Nilgün Marmara'nın günlüklerinin, "Kırmızı Kahverengi Defter" adıyla izinsiz bir şekilde yayınlanmasından itibaren başlayan yanlış anlamalar, yersiz kuşkular, haksızlıklar, aşırı yorumlar silsilesine bir son vermek amacıyla eksiksiz olarak yayınlanan Defterler, Nilgün Marmara ile ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırıyor.
Defterler ile Nilgün Marmara adı etrafında dönen spekülasyonlar, yalan haberler, yanlış ithaflar sona eriyor.
Defterler, gündelik yaşama, çevresine, ilişkilerine bakışını yansıtarak, şimdiye kadar bilinenden, varsayılandan farklı bir Nilgün Marmara portresini de gözler önüne seriyor.
Günlükleri bir araya getiren Defterler'in ardından, şairin geride bıraktığı notlar, yazılar ve fragmanlardan oluşan Kağıtlar yayınlanacak.
1958 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi'nde bitirip, yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. Sylvia Plath üzerine incelemeler yaptı. Plath'ın bireyin yalnızlığına ve varoluş sorununa bakışı genç şairi etkiledi. Nilgün Marmara, şiirlerinde çoğunlukla, 1. tekil kişinin düşle gerçek arasında gidip gelen, kırılgan izleklerini kullandı. Çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı. Küçük İskender, Lale Müldür, Orhan Alkaya, Cezmi Ersöz, Ece Ayhan, Gülseli İnal, Onur Göknil ve Serdar Aydın gibi şairleri derinden etkiledi. Sylvia Plath sevgisi, Marmara'yı ölümde de sevdiği şairin yazgısıyla birleştirdi. 13 Ekim 1987'de henüz 29 yaşındayken "yaşama karşı ölüm" dedi ve intihar etti. Kırmızı Kahverengi Defter adıyla yayınlanan günlüğünde "hayatın neresinden dönülse kârdır" ifadesi yer almaktadır.
Kağan Önal'ın önsözünü dikkate alırsak, bu kitap hiç okunmamalıydı. Basılması için yazılmamış bunca metnin ve metin parçasının, notların, mektupların, mahrem anıların ve iç konuşmaların yazarının ne izni ne de katkısı olmadan ortaya dökülmesi, gerek yazarın ölümü ve gerekse ardında bıraktığı defterlerin akıbeti göz önüne alınınca, edebi bir kaygıdan çok ahlaki bir sorumluluğun sonucu. Ben bu kitabı merakımdan utanarak ve başlanan kitabı bitirme sorumluluğuma dayanarak okudum. İçindeki bir tiyatro oyunu ve bazı şiirler dışındaki parçalar Nilgün Marmara'nın ruh hali ve yakınlarıyla ilişkileri hakkında fikir verebilir. İntiharına ışık tutabilir. Öte yandan kendime sormadan duramıyorum: Bunları görmek istiyor muydun gerçekten, dünyaya sunmak istediğinden fazlasını, merak ediyor muydun?
Bu kitabı okuyamıyor olmalıydık, utana sıkıla okudum cidden. Nilgün Marmara’nın günlüğünü okuduk aslında. Basıldı diye okumak zorunda mıydım? Hayır ama merak ettim, okumadan duramadım. Aldıktan sonra hemen açmak istemedim, kendime de zaman verdim biraz aslında. Öncelikle Kağan Önal mı Gülseli İnal mı haklı bilemeyiz. Ama Nilgün Marmara’nın notlarını alıp üstüne neden yazı yazdı, kendinde bu hakkı nasıl gördü en şaşırdığım kısım bu. Dijital olarak temizlemeleri doğru muydu bilemedim. Evet amaç Nilgün Marmara’nın yazdıklarını okumak ama ben Gülseli İnal’ın ne yaptığını, ne yazdığını da çok merak ediyorum. Üstelik Kağan Önal haklıysa gerçekten Gülseli İnal’ın ilk bastırdığı versiyonda özellikle Nilgün Marmara’nın yazdığı belli kısımlar saklanmış, belli kısımlarla ise oynanmış. İnsan hayret ediyor. Çok gizemli bir konu, çok fazla teoriye açık.
“İnal/Telos baskısının kesilip biçilmesi nedeniyle, Nilgün Marmara, ıstıraplar içinde, sadece ölümü ve arada da şiiri düşünen, asık suratlı, sinik, ve sonuç olarak intiharından ibaret birisiymiş, yaşamamış, yani aslında intiharına kadar basbayağı varolmamış biri gibi görünüyordu.”
Nilgün Marmara intiharından ibaret değil kesinlikle. Belki onu tanıma yolumuz, öne çıkan özelliği gibi görünen şey intiharı olabilir ama bir insan asla sadece intiharından ibaret değildir. Diğer taraftan Gülseli İnal konusuna gelecek olursak Nilgün Marmara ona uzun uzun yazmış, onun şiirlerini okumuş ve incelemiş üstelik ona kendi şiirlerini göndermiş. Yine de en yakın arkadaşı bile olsa onun notlarının üstüne not almak? Bana çok ama çok garip geliyor bu durum.
Her mektubunda fare, şantiye şefinin karısı dönünceye dek yazısı hakimdi. Nedense çok takıldım o kısımlara. Çok tekrara düşmüş gibiydi, ama tabi o dönem gündemi farelermiş o ayrı. Çok tekrarlamış kendini, her dönem bir konuya saplantılıymış gibi geldi okurken.
“çöküşümüz yozlaşmanız her yere acıyı, yalnızlığı, suçluluğu, iletişim dramını, içselliğin olanca trajedisini sokuşturmaya çalışmamızla kanıtlanır...”
“Her şeyi yazmıyorum, korkuyorum. Yazarsam çok dağılacağım gibi...”
Mektup kısımlarında çok soft bir Nilgün Marmara vardı bence, kocası için gittiği ve sevmediği herkesili cahil, kıro diye suçladığı o yerde tıkılıp kalmış ama neşesi yerinde. Arkadaşları ile zor şartlarda bile olsa mektuplaşıyor, onların mektuplarını da iple çekiyor. Nilgün Marmara’nın ağır basan tarafı asla aşk olmamış, defterlerde hep bu eksikmiş gibi geldi. Buna eksiklik mi demek bilemedim ama kocası vardı ama sadece vardı. Bir yerden sonra çok soyutlanmış geldi. Artık arkadaşları ve ailesi yoktu. Konular aslında belki de kafası başka yerlere gitmiş. Çöl Faresi Okumaları bölümünde o kadar kaynak araştıran, kaynakçaları tek tek defterine yazan Nilgün Marmara’nın Slyvia Plath tezini yazmasına olanak yok bence. Gerçekten inanması çok zor. Defterlerine o kadar fazla alıntı yazıp öyle güzel kaynakça belirtiyor, tezi ise birkaç kaynak ile bitirilmiş ve birçok açıdan zayıftı. Bir yerden sonra intihar lafı geçmeye başlıyor artık. O an çok üzüldüm. Bir yerden sonra onu anlamak çok zorlaştı, aslında mektuplarında bile bazı kısımlar anlaşılmıyordu. Ama günün sonunda tanımadığım kimin günlüğünü okusam böyle hissederdim bence. Ben defterler’de onun hayatını daha çok okumak istedim. Daha çok günlük hayatını okumak istedim, neler yapıyor bilmek istedim. Kitabı çok beğendim, orjinalliğini korumasına bayıldım. Son olarak Everest’i yine tebrik ediyorum, kağıt kalitesi güzel. Yine her sayfaya orjinal sayfaları koymuşlar, dijital temizleme de yaptılarsa çok uğraşmışlar demektir. Ellerine sağlık.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Nilgün Marmara'yı "Kuş koysunlar yoluna şiiri" ile tanıdım. Sonra merak edip hayatını araştırdım. ilgimi çeken bir diğer tarafı ise 'intihar' etmiş olmasıydı genç yaşında. Daha sonra diğer şiirlerini dinledikçe biraz kendimden bir şeyler buldukça daha çok araştırdım daha çok dinledim. Sanırım onu ekstra sevmemin sebebi ben bazı duyguları nasıl ifade edeceğimi bilmezken Nilgün o kadar güzel ifade ediyor ki sana anlatamam bir gün karar verdim ve Nilgün'ün notlarının basılmış olduğu 'Defterler' kitabını aldım. bir çok kişi okurken çok kötü hissettim kadının özelini okumak ne kadar doğru falan bir şeyler demiş yorumlarında. katılmıyorum aksine ben keşke Nilgün günlük tutsaydı diyemeden edemedim. Çünkü notlar her insanın aldığı bölük pörçük notlardı. Onu intihara götüren düşüncelerin izlerini izleyemiyoruz. bir an Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar da ki Selim Işık'ın günlükleri gibi sandım. ama değilmiş orada mesela intihara götüren düşüncenin izlerini izleyebiliyorduk. Ama bu kitapta sadece Nilgün'ün günlük hayatta daha sonra hatırlamak için aldığı notlar ve mektuplar vardı. tabi bunlar bile bir şaheserdi. kitabı okurken Nilgün'ün ne kadar entelektüel bir kadın olduğunu ona hayran kalmamak elde değildi. yaptığı okumaların ne kadar üst düzey olduğunu bu okumaları kendi süzgecinde ne kadar iyi süzdüğünü fark ediyor insan. yaptığı eylemi yanlış bulmuyorum. bazı ruhlar ne kadar çaba sarf ederse etsin uyum sağlayamıyorlar. Sadece şunu diyebilirim iyi ki bu dünyadan geçtin Nilgün....
This entire review has been hidden because of spoilers.
kağan önal’ın önsözünde yazdığı cümlelere bakarsak, bu kitap hiç basılmamış olmalıydı. fakat biricik, güzel Marmara’ya olan merakım hiç sönmediği için kendimi durduramadım..bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gören şair canım Nilgün, keşke daha çok eserlerini okuyor olsaydık :( kuş koysunlar yoluna ♥️