"Karanlıkta yol alan hikâye karanlıkta son bulur" demesi ne, Borges'in sevdalısı? Esin perileri kurşuna dizilirken, kalemin kurşunlarında can verirken. Gecenin sessizliği bozulunca perdeleri açmak, ışığı kapamak istemiyorum. Güneşin doğuşundan bana ne? Güneşin altında eski(yen'i) bir şey olmadığını ayırt etmek istemiyorum. Yazılanlar hafifler, kurur, uçar, silinir güneşte. Sözcükler, tümceler, bütün canlılıklarını, koyuluklarını, tazeliklerini yitirir ya! Sayfalar da ağarır, sözcükler solar; gece serpilen renklerle kelebek kanadına dönen sayfalar, hücre duvarın(a)ı (tırm)andırır artık.
Hafif Metro Günleri, anlatıcısının zihninde ayrıntı avına çıkmış bir metin. "Tanımlanmayan" anlatıcıysa yaşamı da, tüm anlatıları da bir göstergeler kuyusu olarak görmeye başlamış, bu nedenle çevresinde gördüğü her şeyi durmaksızın yorumlayan, bu yorumlardan sonuçlar çıkaran, öfkeli ve alaycı bir kent gezgini.
Hafif Metro Günleri, 1998'de "anlatı" olarak yayımlanmıştı; Yalçın sonraki baskılarda kitabına, türlü nedenlerle, "roman" demeyi uygun gördü.
Bahsettiğim kitap Murat Yalçın'ın Hafif Metro Günleri isimli romanı. En yalın haliyle özetlemek gerekirse; metroda seyahat ettiği sırada, adeta serbest çağrışımla oluşan düşüncelerini aktarıyor anlatıcımız. Gözüne ilişen manzaralardan, kulağına çalınan konuşmalardan ve kendi düşüncelerinden yola çıkarak hayallerini, pişmanlıklarını, yaşanmışlıklarını ortaya döken, bu esnada da sık sık büyük edebiyatçılardan alıntılar yapan "marjinal" bir adamın içinden geçenleri okuyoruz tüm kitap boyunca.
Bir öykü için muhtemelen ideal bir yaklaşım olsa da, 95 sayfa boyunca bir adamın aklından geçenleri takip etmek, biraz yorucu bir okuma deneyimi sunuyor okura. Zaten Hafif Metro Günleri de Yalçın'ın tek romanı imiş; diğer eserleri öykü türünde. Hatta önceki baskılarında "alıntı" olarak nitelendirilen eser, Notos Kitap'ın bu yeni baskısında "roman" niteliğini kazanmış. Teknik açıdan farklarını bilmesem de, roman ya da kısa-roman (novella) olması için herhangi bir engel göremiyorum.