Hiç beklemediğiniz anda önünüzde açılıveren bir kapı, aşkın hayatınız boyunca kaçtığınız acılar ve sevinçlerle döşeli yollarında sizi yürümeye zorlayabilir. O gün geldiğinde yaşayacaklarınıza hazır mısınız?
"Emir, kapının açılma sesine doğru döndüğünde odadan vuran ışığın önünde dikilen Melek'i gördü. Omuzlarına dökülen kırmızı saçları arkadan vuran ışığın altında ateş gibi parlıyordu. Hiçbir şey söylemeden öylece bakakaldı bir süre. Sonunda sadece 'Uyanmışsın,' diyebildi. Sanki uyandığını anlamamış gibi..."
Yakışıklı ve huysuz işadamı Emir Zorlu'nun adı kadar masum asistanı Melek'le aşkın sınırlarını zorlayan hikayesi. Annesi tarafından terk edildiği günden beri kalbini sevgiye kapatan bu huysuz adam, beklemediği anda önüne çıkan bu deli aşkı kabul edip güzeller güzeli Melek'in sakin sularında durulacak mı? Yoksa aşkı görmezden gelip sevdiği kadını bir kenara atarak, önüne geleni ezip geçtiği bir imparatorluk mu kuracak? Affet, çocuk yaşta annesi tarafından terk edilerek dünyaya kalbini kapatan bir adamın beklemediği bir anda önüne çıkan masum bir melek sayesinde sevmeyi ve affetmeyi öğrenişinin hikayesi.
"Affet, güzel bir üslup ve hoş bir bakış açısıyla kağıda dökülmüş tutkulu bir aşk hikayesi. Masumiyeti ve zalimliği bir araya getiren satırları sizi öyle bir etkisi altına alıyor ki kitabın son sayfasına nasıl geldiğinizi anlamıyorsunuz ve bittiğinde kendinize şu soruyu soruyorsunuz: Ben olsam affeder miydim? Evet, affederdim." - Rita Hunter, Güz Fırtınası ve Ateş Serisi'nin çoksatan yazarı
Affet, bana okuyup yorumlamam için Müptela Yayınları tarafından gönderildi fakat bu durum kitap hakkındaki düşüncelerimi hiçbir şekilde etkilememektedir.
Bu kitabı okumak için elime almadan önce kapağını yarım saat kadar uzaktan kestiğim doğrudur ama tabii ki de bunun kitap yorumuyla uzaktan yakından alakası yok. Sadece kapağın hoş tasarımını takdir etmek istedim, o kadar.
Yorumun kendisine gelirsek.
Affet, başlarken az çok tedirgin olduğum ve geçmiş tecrübelerim nedeniyle de biraz önyargıyla başladığım bir kitap olmasına rağmen, çok kısa sürede hem tedirginliğimi söküp attı hem de önyargılarımı - birçok açıdan, en azından - bana yedirdi. Haksız çıktığım için mutlu olduğum zamanlardan birindeyiz kısacası.
Kitabın konusunu birkaç kelimeyle özetlemek gerekirse, "ünlü iş adamı, asistanına aşık oluyor," diyebiliriz ya da bunu biraz daha uzatarak "sert, acımasız, taş kalpli ünlü iş adamı, adı gibi melek, sevgi dolu, kendisinden kaç yaş genç olduğunu bir türlü hesaplayamadığım asistanına aşık oluyor" da diyebiliriz. (Şaka maka cidden Emir'in kaç yaşında olduğunu hesaplayamadım.) Ama kitap kesinlikle bundan ibaret değildi.
Öncelikle, kitapta Emre adından bir karakter vardı, (ki ismi çok güzel, kardeşimin adı diye de demiyorum) vardı yani. Aşık olduğu kadının ölümünün ardından iki yıl yas tutan, onu bir gün bile sevmekten vazgeçmeyen, annesine verdiği sözü tutmak için kendi acılarıyla yüzleşmek durumunda kalan biri Emre. Ve ağabeyi Emir'in aksine gerçekten harika biriydi. (Keşke kitap Emir yerine Emre hakkında olsaydı, kesinlikle daha çok severdim.)
Gerçekten Emre kitaptaki erkek karakterler içinden sevdiğim tek karakter olabilir. (Kitapta çok erkek karakter olduğundan değil gerçi.) Ama bence dünyaya daha çok Emre lazım.
Emir ise pek sevdiğim bir karakter olamadı. Kitabın iki ana karakterinden biri olması da hiçbir şey değiştirmedi benim için. Kitabın en başlarında da sevememiştim. "Zengin iş adamı" tiplemesi bana hitap etmiyor pek olarak, bir de bu zengin iş adamı dünyanın en çekilmez insanı olarak tasvir edilince... hoşlanmamış olmam şaşırtıcı değil bence.
Ama bazı sahneler vardı... çıldırdım. Gerçekten bir eziyetti o sahneleri okumak. İçimdeki küçük feminist kitabın içine girip Emir'i evire çevire dövmek istedi. Bir de bu adamın teknik olarak eğitimli, bilgili biri olması gerekiyor. (Sanırım eğitim bazen gerçekten hiçbir işe yaramıyor ya da o kısmı ben yanlış anladım.)
Bu ilki tam olarak bir sahne sayılmaz ama tek tek bundan önce gerçekleşen şeyleri eklemeye acayip üşendim, o yüzden bununla yetinmemiz gerekecek. Bunu okuduğumda aklımdan geçen ilk düşünce "Bir de tecavüz etmedi diye teşekkür mü bekliyor?" oldu. Sen kıza tecavüz sinyallerini ver, kız korksun, sonra tecavüz edeceksin sandı diye sinirlen, bir de üstüne "o kadınlara tecavüz etmezdi". Sağ ol ya, gerçekten sağ ol.
Ne zaman tek kişinin mutluluğu, iki kişinin mutluluğuna eşit oldu? Arada bir şey mi kaçırdım? Ne demek bize yeter? Kız açık ve net bir şekilde mutsuz. #hırrr
Ya bunun hakkında konuşmak bile istemiyorum. Resmen gözyaşlarım içime doğru akıyor. Ölüyorum anlasanıza. Gerçekten bunu gördüğümde o kadar kızdım ki, durup derin derin nefesler almam falan gerekti. Hani. Açıklama gerektirdiğini bile sanmıyorum.
Bunda da kitaba girip "İstediğiyle konuşur sana ne ya sana ne," tribi atasım geldi. Hayır telefon kırmak nedir? Biriyle konuşmasını istemiyorsan adam gibi söylersin nedenleriyle ama son kararı vermek hala karşındaki kişinin bileceği iştir. Kızın arkadaşları olabilir. Ne fark eder evliyse? Hayır bir de, "Ben senin kocanım. Bu da her şeye hakkım var demek oluyor," nasıl bir mantık? Saniyesinde boşamıştım. (!!!)
Sonuç olarak: Emir'den hoşlanmıyorum. Kitabın başında sevmemiştim, bu sahneler geldikçe iyice tiksindim, kitabın sonlarında da bana kendini Affet'tirmeyi başaramadı açıkçası. O ne öyle ya? Melek sanki insan değil, mal mülk. Bu nasıl bir kafa yapısı? Bunları yazarken bile sinirlendim yemin ediyorum.
Not: Yazarın bu gibi karakterler yazma hakkı olduğunu kabul ediyorum fakat aynı zamanda benim de bir okur olarak bu gibi karakterleri sevmeme hakkım var. Yazarın Emir gibi birini yazmayı seçmesine saygı duyuyorum fakat Emir'in kendisine saygı duyamıyorum. Ki bu da hiç sorun değil çünkü Emir gerçek değil ve ona saygı duymadığım için bir köşeye geçip ağlayamaz.
Bunu da aradan çıkarttığımıza göre, kitabın sevdiğim kısımlarına gelebiliriz. Emre'den zaten bahsetmiştim. Yazar, kitaba karakterlere can veren ayrıntılar ve hikayeler eklemiş ve bu gerçekten kitabın çok sevdiğim yanlarından biriydi. Birinci bölümden önceki kısa bölümün kitaba sonradan bağlanmasını fakat bunun hemen olmamasını, "Ne alaka acaba?" diye bana düşündürtmesi çok hoşuma gitti mesela.
Ayrıca kitabın dili gerçekten harika bir akıcılığa sahipti ve kendini sular seller gibi okutuyordu. Sürükleyiciydi ve elimden bırakmak istemedim. Emir'i sevmemiş olabilirim, (hatta bazen nefret etmiş de olabilirim) fakat Affet'i elimden gerçekten bırakamadım. Kelimeler yan yana o kadar doğal bir şekilde gelmişti ki, okurken insanın içini tırmalayan bir durum oluşmuyordu ve bu çok takdir ettiğim bir şey.
Karakterlerin gelişimi ise muazzamdı. 440 sayfa içinde kimler nasıl değişti, nasıl farklılaştı inanamazsınız. Neler oldu neler bitti, hangi dağları yakıp kül ettiler... Gerçekten bazı yerleri şaşkın bakışlarla okudum. Gerçekten harika ve korkutucu ve yeni şeyler oldu ve GÜZELDİ. Karakterlerin geçtiği yolları gördüm, onlara bu yolculukta bir nevi eşlik ettim ve vardıkları yere bakıp gururlandım. Şimdi hakkını yemeyeyim, Emir bir noktadan sonra kendini toparladı fakat kırılan bardak asla eskisi gibi olamaz misali, bir türlü sevemedim. Nefret de etmedim bir yerden sonra ama yok ya. Olmayınca olmuyor. (Evet aklım hala burada.) (Ve Emir cidden çok değişiyor.)
Gelecekte kesinlikle Ayşegül Çiçekoğlu'nun başka kitaplarını okumayı istiyorum. İlk defa kendimi bu tarz kitaplara karşı umut dolu hissediyorum ve bu harika bir his. HARİKA BİR HİS. Bu tarza olan önyargılarımı kırdığı, beni yeni ve takip etmeyi isteyeceğim bir yazarla tanıştırdığı ve ihtiyacım olan bir dönemde kafamı dağıttığı için Affet'i iyi ki okumuşum diyorum.
Not: Emir'i sevmiş olsaydım kitaba 4 puan verirdim. Not 2: Ama sevmedim. Not 3: #sorrynotsorry
Hiç aklımda yokken birden elime alıp tek solukta bitirdiğim kitaplardan, Affet. Yazarın üslubunu, olayları ele alış biçimini ve karakterlerini çok sevdim. Sağlam yazılan klişelerden zevk aldığımı daima ifade eder, zaman zaman ihtiyaç duyduğumu söylerim. Bu kitabı da doğru zamanda okuduğumu düşünüyorum, öyle ki ara verdiğimde bile “olaylar nereye bağlanacak, karakterler ne zaman hak ettiklerini alacaklar?” diye düşüne düşüne sayfaları çevirdim ve heyecanla devam ettim. Ancak Emir ve Melek’in resmî olarak bir araya geliş biçimi oldukça saçmaydı. Zira ne taraftan bakarsam bakayım komik geldi bana. Sırf iş için bunu yapabilen biri var mıdır bilmiyorum? Hele de böyle bir durumda Melek gibi sakin kalabilen bir kadın var mıdır onu hiç bilmiyorum. O kısım hariç kitabı genel olarak sevdim. Bazen “geldim, gittim, ettim”li kısa cümlelerden sıkılsam da vadettiği, içimi hoş eden hisleri aktarabildi bana. Kitapta özellikle Emre, İlknur ve Seda karakterlerini çok sevdim. Ailevi bağlar o kadar güzel aktarılmıştı ki o kısımlara özellikle hayran kaldım. Özellikle son 100 sayfada yer alan olayın gereksizliğiyle üzüldüm, durduramadım kendimi ve ağladım. Emir tam bir pislik olsa da iyi klişe olmaya aday bir kitap. Sonunun çok aceleye geldiğini düşünüyorum. Daha fazla detay ve atlatılan süreçten sonra daha da güçlenen bir aşk okumak isterdim.
Kitabı sevip sevmemek arasında kaldım fakat emin olduğum tek şey Emir karakterini hiç sevmediğim. Okuduğum en çekilmez ve sinir bozucu karakterdi. Okurken resmen sinir krizi geçirdim. Yazarın yerinde olsaydım kesinlikle mutsuz sonra bitirdim. Melek Emir'i affetmemeliydi. Sonlara doğru okuduğum Emir karakterini inandırıcı bulmadım. Hemen değiştim havalarına girdi ve bu beni aşırı derecede rahatsız etti. 3 puanı da İlknur ve Emre için veriyorum. Onlar sayesinde daha katlanılır bir kitap oldu.
Ayşegül Çiçekoğlu kitabıyla geldim yine. Bu kitabı okuyup bitirdiğimde çok değişik hissetmiştim. İnsan bir yerden sonra bıraktığında onun için her zaman umut olduğunu sadece bir kere dürtülmesine ihtiyaç duyduğunu anladım ve bu kitapta gördüm. Hayatınız bu güne kadar kötü geçmiş olabilir belki bu gelecek günlerin mükafatıdır. Kim bilir... Yakışıklı ve bir o kadar da huysuz olan Emir Zorlu'nun adı kadar masum olan Melek ile aşkın sınırlarını zorlayan aşk hikayesi. Affet, çocuk yaşta annesi tarafından terk edilerek kalbini dünyaya kapatan bir adamın beklemediği bir anda önüne çıkan masum bir melek sayesinde sevmeyi ve affetmeyi öğrenişinin hikayesi. Ayşegül Çiçekoğlu'nun güzel üslubuyla ve farklı bir bakış açısıyla yazılmış sınırları zorlayan aşk hikayesi.