Kâmil Erdem zamansız öyküler anlatıyor. Dün yaşanmış, bugünü anlatan, yarına dair olan, uzak bir kasabadan ya da şehrin göbeğinden, bütün bir ömürden birikerek süzülenleri... Fark edilmezliği, önemsiz görünen hayati meseleleri, iki kelime arasındaki boşluktan türeyen tarifsiz oluş hallerini fısıldıyor. Kulak kabartmak gerekiyor duymak için.
Şu Yağmur Bir Yağsa tam da umutsuzluğun, iç hesaplaşmanın, bocalamanın ya da tökezlemenin içinde yeşeren umudu resmediyor. Eksiğini, olumsuzunu, kötüsünü görmeye aşina gözlerin tam zıddıyla karşılaşma ihtimallerini nüktedanlıkla sezdiriyor. Gözümüze sokmadan, bağırmadan yapıyor her şeyi. Tıpkı kendiliğinden yağan yağmur gibi. Öylesine, aniden. Bereketli, ferah.
1945’te Erzurum’da doğdu, Erzurum Lisesi’ni bitirdi. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Edebiyat ve Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okudu. 80’ sonrasında Tan Seçki’sinde ve Morköpük’te öyküleri yayınlandı. Datça’nın bir köyünde yaşamaktadır.
Beklentiler yüksek olunca bazen insan aradığını bulamıyor. Kamil Erdem 71 yaşında ve bu yıl yayınlanan Şu Yağmur Bir Yağsa ilk kitabıymış. Bu açıdan bir kere başlıbaşına dikkat çekici. Sel'in basması da bir artı puan. Çok olumlu eleştiriler de aldı. Ama bana göre değilmiş. Biraz "gönül adamı" havası (eski karikatür dergilerini izlemiş olanlar anlar) var. Karamsar ve de yer yer ağdalı bir üslup. Biraz "havalandırmak" iyi olurmuş belki. Siyasi temalı öyküler bazılarına daha ilginç gelebilir. Ama bana sanki bunlar da eskimiş gibi geldi. Bu tabii tamamen benim öznel değerlendirmem, edebiyat allamesi olmak gibi bir iddiada değilim elbette. Yine de Yağmur ve Kurum öykülerini sevdim. 2016'ya da bu kitapla nokta koymak varmış kaderde...
“Uzaklarda bir ev inşa etmek, içine girip oturmak, doğa ve gerçek ıssızlıkla baş başa kalmak arzumu gerçekleştirmek için pek fazla bir şey yapmıyordum ama zihnimde planlar çiziyor, tam mutfağı fazla güneş almayan kuzey batı cephesine yerleştirmekteyken gelen bir müşterimin her zamanki alışkanlıkla ve iştahla anlattıklarının pek yakınında olamıyordum. Yanlış kişiyle empati kurmasının insan ruhunun derinliklerinde capcanlı onulmaz kötülük kovukları açtığı yolundaki yakınmasını dinliyor, ona basitçe daha doğru biriyle o işi yapmasını öneriyordum. Şaşırıyordu. Bin bir zahmetle yüzlerinde tutmayı başardığım sıklıkla uzaklardan dönüp gelen bakışlarım onları yıldırıyordu sonunda. Daha az uğramak üzere dönüp gidiyorlardı.”(s.49)
ne yazik ki bana gore degilmis. cok uzun sure oldu okumaya baslayali ama beklettim yarim bi sekilde cunku hic hic hic bekledigimi bulamamistim. cok iyi yorumlar okudugum icin beklentim cok buyuktu ve ilk birkac oykude istedigimi bulamayinca belki dogru zaman degil dedim ama ustunden dogru karari verecegimden emin olabilecegim kadar bir sure geçtiği icin dun aksam artik sirf az bir sayfa kaldigi ve yarim birakmamis olmak adina okudum bitirdim ve simdi diyebiliyorum ki, kesinlikle bana gore degildi. cok fazla agdali bir uslup, anlatilmak istenen seyi alakasi olmayan kelime ve sifatlarla allayip pullamak benim icin okuma zevkini arttirmaktan ziyade okuma zorlugu yarattigi icin gercekten hic zevk almadim. ben begenemedim yani. kitabi anlamaya calisirken zevk alamamis olmamdan oturu de acikcasi haksizlik ettigimi dusunmuyorum. cunku cok ciddi dil cambazligi yapmis kamil erdem ve muhakkak oldukca basarili ama dedigim gibi bana gore degildi.
Kamil Erdem'i çok çok değerli bir dostumun ısrarlı önerisi ile okumaya karar verdim. Ancak kitabı okumaya karar verdiğim zaman çok yanlış bir dönem oldu. Çok ciddi konsantrasyon sorunu yaşadığım bir dönemdeyim. Geçen yılki pırıl pırıl zihinle, çok yüksek konsantrasyon ile kitap okuduğum dönemin fersah fersah gerisindeyim. Kendimi aşırı zorluyorum yeniden o güce kavuşmak için ancak bazı şeyler zorla olmuyor.
Kamil Erdem, kelimelerle oynamayı çok seven, upuzun tasvirleri arasında yitip gittiğiniz, cümlenin başının nasıl başladığınızı unuttuğunuz tarzda kurguya sahip. Anlattığı hikayelerin çarpıcı bir yanı yok, günlük olayları anlatıyor ama bunu yaparken kimsenin dikkat etmediği detayları çekip alıyor, bu da yetmiyor bunları süslüyor, şekillendiriyor, başkalaştırıyor. Nasıl bunu yapabiliyor diye şaşkınlık içinde kalıyorsunuz.
Diğer eserlerini de okuyacağım ancak normale döndüğüm zaman. Bu arada yazarın twitter'da kendisinden bahsettiğim tweetlerimi beğenmesi de ayrı bir sürpriz oldu benim oldu benim için.
Öyküler güzeldi ancak son zamanlarda o kadar öykü okudum ki, sanırım beğeni kriterlerim değişti. Özellikle Bazen Bahar'in ardindan. Ancak yazarin dili de kolay değil. Sel'den onermişlerdi, okuduguma pişman değilim ama çok çok da begenmedim.
Öykülerde eksik olan ama ne olduğunu anlayamadığım bir şeyler var gibiydi. Kısa bir kitap olmasına rağmen uzun sürede ve kendimi zorlayarak bitirdim. :(
Kamil Erdem'in ilk olarak Kırık Segah kitabını okudum. Orada yer alan katmerli dil ile hikayeler iç içe geçmiş, okuma eylemini zorlaştırsa da keyifli bir tat bırakıyordu. Fakat Şu Yağmur Bir Yağsa kitabında ise bunu bulamadım. İsmi çok güzel. Sadece bir cümle ile bile öykü kitabı tamamlanabilir. İç sıkıntılarını, geleceğe dair umutları, hayıflanmaları ve bütün sorunları götürecek beklenti. "Yağmur bir yağsa". Dili olarak yine şiirsel ve katmerli bir yapı var. Cümlelerin uzunluğu nedeniyle hikayeden çok rahat kopabiliyorsunuz. Ne alaka şimdi buna niye girdik derken hikayeye dönüyor, yine kopuyor yine dönüyorsunuz. Okuyucuyu çok yoran bir anlatımı var Kamil Erdem'in. Edebiyatına bir şey söylemek bize düşmez. Ama okuyucu olarak mutlaka tatildeyken sessiz bir zaman okumanız lazım. Yoksa hayatın keşmekeşinde okunacak bir kitap değil. Mesajları sevsem de bana göre bir anlatım tarzına sahip değil kitap. Bunun dışında iktidar eleştirileri yerli yerinde. Hikayelerin genelinde, yazarlık, sol görüş, tükenmişliğe rağmen umut sezinleniyor. Bunun haricinde öyküler paramparça. Kendi içinde bile dağılıp gitmiş. Geri gelmesi de zor.
1-Yağmur : Solcu eylemlerde yer alıp işsizlik belası ile uğraşmasına rağmen umudunu koruyan bir adamın hikayesi. Ama şu yağmur bir yağsa... 2- Komşu : Müslümanlığını yaşarken sıkıntı çeken, buna rağmen komşularıyla alakalı umutlarını anlatan kadının hikayesi. Sıkışmış, farkında değil. 3- Bakkal : Bakkal dükkanının içinden tüm insanlığa olan ümitlerini aktaran esnafın öyküsü. (Kafkaesk bir öykü) 4- Ev : Bir ev kurma üzerine umutlarını aktaran kişiyi anlatıyor (çok kopuktu, anlam veremedim) 5- Kır : Örgütlenmeye çalışan işçi takımı gözünden dünya meselelerine bakış (kopuktu yine) 6 - Forum : Yine sol görüşlü bir topluluğun kendi içlerinde anlaşamaması üzerine bitmek bilmeyen bir mücadeleyi tekrar tekrar sağlama çabası. 7- Kurum : Yine bir işsizlik hikayesi, iktidara yanaşmayan bir mali müşavirin iş arama çabalarında kuruma ziyaretini konu alıyor. Bu hikayeyi sevdim. 8- Dağ : Yine aşırı kopuk hikaye. Dağ bir metafor hikayemizde, kahramanımızın çocukluğundan bu yana geçen günlere şahit olmaktayız. Yazma hevesinin yanında, hayallerini de anlarız. Finalinde ise buruk bir duygu oluşur. Fakat bu denli parça parça anlatmaya gerek var mı bilemiyorum. 9- Seyrek Yolcu : Köyden geçmekte olan yolcumuz, doğayı tasvir etmektedir. 10- Kiracı : Kiralık ev felsefesi ile başlayıp darmadağın olan bir hikaye daha. Hayatta kiracı olduğumuzu mu anlamamız lazım paramparça olan hikayeden? 11- Usta : Bir mobilya ustasının gözünden geçip gitmekte olan hayat. Son cümlesi, yazarın, babasını kaleme aldığını düşündürttü.
Kamil Erdem'in öykülerinde belli bir sözcük dünyasında size güzel ezgiler fısıldayan bir ton var. Bu ezgileri duyabilmek için yazarın öykü kahramanları gibi biraz elinizi eteğinizi her şeyden çekip dinginleşmeniz gerekiyor.
Öykülerinde kalabalıklar ile çevrili bir kahramanın iç hesaplaşmalarından, pişmanlıklarından ve sonrasında yer yer dinginleşen ruh halinden kesintiler size sunuluyor. Sevince de kedere de sizi ortak ediyor. Kahraman kadar çevresi de bir o kadar olayın örgüsünde etkin rol alıyor.
Üslup ise öykülerindeki ayırıcı nokta! Uzun cümlelerden kurulu öyküleri takip etmekte bazen zorlandım bazen de öykünün fazla demlenmesinden dolayı sanırım öyküden uzaklaştım. Ruh hâliniz, öykülerle kuracağınız bağı çok etkileyecek eminim.
60'lar ve 70'ler dönemini anlatan öyküler hep kendini tekrar ediyormuş gibi izlenim verirken 90'ların dünyasını anlatan öyküler daha nitelikli ve demini almış geldi bana bu kitapta.
Kamil Erdem öykülerini çok sevdim. Uzun cümleler, kulağa farklı gelen imgeleri biraz yoruyor ancak ifadesindeki zenginlik, özellikle de sakince akıp giden dili beni etkiledi. İlk sayfalarda içine girmekte zorlandığım öykü dünyası birkaç öykü sonra beni tamamen içine çekti ve oldukça keyifli bir okuma deneyimi sağladı. Her biri üzerinde emek verilmiş, düşünülmüş, dil işçiliği yoğun cümleler okumak beni sevindirdi. Kitap bittiğinde üzüldüğümü düşündüm. Umarım yeni öykülerle çıkar karşımıza Kamil Erdem.
"Yani, ileri yaşlara erişmeyi bir dağ tırmanışı olarak düşünürsek eğer, ben Kamil Erdem'in atlattığı düşme tehlikelerini, donarak kesilen parmaklarına rağmen yola devam edişlerini dinleyeceğimi sanırdım. Gel gelelim Kamil Erdem dağın zirvesine uzanan güvenli bir patika bulmuş, tırmanışın kendine değil, zirveden gördüğü manzaraya önem vermiş ve onu anlatmayı seçmiş bir yazar. Öyküleri gerçekten de "hikaye"den çok empresyonist birer tablo gibi."
"... kendime kılıf bulmaktan ziyade, bana biçilen kılıflardan şöyle az şekerlisini, bol sütlüsünü, bana da uyanını içselleştirmeye karar verdim." Tam da kendi kılıfımı ararken gözlerimin gezindiği bu satırlar sayesinde çok özel bir yere sahip oldu bende Şu Yağmur Bir Yağsa. Farklı insanların bol duygusal ve düşünsel betimlemeleriyle birkaç anını okuduğumuz kısa öykülerden oluşan bir kitap. Ve karakterler Türkiye'nin yakın tarihinde şahit olunan belli ideolojilere sahip insanların arasında belirsizlikleriyle ve belirlenen çizgilerle boğuşan tipler. Karakterleri dolayısıyla öyküleri sevmemin bir nedeni de bu. Ancak öykülerden en çok Yağmur ve Kurum'u sevdim. Bolca altı çizgili cümlesi de var kitabın ancak ne sebep oldu bilmiyorum, son öykülere doğru kitaba olan heyecanımı kaybettim, kelimelerin cümbüşü gözümde sönükleşti. İlk okuduğum anlarda gözümde 5 puan olduğunu söyleyebilirim ama birazcık değer kaybedişi benden mi kitaptan mı gerçekten hiç bilmiyorum. Kâmil Erdem'in kalemiyle tanışmanızı öneririm. Ben de kütüphaneme bir kitabını daha eklemek niyetindeyim.
Öykülerde uzun cümleler arasında kaybolmuş şiirsel bir dil hakim, kahramanların kendilerine sakladıkları duygu durumlarını çok naif buldum. Açıkçası okurken sıkıldığım anlar oldu, fakat yazarın insanlık hallerini yansıtma biçimini ve aralara sıkıştırmış olduğu gizli nasihatleri samimi bulduğumu söyleyebilirim.
Kamil Erdem'in , 71 yaşında ilk kitabını yazmış olması çok hoşuma gitti.Ancak kitabı çok keyifle okuduğumu söyleyemem ne yazık ki.Dili ağdalı, okunması zor bir kitap oldu benim için.
Kitaptaki hikayelerden birinde geçen"Sevgi, belki de unutulması gereken eski, feodal bir yüzyıldır." cümlesi hemen hemen her hikayede izlerine rastlanan bir cümle bence. Beni de en çok etkileyen cümle hali ile. İçerisindeki sevgi sıcaklığını, yaşadıkları zamana ve şartlara yansıtmakta zorlanan insanların içi sıcacık ve birbirinde farklı güzel hikayelerinden oluşan hoş bir kitap.