Türkiye ikna odası gibi bir olay yaşadı. Üniversiteyi kazanmış yüzlerce genç kız ikna odalarında kendi varoluş hakikatleri ve gelecek kaygıları arasında bir seçim yapmaya zorlandı. Problem halen can yakıcı haliyle sürerken bunu konuşabilmek için insani bir dil üretmek gerekiyor. Süreci bizzat gözleyen Yıldız Ramazanoğlu bu odadan geçip hayatları binbir parçaya bölünen üç arkadaşın öyküsünü çok katmanlı bir okumayla anlatıyor.
Nermin, Seher ve Nuray… Üniversite kayıt kuyruklarından ikna odalarına alınan, kendi varoluş hakikatleri ile gelecek kaygıları arasında bir seçim yapmaya zorlanan yüzlerce genç kızdan üçü… Yıldız Ramazanoğlu hayatları binbir parçaya bölünen üç arkadaşın öyküsünü incelikli bir bakışla sunuyor. Bir sosyal meseleyi edebiyatın konusu yapmayı, sadece başörtüsü yasaklarıyla sınırlı kalmayan kadın sorunlarını dünya kadar açılıma sahip bir insanlık durumu olarak çizmeyi ustalıkla başarıyor.
İkna Odası bir novella. Dolayısıyla can verdiği kahramanları birçok yüzleriyle görebiliyoruz. Üniversitedeki başörtüsü yasağı çerçevesinde gelişen olaylar ve iç çatışmaların yanı sıra kadın hareketinin gündemine girmiş başka pek çok motif de satırlar arasında uç veriyor. Bu da eseri tek boyutlu, tarafgir ve manifestovari bir dilin tuzağına düşmekten kurtarıyor. Ramazanoğlu başörtüsü yasakları ve diğer kadın sorunlarının insani düzlemde konuşulabilinmesine dair ümit verici bir açılım yaptığı eserde farklı bir direniş halini de anlatıyor. Kapaktaki ironik çizim de belki bu direnişi imliyor.
1958 - ) Yazar. Ankara'da doğdu. Tam adı: Hacer Yıldız Ramazanoğlu Kavuncu. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında Ülkü Ocakları Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. İstanbul'da eczahane açtı. Değişik kadın kuruluşlarında faaliyet gösterdi. İlk yazıları Elif Yıldız imzasıyla haftalık Genç Arkadaş gazetesinde çıktı.
Kitap okuyucuyu adeta içine almıyor. Ne kadar etkileyici, önemli bir konuyu işliyor ama tam kurguyla bağ kuruyorsunuz hop kendinizi geri dışarıda buluyorsunuz.
Bilinç akışı şeklinde yazılan kitapları genel olarak okuması zordur ama az da olsa içine girebildiğinde keyiflidir de. Bu kitap da bilinç akışı tekniğiyle yazılmış gibiydi. Baş örtüsü, evlilik, aile, arkadaşlık gibi konuları itibariyle birçok noktada içine girebileceğimi düşündüm ama okuduktan sonra ne okuduğumu bilemedim. Gerçekten ne desem bilemiyorum, bir şeyler okudum gibi sadece..
Gerçek ve toplumsal hikayelere bireysel bir yerden bakıyor. Yer yer duygu durumu analizleri ve tespitleri çok vurucu. Toplumda kadınlık-erkeklik konusundaki dengesizliklerin 97'den sonra perçinlendiğini düşündürtüyor.
Uzun hikaye mi roman mı tartışmaları bir kenarda dursun bu kitabın olayları anlatma biçiminden daha çok neyi anlattığına odaklanmak gerektiğini düşünüyorum. İkna odası, 28 Şubat döneminde üniversitelere başları kapalı olduğu için alınmayan ve eğitim hayatları bitirilen binlerce insanın yaşadığı zorlukları ve hayata tutunma mücadelesini anlatıyor.