Jump to ratings and reviews
Rate this book

After the Fact: Two Countries, Four Decades, One Anthropologist

Rate this book
"Suppose," Clifford Geertz suggests, "having entangled yourself every now and again over four decades or so in the goings-on in two provincial towns, one a Southeast Asian bend in the road, one a North African outpost and passage point, you wished to say something about how those goings-on had changed." A narrative presents itself, a tour of indices and trends, perhaps a memoir? None, however, will suffice, because in forty years more has changed than those two towns--the anthropologist, for instance, anthropology itself, even the intellectual and moral world in which the discipline exists. And so, in looking back on four decades of anthropology in the field, Geertz has created a work that is characteristically unclassifiable, a personal history that is also a retrospective reflection on developments in the human sciences amid political, social, and cultural changes in the world. An elegant summation of one of the most remarkable careers in anthropology, it is at the same time an eloquent statement of the purposes and possibilities of anthropology's interpretive powers.

To view his two towns in time, Pare in Indonesia and Sefrou in Morocco, Geertz adopts various perspectives on anthropological research and analysis during the post-colonial period, the Cold War, and the emergence of the new states of Asia and Africa. Throughout, he clarifies his own position on a broad series of issues at once empirical, methodological, theoretical, and personal. The result is a truly original book, one that displays a particular way of practicing the human sciences and thus a particular--and particularly efficacious--view of what these sciences are, have been, and should become.

208 pages, Paperback

First published January 1, 1995

6 people are currently reading
201 people want to read

About the author

Clifford Geertz

88 books243 followers
Clifford James Geertz was an American anthropologist and served until his death as professor emeritus at the Institute for Advanced Study, Princeton, New Jersey.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
32 (29%)
4 stars
32 (29%)
3 stars
34 (30%)
2 stars
8 (7%)
1 star
4 (3%)
Displaying 1 - 6 of 6 reviews
Profile Image for Armagan (any pronouns).
167 reviews38 followers
April 2, 2019
90'larda yayınlanmasına rağmen, kitabın güncelliğini koruduğunu düşünüyorum. Hem bir antropoloğun maceraları olarak hem de otoriter yönetimlerde gündelik hayatı etkileyen politikaları örneklemesi açısından doyum sağlayan bir kitaptı. "Kazananlar"ın kültürü yeniden tanımlayışı, İslam ülkelerinin Batı ve Uzak Doğu ile entegrasyonu hedeflenerek yapılan uluslararası konferanslarda yaşanan tezatlar ve iktidar savaşları; dil ve iktidar ilişkisi gibi çeşitli meselelerden bahseden bir kitap.

Kitabı analiz etmek, onu indirgemek gibi olacak. Yine de, bir tablo ve birkaç vurgu hariç, kitabın Fas ve Endonezya'yı derli toplu karşılaştırdığını (karşılaştırma çabasında olduğunu) söyleyemeyiz. İki ülkeye, kendi gerçeklikleri içinde (farklı bir kültürden gelen bir etnograf olarak Geertz'ün kendi öznelliğini ve sınırlarını da vurgulayarak) yaklaşmış. Ülkelerin arasında zoraki paralellikler kurmamış, ama yan yana nasıl göründüklerini ve belki de farklı yönelimlerini de göstermekten çekinmemiş. "İslam toplumları" hakkında genel bir beyanda bulunduğunu fark etmedim. Kitap belli başlı başlıklara, bölümlere ayrılmış. Bu üst başlıklara rağmen, içeriğin bir miktar dağınık olduğunu düşünüyorum.

Maalesef, diyelim ki çevirmen yetenekli bile olsa, Geertz gibi düşünce dünyası derin olan yazarları çeviriden okurken zaman zaman irtifa kaybı yaşıyoruz. Orijinal metnin derinliğini, yan anlamlarını, metaforlarını yitirebiliyoruz. Kitabın adı "After The Fact", Latince "ex post facto" deyişine referans veriyor. Ex post facto, olaya retroaktif biçimde yani geriye dönüşlü olarak, üzerinden vakit geçtikten sonra bakmak anlamına geliyor. Aynı zamanda "After The Fact", "gerçeğin, olanın peşinde olmak" manasıyla da öne çıkıyor. Dolayısıyla, "Gerçeğin Ardından" başlığı bu anlamı karşılamıyor. Geertz kitabın son sayfasında bu konuya özellikle yer verse de, sadece çeviriden takip eden okuyucunun bu nüansı yakalaması maalesef mümkün olmayabilir:

"En azından benim için (burada bahsettiğimiz de "biz"iz) antropoloji, etnografik antropoloji buna benzer: zihnimde bıraktıkları ayak izlerinden gözden kaçan, gayet havai ve artık çoktan ortadan kaybolmuş filleri yeniden kurmaya çalışmak. "Gerçeğin ardından" ikili bir kelime oyunu, birebir anlamın üstünde iki mecazi dönüştür. Birebir anlamı düzleminde, gerçekler aramak anlamına gelir, benim, tabii ki, "gerçekte" yaptığım şey. lkinci (ve daha da problemli) [olan...], ardında olunanın ne olduğunun bilindiğiyle ilgili bir his [olmamasıdır]. Ama bir hayatı sarfetmenin mükemmel, ilginç, ümitsiz, işe yarar ve eğlenceli bir yoludur."

Bu nedenle "After The Fact", Fas ve Endonezya'da olup bitenlere dair bilgi veren bir metin olmanın yanı sıra, hatta bundan ziyade, bu mühim kişiliğin kaleminden çıkmış bir anı kitabı olarak da okunabiliyor. Bir şeyleri anlatırken, anlatanın süzgecinden geçtiğini hatırlatan bir reminder/hatırlatıcı olarak da düşünülebilir.

Okuma esnasında not almaya üşendiğim keyifli yerlerin dışında, bazı ilgi çekici kısımları da paylaşmak isterim.

"Fas'ın durumunda Fransız ve Müslüman uygarlığının yüksek düzeyleri arasında arabuluculuk yapacak, seçilmiş, eğitimli, okuluna sadık (ve tabii ki hepsi erkek) , Batı eğitimli bir "yerliler" sınıfı oluşturmak için bir elit akademi"de katıldığı bir konferansta "Rektör tarafından Arapça tanıtıldıktan sonra kusursuz bir Fransızcayla konuşan Japon büyükelçi, geleneksel kültürel dengenin korunmasının zorluğundan ve zorunluluğundan bahsetti." cümlesi, satır arasına sıkıştırılmış, yorum gerektirmeyen çelişkisiyle ve koloniyalizm eleştirisiyle tebessüm ettirdi.

"Gerçek İslam"ı tanıtmak amacıyla, Endonezya'nın Açe bölgesinde bir okula götürülüyor. Bir camide toplanıyorlar ve şu olay yaşanıyor:

"Üstat bana Amerikalı astronotların gerçekten aya indiğine inanıp inanmadığımı sordu. (Aya seyahatin ikinci yıldönümüydü ve Aceh'in gazeteleri konuyla ilgili ateşli tartışmalarla doluydu.) İnandığımı, ama Acehlilerin çoğunun inanmadığını anladığımı söyledim; bu da gürültülü gülüşmelere neden oldu. Üstat hiçbir Müslümanın Peygamber'den gelen bir gelenek, yani Nuh tufanıyla ilgili bir hadis yüzünden buna inanamayacağını söyledi. Peygamberin dünyayla ay arasında dev bir okyanus olduğunu, tufanın kaynağının da bu okyanus olduğunu söylediği aktarılır. Eğer Amerikalılar gerçekten de aya gitselerdi bu okyanusta bir delik açarlardı, bu da Nuh'unki gibi hepimizin boğulacağı bir tufana yol açardı. Buna ne diyeceğimi bilemedim ve yapabildiğim kadarıyla Batı biliminin ayın ne olduğu, kaynağı ve niye parladığıyla ilgili açıklamasını anlattım [...] gayet sakin bir şekilde (hem gerçekten öğrenmeye çalışan, hem de, benim de kendimi hissettiğimi sandığım gibi, zaten bilen biri gibi konuşuyordu) , astronotların gerçekten aya gitmiş olamayacağını, çünkü Peygamberin yanılmasının imkansız olduğunu söyledi. Aslında olanın, Kuran'da Nimrod'un başına gelenlerle ilgili anlatılanlara benzediğini düşünüyordu. Nimrod bir ateistti. Tanrı'yı öldürmek için göğe çıkmıştı. (Meselenin aslını farkederek, hem bir Tanrı olmadığına inandığını, hem de onu öldürmek için göğe mi çıktığını sordum ve öğrencilerden takdir belirten gülüşmeler aldım.). [...] aslında Tanrının sınırsız gücünün ve sanırım espri anlayışının kurbanı olmuş. Astronotlara da aynısı olmuş. Bütün kalpleriyle ayda olduklarına inanmışlar, ama aslında orada değillermiş. Bütün çabalarının boşa çıkmasını istemeyen Tanrı sahte bir ay yapmış ve üstüne inmeleri için bir kenara koymuş. Bu argümana karşı ne söyleyeceğimi bilemedim, belki de en iyisinin bir dahaki sefere bir Müslümanın gitmesi olduğunu söyledim ve dağıldık."

"1986 Şubatı'nın sonlarına doğru, [...] Sefrou'nun yeni seçilmiş belediye konseyi, hiçbir uyarı veya açıklama yapmadan, çok acayip bir kararname yayınladı. Bundan böyle, şehirdeki bütün evlerin rengi bej, Fransızca metne göre creme, Arapçasına göre qehwi olacaktı: boya belirtilen yerlerden temin edilebilirdi. Bu kararnameye itaat, herkesin beklediği gibi, tam olmaktan çok uzaktı ve şehir her şeyden çok beyaz, beyaz olmadığı yerlerde de pastel kaldı. Ama hiçkimsenin (en azından benim) beklemediği gibi, kararnameye, şehrin belli yerlerinde ve belli kesimler tarafından, anında ve tamamen uyuldu. Evlerin bazıları tasarım şaheseri olan, parlak renklere boyanmış renk renk önyüzleri, o gün içinde boz bir homojenliğe boyandılar. [...] münasip bir İslami şehrin, "bir 'din' yerinin" şu günlerde nasıl olması, nasıl bir his vermesi, nasıl görünmesi gerektiğiyle ilgili bir tartışma. İslami şehir [diye] bir şey var mı? Eğer varsa, neresinin İslami olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer öyle bir şey varsa ve neresinin İslami olduğunu söyleyebiliyorsak, dini karakterinin pratik işleyişinde rolü var mı? İslam dünyasında şehir yaşamının tektipliğinin abartılması, bu yaşamın tasvirlerinin idealleştirilmişliği... bu şehirleri arka planda Avrupalı deneyimleriyle görme
eğilimi [...] Fikrin ta kendisi artık üzerine bir soru işareti kaynatılmış olarak geliyor.
"

"ülkeyi devlet yönetiyorsa devleti kim yönetiyor (ya da bizim neyin yönettiğini hayal etmemiz lazım)?"

"Ama burada sadece iki şeyden bahsetmek ve [...] bağlamak istiyorum: Javacada statü belirtmeye ve Arapçada cinsiyet belirtmeye yapılan vurgu. [...] kime itaat edildiği ve cinsiyet farkının ne kadar önemli olduğu. javaca çalışırken eğitmenlerim statü belirtmede yaptığım hataları (hata yapacak o kadar çok fırsat var ki) titizlik ve ısrarla düzeltirken cinsiyetle ilgili hataları az çok hoşgörünce ve javalılar gibi üniversite öğrencisi olan ve hiç de gelenekçi olmayan Fasça eğitmenlerim cinsiyetle ilgili bir tek hatanın (yine hata yapmak için bir sürü fırsat) bile düzeltilmeden geçmesine izin vermezken statü belirtmenin olduğu kadarıyla bile hiç ilgilenmiyormuş gibi görününce farkettim. javacada mevkiyi doğru tutturduktan sonra cinsiyetin doğru olup olmadığı farketmez (zaten çoğu zaman sözlükte nötrdüler), yahut pek de farketmez. Fasçada cinsiyetleri karıştırmak neredeyse
tehlikeli gibiydi; javaca eğitmenlerim gibi tamamı erkek olan Faslı eğitmenleri endişelendiriyordu bu. Ama mevki neredeyse hiç gözönünde bulundurulmuyordu. [...] Etrafınıza bu gözle bakmaya veya kulak kabartmaya bir kez başlarsanız, yeni bir parçacık bulan bir fizikçi gibi ya da yeni bir etimoloji bulan bir filolog gibi, her yerde "kanıt" (ya da "aksi yönde kanıt") görmeye başlarsınız. "Kültür" çoksesli hatta ahenksiz hale gelir.
"

Geertz'ün yer yer esprili bir dili ve farkındalığı var. Zaman zamansa sıkıldım. Uzmanlık gerektiren bir kitap olmamasına rağmen bir çırpıda okunabilir olduğunu düşünmüyorum. Farklılık aşikârsa da, "Endonezya'nın ve Fas'ın yakın tarihini Türkiye bağlamında düşünmek ne derece anlamlıdır?" sorusuna da kapı aralıyor. Neticeye varamasam da, okuma sürecinde güncel Türkiye'yi düşündüğüm anlar oldu.

Son alıntımsa şu, kendini ve çevresini anlamak isteyenler için değerli bir farkındalık olduğunu düşünüyorum: "Aslında tam olarak, erkek egemen imgelemin sunacağı gibi, bir kültürün içine girmezsiniz. Siz onun yolunda durursunuz, o da sizin üzerinize gelir ve sizi kendisine katar."

Alıntılar için kitaba tekrar göz atınca, sandığımdan çok daha dolu ve teorik olduğunu da fark ettim.
Profile Image for Nanto.
702 reviews102 followers
August 21, 2014
memoar yang dalam baik secara personal maupun intelektual. di beberapa bagian pembandingan dua daerah yang membuat Geertz mendalami kajiannya dan kemudian dikenal di komunitas akademis sebagaimana saat ini membuat saya tidak mudah untuk mencernanya. pada bab "country" terutama. namun pada bab culture, hingga akhirnya ia menutup dengan bab modernity, semuanya terjalin utuh; memberikan gambaran otentik tentang apa yang telah ia lakukan dan apa yang layak untuk dipikir ulang, dikaji kembali apa itu "fact" yang telah ia tuangkan dalam tulisan-tulisannya. secara personal, buku ini menguraikan ingatan Geertz tentang lokasi penelitiannya, perkembangan kajiannya mulai saat ia memasuki pascasarjana hingga menekuninya sebagai profesi.

Berkesan retrospektif memang, meski Geertz di akhir buku ini lebih suka menyebutnya dengan ex-post interpretation karena baginya, "understood backward phenomena anthropologists are condemned to deal
with". Geertz memberikan detil dan latar kegiatannya di lapangan yang memperkaya pengetahuan akan konteks sejumlah buku dan tulisan yang telah ia sajikan. seperti cerita saat ia dan istrinya berada di Bali yang di tengah ketegangan Perang Dingin dan bangkitnya nasionalisme Indonesia, posisi orang asing, baik peneliti seperti dirinya atau bukan menjadi terancam. Di saat banyak orang asing kemudian memilih untuk meninggalkan Indonesia atau paling tidak memilih berada di lokasi yang terjamin keamanannya, Geertz tengan berada di sebuah desa di Bali yang pada satu kesempatan ia ditemui oleh dua orang penduduk yang saling dorong untuk menanyakan sesuatu. ketika kemudian salah satu dari dua orang itu bertanya, dialognya pun menjadi sangat "global" meski terjadi di sebuah dusun di Bali. kedua orang itu bertanya tentang kebenaran berita yang didengarnya dari RRI tentang peluncuran roket Russia. mereka bertanya kepada Geertz yang orang Amerika dan sumber beritanya adalah BBC world news. Geertz membenarkan berita yang didengar oleh dua orang itu, hingga kedua orang itu menjadi demikian yakin, dengan dasar, tidak mungkin lagi salah jika berita tentang rusia dibenarkan oleh orang amerika. Geertz menilainya, sebagai "Empiricism in action. Intercultural communication professionally effected. The Cold War in real time."

Hingga akhir buku ini, kisah tentang dunianya dan pencariannya akan "gajah" (baca" fakta) antropologis, ditutupnya dengan kalimat yang dalam bahasa alay jaman sekarang disebut co.. cwiiit, "There is not much assurance or sense of closure, not even much of a sense of knowing what it is one precisely is after, in so indefinite a quest, amid such various people, over such a diversity of times. But it is an excellent way, interesting, dismaying, useful, and amusing, to expend a life."


layak dibaca detil di saat senggang, berharap banyak menemukan so many co.. cwiiit sentences in this book!
Profile Image for Furkan.
7 reviews11 followers
July 22, 2013
Geertz is an excellent anthropologist, and this book is one of his bests. But, sadly, the quality of the translation is poor.
168 reviews
August 15, 2020
Excellent

A good anthropologist and excellent writer. Even if anthropology is not your field you will be riveted by this book
Profile Image for Andrejs Gusevs.
86 reviews2 followers
May 7, 2024
Интересное. Немножко антропологии, немножко сравнений Индонезии и Марокко, немножко о научном методе. Но следить за мыслью довольно непросто.
Profile Image for Boen Mada.
8 reviews1 follower
December 19, 2012
baca yang versi bahasa indonesia. entah, selalu senang yang ngantro-ngantro gitu.. hihihi
Displaying 1 - 6 of 6 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.