Sadık Bey, ellili yaşların sonlarında, büyük bir şirketin küçük hissedarı, boşanmış, bir kız çocuk ve bir torun sahibi...
Sadık Bey ertelediklerinin yerine koyduklarıyla yaşıyor ve özellikle anılması gereken bir sorunu da yok. Enikonu yolunda bir yaşam.
Ama Sadık Bey bir gün, değişirken farkına bile varmadığı şeyleri kurcalamaya kalkıyor...
Usta yazar Pınar Kür son kitabı Sadık Bey'le okurlarına sadece bir roman değil, her gün çeşitli benzerleriyle karşılaştıkları orta halli, orta sınıflı ve orta yaşlı efendi insanların karanlık dünyalarını da sunuyor.
"Merdivenleri ağır ağır çıkıyordu. Ve şiiri kendi kendine mırıldanıyordu: Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden... Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak... OLMAYACAK... Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak. Başını kaldırıp yukarı baktı. Yaşadığı apartmanın dar merdivenlerinin tepesinde sema falan yoktu - ya da işte görünmüyordu. Şiirin gerisini hatırlayamadı. Epey uzun sürdü beşinci kata varması. Daireyi gençliğinde alıyorsun, merdiven, yokuş gibi şeyleri tehditkâr bulmadığın yıllarda... Sonra günü geldiğinde... soluk soluğa kalıyorsun."
Yazar. Bursa'da doğdu. Tam adı Havva Pınar Kür. Yazar İsmet Kür'ün kızıdır. İlk ve orta okulu Ankara'da , liseyi New York'ta okudu. Üniversiteye New York'ta başladı ve İstanbul'da Robert Kolej'in yüksek kısmında tamamladı. Fransa'da Sorbonne Üniversitesinde 'Yirminci Yüzyıl Tiyatrosunda Gerçekçilik ve Yanılsama: Pirandello, O'neill ve Etkileri' teziyle doktorasını verdi. Ankara'da Devlet Tiyatrolarında dramaturg olarak çalıştı (1971-1973). Bilgi Üniversitesinde ders verdi. Gazeteci Can Kolukısa ile bir süre evli kaldı. Hikâyeleri 1971'den itibaren dergilerde yayınlanmaya başladı. Müstehcenlik yüzünden tenkide uğradı.
Evet okunuyor, zaten yazarı için alındı ama asla bir "Yarın Yarın", bir "Küçük Oyuncu" ya da öykülerden biri bile değil. Tuhaf bir son, sevimsiz bir konu. Biraz "Peygamberin Son Beş Günü"nü anımsattı bana ama asla onun çarpıcılığı yok. Bir de neden sürekli bayağı yerine "bayağ", basbayağı yerine "basbayağ" kullanılmış. Haydi yazarımız öyle seviyor ama editörümüz uyuyor muydu? Ben Pınar Kür'ü eski kitaplarıyla sevmeye devam edeyim en iyisi...
Yazarı ilk kez okudum, yorumları görünce kitaptan beklentimi düşürmüştüm ama gerçekten bu kadar klişe bir son beklemiyordum. Eğer metin gelişme bölümünde beni çok etkileyemediyse sonucuna önem veriyorum. Okurken sıkılmadım, çok kolay okunan bir metin. Yazarın diğer kitapları beğeniliyormuş, kendime iyi olarak değerlendirilen bir yazarı tanımak için ikinci bir şans daha verip muhakkak bir başka kitabını okuyacağım.
Pınar Kür’ün son kitabı Sadık Bey’le devam edersem Sadık Bey ellilerini biraz aşmış ve çocukluk yıllarından beri dostluğunu devam ettirdiği yakın arkadaşıyla kurdukları şirketin küçük bir hissedarı olarak muhasebe müdürü unvanıyla çalışmaya devam eden kahramanımızdır. Başladığı nokta ile büyüyen şirketten ötürü geldiği nokta arasında bir huzursuzluğu vardır fakat yine de yerinden de edindiklerinden memnundur. Zaman değişmiştir ama kendi de aynı kişi değildir eskisi gibi iş alanında yorulmuyor bazı detaylardan sonradan haberdar olmaya içerliyor olsa da yuvarlanıp gidiyordur. Boşanmıştır bir çocuk bir babasıdır. Fakat sonra bir gün ortağının ya da hissedarı olduğuna inandığı şirketin geleceği ile Ertuğrul’la birlikte yaptıkları toplantı sonrası denge değişimi başlar ve iki yakın arkadaşın iş evliliğinden bireysel tercihlerinin bedelini ödeyecekleri konuşmalarla sonunda da şaşıracağınız finalle kitap biter.
Sıradan bir hikâye, sona doğru temponun biraz yükselişi, biraz heyecan ve tahmin edilir bir final. İlk roman olsa belki daha ne olsun denilebilir ama "Pınar Kür" işte. Ne diyebilirim, vakit geçirmelik bir eser çıkmış ortaya.
Kitap boyunca, "Yazar ne amaçlıyor?","Ne okuyorum ben?" gibi sorularla baş başa kaldım. İnsanın geçmişi ve beraberinde getirdiği iç dünyası onun hiçbir zaman yakasını bırakmıyor; bunu rahatlıkla görebildim kitapta. Yazarın kitapta vermeyi tek başarabildiği mesaj kanımca bu olmuştu. Bunun haricinde kurgu ve karakterlerin birbiriyle bağlantısı varsa da yazım tekniğiyle ne yazıkki alaşağı edilmişti. Hadi dedim, yazar belki son sayfalarda toplar kitabı, kendine has tekniğiyle birlikte bir güzel bağlar. Yok o da olmadı, bir önce sonlandırılmaya çalışılan bir kitap, tatminsiz, havada kalan bir sonla ancak bu kadar kötü bitirilebilirdi. Özetle hazırlıksız ve yetersiz yazım tekniği yüzünden fazlasıyla harcanan bir kurgu olduğunu düşünüyorum.
Yazarın ilk okuduğum kitabıydı. Yazarı değerlendirmek için çok yanlış bir seçim oldu, çünkü kitap tam anlamıyla başarısızlıktı benim için. Konu, karakterlerin işlenişi, olay örgüsü her şey çok sıradan, yetersiz ve tahmin edilebilirdi. Yazlık türk dizisi tadında klişelerle doluydu. Ayrıca genç Sadık'tan Sadık Bey'e geçişin daha umutsuz bir adam yaratmasını beklerdim ama, Sadık Bey bildiğin hödük olmuş. Sonuç olarak kitaptan edebi bir zevk alamadım, kullanılan dilin yaratıcılığı, yazarın üslubu anlamında. Bu büyük eksikliğin yanında belki kurgu sevindirir demiştim ancak o da olmadı. Vakit kaybı olduğunu düşünüyorum.
Sadık Bey hayatından memnun olduğunu düşünmesini rağmen orta yaşlarının sonlarına yaklaşmasıyla aslında hayallerindeki hayatı yaşayamamış olduğunu farkeden ve kendiyle hesaplaşmaya,inatlaşmaya başlayan karakterimiz. kitap başlangıçta çok daha iyi bir mevkide olmasına rağmen yıllar geçtikçe ortalama bir mevkide devam ettiği şirketteki hareketlenmelere rağmen kendisinin hiçbir şeyden haberdar olmadığını, kimsenin de kendisini ciddiye almadığını düşünmesiyle şekilleniyor. alışılmış bir hikaye olmasına rağmen, olayların hızlanmasıyla kitap sonlara doğru kendini daha çok merak ettirdi.
Pınar Kür, Sadık Bey kitabında geçmiş anılarından kurtulamayan/kurtulmak istemeyen, hayatın derin dalgalarında oradan oraya savrulmuş bir adamın kaybediş hikayesi ile buluşturuyor bizleri. Bunu yaparken de kurguya okuyucunun heyecanını perçinleyecek öğeler ekleyerek romanın derinleşmesine katkıda bulunuyor.🙏🏻 Kurgudaki gizemli havanın sebebi, bir süre sonra okuyucu tarafından çözülecektir eminim ama bu, sizin merakla okumaya devam etmenizi engellemiyor. Sevdiği ve değer verdiği herşeyin geçmişte kaldığını düşünen ve korkuları ile yüzleşmekten kaçan Sadık Bey’in tüm kitap boyunca öyle beylik laflardan uzak samimi iç hesaplaşmasını okumaktan büyük keyif aldım. Bir çırpıdan okunan, edebi anlamda beni tatmin eden çok ama çok sevdiğim bir kitap oldu benim için.
Sonunu tahmin etmeme rağmen Sadık Bey’i sevdim. Arka kapakta yazdığı gibi; tanıdık karakterler, bildik ortamlar... Sadık Bey’in kendini aşamamasını sevdim belki! Pınar Kür’e başlama romanı değil elbette ama Pınar Kür yazdığı için okunur.
Yıllar önce bir gazetede Alain Delon ve Jean Paul Belmondo’nun hayatlarını sosyoekonomik karşılaştırarak anlatan bir yazı okumuştum. Anlatılan onu çağrıştırdı bana.
Yine korktuğum başıma geldi. Eski romanlarını, öykülerini sevdiğim bir yazarın uzuuun yıllar sonra yazdığı kitabı hayal kırıklığına uğrattı. Hem sürekli açıklama yapıp ders veren Tanrı anlatıcı -ki artık çok demode böyle bir tarz- hem sıradan kurgu, tam içine girilemeyen ana karakter... ne bileyim işte. olmamış :/
Ister istemez yazarin diger kitaplariyla karsilastirilma talihsizligi olan bir kitap. Novella olarak kendi icinde degerlendirildiginde ise surukleyici bir kurgu ve duru bir dil diyebilirim
Büyük bir hayal kırıklığıydı hatta zaman zaman bunu yazan Pınar Kür olamaz, dedim. Konu enteresan değil, anlatım sıradan. Tek kelimeyle, vakit kaybı. Okunmasa da olur.
bir yanım bu kitaptan çok keyif aldı. bir yanım da kurguyu ve karakterleri çok yüzeysel ve demode buldu. sayfalar akıp gidiyor akmasına, zevkli bir okuma deneyimi de oluyor ama son sayfayı da okuduğunuzda bu muymuş demeden edemiyorsunuz. // sadık’ın genç haliyle yaptığı son diyalogda gözlerimi devirmeden edemedim. anavatanda eksikliği duyulan her şeyi medeniyetlerin beşiği avrupa’da bulabilirsiniz anlatılarından pek hazetmiyorum. hayatının büyük bir çoğunluğunu yurt dışında geçirmiş yazarların metinlerinde sürekli batı ve yurtdışı güzellemeleri, twitterda göçmen Türklerin sürekli market fişi paylaşıp nispet yapmasını anımsatıyor.
Bir dogumgunu hediyesi olarak tavsiye edilmişti, bir başka arkadaşım tarafından hediye edien bu kitabı Londra İstanbul Ankara yolunda okuyacaktım. Londra’da uçak kalkmadan bitirdim. Pınar Kür kitapları ile 25 yıl ara ile karşılaşmış olmak güzeldi. Ama daha güzel olabilirdi. Bir vay be hiç aklıma gelmemişti hissi yaşamadım ne yazık ki. Hikaye klasik fakir genç zengin arkadaş iliskisinin tüm elemanlarına değinmiş. Ortasına gelince sonunu tahmin etmek zor olmuyor. Kısa kesilmiş olması bir avantaj.
Yazarın akıcı bir dili vardı, okurken hiç sıkılmadım. Okuyucunun merakını yüksek seviyede tutarak kendini okutturan bir akışa sahipti. Fakat kitap bittiğinde genel olarak bir kopukluk hissettim. Arka kapakta yazan tanıtım yazısı kitapta anlatılanları pek de ilgilendirmiyordu, kurguda açık kalmış noktalar vardı, onca merak alışılmış bir sonla giderilmişti. Bir de yazarın “bayağı” yerine tekrar tekrar “bayağ” yazması gözlerimi ve beynimi kanattı :) Vakit geçirmek için güzel bir kitap fakat puanım 2,5’tan 3 🙃
Basit bir kurgu olmuş. Olaylarin devamı kolaylıkla tahmin edilebiliyor. Sürpriz yok, olayın kopma anı yok. Olayın kopma anı olarak kurgulanmış bölümler oldukça zayıf kalmış. Olumlu yanina bakarsak, kitap akıcı. Sıkmadan okutuyor kendini. Ancak yine de damakta kalan bir tadı, vay be dedirten bir olay örgüsü yok malesef.
Ayrıca, Can yayınlarında görmeye alışkın olmadığım kadar çok yazım yanlışı vardı. Umarım (olursa) sonraki baskılarda düzeltilir.
Önerebileceğim bir kitap olamadı malesef. Daha güzellerine...
pinar kur'u seviyorum ve ne yazsa okurum diyorsaniz sevebileceginiz bir kitap ne yazik ki. bilhassa finali oldukca kotu.
lakin pinar kur kitaplari; yazarin hemen hemen her romaninda kullandigi bitmek tukenmez paris anilari, tiyatro sevdasi, galatasaray lisesi anilari, bir sekilde hakki yenmis erkek tiplemeleri, umutsuzca aski arayan kadinlari vs. gibi unsurlar yuzunden guzel zaten. yani bu turden detaylar bir sekilde hosunuza gidiyorsa, tum kitaplari soyle veya boyle okunur pinar kur'un. aksi takdirde size gore degildir bu romanlar.
Yine muhteşem dokunaklı bir öykü ve kahramanı Sadık Bey'in karmaşık duygularını incelikli bir biçimde iğne oyası gibi ayrıntılı işlemiş Pınar Kür. İnsana ilişkin çokça karanlık bazen aydınlık karakteristikler Pınar Kür'ün keskin aklı ve gözlemlerinden damıtılmış halde iki erkek bir kadın arasında yaşanan en insani çekişmelere indirgenip önümüze geliyor. Hayatla, seçimleriyle, geçmişi ve bugün olduğu haliyle inişli çıkışlı bazen sert bazen görece daha yumuşak seyreden kavgasını hüzünle tamamlıyor Sadık Bey.
Aslında kitabın başından beri beklediğim sondu. Yine de akıcılığından ve merak uyandırmasından bir şey eksilmedi. Çok beğendim, Pınar Kür ile geç kalmış bir tanışma oldu. İyi okumalar.
“Belki de bu yüzden, rastlantıların anlamlı olduğu bir kitaba dalıp kendi kendisinden kurtulma ihtiyacını duymuştu. İnsanlarla ilişki kurmak, herhangi bir kitabın kurmaca dünyasına girmekten daha da yorucuydu.” (syf. 33)
Pınar Kür' ün okuduğum ilk kitabıydı. Doğal anlatımı ve yalın bir dili var. Yazar hakkında kesin bir yargıya varmak için diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Toplumumuzun bayağılaştığı bir dönemde yaşayan Sadık Bey, tek bir karakteri değil, birden çok karakteri sorgulatan bir roman. Sınıf ayrımcılığı, gerçek dostluk kavramları, bir adamın pişmanlıkları ve hayallerini okurken kitap, tahmin ettiğim bir sonla bitti.
Pınar Kür ile tanışma kitabım oldu. Bir Kutu Kitap'ın seçtikleri kitaplardan biriydi ve açıkçası bir beklenti dahilinde okumamış olmama rağmen vasat tahmin edilebilir bir sonla bitti kitap. Konu başka şekilde yazılsa kurgusu farklı yazılsa daha iyi bir şey çıkar mıydı bilmiyorum ama okurun aklına takılan sorular kitap bittiğinde hala cevaplanmamış kalıyordu.
"mektupları yakmasaydım bir roman yazabilirdim." "o senin romanın olmazdı ki..." "zaten benim hiç romanım olmadı ki..." "çünkü hayatın olmadı," dedi. "oysa olabilirdi... olabilmesini sen kendin engelledin. ertuğrul'a bile bile teslim oldun... senin hayatını adım adım satın aldı o... sonunda sen, sen olmaktan çıktın."
sonu öyle bir vuruyor ki öylece kalakalıyorsunuz. şiddetle tavsiyemdir.
Anlatım fazlasıyla dağınıktı. Pınar Kür’ün öykülerini bayılarak okuyan biri olarak şaşırdım bu romana. Olaylar kopuk ve sonu tahmin edilen sığ bir anlatı gördüm sadece. Dili akıcıydı ama daha uzunu da çekilmezmiş. Keşke yazmasaymış. Genç Sadık Bey ve 50li yaşlarda olan Sadık Bey’in pasif hayatının, arkadaşının gölgesinde yaşamasının anlatımı diyebiliriz.