Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur diye horladığım için bana darılmasının ardından artık çok zaman geçmişti. Aramızda sarsılmaz bir dostluk kurulmuş, adeta ayrılmaz ikili olmuştuk. Nasıl bir kızdı Polika? Kara saçlı, kara gözlü, hafiften esmer tenli, kâh mahmur bakışlı, kâh kahraman duruşlu, bazen delişmen ve bazen uysal garip bir Rum dilberiydi. Kasabamız düşman işgaline uğradığında şehvet düşkünü palikaryalara nasıl diş bilediğini görmeliydiniz. Namusu söz konusu olduğunda canavar kesilirdi Polika. Kasabanın en varlıklı tüccarı olan Kızıl Kosta’nın biricik evladıydı. Bu halim selim adama niçin Kızıl lâkabının takıldığını bilmiyorum ama bıyıklarının belli belirsiz de olsa kızıla çaldığını söyleyebilirim. Babacan, mert yufka yürekli bir tüccardı.
Metin Savaş; 1965 yılında Balıkesir’de, kalabalık ve nispeten varlıklı, klasik bir taşra ailesinin içinde doğdu. Beş yaşındayken İstanbul’a yerleşti. İlköğretim eğitimini Fatih ve Yavuzselim ilkokulları, Çavuşoğlu Özel Koleji ve Gelenbevi Ortaokulu gibi farklı okullarda aldı. Lise eğitimini Vefa Lisesindeyken yarıda bırakarak çalışma hayatına atılmak zorunda kaldı. Babasının iş dünyasında karşılaştığı güçlükler nedeniyle doğduğu yer olan Balıkesir’e ailesiyle birlikte döndü. O dönemden beri hayatını esnaflık yaparak kazanmaktadır. Yirmili yaşlarında iddiasız hikâyelerden oluşan ilk yazılarını yazmaya başladı. 1995 yılında Türk Edebiyatı Vakfı’nın düzenlediği Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması’nda Ninemin Türküleri adlı kısa öyküsüyle mansiyon ödülüne lâyık görüldü. 1998 yılında Orkun Dergisi’nin tertiplediği makale yarışmasında ikincilik aldı. Bu dönemden sonra ilk roman denemeleri yaparak 1999 yılında İstanbul Tuzla Belediyesi’nin açmış olduğu roman yarışmasında Efendi Dayının Kozalakları adlı romanıyla birinciliği Ahmet Kekeç’le paylaştı. Söz konusu roman 2000 yılında kitaplaştı. İkinci romanı olan Politika’nın Yeşil Çeşmesi 2003 yılında yayınlandı. Zemheri Kuyusu yazarın üçüncü romanıdır. Hiç evlenmemiş olan yazar halen memleketi Balıkesir’de annesiyle birlikte yaşamaktadır.
Hikayesi Balıkesir ve ilçesi Edremit'te geçen romanın samimi bir dili var.
İlk kısımda , bir ailenin kasabadan kente göçüş macerası, rum komşularla ilişkiler, kuvayi milliyeciler, efeler, eşkıyalar, fantastik olaylar, birinci tekil anlatımın avantajıyla çok samimi öykülenmiş.
İkinci kısimda ailenin üçüncü kuşak bireylerinin zamanını bir yabancı bakış açısı ve üçüncü tekil anlatımla okuyoruz.
Metin Savaş'ın tarzını Sezgin Kaymaz'a benzetiyorum. Tasavvufi ögeler yoğun her ikisinde de.
Biraz kuşak çatışması, biraz sığ görüşlülük, biraz yörük meseleleri, biraz milli mücadele, biraz aşk, biraz doğu meseleleri, biraz inanç ve ideoloji çatışması, biraz gariplik, biraz da tuhaflık...
Kitapta her şeyden biraz var ama hiçbir şeyden tam yok. :)
Metin Savaş'ın ilk okuduğumu romanı. Bir solukta bitti. Biraz zayıf buldum. Anlatıcının değişmesi, ana karakterin birden öne çıkışı ters geldi. İlk bölümde anlatıcının ağzından hikâyeyi dinliyorken sonra başka bir ana karakterin romana girişiyle yazarın onun ağzından düşüncelerini aktardığını görüyoruz. Bu benim için bir kopukluk yarattı. Bütün bunlara rağmen Metin Savaş'ın kendi ailesindeki karakterlerin gerçek hikâyelerini aktarışını, önce Molla'nın oğlu sonra Ümit oluşunu, Ümit'in ağzından akılcı bir yaklaşım sergilerken Urguş Nine ve Aynacı Münir'le bize fantastik öğeleri gösterişini çok beğendim.