Sabahattin Ali, Bulgaristan'a kaçmasını sağlayacak kişinin istihbarat ajanı olduğunun farkına varamadı. Kendisini, adı ölüm olan o dipsiz kuyuya bıraktı.
"Kuyucaklı Yusuf", "İçimizdeki Şeytan", "Kürk Mantolu Madonna", bir dolu öykü ve çoğu şarkı olacak şiirler yazamayacaktı artık. Devlet eliyle öldürülecek, "Ankara" isimli yeni romanı da yarım kalacaktı. Başkentte devletin acımasız çarklarının nasıl döndüğünü, siyasilerin ve bürokratların kirli ellerinin nerelere uzanabildiğini yazacaktı mümkün olsa. Yazamadı.
Başına indirilen bir odun parçasıyla, kanlar içinde yığıldı yere. Yeşil mürekkepli dolmakalemi düştü cebinden. Çantasından, yeni romanının sayfaları savruldu etrafa. Yazıları yetim kalmıştı. Biricik kızı Filiz de öyle. Gözleri bir daha açılmamak üzere kapanırken, cüzdanında güzel Aliye'nin fotoğrafları da ağlıyordu.
Kısacık bir hayata, nesilden nesile miras kalacak eşsiz eserler sığdırmayı başarmış, vatansever bir aydındı Sabahattin Ali. Yazılarıyla haksızlığa, baskıya ve dayatmalara başkaldıran, aşka âşık bir sevda adamıydı.
"Ela Gözlü Pars Celile"nin yazarı Osman Balcıgil'in kaleminden dökülen "Yeşil Mürekkep" acılı kuşağın mücadelesini tarihe not düşen emsalsiz bir roman.
Osman Balcıgil d. 10 Temmuz 1955, İstanbul),gazeteci, televizyoncu, yazar.
Ulusal gazete, dergi ve televizyonların haber bölümlerinde muhabir, editör ve yönetici olarak uzun yıllar çalıştı (1977-2000). O dönemde yaptığı araştırma, yazdığı yazı ve televizyon programlarıyla pek çok ödüle layık görüldü. Latin Amerika’da yaptığı çalışma 1988 yılında Gazeteciler Cemiyeti tarafından yılın röportajı olarak seçildi. Gazetecilik ve televizyonculuk yaşamını 2000 yılında noktalayan Balcıgil'in son çalışması (2016 Mart)) bir roman ve Ela gözlü pars: CELİLE adını taşıyor. Yazarın, ilk altı romanının ismleri Ters Kanatlı Şahin , Bilginin Efendisi , Zerdüşt'ün Sırrı, Dante'nin İstanbul Cehennemi, Pisagor Tepkisi, Mason Locasında Aşk ve Kılç., 53. Risale.
Sabahattin Ali, bir çok yönden kendimi özdeşleştirdiğim bir yazar. Dolayısıyla çok farklı duygularla, anlatılan tüm hüzünleri içimde hissederek okudum bu güzel kitabı.
Çok güzel, sade ve akıcı bir dille yazılmış bir kitap. İstense alabildiğine ajitasyon yapabileceği halde yazar Sabahattin Ali'nin yaşamını tarafsız bir gözlemci tadında romanlaştırmış. Anlatılan yaşam zaten baştan sonra hayal kırıklığıyla, mutsuzlukla, mağduriyetle dolu bir yaşam, dolayısıyla yazarın okuru üzmek için pek çaba harcaması da gerekmemiş.
Başka bir sosyal ağda söylediğimi burada da tekrarlamak isterim. Dünyanın en güzel insanlarından Sabahattin Ali'yi önce iftiralarla yıllar boyu hapislerde tuttuk, finalde de kafasına odunla vurup öldürdük. Bir öbür dünya varsa, Sabahattin Ali orada bizden hesap soracak.
Kocaman yürekli, naif bir adamın hayal kırıklığıyla geçmiş ömrünü merak eden herkese öneririm.
Bir kitabı bitirdikten sonra hiç bu kadar hüzünlendiğimi hatırlamıyorum. Osman Balcıgil inanılmaz yazmış. Ve bu kitabı yazmak için büyük bir emek, araştırma ve bilgi birikimi gerekir. Bu muhteşem eseri okuduktan sonra etkilenmemek elde değildi ayrıca. Özetle ve tek kelimeyle: Harikaydı!
“Canım Aliye Ruhum Filiz” i okuduğumda Sabahattin Ali ile eşinin nasıl tanıştıklarını, aşklarının başlama hikayesini çok merak etmiştim. Ancak bu kitabı okumaya başlayınca Sabahattin Ali’nin aşka aşık bir şıpsevdi oluşunu görmek açıkçası biraz hayal kırıklığı oldu. Ama aşk hayatı dışındaki hikaye tabiki çok üzücü. Bir ülkenin ileri gelen aydınlarına reva görülen zulüm, baskı, onları susturmak adına hayat çemberlerini daraltmak, işine aşına mani olmak hem de sırf dünyaya farklı bi yerden bakıyor diye, sırf dünyada tüm insanlar eşit olsun kimse ezilmesin, insanlar hakkını hukukunu bilsin diye kalemin gücünden faydalandıkları için… Ne çok korkmuşlar kalemin gücünden.. Ne acı ki koca bir yüz yıl geçiyor. Değişen sadece isimler. Aydınlık bir gelecek olacak mı? Benim bu düzenden yana çok ümidim yok açıkçası..
Sabahattin Ali’nin hayat hikayesi son derece akıcı bir üslupla anlatılmış; yazdığı öyküler, romanlar ve şiirler kadar onların hangi şartlarda yazılmış olduğu da gözümüzün önüne getiriliyor. Hazin biten bir hikaye, ama o zamanlarda malesef düşünen üreten insanların hikayeleri genellikle hazindi. Dillere dolanmış bazı şarkıların da Sabahattin Ali’nin elinden çıkmış olduğunu görünce daha da etkileneceksiniz. Bolca Nazım Hikmet adı da geçecek, dönemin siyasilerinin adları da. Edebiyatımızın bu önemli kaleminin hayat hikayesi okunmaya değer.
Kitabı bitirip kapattığımda içime yerleşen hüzün... Hem Türkiye'nin yakın tarihi açısından hem de Sabahattin Ali nin yaşamı hakkında bilgi dolu bir kitap yazmış yazar.
Ah Sabahattin Ali siyasi iktidarin yok ettigi aydinlar, yasaklanan kitaplar, kapatilan dergiler ve yayinevleri yillar gecer ve hicbirsey mi degismez? Cok uzucu
Muhtemelen yanlı ve duygusal yazıldığı için bu kadar popüler oldu bu kitap; lakin ne roman ne biyografi, arada kalmış ve yüzeysel, neredeyse bütünüyle siyasi mücadelesine odaklanmış. Yine de insan Sabahattin Ali hakkında şunu söylemeden edemiyor: Keşke devletin yine bir cinnet haline girdiği 1940’larda işkenceyle öldürülmeseydi de Türk romanının Suç ve Ceza’sını kaleme alabilecek kadar ömrü olsaydı...
abahattin Ali ile ilgili yazılan kitaplardan biri olan Yeşil Mürekkep kitabı bana ilk sayfalarında kurgu olarak basite indirgenmiş ve ilerisine dair okuma isteğini arttırmasa da yazar sayfalar ilerledikçe kendi kurgusunu azaltıp Sabahattin Ali'yi merkeze alınca durumu düzeltmiş önemli olan o ya da bu yazarın Sabahattin Ali kitabı yazması değil zaten Sabahattin Ali yazıları ve kitapları ile anlaşılan fakat bir bütün olarak yaşamının zorluklarını görmek açısından okunabilecek kitaplardır büyük yazarların biyografik romanları. 📌 Sabahattin Ali memleket edebiyatını tercih ettiği vakit başının beladan kurtulmayacağını biliyordu üstüne takip ettiği ve örnek aldığı kişi Nazım Hikmet Ran'dı siyasi iktidarların merkeze hümanizmi koyma gayesi hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Bu sorunla birlikte işçi sınıfı ve siyasi odakların dışında kalan halkın sorunlarını işleyen yazarlar daima ilk hedef olacaktır Sabahattin Ali'de bundan nasibini alacak dayanayacak gücü kalmayınca gitmek istediği yurtdışı da onun sonunu getirecekti. Asıl sorunun siyasi görüşlerden ziyade toplumsal yokluk olduğunun farkına varmak ilk başta siyasileri memnun etmeyeceğinden yazar-çizer kadrosunu dağıtmak, özgürlüklerinden alıkoymak dönemin birinci seçeneğiydi. 📌 Hayatının çoğunu yoksulluk içinde ve değişik hapishanelerde geçiren Sabahattin Ali'nin şimdi en popüler yazar olmasında yaşadıklarının ne kadar önemi var onu düşünmek gerekir bir sürü kitabı ve gazeteyi yokluk ve yoksulluk içinde üreten yazarı günümüzde kaç kişi o dönemin şartlarını göz önünde bulundururak okuyor ve kaç kişi kahvesinin yanına eşlik etmesi ya da hafta sonunun getirdiği boş zamanları popüler olan bu yazarla geçirmek adına Sabahattin Ali ile sadece zaman geçiriyor bunun eleştirisini hiçbir zaman yapmayacak olan bir okur kitlesinin barındığı ülke Türkiye'dir yaşamak yerine okumak ve unutmak izlediğimiz en kolay yoldur. 📌 Matbaa makinesinin satışından gelen para ile borçlarını ödeyip eşine para gönderdikten sonra son parasını biricik kızı Filiz'in Doğan Kardeş'in altı aylık aboneliğini yenilemesi nasıl bir baba olduğunu kanıtlamaya yeterdi.
Gerçekten inandırıcı bir biyografik roman yazmış ama yazarın bazı şeyleri tarafsız yazıp yazmadığını çıkaramadım. Nihal Atsız,Falih Rıfkı ve M. Kemal le olan davalarında ne söyledi ne yazdı da hapse girdi.
Onu ve yasadigi donemi, bayila bayila okudugunuz kitaplari hayatinin hangi donemlerinde yazdigini, aydin olmanin acilarini.. Nazim'i, Aziz Nesin'i anlamak icin alin ve okuyun bu kitabi
sabahattin ali’nin bir kitap karakteri olarak kullanıldığı, yer yer biyografik öğeler de kullanan bir roman yazmış osman balcıgil. o yüzden de daha duygu yoğunluklu bir okuma yapanların (türk dram dizilerinin izleyici topluluğu gibi) üstünden “sabahattin ali markası”nın kaymağının yendiğini düşünüyorum. ne yazık ki akıcı bir dile de sahip değil. imla hataları ve devrik cümleler metnin akmasına ket vuruyor. editör sabahattin ali markasına güvenerek kontrol etmeden onay vermiş gibi hissettirdi. neredeyse her sayfada sözü edilen “yeşil mürekkep” ve sanıyorum 6-7 defa kullanılan “boşa koysam dolmuyor, doluya koysam almıyor” cümlesi içimi şişirdi. son olarak da sabahattin ali hakkında verilen hükümler yazara karşı düşüncelerimle çelişki yarattı. benim için inanılmaz kıymetli sabahattin ali. gerek hayatı, yaşantısı. gerek üslubu ve eserleri. karısına ve kızına gönülden bağlı olduğunu düşündüğümüz s.ali’nin karısını aldattığını öğreniyoruz bir kısımda. başka bir kısımda ayran gönüllü oluşu ve önüne gelene aşık olup evlenme teklif edişleri yer alıyor. hatta 15 yaşındaki bir öğrencisine de evlilik teklif ediyor.
Almanya'ya gidişinden adice katledilişine kadar, Sabahattin Ali hakkında bilinenler, bilinmeyenler... Bütün romanlarını, öykülerini okumuş olsam da onu ne kadar az tanıdığımı düşünüp kederlendim. Bay Balcıgil'in dediği gibi; o gün yazarlarını, düşünen insanlarını baskı altına alan ve onlara yurtdışına kaçmaktan başka yol bırakmayan bir hükümet olmasaydı, bugün kimbilir daha ne Sabahattin Ali romanları, öyküleri, çevirileri, eleştirileri, şiirleri, hatta belki oyunları okuyor olacaktık. Bir görüş ifade etmek, karşıt görüşe hakaret etmeden de mümkündür. Bunu o gün bilmiyorduk, belli ki bugün de bilmiyoruz. Öğrenilmemesi hâlinde de dünyada cehennemi yaşamaya devam edeceğiz böyle. Osman Balcıgil merak ettiğim bir yazardı, tanışmış olduk. Pek alışık olmadığım bir tarzda yazıyormuş, içeriği üzücü olsa da akıcı yazıldığı için okuması kolaydı. Tavsiye ederim. =)
Cok guzel bir kitapti. Bir suru not aldim ve arastirmak istedigim cok konu cikti. Oncelikle sabahattin Alinin kulliyatini okumak farz oldu. Aziz Nrsin keza oyle. O donemki dergilere ulasimimiz olsaydi keske. Markopasa gibi. Serteller ve Nazim Hikmet de yine. Okumam gerekenler. Yeni kapilar acan kitaplari seviyorum. Bu isimleri biliyordum tabi ki amaokumam sart diyecekk derecede merak ettirmesi bu kitapla oldu. Balcigil de kulliyatini okumak isteddigim bir yazar oldu. Tam kitap almamaya soz verdigim donem olmasaydi iyiydi. Yeni yeni kitap listeleri beni bekliyor;))
Okunaklı biyografik roman nasıl yazılıyor sorusuna cevap niteliğinde kitaplar yazıyor sevgili yazar. Yine kendinden olmayanı yutan düzeni anlatırken tarihi arka planı da oldukça kuvvetli anlatmış. Çok hüzünlü bir hikayeydi...
3.5'tan 4. Osman Balcıgil'i Melek, Terörist, Fahişe adlı kitabıyla tanışmıştım ilk ve kalemini çok sevmiştim. Sabahattin Ali sevgim ayrı. Bununla birlikte, belki ben kitaba büyük beklentiyle başladığım içindir, eksik kalmış sanki bir şeyler, tam oturmadı bende.
Sebahattin Ali okuyup sevmemiş olsam bu kitap sonrasında soğuyabilir bile insan. Gereksiz laflarla uzatılmış bir eser. Kısa olsa hayatı önemsizleşmeyecekti zaten, bu çabaya ne gerek vardı? Sabahattin Ali’yi suçlasın mı savunsun mu, şirin mi göstersin, patavatsız mı bilememiş sanki..yazarın okuduğum ilk kitabı belki diğerleri böyle değildir, okumak lazım.
Sabahattin Ali’nin yaşadıklarını, arka planda genç Türkiye Cumhuriyeti’nde olup bitenlere de şahit olarak okumak çok keyifliydi.Son derece sürükleyici,okudukça insanın içini acıtan bir kitap.
Harika bir donem kitabi. Sebahattin Ali nin yazdigi kitaplarin, o guzel siirlerin nasil yazildigi, kimlere yazildigini okumakta cok cok keyifliydi.Fakat kitabi bitirdiginizde iciniz aciyor.
Hiç bir şeyin değişmediğini görmek üzücüydü. İlham alınması gereken bir yaşam... Çok sevdiğim yazarın hayatını derinden bilme fırsatı bulduğum için mutluyum...
*Kısacık bir hayata, nesilden nesile miras kalacak eşsiz eserler sığdırmayı başarmış, vatansever bir aydındı Sabahattin Ali. Yazılarıyla haksızlığa, baskıya ve dayatmalara başkaldıran, aşka aşık bir sevda adamıydı. Sabahattin Ali’nin son dönemi, düşünceleri, duyguları, durumu ile beraber Balcıgil’in kaleminden acılı kuşağın mücadelesini tarihe not düşen emsalsiz bir roman. *Sabahattin Ali döneminin diğer aydınları gibi çok kitap okumuş. Arkadaşlarına, çevresindekilere okumaları için birçok yazar ve kitap tavsiye ediyor. Bunlardan birini görünce içim gitti. Benimde listemde olan, okumak istediğim kitap: Thomas Mann / Buddenbrooks Ailesi. Mann’dan “Venedik’te Ölüm”ü okumuştum ve Sabahattin Ali’nin tavsiyesinden sonra ‘Buddenbrooks Ailesi’ni de listeye almakla doğru yapmışım. *Bir bölümde:” Eğer mevsimlerden yaz ise, lokantanın bahçesinde Darvaş’ı dinliyordu Sabahattin. O zamanlar pek popülerdi Halil Darvaş.” Cümlelerini okuyunca aklıma çocukluk anılarım geldi. Babamın koleksiyonunun en değerli, sevdiği, sık dinlediği uzun çalarlar dan biri “Darvaş’tan Tangolar”dı. Darvaş’ın adını okuyunca dinlediğim o tangolar kulağımda çınladı. Plak kapağı hala gözümün önünde, ama plak ne oldu bilmiyorum. *Kitapta Sabahattin Ali’nin çevresinde olan birçok tanıdık isim var; Aziz Nesin, Cimcozlar, Serteller, Mehmet Ali Aybar gibi. Böyle tanıdık isimler olunca okumak daha keyifli, hem de bir dönemi değişik açılardan, kalemlerden tanımış oluyoruz. *Bir bölümde Sabahattin Ali; sevilmediğine hükmediyor ve ‘Neden?’ diyor, olanları anlayamıyor. Neden? Olanlara tarafsız bakarsak cevap basit: O başkasını sevdi mi ki onu sevsinler. Aslında empati yapıp, dışarıdan kendine bakabilseydi anlardı. Hoş bizler de aynı hataya düşüyoruz, karşı taraftan kendimize, yaptıklarımıza bakmıyoruz. Oysa denklem çok basit: “Ne verirsen onu alırsın.” Vermeden almak, sevmeden sevilmek olmaz. Biz çocukken böyle tiplere “Ayran gönüllü” ya da “maymun iştahlı” derlerdi. Her gördüğü güzele âşık olanlara. Dostu Pertev en güzel teşhisi koyuyor: “O âşık olmaya aşık” diyerek. *Arka kapakta; “Sabahattin Ali, Bulgaristan'a kaçmasını sağlayacak kişinin istihbarat ajanı olduğunun farkına varamadı. Kendisini, adı ölüm olan o dipsiz kuyuya bıraktı.” Diyor. Acaba farkına varamadı mı, varmak istemedi mi? Yaşadıklarından, yalnızlığından yorulduğu için her şeye boş verip kendini olacakların akışına mı bıraktı? Tabii akla bir sürü cevapsız soru geliyor. Bu soruların cevapları Sabahattin Ali ile birlikte gömüldü, bize ‘acaba’lar kaldı. *Sonuca gelirsek Osman Balcıgil okunması, tanışılması gereken bir kalem.
Osman Balcıgil’in 2016 yılında yayınlanan kitabı “Yeşil Mürekkep”, ünlü yazar ve şair Sabahattin Ali’nin hayatını anlatıyor. Kitap, Sabahattin Ali’nin edebi ve siyasi yaşamını, mücadelelerini, ilişkilerini, duygusal ve kişisel yönlerini ele alıyor. Aynı zamanda dönemin siyasi ve sosyal koşullarını da ele alarak, Sabahattin Ali’nin sanatını ve yaşamını şekillendiren unsurları inceliyor.
Roman, Sabahattin Ali’nin zorlu yaşamına ve trajik ölümüne ışık tutarken, yazarın iç dünyasına da odaklanıyor. “Yeşil Mürekkep”, Sabahattin Ali’nin etkileyici yaşam öyküsünü ve eserlerini anlamak isteyen okuyucular için önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Balcıgil’in akıcı ve sürükleyici anlatım tarzı, kitabın kolay okunmasını sağlıyor.
Sabahattin Ali’nin tüm eserlerini çok beğenen bir okuyucu olarak bu kitabı ilgiyle ve merakla okudum. Sosyalist görüşlü bir yazar olması nedeniyle birçok kereler hapise girdiğini ve sonunda istihbarat tarafından 1948 yılında 41 yaşındayken öldürüldüğünü bu kitaptan öğrendim. Kitabın aşağıda alıntıladığım son sözünü de çok anlamlı buldum ve çok beğendim.
“Esasen Sabahattin Ali’nin işkencede yok edilmesiyle istihbarata çalışan bir eleman tarafından kafasına bir odunla vurularak öldürülmesi arasında büyük bir fark yok. Önemli olan iyi yetişmiş beyinlerin en verimli çağlarında siyasal iktidarlar tarafından hayatından bezdirilmesi, ülkelerinden kaçacak noktaya getirilmesi. Sabahattin Ali hapis köşelerinde süründürülmemiş, lafını söylemeye devam edebilmiş olsa “Ankara” ismini vereceği kitabını yazacak, devletin ve bürokrasinin derinlerinde ne tür hatalar yapıldığını örnekleriyle bundan 68 yıl önce anlatacaktı. Yanlışlarından arınmayı, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamayı hedefleyen ülkeler için Sabahattin Ali gibi evlatlara sahip olmak kuşkusuz çok önemli ve değerlidir. Ülkemiz maalesef bu medeniyet düzeyini yakalamaya henüz niyetli değil. Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin üzerinden geçen bunca süre içinde Türkiye’yi yönetenler Sabahattin Ali’ye davranıldığı gibi davranmamayı seçip ülkemizin rotasını medeniyete doğru çevirebilirlerdi. Çevirmediler. Tersine istisnasız bütün siyasi iktidarlar bila fasıla aynı hatayı sürdürmeyi seçtiler. Bugün de durum farklı değil. Havasından mıdır suyundan mı bilinmez, üzerinde yaşadığımız topraklar tıpkı 132 yıl öncesinde olduğu gibi Sabahattin Ali’nin döneminde de, bugün de aklın peşinde koşan evlatlarını yok etmeyi sürdürüyor. Ne yazık… Dipnot: 132 yıl önce Osmanlı’nın yetiştirdiği en parlak beyinlerden biri olan Mithatpaşa 8 Mayıs 1884 gecesi Taif zindanında boğularak öldürülmüştü. “
Kitap, alt başlığında da yazdığı gibi bir “ biyografik roman”. #Yeşilmürekkep Adını, Sabahattin Ali’nin yazılarını yazarken kullandığı, olmazsa olmazı yeşil mürekkepli dolma kaleminden alıyor. Ancak bence kitap asıl olarak; Sabahattin Ali ‘nin yaşamı üzerinden Türkiye’de yetişmiş, ülkenin ufkunu açacak, kalkınmasına düşünsel zemin hazırlayacak iyi beyinlerin, aydınların, sanatçıların, düşünce insanlarının, en verimli çağlarında bizzat siyasal iktidarlar ve hala çözülemeyen karanlık odaklar işbirliğiyle hayatlarından bezdirilmesi, hatta yaşamlarının sona erdirilmesinin trajik ve hüzünlü hikayesi.
Kitap aslında Sabahattin Ali’nin yaşamı üzerinden , arka planda ; Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren, cumhuriyetin kuruluşu ve Sabahattin Ali’nin öldürüldüğü 1948 yılına kadar Türkiye’nin Siyasal, sosyal, edebi, kültürel tarihi-ortamı da harikulade bir dille anlatılmış. Sabahattin Ali’nin yakın çevresi bir çok yazar, sanatçı ve entellektüel de okurken konuk oluyor kitaba. Arka planda demokrat parti dönemini, ikinci Dünya Savaşı’nı, nazileri, ve dünyadaki politik olayları da eşzamanlı olarak takip edebiliyorsunuz. Bu romanın yazarı #osmanbalcıgil ‘in muazzam başarısı.
Bu ülke, aydınlarının yazılarından, romanlarından, düşüncelerinden faydalanarak, gösterilen hataları düzelterek, çözüm yollarını uygulayarak, yanlışlarından arınmayı, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamayı seçmesi gerekirken, bütün bu kıymetli evlatlarını hapislerde çürütmeyi, yok etmeyi seçmiş. Daha doğrusu içerideki işbirlikçileri vasıtası ile bu yola zorlanmış !
İşin en acı tarafı aradan uzuuuun yıllar geçmiş olmasına rağmen, ülkede hâlâ farklı düşünceye, yanlışları eleştirip doğruları gösterene tahammül olmaması. Hâlâ yasakla , hapse atmayla , susturmayla , tek tipleştirici düzenin 80 küsur yıldır, hatta Sabahattin Ali’den çok önce Osmanlı’dan beri yüzyıllardır devam ediyor olması. Günümüzde örüntü kurduğumuzda, kitap bu noktada değişen hiç bir şeyin olmadığını, neden bunca sıkıntıyı yaşadığımızın nedenini de gösteriyor.
Bence bu kitap, tam olarak Sabahattin Ali üzerinden Türkiye’deki aydınlanma mücadelesinin, karanlık ve aydınlığın savaşının hikayesiydi. Maalesef çok acı, üzücü ve trajik bir hikaye… Çok beğendiğim bir kitaptı. Dili sade ve çok sürükleyiciydi. Yazarı #OsmanBalcıgil ‘i bir daha tebrik ediyorum. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.