Hikayemiz namusumuzdur… Gölgen hep yanımda olacak... Herkesin gizli bir şarkısı vardır, ömrünce içinde taşır, bazen öyle derine gömer ki zamanla kendi de unutur onu. Ta ki aynı şarkıyla sarhoş olan biriyle rastlaşana kadar. Biz aynı şarkıyla kederlenmiş, ağlamışız bir zaman. Sana o yüzden inandım. Biliyorum, başka bir zamanda söylenmiş -söylenecek ya da söylenmekte olan- şarkıyla, birbirini tanımadan birlikte dans eden insanlarız. Yüzünü göremiyorum, gözlerim gözlerine değmeden konuşuyorum, bunu hiç sevmiyorum ama buraya kadar ulaştığına göre iyi biri olmalısın. Neden seninle hikâyemi paylaşmam gerektiğini bilmiyorum ama istediğini yapacak, hatırlayabildiğim her şeyi anlatacağım şimdi. Anlamak için acele etme. Bazı şeyleri anlamadan da severiz ya. İnsanları mesela... Aşk başka ne ki?
İstanbul semalarında iki minare arasına gerilmiş ipte yürüyen bir çocuk ve bir maymun... İki can dostu... Oradan şehri seyrediyorlar... Aşkı, günahı, ölümü boynuna kolye gibi asmış İstanbul'u... Şehrin hikâyesi bir zaman sonra onların hikâyesi olacak çünkü... Edebiyatımızın en güçlü seslerinden olan İsmail Güzelsoy Gölge ile yazarlık serüveninde doruğa ulaşıyor... Aşk var bu romanda. Şefkat var. Ölümsüzlük peşinde gizemli bir cemiyet. Rüyaların dilini çözmeye çalışan insanlar. Ve ölümün bile sona erdiremediği bir dostluk...
İsmail Güzelsoy 1963 yılında Iğdır'da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'ndan ayrılıp İsveç'e gitti. İsveç'te yaşadığı üç yıl boyunca İsveç dili ve edebiyatı üzerine çalıştı.
İsmail Güzelsoy epeydir merak ettiğim, okumak istediğim bir yazardı. Bozkır Kitaplığı'nın ilk yazar buluşmasını kendisiyle yapacağımız kesinleşince hangi kitabını okuyalım diye aramızda tartıştık ve en bilinen, beğenilen kitaplarından biri olması sebebiyle Gölge'de karar kıldık. Gelgelelim ben bu kitabı tam olarak beğenemedim, daha doğrusu beklediğimi bulamadım.
Hikaye, doğduğundan beri bir ip üzerinde yaşayan bir çocukla başlıyor. Kısa süre sonra yanına bir de maymun yoldaş -Leylifer- iliştiriyor yazar. 16. yüzyıl Osmanlısı, Molla Abdulkerim'in sebep olduğu maymun katliamı, mahyacılık, gizli tarikatlar, gizemli kitaplar, kafayı kırmış cerrahlar... Böyle bakınca tarihi olaylarla da iç içe oldukça ilginç öğeler var aslında Gölge'de. Ancak bütün bu tuhaflıkların bir araya gelme şekli bence iyi kurgulanmamış bence. Başkarakterin peşinde oradan oraya gidiyoruz roman boyunca fakat bu yolculuk doğal değil de zorlamaymış gibi bir his uyandırdı. Yazar bize ip üzerinde tanıttığı başkarakteri ensesinden tutup önce mahyalara, sonra alıp 17. yüzyıl Osmanlı'sının şov dünyasına, sonra tekrar alıp bir cerrahın yanına bırakıyor. Farklı karakterler tanıyoruz yolculuk boyunca ama birçoğu sadece girip çıkıyor hikayeye. Kahkah var mesela en başında gördüğümüz, sonra kendisine ne oluyor hiçbir fikrimiz yok. Bir kadın karakter giriyor kitaba -Zühre-, biz ne olduğunu anlamadan kendimizi tutkulu bir yasak aşkın ortasında buluyoruz.
Gölge'nin "Fenni Sihirler" üst başlıklı bir serinin üyelerinden biri olduğunu biliyorum, hali hazırda Değmez ve Hatırla isimli iki kitabın daha bulunduğu bu seriye Gölge'nin devamı da dahil yeni eserler de gelecekmiş üstelik. Anladığım kadarıyla yazar karakterlerin hikayelerinin bir kısmını diğer kitaplarda anlatıyor, burada açık bıraktığı bir kapıyı orada kapatıyor ancak yazar aynı zamanda bu kitapların kendi başlarına başı sonu olan bir devre oluşturduğunu ve seriden bağımsız okunabileceğini de söylüyor. Ben buna katılamıyorum. Çünkü Gölge özelinde her ne kadar başkarakterin hikayesi tamamlanmış gibi görünse de yan karakterlerin, bahsi geçen birçok başka şeyin yarım bırakılmaması, anlatılmaması romanı da zayıflatıyor.
Bir diğer sıkıntım ise yazarın dili. Birçok okur İhsan Oktay Anar'a benzetmiş yazarın üslubunu, ben çok öyle düşünmedim. Güzelsoy'un aforizmalara karşı bir tutkusu var galiba, her sayfada altını çizip sonra Twitter'da Instagram'da paylaşmak isteyeceğiniz birkaç cümle bulabiliyorsunuz. Kimilerinin bundan keyif aldığını biliyorum ama benim pek de hoşlandığım bir şey değil maalesef. Bir de Leylifer karakterinin hikayeye yazarın aşırı dramatize edilmiş sahneler yazmasını sağlamak dışında nasıl bir etkisi, katkısı var bilmiyorum. Kitap boyunca başkarakterin peşinden sürüklenen, hatta yeri gelince sayfalarca bahsedilmeyen ama sonra birden tekrar ortaya çıkan bir karakter olmuş Leylifer.
Yine karman çorman bir eleştiri oldu galiba ama Gölge de zaten üzerine ne düşündüğüme tam olarak karar verebildiğim bir roman değil. Kurguyla alakalı rahatsızlıklarımı Fenni Sihirler'in diğer kitaplarını okuyarak giderebilirim belki ama zaten yazarın üslubunda da anlaşamadığımız için bilmiyorum diğer eserlerini ne kadar beğenirim.
Kitabı ilk okumaya başladığınızda, şayet daha önce okuduysanız, İhsan Oktay Anar mı okuyorum diye dönüp kapağa bile bakma gereksinimi duyacaksınız. Amma velakin devamında gerçekten şahane bir hikaye, kurgu ve karekter şöleni yaşadığınızı farkedeceksiniz.
Kitap, bir arayış hikayesi. Esasen bir serinin (Fenni Sihirler-Değmez-Gölge-Hatırla) ikinci kitabı fakat seri birbirine bağlantısını karakter üzerinden kurduğu için yabancılık yaşanır çekinceniz olmayacaktır. Ben Hatırla ile seriye başladım( tabii ki bir seriye daha sondan başlayacaktım bu da benim lanetim!) Gölge ile devam ettim Değmez ile bitireceğim. Kitabın vermek istediği mesaj ve bunun dile gelişi tartışılmaz derecede güzel!
Kurgu içinde aforizmaları çok çok severim! Sevgili yazarımız bunu sıkmadan, baymadan, gözümüzde rahatsızlık uyandırmadan metne yedirmede çok çok başarılı! Kitabı bu sefer kurşun kalemle çizerek daha az zarar verdiğimi düşünüyorum zira Hatırla kitabım epey hırpalandı!
İsmail Güzelsoy bana son zamanlarda adeta hediye gibi gelen bir yazar oldu(iyi ki)
Herkeslerin okumasını ve sevmesini istiyorum, zaten ben çok geç buldum başkaları daha fazla geç kalsın istemiyorum!
size kahramanlar kazandiran kitaplari seviyorum. ismail guzelsoy’un golge’si gibi.
benim ismail guzelsoy’u okumaya karar vermem kendisinin hep kitaptan cikan “uydurmanin incelikleri” kitabindaki harika pasajlariyla onu tanidigim zamana tekabul eder. uydurmanin inceliklerini okuduktan sonra hemen son kitabi olan golge’yi aldim. cok bekletmeden de okumaya basladim.
kitapta kurgunun yere saglam adimlarla basmasi, isin icine tarihi detaylarla birlikte mistisizmin de bi parca eklenmesi, masalsi dili, hikayenin akiciligi ve anlatimdaki inandiricilik oldukca etkileyiciydi.
ustelik ismail guzelsoy’un maharetleri bu saydiklarimla bitmiyor. kitabin icinde yer yer hikayenin bazi sahnelerini kara kalem resmedilmis oldugunu goreceksiniz ki iste kitabin ruhuna cuk diye uyan bu sahane cizimler ve ayrica kapak resmi de yine ismail guzelsoy’a ait.
tum bu guzelliklerinin yaninda; elbette onemsiz ama ben bu kdr cok begendigim icin benim icin bi parca onemli hale gelen bir detay: keske ismail bey kapak tasarimini yaparken de yine kitabin icindeki cizimler gibi bir cizim kullansaydi diye dusundum. belki siyah beyaz yine veya hafif puslu soluk renkli belli belirsiz bir resimde adini bilmeden sevdigimiz ismail (karakterine kendi ismini veren yazarlara nasil ozeniyorum bu arada 🙏🏻❤️ ) ve dostu leylifer bir agacin dalindan istanbulu veya yildizlari izliyorlar mesela.. benim gonlumden gecen kapak buydu yani belki de :)
kitabin sonunda tum karakterlerin akibetini ogrenmek de yine okuyani oldukca tatmin ediyor diye dusunuyorum.
yazarin bazi karakterleriyle diger kitaplarina gondermeler yaptigini okudum bu da ayrica hosuma giden bir nokta oldu: mesela kitaptaki yan karakterlerden -yan karakter olmasina ragmen yazarin detayli tasvirleri ve ilginc hikayesiyle kendini hemen sevdiren bir karakter bence- degil’in yazarin baskaca bir kitabi olan “degil efendi’nin renk ve korku meselleri”nin bas kahramani olmasi.
yazarin ayrica uzun yillar gezi rehberligi yapmis olmasi sebebiyle cebinde daha nice guzel hikayeleri oldugunu dusunuyorum. bu yuzden bir yandan yazdigi diger kitaplari okumak icin sabirsizlaniyor, diger yandan da daha ne guzellikler yazacak kimbilir diye heyecanlaniyorum.
İsmail Güzelsoy bana göre değeri henüz yeteri kadar bilinmeyen bir yazar. Bu okuduğum üçüncü kitabı oldu. Bazı yazarlar ısrarla benzer konularda yazmayı sürdürüyorlar, takıntı yaparcasına. İsmail Güzelsoy da onlardan biri. Romanlarındaki olmazsa olmazlar ; ölümsüzlük arayışı, fantastik öğelere yer vermesi (ölülerin ve hayvanların konuşabilmesi vs) tarihi bir olaydan ve karakterden esinlenip romanına yedirmesi ya da direk bu olay ya da şahsın üzerine romanını kurması, masal anlatır gibi bir üslup kullanması.
Bu romanında da yukarıda saydığım öğeler mevcut. Ancak bu kitap bana göre Hatırla ve Değmez isimli eserlerinin bir tık gerisinde. Özellikle ilk yüz sayfasını okurken zorlandım, akıcılık yoktu. Bir de geçtiği zaman itibariyle diyaloglarda kullanılan bazı kelimeleri yadırgadım, örneğin seks ve gazete gibi. Bence mantıklı olmamış, karşılıkları olmayan kelimeler değil bunlar. Halbuki dikkatli bir yazar gördüğüm kadarıyla. Kendisinin uzun bir röportajında 17 kere yazıp içine sinmediği için yayımlatmadığı bir romanı olduğunu okumuştum, bu kadar titiz bir yazarın bunlara dikkat etmemesini garipsedim.
Üç romanını okuduğum yazarın kalan romanlarını da okumaya devam edeceğim, hiç İsmail Güzelsoy okumayanlara da yazarın "Değmez" adlı romanıyla okumaya başlamalarını öneririm naçizane.
İsmail Güzelsoy'un birbiriyle bakışımlı romanlarını, hayal dünyasını ve üslubunu seviyorum. Güzelsoy iyi bir hikaye anlatıcısı. Kitaplarından da çok tatlı filmler çıkabilir. Çıksa ne de güzel olur.
Okumayı sevdiğim türlerin çok dışında da olsa, birçok aksayan yön de bulsam yarattığı atmosferin içine hızla kapılıp sevdim o tuhaf, metruk, gizemli atmosferini bu kitabın. Bu kadar mistik bir kurguyu, büyük cümleleri sindirebileceğimi zannetmiyordum ama başarısı kitabın bence ordan geliyor. Hikayeyi doğrudan bize anlatan kahramanın resmini tamamlıyor bu üslup bence. Nedenini gerçekten işaret edemiyorum sevmemin, o yüzden böyle bırakayım.
Bir tanıdığım sayesinde İsmail Güzelsoy'dan haberim oldu. Bu kitabını okumamı ısrarla istedi. Neden bu kadar ısrar ettiğini, Gölge isimli kitabını okumaya başladığım ilk dakikalarda fark ettim. Harika bir anlatım ve uzun süredir okuduğum en güzel hikaye!
Kitabın ilk 36 sayfasını okuduktan sonra elimden bıraktığım söyleyerek başlamam gerekiyor. Çocukları ve hayvanları çok sevmeme rağmen, çocuk ve hayvan dostluğu temalı filmlere karşı ilgisizliğimin bir yansıma gibiydi bunun nedeni. Gölge'yi bırakıp Kıpırdamıyoruz'a geçtim. Onu bitirdikten sonra tekrar Gölge'yi okumaya başladığımda anladım ki, sabredip bir o kadar daha ilerleseymişim elimden asla bırakamayacakmışım. İsmail Güzelsoy'un okuduğum ilk romanı olan Değmez'den aldığım keyfi, belki fazlasıyla Gölge'den de aldım. Harika bir kurgu, müthiş bir dil. Reşad Ekrem Koçu okuyabilseydi, İsmail Güzelsoy'la gurur duyardı. Talihsiz maymun Leylifer harika bir karakterdi. Roman sona yaklaşırken Kanatlı bir maymun meseli" insanı çok derinden etkiliyor. Kitabın cümlesi, çocuk ağzından çıkan "Burada olanları, yaptıklarınızı Allah'a anlatacağım" Şikayet edilmesi gereken o kadar çok insan, o kadar fazla olay var ki hayatta. Olağanüstü roman.
İsmail Güzelsoy’un okuduğum 2. kitabıdır. Yine şaşırtmadı muhteşem bir yazar umarım hakkettiği yere bu ülkede gelir. Bu serinin ikinci kitabı bu yazara başlayacaksanız ilk kitabı Değmez ile başlamanız gerekir.
İsmail Güzelsoy okuma serimin ikinci durağı. İlkinden sonra kendime okudukları demlendirmek adına zaman tanıyacağımı söylemiştim ama bunu başaramadım. Bu kitapta da en az ilki kadar keyif aldım. Temelde İsmail Güzelsoy'u okurken edindiğim hissiyat nostalji. Bu nostalji kitap tutkumun oluşmaya başladığı zamanlara ait. Her sayfayı okuduğumda yeni bir şey keşfetmişçesine merakla bir sonraki sayfaya geçiyorum. Kitabı okumaya başladığım her zamanda başka bir zaman dilimine gidiyorum. Çok kısa zamanda okuduğum için pişman olmuyor değilim ama ilerde başka serüvenlere atılacağım heyecanı bu durumu biraz hafifletiyor.
İsmail Güzelsoy is the second stop of my reading series. After the first I said that I would give myself time to infuse what I read, but I failed to do so. I enjoyed this book just as much as the first. Basically, the feeling I got while reading İsmail Güzelsoy is nostalgia. This nostalgia book belongs to the time when my passion for books began to form. Every time I read a page, I move to the next page with curiosity as if I discovered something new. Every time I start reading the book, I go to another time zone. I do not regret that I read it in a very short time, but the excitement that I will embark on other adventures in the future alleviates this situation a little.
Değmez'den sonra devam ettiğim bir İsmail Guzelsoy kitabı oldu. Devam kitabı gibi de değil de aslında. Bireysel de okunabilir. Hayal gücü yine esere çok güzel yansıtılmış ayrıca çok akıcı ilerliyor bu sebeple tatil kitabı olarak da rahatlıkla okunabilir. Yine mistik bir hava, Osmanlı dönemleri, faytonlar, mahyalar, ruyabazlar derken bize eski zamanları yaşatırken bol bol da hayatı ve insanları düşündürüyor. Değmez kadar olmasa da (orada mistik unsurlar ve gercek biraz daha iyi harmanlanmışti burada mistik unsurlar daha fazla daha bir hayal ortamı gibi) kendini okutuyor.
Değmez ve Çıt Yok ile tanıştığım yazar İsmail Güzelsoy'un mükemmel bir kitabı daha. Değmez'deki karakterlere ve olaylara yer yer göndermeler yaptığını görünce kitabın aynı seri içerisindeki ( Fenni Sihirler) 2. kitap olduğunu öğrendim. Yazarımızın aşırı özgün ve ilginç karakterleri ve olayları bir yandan kendi evrenini ve dilini de yaratarak işlemesi doyumsuz bir okuma zevki sunuyor.
Degmez'i okuduktan kisa bir sure sonra okudum. Bi derdi oldugu belli, ve bunun surekli tekrari beni rahatsiz etti acikcasi. Yoksa kurgu ve uslup sahane, ama kitaplar hep ayni. Ruyalarima girdi bu arada, kendi de bi Ruyabaz olmasin?!
📌 Edindiğim her şeyi günün birinde kaybedeceğimi biliyorum ve hayatın bana bahşettiklerini delik olan sol cebime koyuyorum. Kaybetmeye alışmak, vazgeçmeyi öğrenmek bizimki gibi bir hayata başlamanın yegâne yoludur. Ama dostluk bunlardan biri değil, onu sağlam olan sağ cebime koyuyorum. . . 📚📝✒️ İlksöz: 📌 Her insan yaşadığı müddetçe sonu söylenmiş bir hikayedir.
Abdülhamit dönemi İstanbul'u. Anasız, babasız ama kimsesiz olmayan bir çocuk. Kahkah ve Ab'ab'ın büyüttüğü çocuk bir ip cambazı olur çıkar. Ama yalnızdır, arkadaşsızdır. Bir fetva kurtarır onun yalnızlığı: Osmanlı'da maymun beslemek yasaklanır ve tüm maymunlar öldürülür, biri hariç. Can yoldaşını bulur çocuk, Leylifer'i. Bir ipte iki cambaz olmaz derler, olur. Leylifer'le mahyâlarda başlayan yoldaşlık, direklerarasına, kehanetlerin gerçekleştirilmesine, saraya ve daha nicesine ulaşır.
İsmail Güzelsoy'un yarattığı ve benim de içinde bulunmaktan, oda oda dolaşmaktan çokça keyif aldığım bir dünya oldu Gölge. Neden kitabın adı Gölge, neden kapakta o "göz" var, kitabın sonlarında anlayacaksınız. İsmail Güzelsoy'un da dedigi gibi: "Anlamak için acele etme. Bazı şeyleri anlamadan da severiz ya.' Yaratılan dünyanın içine atın kendinizi, kahramanımız ile Leylifer'in peşine takılın, sabırla takip edin. Zaten o kahraman, bana yani okura "sana inandım" diyorsa nasıl duymazdan gelinir, "inanan" nasıl yok sayılır.
Değmez'i okuduktan sonra, tamamen benden kaynaklı uzun bir ara oldu Gölge'ye kadar. Umarım Hatırla için bu kadar ara vermem. Kitap da İsmail Güzelsoy da tavsiyemdir. Ruyabazlara selam olsun. Sağlıcakla. Kitapla. . . . Sonsöz(ler): 📌 Hep görmek istediğim şeylere bakmış, baktığım şeyleri gördüğümü sanmışım meğer. Bu da bir tür körleşme değil mi? . 📌 Tanrı'nın gücü yaratmakta değil, senin önüne "kader" adını verdiğin belirsiz ve kaçınılmaz bir labirent koymasında yatar. Belirsizlikle mühürlenmiş bir gelecekle seni terbiye etmesinde ... . 📌 Zarların kaç geleceğini bilemeyebilirim ama o ikizlerin yere düşeceğini biliyorum. . 📌 Rüyalarımız kendimizden kaçtığımız her şeyle yüzleştiğimiz bir cennet ve cehennemdir aynı zamanda. Orada sahtekar olma konforumuz yoktur. O yüzden rüyanı ve rüyana girene inan. . 📌 Kendi kanatlarımızı kendimiz yaptık. Ondan böyle düşüp durmamız. . . .
- Türk ədəbiyyatının dünyada kifayət qədər tanınmadığına inanıram... İsmail Güzelsoy da dünyada tanınmağa layiq bir yazar olduğunu düşünürəm... Özünəxas bir üslubu, atmosfera yaratma qabiliyyəti var... Əvvəlcə oxuyanda, elə bildim, İhsan Oktay Anar oxuyuram... Əlbəttə bənzərliklər olsa da, İsmail Güzelsoyun kədərli bir ab-havası var, daha doğrusu bu kitabın belə bir havası var...
- Sən demə, kitab üç hissədən ibarətdir, "Gölge" "Fenni sihirler" adlı bu silsilənin ikinci kitabı imiş... Kitabın yeganə bəyənmədiyim cəhəti süjeti idi... Mənə adi gəldi... Amma qurduğu dünya, personajlar, mistik ab-hava, sitatlıq çoxlu cümlələr... məni özünə valeh elədi...
- Ən maraqlısı isə meymunların qətli idi... İkinci ən maraqlısı isə, kəndirin üstündə böyüyən oğlan idi... Meymunların qətli ilə yazıçı mənə elə gəldi Türkiyədə yetmişinci illərdə edilən edamları nəzərdə tutub... Diqqətli oxucu Türkiyə tarixi ilə paralelliklər görə biləcək... Maraqlı idi... Bu silsiləni bitirmədən əvvəl, fərqli bir kitabı oxumaq istəyərdim...
Daha önce okumayı denediğim ama başarılı olamadığım İhsan Oktay Anar esintilerinin, fantastik öğelerin bol olduğu, kendisiyle tesadüfen son romanının reklamını görerek tanıştığım İsmail Güzelsoy'un okuduğum ilk romanı.
Yazarın daha önce gezi rehberliği yapmış olması, romanın mekan seçimine ve tasvirlerine epey etki yapmış ki hikaye, eski İstanbul ve tarihî Yarımada'da geçmekte.
Olay kurgusu, sayfalar ilerledikçe Inception misali derinleşiyor olmakla birlikte, son 70-80 sayfa içerisinde toparlanıyor. Dostluk, aşk, ölüm gibi derin konuları, yarı fantastik bir hikaye içinde anlatmayı başarabilmiş.
Yazarımızın insanın ruhuna dokunan cümleleri, kelime seçimleri, kurgunun katmanlı yapısının ustalıkla işlenmesi, Osmanlı döneminin en ince ayrıntılarıyla nakşedilmesi ve konunun özgünlüğü o kadar uyumluydu ki…
Harika bir keşif oldu İsmail Güzelsoy.
Zühre karakterinin kendisinin ve baş karakterimizle ilişkisinin eksik işlendiğini düşünsem de uzun süredir bu kadar etkileyici ve edebi anlamda kaliteli bir kitap okumadığımdan Gölge kitabı ‘en’lerim arasına yerleşti.
19. yy; bir çingene tarafından büyütülen öksüz bir çocuğun trajik ve ilginç hayat hikayesi. Maymunuyla beraber Direklerarası'nda cambazlık yapıyor. Konak hayatı, saray entrikaları derken ilginç olaylar yaşıyor. Ancak hayata bakışı ve dostlukları sağlam. Kahramanların isimleri ilginç. Fantastik öğeler var ve kurgusu hem sağlam hem güzel.
İstanbul, tarih, mistik öğeler... Sanırım bu üçünün beraber olduğu bir romanı beğenmeme şansım yok. İsmail Güzelsoy'un okuduğum ilk romanı olmasına rağmen ortam İhsan Oktay Anar okuyucuları için biraz tanıdık. Azapkapısı'nı görünce zaten kendimi yıllardır gezmiş görmüş hatta yaşamış olduğum bir yerde gibi hissettim; hiç görmememe rağmen. Esere gelecek olursak daha ilk başlangıç cümleleri ile vuruyor ve müthiş bir merak ve zevk uyandırıyor. Fantastik öğelerin arasına serpiştirilen metaforlar ve hayat dersleri insanı derinden sarsıyor. Bir masal okuduğunuzu zannederken yazarın hayat ve duygularla ilgili bir tespiti sizi o rüya aleminden alıyor ve gerçeklerin dünyasına sert bir düşüş yapmanıza neden oluyor. "Hayallerim yaşadığım şeyler kadar kesindi. Yalnız değildim. Ta ki biri gelene kadar..."