Eugen Fink'in ilk olarak 1960'ta yayımlanmış olan kitabı Bir Dünya Sembolü Olarak Oyun, haklı olarak, yazarın anahtar eseri diye bilinir. Kitap, Fink'in otuz yıl boyunca üzerinde çalıştığı pek çok şeyi içerdiği gibi, 1975'teki ölümüne değin sürdüreceği araştırmalara da ışık tutuyor. Fink oyun konusundaki felsefî bakış açılarını kozmolojik olanın esas meramına yönelttiği için, oyun konusu Fink'in çalışmalarının çoğuna serpişiktir. Elinizdeki cilt yalnızca oyunun esas referans noktası olduğu metinleri içerdiği için, bu metinlerde anlatılan şey, öncelikle, Fink'in oyunun da esaslı ölçüde söz konusu olduğu çalışmalarına bağlanmalıdır.
Bir Dünya Sembolü Olarak Oyun, Fink'in eseri için karakteristik olan çok sayıdaki veçheyi bir araya getirmiyor yalnızca. Çok daha önemlisi, Fink'in düşünüşünün belirleyici özelliği olan kozmolojik formülün burada açık bir biçimde dile getirilip geliştiriliyor olmasıdır: 'Oyun' 'dünya' ile ilgilidir (yani, dünya ile ne özdeştir ne de ondan tamamen farklıdır); bu ilgi de 'sembol' kipindedir. Oyun-dünya-sembol, öncelikle, bir bağıntının üç bilinmeyenidir; bu bağıntı, bağıntı olarak, formülün özünü oluşturur.
Fink was born in 1905 as the son of a government official in Germany. He spent his first school years with an uncle who was a catholic priest. Fink attended a gymnasium in Konstanz where he succeeded with his extraordinary memory. After his graduation exam in 1925, he studied philosophy, history, German language and economics, initially at Münster and Berlin and then in Freiburg with Edmund Husserl.
Husserl's assistant, he was a representative of phenomenological idealism and later a follower of Martin Heidegger. He approached the problem of Being as a manifestation of the cosmic movement with Man being a participant in this movement. Fink called the philosophical problems pre-questions, that will lead to the true philosophy by the way of an ontological practice.
Kitabı okumakta çok zorlandım çünkü: 1. Çok fazla kendisini tekrar ediyor. 2. Bir soru sordurup arkasında gelen cümlelerde tamamen o sorudan uzaklaşıyor bu yüzden de anlamak ve takip etmek çok güç. 3. Bir üslubu yok, çok basit yargılar ve anlaması güç cümleler birbirine karışmış. 4. Kitap ismi ile içeriğin uygun olmadığını düşünüyorum. 5. Çok şey söyleyip hiçbir şey söylemiyor gibi bir hali var.
Bu kadar eleştiriden sonra kitabın söylemek istediğini bir cümlede özetlersem; Oyun yaşamın içinde bir çeşni değil, beslenmek gibi yaşamsal bir gerçekliktir.Eugen Fink'in felsefi donanımı olduğu belli ama bu donanımla bir cümlenin etrafında dönen üç yüz küsür sayfa yazmış. Maalesef ben bu kitaptan hiçbir şey öğrenmedim ve anlamadım.
One of the worst and most boring books I have ever read! While Fink's "Introduction to philosophy" was great book, this one is totally senseless (subject and presentation).