adlı öykü kitabında bahsettiği bir konu, aslında bir önceki durumla da ilişkili. Onar Kutlar kendi öykü yapısını şöyle açıklıyordu: "İyi öykücü, akıp giden zamanın ritmine onu durdurmadan kalemini uydurandır. Bir süre birlikte döner o çarkla. Ve bir ölü noktayı geçince bırakır." Yani benim anladığım, hayat akarken o hayatın bir zaman dilimine tanıklık eder sonrasında da çekiliriz kenarıya. Öncesinde de akan bir hayat vardır anlatılan öyküden ayrı, sonrasında da sürecek bir hayat. Okuyucu olarak tanıklık ettiğimiz o öykü sürecinin öncesini ve sonrasını çoğunlukla bilmeyiz ama okuduğumuz öyküye göre eklemeler yaparız o zaman dilimlerine. Böylece okuduğumuz zaman diliminin hikâyesini zenginleştiririz.
.
Ferit Edgü okudukça bu iki durumdan dolayı olsa gerek hep keyifli okumalarım oluyor. Öykü serüveni yeni yeni başlamış birinin yazdıklarını çok bilmişlik değil de bu süreçte yaşadığı, yaşamaya devam ettiği deneyimler olarak alırsanız sevinirim. Uzun oldu farkındayım. Buraya kadar okuduysanız sabrınız için çok teşekkür ederim. Keyifle okuyacağımız nice Ferit Edgü'lere, nice öykülere, nice romanlara. Sağlıcakla. Kitapla.
.
.
.
Sonsöz:
📌Demir, bu kitabı daha önce okumuş olduğunu söyler.
"Ne önemi var, der sahaf. Kitaplar birçok kez okunmak için yazılmazlar mı?"
.
.
.