"Şairin de dediği gibi, "Her şey birdenbire oldu." Kız yalnızdı. Adam da öyle. Kız, adamı gördüğünde ne hissettiğini bilemedi. Adamsa kızı gördüğünden bile emin değildi. Belki üst katta yaşayan bir hayaldi. Belki de kentteki yüz binlerce kaybolmuş insandan biri. Adam ve Kız, saklandıkları köşelerden çıkıp birbirlerine dokunurken, bir şarkı çalmaya başladı. Başlarını kaldırdılar. Herkes onları izliyordu... Deniz Erbulak, bir apartmana hapsolmuş iki isimsiz kahramanın sessiz çığlıklarından süzdüğü tanıdık ama yepyeni bir hikâye anlatıyor. Adam ve Kız, sizi gökyüzünün mavisi gibi birdenbire saracak bir roman...
Deniz Erbulak, 1971’de Manisa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. Akdeniz Üniversitesi’nden 1992 yılında jeoloji mühendisi olarak mezun olduktan sonra, KKTC’de ve Manisa’da jeoloji mühendisi olarak çalıştı. İlk ve orta öğrenimi boyunca çeşitli hikâyeler ve roman taslakları yazdı. Mühendis olarak çalıştığı dönemde de yazmaya ve roman denemelerine devam etti. Yazma tutkusu yakasını bırakmadı ve 2003 yılında çocuk okurlar için yazıp resimlediği hikâye kitapları, K Yayınları tarafından yayımlandı. 2007 yılında ilk gençlik romanı 14 Yaşında Bir Genç Kızım Ben Doğan Egmont’tan basıldı. Bu romanın devamı ve ardından gelen diğer seriler genç okurlardan çok yoğun ilgi gördü. Yetişkin okurlara yönelik fantastik ve bilimkurgu türünde yapıtları olan Erbulak’ın Yansıma seri adıyla Lande (2015) ve Luda Kuka (2016) romanları DEX’ten; Kıyametle Savaşanlar (2011) ve Aşkın Ötesinde (2011) romanları ile Türk edebiyatının ilk gotik örneklerinden Adak (2014) romanı İthaki’den çıktı. Deniz Erbulak, eşi ve iki oğluyla Manisa’da yaşıyor ve yazı hayatını sürdürüyor.
"Hafızası atamadıklarıyla öyle doluydu ki... Hepsi demir kaynağıyla tutturulmuş gibiydi beynine ve yeni şeyler için de yer giderek azalıyordu. Yeni bir şey de yoktu gerçi. " 10.05.23 " İnsanlar anlamadıkları şeyler için kalıplar yaratıyor, sonra da başka anlamayanları bunlara inandırıyorlardı." "Halbuki hayat bacaklarına bağlıydı ve ne varsa içinde bozuk, düzgün; getiriyordu yaninda kız yürüdükçe." 12.M.2025
Kitabı nerdeyse bu gece bitirdim desem yeridir Ve şunu fark ettim ki isimleri olmayan karakterleri daha iyi hayal edebiliyormuşum ,isimlere hemen bi tip belirleyip karakteri ile uymayınca kitap oturmuyormuş bende.tabii bunun sağlamasını da yapmak lazım:) Ama Deniz Erbulak'ın bu kitabını okuyun derim, kendi halinde giden sonunu kestirebildiğim ama yine de sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu.
Bir adam ve bir kız... Geçmişte yaşadıklarından kaçıyorlar ikisi de, yalnızlık kabuğunun altına saklanarak... Yazar o kadar sade anlatmış ki olaylar döngüsünü ve karakterlerini... Normal hayatınızın döngüsüymüş gibi içine giriyorsunuz kitabın... Ve bir solukta okuyorsunuz... Adamla kızın yanıbaşına oturup hayatlarına karışıveriyorsunuz sanki...
"İnsanların kendilerini zavallı göstermeyi ne kadar sevdiklerini düşündü kız. Nefret ediyordu böyle sızlanıp duran ama hayatının niye yolunda gitmediğini asıl kendine soramayan aptal insanlardan."
Kitabın çıkış noktası güzeldi. Fakat kitapta “değişmeden kabullenme” hali çok fazla erkek egemen bir düşünceydi. Genelde erkeklerin şikayet ettiği şeylerin bir kadında olmayışı ve bunun üzerine değişmeden kabullenme söz konusuydu. Ama şu var ki genelde erkeklerde şikayet edilen kısımlar yine erkeklerde şikayet edilecek gibiydi. Yani kadın erkeğin isteğine uygun karakterde ama erkek yine aynı haliyle kabul görüyordu. Bu beni rahatsız etti açıkçası. Kadın zaten şikayet etmeyen, kitapta da geçtiği üzere “diğer kadınlar gibi olmayan bir kadın”ken erkeğin değişik bir durumu yok. Zaten var olan bir erkek modeldi. Dolayısıyla bu beni rahatsız etti. Eğer değişmemek söz konusuysa kadınlar da “diğer kadınlar gibi” kabul görülebilecek durumda olmalıydı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Son sayfasını okuyup kitabı kapattığım anda dökülen gözyaşlarım eşliğinde kitaba yorum yazıyorum şuan. Öncelikle, kitabın neden bu denli canımı yaktığını asla anlamadım ama çok canımı yaktı. Buram buram mutsuzluk kokuyor kitap, adam mutsuz, kız mutsuz, adam ve kız mutsuz. Birbirlerinde mutluluk aramıyorlar, mutsuzluklarını iki kişi devam ettirmeye karar veriyorlar resmen. Kitap Orhan Veli'nin Birdenbire şiiri üzerinden yazılıyor, anlatılıyor. Gerçekten de her şey birdenbire oluyor. Tanışma birdenbire, öpüşme, sevişme birdenbire, ayrılmak bile birdenbire oluyor. Her ne kadar birbirlerinde sebepsiz mutsuzluk arasalar da, ruhların kaybetmiş, sakinlik arayan iki insan olsalar da, sonunda anlıyoruz ki aslında birbirine çok muhtaç bu iki insan. Varsın olsun biz birlikte mutsuz olalım diyorlar. İyi ki demişler!
'Postmodern' bir aşk hikayesi okudum. Çevrelerindeki kalıplaşmış yargılardan bunalıp kendi küçük dünyalarına kaçmış, birbirlerinden habersiz aynı apartmanda yaşayan adam ve kız birdenbire karşılaşırlar ve hikaye başlar. 💙 Bildiğimiz aşk hikayelerinden değil. Sahiplenmeler, hesap sormalar, yargılamalar, kendine benzetmeye çalışmalar yok. Karakterlerimizin isimleri bile yok. Bir adam ve bir kız yanyana olmaktan memnun ama kendi küçük dünyalarında bağımsız...