Osmanlı'da Oğlancılık adlı bu kitap, Osmanlı tarihinde şimdiye kadar gizlenen, esircilik ve devşirmecilik üzerinde yükselen cinsel sapmayı gündeme getiriyor. Araştırmacı yazar Rıza Zelyut, oğlancılık (gulamparelik/Lutîlik) konusunu yeni arşiv belgeleri ışığında bütün yönleriyle ele alıyor.
Oğlancılığın tarihi ve kültürel kökenleri nelerdir? Kutsal kitapların oğlancılığa yaklaşımı nasıldır? Osmanlı'yı yönetenler, oğlancılığı nasıl meşrulaştırdı? Oğlancılık ile kadının değersizleştirilmesi arasındaki ilişki nedir? Hangi Osmanlı padişahları oğlanlar için şiirler yazdı? Büyük Osmanlı şairleri, oğlanları hangi niyetle övdüler? Gulamparelik, sokaklara nasıl indi, şarkılara nasıl girdi? Batılı yazarların Osmanlı'da oğlancılıkla ilgili düşünceleri nelerdir? Oğlancılık konusu akademisyenler tarafından nasıl çarpıtıldı? Oğlancılığın günümüzdeki varisleri kimlerdir? Oğlancılık kimler arasında yaygındı ve oğlanlar nasıl kullanılıyordu? Acemi oğlanlar, içoğlanları, hamam oğlanları, tavşan oğlanlar, oğlancılığın çeşitleri, oğlancıların mekânları ve daha fazlası ilk kez açık olarak bu kitapta.
Kemalistlerin ahlakçılığını sergileyen tamamen homofobik bir kitap. Cumhuriyetin temelindeki erilliği ve elitistliği benimsemiş Rıza Zelyut kitap boyunca bu bakış açısından çıkamıyor, tarihi belgeleri kendi fikirlerine uyacak şekilde yorumlama konusunda herhangi bir çekince görmüyor. Metod olarak Kemalist tarih yazımını desteklemek için ortaya atılan Türkçe'nin dünyanın ilk dillerinden olduğunu iddia eden Güneş Dil Teorisi ile çok fazla paralellik gösteren bir "sözdebilimsel" çalışma diyebiliriz. Kitap içerisinde bir kere bile metodolojik ya da terminolojik bir açıklamaya girilmemekte. Yani kaynaklar ne şekilde kullanıldı, Osmanlı kaynakları ne şekilde modern Türkçe'ye çevirildi, yorumlanırken nasıl bir teknik kullanıldı, edebi metaforlar nasıl keşfedildi, kuir ve feminist teori üzerinden Osmanlı'da eşcinsellik nedir, oğlancılığın nasıl tanımladır, reşitlik ve çocukluk/yetişkinlik Osmanlı'da nasıl algılanmaktadır gibi birçok cevaplanması gereken soru elbette ki cevaplanmamaktadır. Çünkü pozitivizmin ya da Kemalist tarih yazımının tarihi araştırmak gibi bir niyeti yok. Tarih yalnızca kendi yazımlarına uyduğu sürece önemlidir, gerektiğinde de tarih baştan yazılabilir. Zaten Osmanlıca'nın kaldırılması ve Latin alfabesinin getirilmesinin en büyük sebebi de tarih yazımına uygun bir zemin hazırlamaktır. Osmanlıca kaynakları okuyamayan bir toplum, Kemalist tarihe mahkum bırakılmıştır.
Aşırı homofobik ve cahilce yazılmış. Veriler bozuk bir ahlakla ve bugünün değerleriyle değerlendirilerek yanlış çıkarımlarda bulunulmuş. Okumanın zaman kaybı olduğu bir kitap. Eğer ayakları yere basan bir araştırma okumak istiyorsanız Ezgi Sarıtaş’ın Cinsel Normalliğin Kuruluşu adlı kitabını öneririm (Metis) bu beceriksizce yazılmış kitap yerine. Osmanlı cinselliğine değinirken aynı zamanda tarafsız bir şekilde o zamanın ruhunu ve düşünce sistemini de anlatıyor. Üstüne bir de bu topraklardaki cinsellik algısının yüzyıllar içerisinde nasıl değiştiğini de anlatan çok kapsamlı bir tez çalışması.
İlginç bir konu ve kitabın başlığı da zaten okuyucuyu çekmek için yeterli. Osmanlı köle tarihi çalışan biri olarak esere konu hakkında az çok bilgili biri olarak yaklaşmak isterim. Öncelikle yazar, konuyu asla tarihçi gibi irdelemiyor. Köle sisteminde içoğlanı ve cariyeler yazarın dediği gibi aşağı yukarı işlevlere de sahipti elbette, bunu inkar edemeyiz. Diğer taraftan yazar, metnin hemen her yerinde ideolojisi ölçütünde çıkarımlarda bulunarak okuyucuyu da bu bağlamda yönlendiriyor. Yazarın genel tezi, Osmanlı hanedanı Türklük bilincini Osman Bey (Osman Beyi de kendince Odman olarak yazmış ama bu konu hakkında da net bir şey söylemek zordur, ona Ataman Bey diyen de vardır) sonrasında yitirmiş, İslam-Pers-Bizans sentezi bir imparatorluk kurmuş ve bunun da gereği sistematik bir oğlancılık düzeni kurmuşlardır. Anadolu'daki Türkler ise bu oğlancılık sisteminden münezzeh bir topluluktur çünkü onlarda oğlancılık yoktur. Oğlancılık kötüdür ve Sünni Osmanlı sistemiyle alakalıdır. Bu durum cumhuriyete kadar sistemli olarak sürmüştür. Yazar bunu savunurken sürekli olarak divan edebiyatı ve bazı Osmanlı yazarlarından beyitler ve kesitlerle desteklemiştir. Tarih disiplini açısından bu kaynaklar çok sorunludur çünkü bunlar subjektif metinlerdir. Yazar divan edebiyatı ya da tarih alanında yetkin değildir. Hatta celalî isyanlarını bile Anadolu halkının (kimse artık o halk) bu oğlancılık sistemine karşı bir ayaklanma olarak görmektedir (Braveheart mı ya bu?). Başka kaynaklar ve yaklaşımlar lazımdır. Tarih, ideolojik tahminler yapılacak bir alan değildir. Tarih ahlakçılık yapılacak bir alan hiç değildir. Böyle yapılınca konu sulanır, magazinsel hale gelir. Aslında yazarın ele aldığı konu önemlidir, fakat ne yazık ki, yaklaşımı yüzünden ciddiye alınacak veya üstüne ciddi şekilde konuşulacak bir konu olmaktan çıkmıştır.
Bir tarih kitabından ziyade yazarın "Osmanlı'nın sapkınlığı" tezini ispatlamak üzere oğlancılık konusunu işleyen dönem eserlerini derlemesi niteliğinde bir kitap. Osmanlı'da oğlancılık konusu hakkında bilgi edinmek istiyorsanız çok tatmin olmayabilirsiniz; zira kitapta kullanılan dil ve izlenen yöntem, bilgi verici olmaktan çok yazarın kendi görüşlerini savunması niteliğinde.
Farklı yüzyıllarda yaşamış onlarca insanın şiirlerinde, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde bu konu anlatılıyor. Hem saray hem de Anadolu yaşamında oğlancılık çokça görülüyordu. Bunun sebebini şair Gazali açıklıyor: "Yanınızda güzel oğlanlar gezdirin, hamamda onlarla ilişkiye girin kimse bir şey demez. Ancak 2 dişi kalmış bir yaşlı kadınla yan yana yürüseniz kıyamet kopar." Toplumsal baskı ve cinsiyetler arası tabular insanda çok farklı duygular uyandırabiliyor.
Osmanlı’nın bize öğretilmeyen yüzünü ancak 21. Yy’da bile gördüğümüz zevcelik, kumalık ve tecavüz kavramlarını algılamamızı sağlayacak bir eser. Maalesef ülkenin kodlarına yerleşmiş sapıklığı, bugün bile güzel gösterme çabası ve aynı yöntemlerin kullanılıyor olması.. mide bulandırıcı gerçeklik