Jump to ratings and reviews
Rate this book

Hep Aynı Boşluk: Denemeler, Mektuplar, Röportajlar

Rate this book
“Ben, benden evvel, daha evvel, evvelden evvel; benden sonra, daha sonra, daha sonradan sonra...
Ya Rabbim ne kadar korkunç hesap...

Hep aynı boşluk… Aynı boşluğun ıstırapla, acıyla, beyhude ümitle dolması...

Takvimler zamanın hakiki çehresini verirler. Asıl orada ölümü tanırız.

Fakat daha korkuncu var. Ölüme rağmen, öleceklerini bile bile insanların birbirine düşman
olması… Ve bunun bir zaruret gibi görünmesi…”

Tanpınar’ın gazete ve dergilerde kalan yazılarının derlenmesinden oluşan bu kitap; yazarın edebiyat, sanat, düşünce ve siyasete dair denemelerini, makalelerini, anket ve röportajlarını içeriyor.

518 pages, Paperback

First published November 2, 2016

2 people are currently reading
122 people want to read

About the author

Ahmet Hamdi Tanpınar

36 books761 followers
Ahmet Hamdi Tanpınar (23 June 1901 - 24 January 1962) was one of the most important modern novelists and essayists of Turkish literature. He was also a member of the Turkish parliament (the Grand National Assembly of Turkey) between 1942 and 1946.

Tanpınar was born in Istanbul on 23 June 1901. His father was a judge, Hüseyin Fikri Efendi. Hüseyin Fikri Efendi was Georgian from Maçahel. Tanpınar's mother died at Mosul, when Tanpınar was thirteen. Because his father's vocation required frequent relocation, Tanpınar continued his education in several different cities, including Istanbul, Sinop, Siirt, Kirkuk, and Antalya. After quitting veterinary college, he resumed his educational career at the Faculty of Literature at Istanbul University, which he completed in 1923. As a literature teacher, he taught at high schools in Erzurum (1923–1924), Konya, Ankara, the Educational Institute of Gazi and the Fine Arts Academy. At the Fine Arts Academy, besides teaching literature, Tanpınar taught in branches of aesthetics in arts, history of art and mythology (1932–1939). From 1942 to 1946, he entered the Turkish National Assembly as parliamentar of Kahramanmaraş. In 1953, he made an extensive journey to Europe, traveling many countries within six months such as France, Belgium, Holland, England, Spain and Italy. Tanpınar died of a heart attack on the 24 January 1962 in Istanbul. His grave is in the Aşiyan Graveyard, Istanbul.

He is one of the most important authors of Turkish literature, successfully combining Eastern and Western cultures within his writings. Yahya Kemal Beyatlı played an important role in his upbringing. In his poetry, he uses Turkish classical music and dreaming as the textile of his works. Both in his poetry and novels psychological analyses, history, the characteristics of his time, the binding between the society and the individual, dreams and the problems of civilization are given a great place. One of his most significant works is The Time Regulation Institute (Saatleri Ayarlama Enstitüsü). The novel has been widely acclaimed as an ironic criticism of the bureaucratization process with the implication that its title suggests, though that is not what the book is all about. In fact, the book can be read from quite different perspectives, and cannot be exhausted in only one reading. First of all, it is a great psychological analysis of a man who suffers from being unable to adapt himself to his time, in other words to modern times. So the fact of bureaucratization is indeed incorporated into a broader problem: modernization and its impact on the individual. Most of the characters of the novel seem to be struggling in strange ways in order to survive in modern times. In this way, the concept of "time" occupies a central place, giving a deeper sense, even a philosophical taste to the novel.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
10 (40%)
4 stars
12 (48%)
3 stars
2 (8%)
2 stars
0 (0%)
1 star
1 (4%)
Displaying 1 - 2 of 2 reviews
Profile Image for Carduelis.
220 reviews
December 13, 2025
Kitap, Tanpınar'ın süreli yayınlarda yayımlanan yazılarından, makalelerinden, mektuplardan ve derleyeme fırsat bulamadığı notlarından oluşuyor. Tanpınar entelektüel donanıma sahip bir yazar olduğundan, konu başlıkları güzel sanatların her alanıyla ilgili. Kitabın yarısına yakın kısmı edebiyat tarihi ve sanata dair yazılardan oluştuğu için -özellikle adı geçen şairleri benim gibi okumadıysanız- metinler biraz zorlayıcı olabiliyor. Ama Tanpınar'ın yazım tarzını seviyorsanız, muhteşem cümlelerini okumakta bir zevk.
En çok beğendiğim ve nükteli yaklaşımına şaşırdığım iki yazı oldu. İlki; Mai ve Siyah'ın Ahmet Celil'i ile iskelede karşılaşıp romana dair yaptıkları sohbetti. Bu yazıya bayıldım; çünkü romanın sonundaki gemideki veda sahnesi benim için de unutulmazdır ve Tanpınar'ın bunu yazmasından çok etkilendim. İkinci yazıda ise Tanpınar, Moliere'in Tartuffe'ünü izledikten sonra karakter sahneden atlayarak Tanpınar'ın evine kadar ona eşlik ediyor, ben oyunu izlemedim ama yazı çok etkileyici ve güçlüydü.
Son olarak siyaset başlığındaki İnönü, Demokrat Parti ve demokrasiye dair yazıları da bazı yerlerinde beni şaşırtsa da, günümüze taşınabilecek ölçüde güncel olması etkileyici.
Bu kitapla Tanpınar'ı şiir kitabı hariç bir tur dönmüş oldum, en kısa zamanda yeniden.
Herkese keyifli okumalar.

Mesele, kendisinde veya başkalarında ölmek meselesidir. Kendisinde ölen bir kere ölür. Fakat başkalarında õlmeye mahkûm olan insan ölümün malikānesidir.syf92

Zaman çarkının bizden ayrı, bizi hiç düşünmeden dönüşü. İçimizde ve dışımızda bu çılgın sürat... Bu akış... Her dinde tanrıların garip bir ihtiyarlayışı, gevşemesi vardır; sanki hayat oyununun gülünçlüğünü yavaş yavaş fark ederler. Sanki onu fark ettikçe varlık yükü omuzlarını çökertir. Ve günün birinde...
Ben, benden evvel, daha evvel, evvelden evvel, benden sonra, daha sonra, daha sonradan sonra... Ya Rabbim ne kadar korkunç hesap... Hep aynı boşluk, aynı boşluğun ıstırapla, acıyla, beyhude ümitle dolması...
Takvimler zamanın hakiki çehresini verirler.
Asıl orada ölümü tanırız.
Fakat daha korkuncu var. Ölüme rağmen, öleceklerini bile bile insanların birbirine düşman olması... Ve bunun bir zaruret gibi görünmesi...
Hayır, ne zekânın zaferleri ne sanatın tebessümü bize insan talihinin acılığını, zalim istihzasını unutturamaz.
Ve insan sadece bu mahkûmiyetiyle büyüktür. Öleceği için büyüktür. Kendi kendisine düşman olmasına rağmen büyüktür. Büyük ve heyhat gayrimesul... Çünkü çarkı işleten kendisi değildir.syf279

"Ölmeden evvel ölmek..." İşte saadetin biricik sırrı.
Ancak ölmeden evvel ölenler insanlığı bütün olarak görebilirler.
Bir romanın kahramanı "Dünya geniştir, fakat insanlar birbirlerinin ayaklarına basarak yürümekten hoşlanırlar." diyor. Zavallı çocuk, bu basit hakikati keşfettiği için çıldırıyor. Eğer farkında olmasaydı, o da herkes gibi yaşar, ölüm ağacının dalında çürürdü.
Saadetin peşinden koştuğumuz için mustarip oluruz. Çünkü saadet daima başkalarının elindedir. Herkes elinde kendisinin görmediği fakat içinde yanı başındakinin kendi çehresini emsalsiz bir masal gibi seyrettiği sihirli bir ayna tutar. Hilkatten beri en asli konuşma budur:
Aynanı bana ver... Onda biraz da ben güzelleşeyim...
Aynanı bana ver... Tanrıların hiçliğini bir kere daha seyredeyim...
Aynanı bana ver... Ben atıp kırayım...
Olmayan şey nasıl verilir...syf277

insanın talihi üzerinde çok duruyorsunuz.
Durmaya da değer. İnsan biçare ve tezat içinde bir mahluktur.
Kendisinden, yahut eserinden çok aşağıdır. Bu hakikatte "eşref-i mahlukat" bir rate'dir; tabiata bir ilah gibi hükümrandır. Fakat kendi hayatını bir türlü idare edemez. Çünkü fert sıfatıyla sahibi olduğu "varlık" hayat dediğimiz şeyin kendisiyle ve işçisi olan içtimai insanla her an mücadele hâlindedir. "Varlık" tektir ve gayrısına tahammül edemez. Onun için, dünya çok geniş hayat türlü türlü imkânlarla dolu olduğu hâlde biz, birbirimizi ezerek yaşarız. En iyi niyetten en kötü neticeler çıkar. Mesut etmek isteriz, fakat bedbaht oluruz. Bu insanın umumi ve ebedi kaderidir. Bunun yanı başına bir de zamanımızın azgın meselelerini koyun. Öyle muvazenesiz bir devirde yaşıyoruz ki... Her an, medeniyet ve insanoğlu, asırların yarattığı her şey tehlikede. Fert her an tasalluta maruz...
Çare?
Çare, mücadele. Bu mücadele iki türlü olabilir. Ya kanla! "Bu kılıç senin bağrını delecek!" Fakat cevabı da yanı başındadır: "Seninkini de..." Her kanlı mücadele bir başkasını doğurur. Bence insanoğluna kendisinden ve kâinattan mesul olduğunu öğretmekten başka çare yoktur. İnsan hayatın yapıcısıdır ve her şekliyle ondan mesuldür. İnsan mesuliyettir.syf471

Bu sisli ve ıslak gecelerde, içimizdeki gurbet duygusundan gelen acayip bir aydınlık, yollarda her tesadüf ettiğimiz şeyi muhayyilemize mal eder. Fersiz bir ışığın aydınlattığı satıcı küfesi, ancak yarım yamalak görebildiğiniz biçare bir dilenci yüzü, kim bilir nereye yetişmek için koşan yolcu, yanı başınızda, karanlıkta hızlıca öksüren bir araba atı, yıkık duvarından ağaçlar arasında ışıklı pencerelerini şöyle bir seçtiğiniz ev ve sessizliği bölen her mırıltı içinizde kendiliğinden -tıpkı bir büyü ile bir anda kök, dal ve budak salıveren bir ağaç gibi- bütün bir hayat romanı olur. Çünkü mevsimin içimizde kurduğu uzlet duygusu eşya ile aramızdaki münasebeti âdeta bir sanat planına nakletmiştir. Çünkü başka mevsimlerde belki biz şair oluruz, fakat sonbahar, kendisi şairdir.syf273



Ben, son parçası güzel bir rüyanın:
Vakitsiz uyanıldığı için
Yolunu bulamayan, şüpheli aydınlıkta,
Ve birden siniveren perde kıvrımlarına...
Bu yatak, bu lamba ve çılgın oyunların
Bende bile kalmayan hayali;
Hepsine yabancıyım şimdi...
Hepsi gülünç geliyor bana
Bu çiy ve şamatalı sabahta... Bazan diyorum kendi kendime
Kurtardım bu yangından Kurtarılacak tek şeyi:
Düşüncem! Artık sen benimsin...
Kendim için yarattığım tek buutlu bir zamanda
Yalnız kendi sesime gömülüyüm:
Yaşayacağım; ayaklarımın ucunda varlık...
Aynını buldum ölümle eşyanın;
Bu oyun benim için değil artık...syf492

Bazı dostluklar vardır ki, kolay kolay yıl hesaplarına girmezler. Onlar kalbin hafızasında, kendi varlıklarını kendi kanunlarıyla yaşarlar.
Sevgiler ve dostluklar da inançlar ve düşünceler gibi ışıklarını bütün hayata taşırlar. Zaten mazi dediğimiz şey, bizde her an yeniden teşekkül eden bir geçmiş zamana, bugünün aksinden başka ne olabilir? Bütün hayat gibi zaman da, içimize kayar kaymaz muayyen merkezler etrafında kendiliğinden kurulan bir terkiptir. Nasıl sevdiğim bir sanat eserini bütün ömrümce tanıdığımı sandımsa, birkaç dostum için de aynı şeyi düşündüm. Belki, bu yüzden ölenlerin gerçekten öldüklerine pek inanamıyorum. Ölümün korkunçluğu burada. Reel mi değil mi bilmiyoruz.
Her şey o kadar bizde başlıyor, bizde devam ediyor ki... Bununla beraber o yanı başımızda her gün hayatımızı bir tarafından yıkıyor. Varlık şehrimizin surları gittikçe küçülüyor.
Günün birinde içinde boğulacağım dar bir çember olacak gibi bu ameliye devam ediyor.syf126
Profile Image for Parasızlibyalı.
15 reviews
August 9, 2024
Tanpınar'ın kalemini sevmeyen, beğenmeyen yoktur sanıyorum. onu kurgu dışında okumak sohbet ediyormuş hissi verdi. hem kendi zihin dünyasına daha gerçekçi bir bakışla bakmış oluyor hem de siyasi, kültürel, inançsal dünyasını bir nebze de olsa anlamış oluyorsunuz. tatlıydı.
Displaying 1 - 2 of 2 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.