Jump to ratings and reviews
Rate this book

Sinemayı Seven Adam

Rate this book
“Son senelerin en önemli Japon yönetmeni olarak kabul edilen Koreeda Hirokazu’nun ‘After Life’ diye bir filmi var. Bu film bence en iyi filmlerinden bir tanesi değil ama teması çok enteresan. Bence daha iyi yapılabilir ve bir başyapıt olabilirdi. Ölümden sonra kişiler araf olarak kabul edebileceğimiz bir yere geliyorlar. Ve orada herkese yanlarında götürebilecekleri tek bir hatırayı seçme hakkı veriliyor. Seçtikleri anıları artık sonsuza kadar onlarla olacak; onu hep hatırlayacaklar, bilecekler, yaşayacaklar.”

Sinemayı Seven Adam, Mithat Alam’ın şahsi hikâyesiyle beraber Boğaziçi Üniversitesi’nde kurduğu film merkezinin de hikâyesini, üstelik birinci ağızdan aktarıyor. Umut Barış Dönmez’in hazırladığı ve yürüttüğü söyleşiyle şekillenen kitapta, Mithat Alam sevmediği iş yaşamından kopup sevdiği sinemaya dair meşgalelere nasıl “bulaştığı”nı zevkle anlatıyor. Bir yandan filmler ve yönetmenler, oyuncular hakkında muazzam bir sohbete tanıklık ederken diğer yandan sinema tarihine, Mithat Alam Film Merkezi’nin kuruluşu ve gelişimine, Film Merkezi’nde yapılan işlere, Merkez’den yetişen sinemacılara uzanan kapsamlı bir dökümün sunulmasına da şahit oluyoruz.

Sinemayı Seven Adam sadece bir insanın hikâyesini anlatmıyor; insanların yaptıkları “iyi” işlerle kendi hayatlarını olduğu kadar başkalarının hayatlarını da nasıl zenginleştirdiğini gösteriyor…

392 pages, Paperback

First published November 1, 2016

4 people are currently reading
44 people want to read

About the author

Mithat Alam

1 book1 follower

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
21 (58%)
4 stars
11 (30%)
3 stars
3 (8%)
2 stars
1 (2%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
Profile Image for alper.
210 reviews63 followers
February 22, 2020
Sinemaseverler toplanın, sizi şahane bir insanla tanıştıracağım! Zaten biliyor olabilirsiniz öyleyse de birlikte yad etmiş olalım.
İlk sömestrde tabii ki Bergman vardı. Malum, benim değil bu laf ama “Eğer sinema bir dinse, Bergman peygamberdir” derler. Bergmancıların söylediği bir laftır bu. Ben de severim bu sözü. (170)

Umut Barış Dönmez'in "Sinemayı Seven Adam" Mithat Alam’la hayatı ve “Mithat Alam Film Merkezi” üzerine söyleşileri. İki sinefilin çok keyifli muhabbeti aynı zamanda.
Üniversitede ders verirken her sömestrin ilk dersinde öğrencilere şöyle diyordum: “Şu köşede hayali bir portmanto olduğunu tasavvur edin. Soyunmaya başlamanızı istiyorum. Soyunacaksınız ve çıkardığınız kıyafetleri oraya asacaksınız.” Bir sessizlik olurdu. Böyle konuşarak öğrencilerin dikkatini çekmeyi başarmış olurdum. Sonra asıl söylemek istediğimi söylerdim: “Hepimiz birtakım değer yargıları, önyargıları, etik anlayışı, iyi kötü nedir diye bir fikri, ahlaki değerleri, birtakım inanışları var. Bugüne kadarki hayatımızın biçimlendirdiği ve bizde biriktirdiği birtakım değerler bunlar. Farkına varmadan biz filmleri bunların süzgecinden geçirerek seyrediyoruz ve değerlendiriyoruz. Böyle yaptığımız müddetçe de auteur yönetmeni anlayamayız. Auteur’un kendi değer yargıları, kendi etik anlayışı, kendi önyargıları olabilir. Her halükarda bizim kendimizi o auteur’un dediğine açmamız lazım. Kendi değer yargılarımızın süzgecinden baktığımız müddetçe biz auteur’un ne dediğini anlayamayız. Onunla kurmamız gereken ilişkiyi kuramayız.” (148)

Mithat Alam’ı bu kitapla tanıdım. Çok çok (burada kaç çok var kestiremiyorum, bu yazıda buna kaç kere değineceğim onu da kestiremiyorum) sevdim. Son sayfalarda tekrar tekrar google'a bakındım ama pek bir şey yok. Bir sesini duymak, biraz izlemek istedim büyük hayranlık duyduğum bir insanı -biraz geç de olsa. Pek bir şey yok.:( Zaten kitabın son sayfalarında “sizin öldüğünüzden bahsediliyor” diye bir bölüm var. Kendisine dair tek videoyu merkezin tanıtımında buldum, onun son 15 saniyesinde. Onun dışında öldüğüne dair haberler. Daha önce gördüğüm bu haberleri tekrar okumak; bu sefer çok yakınımı kaybetmiş hissiyatı yarattı. Sanırım bu durum söyleşinin, öncesinde hiç tanımadığım biriyle nasıl bir bağ kurmama yol açtığını açıklamaya yetecektir. Çok değerli bir insan sessizce aramızdan ayrılmış. Sadece sinemayı sevmesi değil konu. Ilham verici bir hikaye. Yoktan yarattığı “Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi”, buradaki faaliyetler, çok sayıda öğrenciye bu "zehri" bulaştırılması, sektör için çok anlamlı “Görsel Hafıza Projesi”. Öncesinde ve paralelde verdiği sinema dersleri... Birçok sinemacının yetişmesine vesile oluyor. Ve tabii karakteri! Kendime çok yakın bulmamı bir kenara bırakırsak; Merkezdeki etkinlikler de kısır günlük tartışmaların bir parçası olmadığı, döneminin ötesinde bir insan olduğunun ispatı. Çok uzun zamandır kaç parçaya bölündüğümüzün farkındasınızdır: etnik, dini, (hatta mezhep), parti, cinsiyet, vs.... Üniversitelerdeki tüm baskılara rağmen bunlara hiç aldırmadan - ayrımcılık yapmadan, kimseyi dışlamadan.-faaliyetlerine devam etmişler. Böyle bir insani duruş ayrıca çok kıymetli.
Gördüğüm kadarıyla, Merkez zamanla sinema dünyası içinde güçlü bir ilişkiler ağı kurmuş ve bu dünyada ciddi bir ağırlık kazanmış. Buna paralel olarak' sadece sinemacıları değil kültür ve fikir alemimizin önemli figürlerini de çatısı altında öğrencilerle buluşturarak, Boğaziçi Üniversitesi’ne çok önemli bir kültürel hizmet veriyor. (218)

"Sinemayı Seven" Adam açıkçası bu tanımlama kendisini ifade etmek için yetersiz kalıyor. Tutkunu, meftunu, kendi deyimiyle psikopatı, bence de bir "mania". Taşkın bir sevgi. Muhabbet pek kontrollü ilerlemiyor o açıdan. Klasik bir söyleşi gibi değil. Ama en keyifli tarafı bu çünkü konu ne olursa (diyelim iş hayatı dönemi bir Londra yolculuğu ve hoop oradaki sinemateklerdeyiz) olay bir şekilde filmlere kayıyor ve ben kendimi google'da, imdb'de buluyorum. Bahsedilen oyuncu, yönetmen, filmleri araştırırken. Kendisi her fırsatı değerlendirse de yetmiyor! O kadar tatlı ki muhabbet. Abartmıyorum kendisiyle saatlerce Bergman konuşurum, Haneke, Woody Allen keza, Godard çekiştirip Antonioni'ye sallarım. (çok benzer bir damak tadımız varmış) Bir kitap daha yapabilselermiş keşke salt sinema üzerine. Sanırım ömrü yetmemiş hocamızın.
259’da ne kadar mütevazı bir insan olduğuna dair güzel bir anı, o nefis üslupla (şimdi alamadım, sığarsa bir ara belki eklerim)

Kitabın direkt sinema üzerine olduğunu düşünmüştüm ben. Ondan da biraz bu konulara girdim. İki bölümden oluşan kitap “1. Hayat” Boğaziçi sinema dersleri öncesi sıkıcı iş hayatını kapsayan dönem. Ama önemli bir servet edinmesine vesile olan, insanın kolay kolay bırakamayacağı bir hayat. “2. Hayat” (iş hayatını bırakıp ve ciddi servet harcadığı) dersler ve merkezi içeren Mithat Alam’ın kendini bulduğu doya doya sinema anlattığı kısım. İçeriğe girelim biraz (karışık oldu, affola). Merkeze gelen ünlüler -onların dedikodusu (Emel Sayın kısmı çok eğlenceli)-, katıldığı jüriler, bir iki oyunculuk denemesi, oyunculuk kariyerinde her filmde daha da kısalan rolleri :), Reha Erdem ile olan arkadaşlığı, Merkez’den yetişen sektöre atılanlar, Türk Sineması (95-104) Yavuz Turgul, Atıf Yılmaz, Ömer Kavur, Metin Erksan (Metin Erksan ile merkezdeki buluşma(lar) çok iyi ya), genç yönetmenler Emin Alper, Mahmut Fazıl Coşkun vs., Hollywood, star dönemi, iyi oyuncular dönemi, Hollywood 50'ler (105-6), Hollywood 70'ler (106-9), Howard Hawks: Yeni Dalga’nın ilham perisi, İtalya (123-5), Almanya (126), Uzak Doğu (127-132), Auteur yönetmenler, film-noir, screwball comedy (138-9), Bergman (170), Woody Allen (172-3), Visconti, Hitchcock, Billy Wilder, Avrupa Sineması, İtalya Yeni Dalga, Fransa Yeni Dalga, Meryl Streep, Ava Gardner, Cary Grant, Robert Duvall … “Daha ne olsun nankör!” dediğinizi duyuyorum.
İlk beşinizi söyler misiniz?

Birinci sırada “The Godfather” 1 ve 2 (1972 ve 1974) var. O ikisini ayıramazdım, birlikte birinci sırayâ koydum. Sinema âşığı birinin Coppola’nın “The Godfather” serisini sevmemesi mümkün değil. Insana sinemayı sevdiren filmlerin en şaşalı ve muhteşem örneğidir. Macera, dram, polisiye, gangster, aksiyon, hepsi tekmili birden. Ikinci sıramdaki “In the Mood For Love” (2000) aşk ve romantizmin; üçüncü sırada yer verdiğim “Singin’ in the Rain” (1952) keyif, kahkaha ve neşenin; dördüncü sıraya koyduğum Kieslowski’nin “3 Renk” (1993-1994) üçlemesi ise ruhani ve mitik olanın benzersiz örnekleridir.
Beşinci sırada hangi film geliyor?

Beşinci sırada bir film yok. Burada şike yaptım. Bir yönetmen adı verdim. İnsan ilişkilerindeki vazgeçilmez uyumsuzluğun, yabancılaşmanın, yalnızlığın yönetmeni Ingmar Bergman. Bergman filmlerinin her biri bir bütünün parçası olduğu için de Bergman’ın bütün filmlerini birden koydum beşinci sıraya. Bergman filmografisi tümüyle izlenip hazmedildiginde filmleri tek tek ele alındığından çok daha fazla yücelen bir yönetmendir. Aslında Altyazı’dan daha önce ögrenciler benden ilk 100 filmimi istemişlerdir. O zaman pazarlıkla 200’de anlaştık, ama ben şike yapıp 250 filmlik bir liste yaptım. Altyazı listesinde pek şike yoktur, bir tek demin de konuştuğumuz gibi beşinci sırada bir film adı değil yönetmen adı vardır. İkilemeleri, üçlemeleri bir sıraya koymam şike sayılmaz.

Nasıl sayılmaz? İlk beşe otuz film koymuşsunuz! (kahkahalar) (277)

(alper: kahkahalar kitap boyunca devam ediyor)

YETMİYOR DOSTLAR, YETMİYOR! Mithat Hoca gerçekten muhabbetine doyulmayacak bir insan. Aralara serpiştirdiğim alıntılar birazcık kendisine dair izlenim oluşturmuştur. Bir de kitabın sonunda kendisinin hazırladığı yönetmen, film listeleri mevcut. Okuyucuları uzun süre oyalayacaktır.
En iyi 10 yönetmen:
Ingmar Bergman

Diğer yönetmenler (2-10 arası) alfabetik olarak sıralanmıştır
Woody Allen, Robert Altman, Joel-Ethan Coen, Fassbinder, Fellini, Haneke, Hitchock, Kieslowski, Visconti

Sonsözlük bir durum kaldı mı? Neden 4 puan mesela? Kitap kesmedi beni Merkez güzel, hayatından kesitler, anılar güzel ama (yine domuzluğumdan). Keşke sinema dersleri de ayrıca kitapta toplansa. (baktım iki cilt bir kitap çıkarılmış ama o değil). Çok sevdim, çok hayran oldum, kitaba da, iki dostun, iki sinefilin şahane sohbetine de. Listeme çok film ekledim, sinema tarihinin şöyle bir üstünden geçmiş oldum. Sinema seven herkese tavsiye ederim. Kitabın ilham verici finalini okurken tüylerim diken diken olmuştu. O kısmı da aldım. Tüm anlatmaya çalıştıklarımı mükemmel bir şekilde ifade ediyor kendisi, göz atmanızı önemle rica ediyorum:
-Bu sefer ben sana bir soru sorayım: Hirokazu’nun “After Life” (1998) filmini izledin mi?

-Hayır.

-Son senelerin en önemli japon yönetmeni olarak kabul edilen Koreeda Hirokazu’nun “After Life" diye bir filmi var. Bu film bence en iyi filmlerinden bir tanesi değil ama teması çok enteresan. Bence daha iyi yapılabilir ve bir başyapıt olabilirdi. Ölümden sonra kişiler araf olarak kabul edebileceğimiz bir yere geliyorlar. Ve orada herkese yanlarında götürebilecekleri tek bir hatırayı seçme hakkı veriliyor. Seçtikleri anılar artık sonsuza kadar onlarla olacak; onu hep hatırlayacaklar, bilecekler, yaşayacaklar. Filmde birkaç tane karakter var. Film onların yanlarında götürecekleri tek bir hatıralarını seçme süreciyle ilgili. Bu beni düşündüren bir tema oldu. Hakikaten böyle bir şey olsaydı, ben ne seçerdim? Bunun üzerine uzun süre düşündüm. Ve en sonunda ben böyle bir durumda neyi seçeceğimi buldum.

-Çok şanslısınız. Nedir seçiminiz?

-Hocalık hayatımın daha ilk yıllarında, dersimi alan bir öğrencim beni tanıdıktan sadece üç ay sonra bana yedi sayfalık bir mektup yazdı. Bu mektubunda benimle ilgili düşüncelerini ifade etti. O mektubu okuduğum zaman hayatımda ilk defa olarak bir işe yaradığımı hissettim. Birilerinin hayatına dokunabildiğimi ve birilerinin hayatını olumlu anlamda etkilediğimi fark ettim. İşte ben o mektubu okurken hissettiğim ve o andan bugüne kadar da devam edegelen o kalıcı mutluluk duygusunu yanımda götürmek isterdim. (286)


Merkez Tanıtım Videosu (yazıda bahsettiğim): https://youtu.be/fmsfStjmmvg


Mithat Alam ve dev sinema arşivi ('nin bir kısmı 6000 film vardı yanlış hatırlamıyorsam, hee kitap kapağında da var)


Merkez, son derece estetik bir yapı
Profile Image for Deniz.
149 reviews
April 14, 2018
Kitap beni o kadar duygulandırdı ki, ne söylesem az. Mithat Bey'i tanımayı gerçekten çok isterdim. İnsanın tutkularının peşinden gitmek konusunda ne kadar akılcı davranabileceğine harika bir örnek. Öğrencilerini gerçekten çok kıskandım. Sinemayı seven ODTÜ'lü bir öğrenci olarak ben de okulda sinema derslerini takip ettim, oradaki paylaşımın ne kadar özel olabildiğini çok iyi biliyorum. Yaptığı şeyleri iyi ki yapmış, iyi ki hayat onun sinemadan vazgeçmesine neden olmamış. Bu söyleşinin yapılmasına vesile olan herkese de ayrıca teşekkür ederim. Çok büyük keyifle okudum.
Profile Image for Levent.
60 reviews14 followers
January 31, 2017
Muazzam bir söyleşiydi, çok değerli bir insanı kaybetmişiz :(
Profile Image for Adem  Cengel.
10 reviews
May 21, 2017
Sinemaya ilgili, sinemayı seven her kişinin mutlaka okuması gerekiyor bu kitabı.
Displaying 1 - 4 of 4 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.