"Pençelerini çıkarmış bir tilki, Aslan'ın karşısında ne kadar şansı olduğunu düşünüyor?"
Hazar ve Hazan... İsimlerinin arasındaki farklı olan tek harf, hayatlarını iki yaka gibi ayıran bir köprüydü; üzerinden geçen onlarca insanın suların derinliğini görmeyen binlerce gözüne şahitlik etmiş.
İkisinin dalgası aynı müziğin notasında çarpıştı.
Adam bir suçun tehlike çanlarını fısıldarken, kadın onun bileklerine kapanan kelepçenin sesi gibiydi. Ona tutundu. Kızıl saçların dolandığı bileklerde çiçekler açtı.
Mavi güller, kadının kulaklarına adamın sözlerini fısıldadı: "İmkansız, ulaşılmaz, eşsiz..."
Sonat'ı okumamın üzerinden neredeyse bir ay geçmesine rağmen, hala kafamı yeterince toparlayıp bir yorumunu yazmadığımı fark ettiğim için oturdum şimdi bilgisayar başına. O yorum yazılacak, dedim ve işte başlıyorum. (Aslında bu noktada en büyük korkum, kitabın herhangi bir yanına haksızlık etmek. Ama galiba yorum hiç yazmazsam en büyük haksızlık o zaman olacak.)
Sonat, aslında okumayı epeydir istediğim bir kitaptı ve daha kitap sözleşmesi yapılmasından çok öncesinden beri merak ediyordum. Bunun iki sebebi vardı: Birincisi, Sonat'ı okumuş ve etkisi altında kalmamış tek bir insan tanımıyordum; ikincisi, Işılsu'nun kalemini, kurgularını ve bu kurguları kağıda aktarış biçimini merak ediyordum fakat bana "Onun elden geçmesi gerek, bu haliyle okuma," demesi üzerine kitaba başlamamıştım.
Kitabı üç bölüme ayırıp, üzerinde o şekilde konuşmak lazım diye düşünüyordum kitabı bitirdiğimden beri, sonra bir şey fark ettim: sonat Fr. sonate a. müz. Bir veya iki çalgı için yazılmış, üç veya dört bölümden oluşan müzik eseri. (Kaynak: TDK)
Kitabın ilk 200 küsür sayfası, beni epey hayal kırıklığına uğrattı. Hazan'ın Hazar'la tanışmasıyla başlayan klişeler silsilesi, epey uzunca bir süre devam ederek kitabın başlarını domine ediyordu. Hazar'ın sınıfta kimseyi umursamadan sigara içmesi, okula motorlarıyla zorla giren arkadaşlarıyla, daha üçüncü dersten okulu ekmesi, bütün o "ben kötüyüm" havaları, Hazan'la Hazar'ın sürekli kavga etmelerine rağmen aynı zamanda hep bir şekilde aynı yere düşmeleri...
Ayrıca, bu sırada olup biten her şey bir ya da en fazla iki hafta içerisinde gerçekleşiyordu ve bu iki hafta içerisinde kızın başına gelmeyen kalmadı. Bu noktada, zamanın fazla yavaş geçmesi ya da olayların biraz fazla hızlı ilerlemesi okumamı epey yavaşlatıyordu ve akıcılığı engelliyordu. Bir hafta içerisinde kız Hazar'la tanıştı, Hazar onun evinde kalmaya başladı, kızın babası öldü, vs. vs. Çok detaya girmeyeceğim ama o kadar çok şey oldu ki, insan biraz soluklanıp kitaptan yavaşlamasını istiyordu.
Bu noktada sorunlar bence, olayların arasını biraz açmakla ve bazı sahneleri değiştirmekle düzeltilebilirdi.
200 ile 300 küsür arasındaki 100 sayfa, biraz geçiş gibiydi. İlk 200 sayfanın ardından kitaba olan ilgim arttı ve Işılsu'nun kaleminin de değişmeye başladığı kısımdı zaten burası. Klişeler ortadan kalkmıştı ve (yanılmıyorsam) Sergei de kitaba zaten buralarda bir yerde girdi. (Burada şunu deme ihtiyacı duyuyorum: OF SERGEI. Kitapta Hazar ne zaman "Sikeyim Sergei," dediyse salak salak güldüğüm doğrudur çünkü nedense bu tepki bana çok komik geliyor.)*
Bu sayfalarda neler olduğunu tam olarak hatırlamıyorum fakat karakterler ne zaman Rusya'ya gitti, kitap o zaman en baştaki tuhaflığını ve aceleciliğini üzerinden attı ve bir şeyler değişmeye başladı. Ben de çok mutluyum tabii, kitap ilgimi çekmeye başlamıştı ve bazı yerlerde heyecanlanıyordum bile. Ayrıca hoşuma gitmeye başladığı için de mutluydum çünkü Sonat'ı sevemeyeceğimden korkmaya başlamıştım (sevmek istiyordum).
300den 450'ye kadar olan son 150 sayfa ise... ben 4 puanı bu 150 sayfaya verdim arkadaşlar. HARİKAYDI. Kitap tamamen farklı bir yol çizerek insanın soluğunu kesen bir anlatıya dönüştü ve aradığım şeyi bulduğumu hissettim. İlk kısım beni hayal kırıklığına uğratmıştı, ikinci kısım biraz da olsa umutlanmamı sağlamıştı ama son 150 sayfa...
Son 150 sayfa beni mahvetti.
Kitabın 200-250 sayfasını okumam epey vakit almıştı, fakat 250'den sonrasını bir günde bitirdim. Öyle bir akmaya başlamıştı ki kitap, öyle bir heyecan, öyle bir merak sarmıştı ki beni. Ama aynı zamanda kitabın sonu hakkında küçük de olsa bir spoiler yemiştim, o yüzden korkarak ilerliyordum sona doğru. Herkes kitabın sonundaki mektuplarda ağladıklarını söylüyordu ve gergindim açıkçası.
Karakterler o noktaya kadar beni kendilerine bağlamayı başaramamışlardı fakat o son 150 sayfada her şey değişti. Çok ciddiyim, o son 150 sayfa için okunur bu kitap.
Ayrıca, şöyle bir harikalığı vardı o sonun, bana Işılsu'nun bundan sonra yazacağı kitapların da ipucunu veriyor gibiydi ve bu ilk kitabıydı (hatalar, eksiklikler normal, sonuçta ilk) fakat bundan sonra gerçekten nefes kesici ve harika şeyler yazacağını düşünüyorum. [Işılsu kalemini ve kendini bulmuş sonlara doğru çünkü.]
Of sonu cidden o kadar güzeldi ki! Bitirdikten sonra bir gün kadar hiçbir şey okuyamadım, etrafta boş boş gezdim ama aradığım huzuru ve rahatlığı bir türlü bulamadım çünkü kitap bana hissettirmişti ve bana yaşatmıştı ve harikaydı ve çok güzeldi ve oofffff.
(Sanırım bu yorumu devam ettiremeyeceğim çünkü mantıklı cümleler kuramamaya başladım.)
* Sergei'nin de kitabı olacakmış galiba ve Işılsu'nun biraz konuştuğunu duymuştum üzerinde. Çok çılgın şeyler bekliyor galiba bizi :') Gerçi ne zaman yazar bilmiyorum ama olsun yine de. Sergei tuhaf bir şekilde çok sevdiğim bir karakter oldu ve heyecanla bekliyorum kitabının gelmesini.
Not: Işılsu'nun gelecek kitaplarını iple çektiğimi söyleyebilirim. Biraz daha tecrübeyle (kitabı yayına hazırlama konusunda yani) harika anlatılar çıkartacağını düşünüyorum.
hazarın hiçbir hissini tam olarak (ilahi bakış açısıyla yazılan bir kitap olsa bile) okuyamadıktan sonra bi anda kıza karşı çoktandır aşık gibi davranması çok saçmaydı olaylardan bahsetmiyorum bile zaten. Hazanın evinde tanımadığı 4 erkek olmasına rağmen tuvalete kilidi bozuk diye kapı açık girmesi ayrı saçmalık zaten. Bu kadar şeyin yanında güzelleştirmeye çalışılıyormuş gibi saçma sapan yerlere şiir ve nahiflik eklenmeye çalışması da çok absürt durmuş. Hayır bunlar kaçırılıyor çocuk gidiyor tutuldukları odada piyano çalıyor. Yazım tarzına zaten girmiyorum, bir cümle başlıyor ve sonraki cümlede biri bir şey dediğinde kim dedi bilmiyoruz o kadar karışık bir yazım tarzı. 3. şahıs işi daha da kötü yapıyor. Olayların liseyle alakası bile yoktu lise bölümleri hiç olmayıp daha kaliteli bi kurguya adım atılabilirdi ama çok fazla klişeye kaçma tercih edilmiş. 4 korumaya karşı koyamayacak güçte olan Hazar'ın herkese karşı "ben en iyisiyim bana nah ulaşırsınız" tavrı çok gereksiz ve cringeydi bari altı boş olmasaydı. Rusya'ya kaçırılırlarken Hazarın yaptığı Anya mı Hazan mı seçimi çok gereksizdi madem kaçırılmayan kişinin öleceğini düşünüyosun Hazan'a ilgin yokmuş gibi davranmak neyi kanıtlayacaktı? Altı boş olan ama dolu gösterilmeye çalışılan bi ana erkek karakter. Kusura bakmayın ama önüne gelenle yatıp kalkıp havalı gibi gezinen 19 yaşındaki ergenlerin sevilecek yanı yok. Ayrıca hangi çiftin adını Hazan ve Hazar koyarsınız? Çok yakın isimler bizi bırak yazarın bile kafası karışmış sürekli yanlış isim vardı kitapta. "Bu şiir değil ki!" dedi Hazar cırlayarak. Cırlayarak?? Kızın doğum gününde babası açması için bir mektup bırakmış. Mektupta da kardeşi olduğunu öğreniyor. Mektupta da bir gün gezmeye gittiler döndüğünde çocuk yoktu falan diyor olayın gereksizliğine bakar mısınız kafayı yedirtmelik bi kurgu oluyor şu an. Hani olayların gereksizliği ve rastgeleliği insanı sinir ediyor. Ayrıca tüm bunları Hazar neden biliyo sen kimsin ki aile sırrını sen de biliyorsun yani?
Son 200 sayfayı atlayarak okudum sırf sonu için kitap o kadar kötüydü ki. Hazar kitap sonuna gelirken bile sacma sapan davranıyor kıza. Hazan da sanki 20 yıllık nişancıymış gibi Hazar'ın önündeki şarap bardağını çekiç fırlatarak kırıyor çocuğa gelmiyor bile falan. Bir olay oluyo 2 sayfa sonra o olay bitiyo silahlı saldırı oluyor sonra 2 sayfa sonra o da bitiyor Hazar geliyo herkesi kurtarıyo ya da birini kaçırıyolar ve 2 sayfa sonra bu sefer de olayı açıklıyorlar iş güç yokmuş gibi. En sonda da Hazan ölmüş Hazar gidip piyano çalıyor hayatımda gördüğüm en shitpost kitaptı 1 yıldızıma bile üzülüyorum şu an. Herkes kitap yazamaz tabiki.
Ve geleneksel "her ay bir yeni türk yazarı okuyorum” challenge’ım için bu ay Sonat’ı seçtim. Türk yazarları, özellikle yenileri okumaktan çok korkuyorum. Bu yüzden kendi kendime bu challengeı yarattım. Öncelikle kütük gibi bir kitap cidden, yazıları da küçük. O yüzden elime aldığım an daha da korktum. Yorumuma başlamadan önce ek bir bilgi vereyim. Yazarı hiç duymamıştım, kitabın konusu hakkında da hiçbir fikrim yoktu. Sadece seçtim ve aldım fuarda. O yüzden çok blank başladım. Beklentisiz başladım. Ayrıca kitaptaki çizimleride beğendim. Kitaba farklı bir hava katmış bence. Kişisel fikrime göre kitabın ismi farklı olabilirdi, bu da çok sırıtmamış ama bilmiyorum sanki daha farklı olmalıymış gibi hissettim. Ama net bir şey söyleyebilirim ki kitap kapağı olmamış. O kadar modern mi kalmış desem ya da aşk romanı gibi kalmış mı desem. Aslında evet özünde bir aşk kitabı ama kitapta aksiyonda var. Elinde silah tutan bir erkek olsun demiyorum kitapta ama ne bileyim. Bir de keşke tek POV kullanılsaydı. Yazar farklılaştırmak istemiş ama tek POV'la çok daha kolay ilerlenebilirdi. Üstelik bazı kısımlarda kim hangi sözü söylemiş anlamadım. Bir de bu hatırlanacak birkaç söz yazayım kaygısı olmamış. Çok kalıp gibi durmuş sözler. Bunları bir kenara koyarsam bence kitap komikti, beni eğlendirdi. Evet bazı kısımlar eğlenilecek gibi değildi ama… Ve bende türklerin ya da genelleme yapmadan birkaç yazarın diye geçiştireyim en büyük günahı, kitapları bok etmelerinin temel sebebi, bir kitapta birkaç konu işlemeleri. Çok konu işlemeleri. Less is more’u unutmaları. Birkaç ülkeye gitmeleri falan mesela değil. Ama konu Hazan’dan Hazar’a atlıyor. Hazar’a atladığında da şirkete atlıyor, sonra başka adamlara atlıyor, Sergei giriyor işin içine. Cidden çok çok fazla geldi bana. Asıl yorumuma gelmek gerekirse, uzun olacak sanırım ama iyiyim sorun yok. Okul güzeldi, okulu beğendim baya. Pavel’lerin gelişi de güzeldi. Her şey hep İzmir’de de gelişebilirdi bence. Dünya turuna gerek yoktu. Baştan başlıyorum. Hazan'ın annesinde bipolar bozukluk var, ayrıca kendisi net orospu. Pamir’i kaybetmiş, Pamir’i bulmuş. Sonra kızını öldürmesine ses çıkarmadı. Annelerin en iyisi cidden. Kızı salıncakta sallarken düşürüp üstüne kimseye güvenme dediğini okuduğumda anlamıştım zaten kötü biri olduğunu. Okuldaki arkadaşının babasıyla bile yatmış daha ne olsun? Hem o annesi, kızıl uğursuz bir renk diye kızı nasıl mahvetmiş. Kıyamadım, işte o an Hazan'a bağlandım. Kendimi durduramadım bir türlü. Paragöz teyze ve enişte olayına hiç girmeyeceğim. Babaya gelelim. Babası kanser, öldü müthiş. Peki ama sonra zengin olduğunu öğrendiğimiz o ana ne demeli? Tershane sahibi baba, ne malları varmış herifin. Hazan'ın annesine de belge imzalatmış üstelik. Ama neden söylemedi hiçbir şey? Sonra bir öğreniyoruz ki Londra’daki evde pat kızımızın Günhan Pamir diye bir erkek kardeş ve babasının müthiş notuna gelelim: oğlumuz kaybolunca acısını senden çıkarttık. Yılın babası ödülünü de Hazan’ın babasına işte o an verdim. Aileden yana hiç şansı yoktu. En büyük sorunlarımdan bir başkası 23 sayfa da bile 200 sayfalık olayın olmasıydı. Bence bu kitap bir seriye bile dönüştürülebilirdi. Daha ayrıntılı şekilde yazılabilir ve yavaş yavaş ilerlenebilirdi. Her şey çok hızlı gelişiyor. İnsan bir süre sonra da sıkılıyor. Ayrıca rastlantılar içinde boğuldu kitap. Sıkılıp bunalan Hazan Hazar'ın ardından okuldan kaçmaya çalışır ama bekçi onu yakalamak ister. Tek çare orda hala motoru ile duran Hazar'dır. Neyse kızımız bir anda babasının ölümünden sonra cesaretlendi. Kız iki dakikada iki dakikada teyzesinin ağzına sıçtı, pansiyonda kalmam diye tutturdu üstüne. Tüm kitap boyunca Hazan’ın karakterindeki değişimleri görüyoruz. Ağlak kızdan normale, sonra seksiye sonra tehlikeliye dönüşüyor. Yaşam mücadelesi veriyor, Hazar’la olan aşkı için daha çok mücadele vermeye de hazır. Ama devamlı eline silah alabiliyor oluşu hiç inandırıcı gelmedi bana mesela. Silah ver silah ver diye tutturduğu sahneler falan var. Balta falan attı Hazar’a. Bir anda böyle olmaz. Anya gelince aha sıçtık dedim bu arada. En sevmediğim erkek karakter tipi: jigolo. Herkesin Hazar’ı sevmesi, ona bayılması çok sıkıcıydı. Yolanthe olayına girmeyeceğim çünkü yazarın Hazar karakterinin bu sertliğini açıklayabilmesinin arka plan hikayesi oydu. Ama Yana bile üstüne Nesli, Selen ve sayamayacağım kadar kişi Hazar’a aşık. Bir yerden sonra olay otomatiğe bağladı, her gelen kız Hazar’a aşıktı. O sahneleri o klişeleri okurken o kadar sıkıldım ki anlatamam. İlk kumarhane olayında ben deliye döndüm cidden, gerizekalı Hazar. Ve yetim denmekten hoşlanmayan Hazan. Cidden korkunçtu o anlar. Hazar’ın saldırganlığı aşırı tedirgin etti. Tabi o zamanlar daha nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Pavel’i, Mert’i, Oleg’i hatta Anya’yı çok sevdim. Arkadaş gruplarını çok seviyorum zaten. Ama Anya’nın bitmek bilmeyen aşkı çok sıkıldı. Pavel ne ara eşcinsel oldu bu arada? Tek bir sayfa da okuduk bunu, gereksizdi bence. Ot içen Hazan cidden fenaydı. Otoriterdi. O kısımda zaten karakteri değişmeye başladı. Bar olayına ya da Hazar'ın fotoğrafik hafızasına hiç girmeyeceğim gerçekten. Evi isteyen aç gözlü teyze ve enişteye de ama anneye ne demeli? Bir tane daha yarattım kendimden demesine? Evet dönüp dolaşıp anneye geliyorum. Kadın resmen kötülük tohumuydu. Hazar’ı kitap boyunca sevemedim. Sanırım en büyük sorun buydu. Hazan’ı az sevdim ama Hazar’ı hiç sevemedim. Karakterlere bağlanamadım. Yaptığı tüm o saçmalıklara katlanamadım. Sadece çok sevimsiz geldi. Bu benimle oturamazsın Tilki, Tilki ile oturmak isteyen var mı falan filan. Sonra bu motorla gitme olayı var tabi. Gruptaki tek kız motoru Hazar'a verip arkasına geçti. Neden kız arkaya geçmek zorunda? Hazar zaten para istemeyecekti, tek istediği çocukların kalabileceği bir evdi. Çok basit ve mantıklı bir plandı. Üstelik piyanosunu bile getirdi herif. Bu planı sevdim, zekice buldum. Ama ben Hazan babası yüzünden tehlikede zannederken hep asıl sorun Hazar oldu. O an hayatından siktirip gitse her şey daha cici bitmez miydi? Ayrıca Hazar’la Hazan’ın küfürlü konuşmalarını sevdim. Rahatlıkla “göt” denmesini falan baya baya sevdim. İlk kumarhane olayında Hazan'ı zorla götür, olaylar yaşandı sonra çardakta oturayım da keman çalayım modunda falan. Gerizekalı, o keman götüne girsin. Evet o kısımda biraz sinirlenmiş olabilirim. Peki bu über bilgisayar programlama şirketi kıza pasaport mu çıkarttı iki dk de? Hemen nasıl uçaktalar yahu? Hadi jetleri var bir şekilde her şeyi hallettiler süper hadi bunu unutalım ama Viski’yi İstanbul’a nasıl getirdiler? Neyse hadi bunu da unutuyorum, çok kurcalamıyorum. Zavallı kız fena dayak yedi, cidden dayak yedi. Sergei geldi, iyi hoş süper tamam pasaportlar gelene kadar da sığınıyorsunuz ne cici, ama kız benimdir ne demek? Sergei'nin o kırk elli yılda bir iki çift olur lafı ne? Dövme olayı da çok şeydi. Çete savaşları zaten ayrı bir boyutta. Ve Hazar'ın yavşak annesinin sadist sevgilisinin kafeslerle ve bıçaklarla Hazar'a yaptıkları. Zehir satıcısı ve veteriner Paolo olmasa kızımız ölecekti. Cidden bir zehirlenmesi eksikti mesela. Üstüne Londra gezisi falan. Lan okul okul? Ve tüm ailesinin öldürülmesine ne demeli? WTF hon? Ve jigolo Hazar'a Nişantaşı'ndaki dairesini veren Selen. Tamam Selen’i babası yollamış evde bombalar varmış bıdı bıdı ama biri de aşık olmasın bu herife. Biri de üstüne atlamasın mesela. Selen üstündeydi herifin sonra gelmiş ama onu böyle öpmedim bıdı bıdısı. Ve Pavel'ler yaşıyormuş, bunca zaman sonra mı geldiler? Ve gece klübü olayı, başkasıyla dans eden Hazan. Çocuğun ağzına sıçan Hazar. Klişeye merhaba dedim, hatta el salladım. 14 gün ortadan kaybolunca okula başlayan kızlar. Güralp, Bulut. Güralp meğersem Pamir'miş. Onu geçtim Kızıl Kıyamet'in başına geçmek istiyormuş. Anya'yı kaçırmış. Neyse Hazar’ın karakterine göre o asla ama asla Hazan’ın Pamir’e gitmesine izin vermemeliydi. O an cidden evet ölecek dedim. İnsan ister istemez hissediyor. Elimde kalmış son 20 sayfa falan, kurtaramaz, kurtarsa da biri ölecek. Mutlu son imkansız. Yana ihanet eden ve yine Hazar’a aşık olan süper kızımız Hazar’a mektupları vererek cidden hata etti. Ama mektuplar güzeldi. Yazılanlar değildi güzel olan bu arada. Kitabın arkasına koyulma şeklini çok sevdim. Bayıldım hatta. Ama içerikleri kötüydü, gel Hazar nerdesin Hazar kurtar beni Hazar ölmekten korkmuyorum Hazar, baydı beni. Kitabın sonu da çok işlemedi bana. Böyle ühüüü mutlu sonu yakalayamadılar diye ağlamıyorum mesela. Yazar aşk mı aksiyon mu yazsa karar verememiş gibi geldi. Aksiyondan sıyrılıp aşk yazmaya kayabilirdi. Olayları Rusya’ya veya başka bir yere taşımadan sadece İzmir’de anlatabilirdi. Mesela Hazan’ın güvenliği olabilirdi sadece. Ama Sergei ve örgüt, Pamir ve örgüt bana fazla geldi. Pamir’in örgütü istemesi de bana fazla rastlantı geldi. Senin ne işin var örgütle, örgütün başına geçmekle gerizekalı? Ayrıca kız kardeşini gerçekten sevmiyor oluşu da başka bir mesele. Gerçi içinde sevgi olacak şekilde yazılmış bir karakter olduğunu sanmıyorum ama üzgünüm beğenmedim. Gözlerim kanadı bazı yerlerde, zar zor bitirdim bile diyebiliriz.
This entire review has been hidden because of spoilers.
O kadar çok karşıma çıktı ki neden bu kadar çok okunuyor diye aldım okudum. İlk sayfadan son sayfaya kadar vasatında altında bir kitap. Okuduğum en kötü wattpad kitabıydı cidden. 19-20 yaşlarında ki "çocukların" başlarında bu kadar bela olması yok şirket ağ sistemlerini çökertmeleri falan. Hani her ortamda vardır böyle tipler elini kağıt kesse biçer dövere kaptırdım diye abartırda abartır. Bu kitap da öyleydi. Hele bir bölüm vardı Aziz Nesin'in kitabından rastgele bir sayfa seçiyordu Hazan. Hazarda ezbere sayfayı okuyordu hahahah :D 20 yaşında birinden bahsediyoruz. Gerçekten çok kötü bir kitaptı. Yavşamak , göt , kanka kelimeleri gözüme çok çarptı ve rahatsız oldum. Hazar'ın öğretmenine söylediğimi idrak edemiyor musunuz demesi peki? Ufak atta civcivler yesin. Yazar kaç yaşında bilmiyorum ama gerçekten kötü bir kitaptı 5 günde okumam bu yüzdendir..
Açık ara okuduğum en iyi genç kurguydu.Burdan sonra çıkarım yapmak zaten çok kolay en başta karakterler çok derin oluşturulmuştu ve her zaman altyapısı olan karakterler kurguyu bir adım öne taşır Sonat da öyleydi.Kitabın müzikle harmanlanışı çok etkileyici işlenmişti ve bu kitapta daha nice cevher var. Her şeyi geçtim ama o son neydi öyle?!?!Anlamlandıramayıp daha doğrusu inanamayıp 2 kere okudum...
kitap az önce bitti. paramparçayım. canım yanıyor. aklıma geldikçe hep yanacak biliyorum ama her şeye değdi be. kitabın içindeki alıntılar, şiirler. ah, hepsi o kadar güzeldi ki... Hazan, Hazar ikisini de öyle sevdim ki. bir şans verin isterim.
Kitap acayip klişeydi. Hazan ile Hazar arasında müzikle olan bağlantı ve sonu dışında beni hiç tatmin edemedi. Aslında daha düşük verirdim fakat sonu öyle hüzünlü, öyle farklıydı ki...
Kitabı sevenleri kesinlikle hiçbir şekilde anlayamıyorum.
Öncelikle kız karakter kadar beyinsiz ve gurursuz birini daha görmedim.
Kitap başlıyor ve klasik kötü çocuğumuz okulda sigara içiyor kimseyi takmadan okuldan çıkıyor falan filan aşırı yaratıcı olaylar.
Hazan insanların içinde ağlamaktan nefret ediyor, ama dün tanıştığı çocuk evine gelince izlemek için sonunda hep ağladığı filmi seçiyor, çünkü o ağladığının görülmesinden nefret eder.
Bir de esas kızımız Hazan'ın kankaları var biri Mali diğerini hatırlamıyorum. Ne kankalık ama. İlk 50 sayfada varlar sonra Hazan bunları ne arıyor ne soruyor.
Sonrasında kızımızın evinde esas oğlanımızın isteğiyle 4-5 yabancı kalmaya başlıyor (çoğu erkek olan bir grup) ve kızımız buna hiçbir şey demiyor. Her neyse sonra kızın babası ölüyor ve kız BABASININ CENAZESİNİ UNUTUYOR. Bu nasıl bir aptallık?
Diğer aradaki kısımlara hiç yorum yapmak istemiyorum klasik olaylar sadece diğer klişe kitaplara göre biraz daha fazla savaş-silah sahneleri var.
Hazan evdeyken odadan sesler duyuyor, bildiğimiz zevk sesleri. Peki bu seslerin sahibi kimler? Hazar ve Selen (Hazan'ın nefret ettiği kız). Hazan bunları görüyor işte Hazar'ın eli Selen'in kalçasında. Peki sonrasında Hazar'ın bahanesi ne? "SEN SANDIM." Peki bundan daha kötüsü ne olabilir diye düşünüyorsanız söyleyeyim, Hazan affedip çocuğu öpüyor, hiç sorgulama yok. Mükemmel.
Kızımızın başına bir olay geliyor ve diyor ki evet ben artık güçlü olacağım, farklı olacağım. Ve bu dediklerinden anladığı şey elbise giymek. Artık güçlüyüm diyip bunu kanıtlamak için kısa elbise giyiyor. Keşke bunun yerine gurursuzluklarından vazgeçseydin diye insan düşünmüyor değil.
İngiltere'ye gitmiş bir insan olarak yazıyorum: İngiltere'deki olaylar bok gibi anlatılmış. İngiltere için vize almak o kadar zorken Hazar nasıl aldı o da ayrı konu, sahte kimlik falan demeyin İngiltere'den bahsediyoruz kandırmak ne mümkün. Bu ikisi İngiltere'ye gidiyorlar ve metroda çılgın gençler var Hazar'ın götü hakkında bağıra çağıra konuşuyorlar, kitapta böyle anlatılmış. HAHAHAHA. Komik. İngiltere'de gençler soğuk havanın etkisiyle olsa gerek kesinlikle hiç "çılgın" değiller ve metroda veya herhangi bir toplu taşımada KİMSE çıtını bile çıkarmaz, konuşsalar da kısa sürelidir ve sessizdir. Yani evet okurken güldüm, eğlence oldu.
Ayrıca metrodaki "çılgın" görünümlü kızlar "His ass is so good eyes are beautiful" diyor ve yazarın dediğine göre Hazan bunları "iyi seviye İngilizce'si" ile anlıyor. Hazan'ın seviyesi c2 olsa gerek.
Kitabın sonuna gelince (sondaki diğer saçma olaylardan bahsetmek bile istemiyorum) kız dünyanın en saçma sebebinden, sebep bile değil, infaz ediliyor, ölüyor işte. Sonra ertesi gün çocuk bunu öğreniyor ve bileklerini kesiyor, ikisini birden kesmesi çok mümkünmüş gibi. Bilekleri kesikken kayıt başlatıyor, piyano çalıyor, biraz daha piyano çalıyor, kaydı durduruyor, balyoz bulup onu kaldırıyor (evet, hâlâ bilekleri kesik) sonra bu balyozla piyanoyu parçalıyor, defalarca balyozu indirip kaldırıyor, ve nihayet ölüyor. Kardeşim keşke ölmeseydin biraz erken oldu.
Bu arada kızın saçı ışık hızıyla uzuyor. Kızın saçı kızıl ama sürekli kahveye boyuyor. Kitabın başında saçının tamamı kahverengi, 50 sayfa sonra kızıllar omuzlarına kadar geliyor, 150 sayfa sonra da kızıllar beline geliyor. Sırrını bize de söylesene.
KIZ KİTAP BOYUNCA REGL OLMUYOR.
Bu kadar nefret dolduğumu fark etmemiştim iyi geldi.
Kitap baştan aşağı berbattı. Editör berbattı. Paragrafların ayrımı yoktu, berbattı. Yazım berbattı, ne bir betimleme vardı ne başka bir şey. Ama kitaptaki tilkiyi sevdim yalan olmasın.
Almayın, okumayın. Paranıza, zamanınıza ve en önemlisi de size yazık.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Aşırı klişe ve olması imkansız şeylerin bir araya geldiği bir Wattpad kitabı okudum. 3 yıldız vermemin tek sebebi son sayfalar ve o mektuplar. Aşşırrıı boş bir vaktiniz varsa okunabilir.
Kitabın son versiyonunu iki kere okudum, beğendiğim noktalar kadar beğenmediğim noktalar da var. Öncelikle beğendiğim kısımlardan başlayalım. İlk olarak kitabın içine şiir ve müzik katılması gerçekten özgün ve bence kitaba ruhunu veren asıl şeyler olmuşlar. Hazan’ın ailesiyle olan ilişkisi de güzel anlatılmış, gerçekten yalnızlığını hissedebiliyorsunuz. Kitabın sonundan bahsetmeme gerek bile yok herhalde, gerçekten çok üzüldüm ve bir süre etkisinden çıkamadım. Kitabın bu kadar etkileyici bitmesi aslında bazı şeyleri bir nebze göz ardı edebilmemizi sağlıyor, şimdi gelelim beğenmediğim noktalara. İlk olarak gerçekçi olursak kimsenin bu kadar çabuk şekilde biriyle bağ kurabileceğine inanmıyorum. Tamam, Hazan çok yalnızdı ama yine de kimse bir günden az bir süredir tanıdığı birinin kollarında ağlamaz diye düşünüyorum. Bunun yanı sıra olaylar o kadar üst üste ve sık geçiyor ki, zaten yazar olayları bir noktada yüzeysel anlatıyor ve insan gerçekten olayların hızına yetişemiyor. Böyle olunca da ister istemez “Bir insanın başına bir haftada bu kadar olay gelmesi gerçekçi mi?” diye bir soru oluşuyor insanın kafasında. Gerçekçilik konusunda bir başka düşüncem de Hazan’ın tüm bu olanlara biraz fazla çabuk alışması. Kitapta bir insanın ölü beden görünceki tepkisi, bir anda kendini Rus mafyaların arasında bulması gibi olaylar aşırı derecede basitleştirilmiş ve gerçek olamayacak kadar minimalize edilmiş bana kalırsa. Yani cidden bir düşünün, ne kadar yalnız olursanız olun, ölü insanlar görmenin oluşturabileceği travmalar kitapta anlatılan kadar basit olabilir mi? Bir de olayın ciddiyetini kavrayamama durumu var, mesela bir çatışma sırasında ölüm korkusu yaşarken Hazan’ın Hazar’ın kokusunu düşünmesi fazlasıyla ergence ve ciddiyetsizce geliyor bana. Hazan ve Hazar demişken, isimlerin bu kadar yakın olması da pek hoş değil. Okurları geçtim, yazar bile bazı kısımları yazarken isimleri karıştırmış. Daha farklı isimler kullanılabilirdi. Ayrıca kitabın bazı kısımlarında hangi cümleyi kimin söylediğini anlamak için de ekstra çaba kullanılması gerekiyor gerçekten, çok kafa karıştırıcıydı. Ha tabii tüm bunların yanı sıra baş karakterimiz Hazan’ın pek çok aynı tarz kitapta olduğu gibi gereksiz bir cesareti var. Mesela Hazar ona “gelme, çok tehlikeli” diyor. İnanılmaz cesur Hazan karakterimiz de “beni ne hakla odaya hapsedersin?” diyip kapıyı kırarak çıkıyor. Zaten kitabın sonunda da görüyoruz ki aslında ölme sebebi de bu gereksiz cesareti sayılabilir. Böyle olunca “Bu kızın sağduyusu yok mu hiç?” diye düşünmekten alıkoyamıyor insan kendini. Çekici “gelişigüzel” atıp şarap kadehine denk gelmesinin imkansızlığından bahsetmek bile istemiyorum. Son olarak Hazan’ın sürekli ağlamasından bahsetmesem içimde kalır, bir insan her şeye mi ağlar yahu! Tabii ki anlıyorum, çok zor bir hayatı var ama bir noktada da gerçekten bunalıyor insan… Her neyse, bu kadar eleştiri yeterli diye düşünüyorum. Kısacası kitap özünde güzel ama bu tarz şeyler insanı asıl konudan uzaklaştırıyor bence. Yine de okunması zaman kaybı diyebileceğim kadar kötü değil, karakterlerle duygusal bağ kuruyorsunuz. Bence denemeye değer:)
This entire review has been hidden because of spoilers.
3.5 kitap ruhsal anlamda beni o kadar doyurdu ki, cidden. bu hisse bayıldım. içinde başlı başına bir ruh vardım ve ben bu ruhu tümüyle içime almaya çalıştım. sonlara doğru o kadar ağır geldi ki, hala daha düşününce yüreğim kopacak gibi hissediyorum. olaylar ilk başta klasik ilerledi. her zamanki şeyler. sonraları ise işin içine bolca aksiyon, örgüt, kan, vahşet girmeye başladı. ama açıkçası fikrimi sorarsanız ben ilk iki yüz sayfayı daha çok sevdim. çünkü bir olabilitesi vardım ama sonraki sayfalar bu kadar gerçekçi bir kurguya çok fazla hayal gücü katmış diye düşünüyorum. ayrıca ilk sayfalarda daha fazla detay olduğu için hayalimde fazla canlandırmıştım. ama ilerledikçe olayların absürtlüğünden mi yoksa üzerinde fazla durulmadığından mı bilemem çok fazla kurgu geldi. iyi yönünden bakarsak genel Wattpad kitaplarından daha farklı bir kitaptı. çok da fazla lakap vardı kitapta. tilki, çirkin, çilli... kafam bir süre sonra çok fazla karıştı. en sevmediğim nokta ise kitabın anlatımıyla alakalıydı. bölümlerin kimin ağzından anlatıldığı belli değildi. hatta paragraf şeklinde bile değildi. cümleden cümleye anlatıcı değişiyordu ve bu da çok fazla kafa karıştırıcıydı. ve sonlara doğru gelen kişinin kitapla alakası sıfırdır benim gözümde. kitaba dahil olması o kadar mantıksızdı ki. sanki heyecan olsun diye katılmış bir karakterdi. zaten kitabın sonları çok hararetliydi. mantığıma oturtamadan, düşünemeden olaylar oldu. yine de çok naif ve ruhu olduğunu düşündüğüm nadir kitaplardan biriydi. içindeki çizimler de efsaneydi.
kitap klasik bir kötü çocuk-kırılgan kız kurgusu üzerine başladı ve bir müddet öyle devam etti. fiziksel özelliklere takılan takma adlar da buna eşlik etti. cidden çok rahat bir 250-300 sayfa sıkıldım. ha, sıkıldığım bu sayfalar arasında müziklerle alakalı olan yerleri zevkle okudum, keyif aldım.
son 150 sayfada işler yön değiştirdi. kurguya o kadar çok karakter girdi ki takip edemez oldum. sürekli çatışmalar, kaçmalar, kovalamalar vs vs bence kitaba yakışmamış ve abes durmuştu.
final... ne yalan söyleyeyim, okuduğum yorumlar kadar etkilemedi beni. evet, üzüldüm ama ağlatmayı geçin gözlerimi bile doldurmadı. oysa ki hissederek ve sakin bir ortamda, sakin bir zihinle okudum. demek ki pek bana hitap etmemiş.
kitabın kapağına ve içindeki (hepsine değil) çizimlere bayıldım. özellikle ilk ve ikinci çizim favorim oldu. yapanların ellerine sağlık.
yazarın ilk kitabımı bilmiyorum ama kurgudaki kopukluklar, diyaloglar ve bazen yaşanan karmaşa (kimin ne dediğinin anlaşılmaması gibi) bariz bir şekilde acemilikti. umarım bundan sonra yazdığı kitaplar daha yüksekte olur.
Büyük bir beklentiyle alıp okudum. Ancak her sayfada beklentim yavaş yavaş hayal kırıklığına dönüştü. Yazımı beğenmediğimden değil. Yazar bence gayet güzel yazmış ancak her sayfada Hazan'ın hayatının daha da mahvolması canımı acıttı ve kitabı bitiremedim. Çünkü Hazan'ın hayatının, -18 yaşındaki bir gencin- hayatının mahvolmasını gerçekten daha fazla kaldıramadım. En son aradaki sayfaları atlayıp direk sonunu okudum. Kitap güzel başlarken, adım adım Hazan'ın dibe batması gerçekten o kadar canımı acıttı ki, en son başım ağrıdı, içimde garip bir his oldu, devam edemedim.
Yazarın Wattpad'de yazdığı Libellule kitabını okuyorum ve yazımından, kurgudan gayet memnunum, çok sevdim ancak bu kitabına 2 puan vermemin nedeni, Hazan'ın hayatında olanları benim ciddi anlamda kaldıramayışımdan dolayı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Okurken beni içine çeken bir kitap oldu. 5 vermememin sebebi sadece biraz daha gelişmesini beklediğim için. Kitapta bende rahatsızlık uyandıran bir şey olmadı ama biraz daha betimleyici ve bundan biraz daha ağır bir dil isterdim. Yazarın tarzı böyle ve benim de hoşuma gitti. Herkesin anlayabileceği tarzda yazılmış bir kitap. Özellikle müziğin içinde olduğu bir kitabı okumak bana ayrı bir zevk verdi. Yazarın diğer kitapları da çıkarsa okumayı çok isterim elbette. Herkese iyi okumalar!
Sonat... Okuduğum muhteşem kitaplardan. Hazar ve Hazan.. İsimlerinin arasındaki farklı olan tek harf, hayatlarını iki yaka gibi ayıran bir köprü.. Hazar ve Hazan'ın birbirine olan o bağı kendine hayran bırakıyor. "Pençelerini çıkarmış bir tilki, Aslan'ın karşısında ne kadar şansı olduğunu düşünüyor?" Ve gelelim sonuna. Beni paramparça eden sonu. İlk önce Hazan'ın ölümü beni paramparça etti, kalbim yerinden söküldü çok kötüydü çok.. Ama Hazar'ın ölümü kalbime hançer saplanmış hissi yarattı.. Ağlama krizlerine girdim. Her ayrıntısına kadar hareketlerini ezberledim.. Mükemmeldi..
Başlarda bir bad boy hikayesi olacağını düşündüğüm fakat daha sonra farklılalaşan bir kitap.Kitabın sonundaki sayfalar azaldığında yazarın dilini bulduğunu,değiştirdiğini görüyoruz. Başı olmasa 5 yıldızlık bir kitaptı bence.
Şiirler, film replikleri ve müzik dolu bir kitaptı. Klasik kötü çocuk iyi kız hikayesi değildi. Emek ve düşünce vardı. Beni rahatsız eden şey fazla küfür bulunmasıydı. İlk başta karakterlere hiç ısınamadım ama son sayfalarda ayrılmak istemedim. Şans verilmeli. :)
Beni yakıp yıkıp parçalayan bir kitaptı Hazan ve Hazar çok güzelerdi. Kitabı okurken Hazana çok bağlandım yaşadığı acılar çok ağırdı ve üzücüydü Hazarınsa ruhunu kaybetmesi beni bitirdi birbirlerine çok seviyorlar ve Hazanın yazdığı mektuplar o sevgiyi mahşere bıraktı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Sonunda ikisinin de ölmesini beklemiyordum şaşırdım… dilinin diğer Wattpad kitaplarına göre biraz daha edebi olduğunu düşünüyorum ama diyaloglar cringedi… olaylar hızlı oluyor hızlı biliyordu. O yüzden puanım 3
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yazarın dili mükemmel. Kurgu zaten şahane. Bitirmek istemediğim, bırakamadığım bir kitaptı. Ayrıca müzik ve şiir de işin içine girince mükemmel bir şey olmuş.
Sonu beni mahvetti. Çok sevmeyeceğimi düşünüyodum ama beni tersköşe yaptı. Hazanın o güçlü duruşu Hazar'ın o kocaman kalbi. En sevdiğim kitap oldu. Sonunda hıçkıra hıçkara ağladım.