"... herhalde aç kalmazdım, bir iş bulurdum. Ama yediremiyordum kendime. Çok sevdiğim öğretmenlik mesleğinden kovulmak... Olacak iş değildi, onurum inciniyordu. Beni cezalandıranların hiçbiri bu mesleğe benim kadar bağlı değildi."
"... Genel Başkan konuşmasını yaparken dışarıdan uğultular, gürültüler geliyordu. İsmail Sefa Güner Hoca Başaran'la beni çağırdı, 'Kayseri halkına hitaben çabuk bir bildiri hazırlayın' dedi. Bir köşeye çekilip yazmaya başladık ama ne kadar geç... Daha birkaç cümle yazmadan pencerelere taşlar yağmaya başladı. Gidip baktım, çoğu çocuk, genç... Ellerinde taşlar, sopalar, sinemaya doğru yaklaşıyorlar... Herkes ayakta, herkesin gözü büyümüş. Fakir, heyecanı yatıştırmaya çalışıyor, 'Oturun arkadaşlar, biz bu çocuklar için çalışıyoruz, onları eğiteceğiz...' diyor. Ama kapılar dışardan zorlanıyor. Derken pencerelerden, tutuşturulmuş gazlı paçavralar atılıyor..."
Talip Apaydın'ın öğretmenlik anıları. Bir öğretmenin 1946-80 arası 34 yıllık çileli, mücadele dolu yaşamı çevresinde bir eğitim kuşağının direnci... Bugünkü kuşaklara umut ve cesaret veren bir direnç...
1926′da Ankara Polatlı′nın Ömerler beldesinde dünyaya geldi. Şiir, öykü ve roman yazarı. Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü′nde öğrenim gördü. Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü′nü bitirdi. Çeşitli il ve ilçelerde öğretmenlik yaptı. İlk şiirleriyle öyküleri 1945, 1946′da Köy Enstitüleri dergisinde yayınlandı. Yoğun bir duygusallıkla toplumcu şiirler yazdı. Ardından roman ve öyküye yöneldi. Köy edebiyatını izleyen yazarlar arasında yer aldı. İlk romanı "Sarı Traktör"de tarımda makineleşme konusuna umutla yaklaştı. Yarbükü′nde ise köylüler arasında toprak ve su çekişmelerinin olduğu zorlu yaşam koşullarını anlattı. Öykü ve romanlarında doğa betimlemeleriyle birlikte insan ilişkilerini de kendi doğallığı içinde yansıttı. Anı, oyun, çocuk edebiyatı türlerinde de eserler verdi.
Köy enstitüsü çıkışlı yazarların enstitüye dair anılarını okudukça kahroluyorum. Mükemmel bir eğitim sistemimiz ve gelişmiş bir ülkemiz olabilecekken iktidara sahip olmak isteyenlerin bu aydınlanmanın önünü nasıl kestiğini görmek, nasıl yalnızca kendilerini düşünüp halkı bağnazlığa ittiklerini görmek fena canımı yakıyor. Günümüzün temellerinin daha o zamanlarda atıldığına tekrar tekrar şahit oluyorum. O kadar iyi biliyorlardı ki eğitimi engellerlerse geri kalan her şeyi kolaylıkla yapabilirlerdi. Gülen de benzer bir şey yapmıştı zaten. Hoffff, yalnız bırakılmış güzel memleket. Son sözü de yazara bırakayım, "Böyle işte, bir ülke durup dururken geri kalmıyor. Kasıtlı olarak bırakılıyor."
Talip Apaydın kendi hikayesini bir dostuna anlatırmışçasına yazmakla kalmamış aynı zamanda döneme yönelik önemli bilgiler de aktarmıştır. Kullandığı dilin oldukça akıcı olması da cabası.