Kötü bir kitap değil; okumaktan keyif aldığım, bir şeyler öğrendiğim yazılar oldu. Ancak yazarlık üzerine ikinci kitabını okuduğum Enver Aysever'e naçizane bir öneride bulunmak, iki takıntısından kurtulmasının iyi olacağını söylemek istiyorum. Bunların birincisi, "yazarlık"la "yazar olma halleri"ni, sürekli birbirine karıştırması, yazının tekniğine, ruhuna, yazıyı yaratan sözcük ve dil dünyasına pek az değinirken odağa hep yazar olmanın ne anlama geldiğini, yazarlığın nasıl bir şey olduğu meselesini alması. İkinci takıntısı da, yazarlık durumunu özdeşleştirdiği dar ahlakçılık ve ideolojicilik. Yazar denen kişinin ille fikri adına hapishanelerde çürümesi, ille sosyalist olması, ille belli bir muhalefet biçimini benimsemesi gerektiğine dair sahip olduğu kanıksanmış yargı. Aysever, asla kötü niyet içerdiğini düşünmediğim içten bir eğilimle, yazmak denen dünyanın en temel, en geniş kapsamlı ve en "çok nedenli" eylemlerinden biriyle baskı görme, acı çekme, itilip kakılma arasında öyle arzulu bir ilişki kuruyor ki yazarlık denen şeyin bir çeşit mazoşizm olduğu duygusuna kapılıyorsunuz. Meseleyi ilginç kılan Aysever'in yer yer bu kapsamı aşan, yazarlık durumuna gayet sağlıklı yaklaşan, yani bu yaklaşımla çelişen makalelerinin de olması.