"Tek hakları vardı! Ya doğmayacaklardı, ya ölmeyeceklerdi..." Şehrin en gizemli uyuşturucu çetesinin peşinde olan Narkotik Başkomiseri Yakup, mezarlıkta onu neyin beklediğinden habersizdir. Önce çatışma çıkar, vurulur ve geçmişine uzanan kirli şebekenin üzerindeki örtü kalkar. Sonrası çok daha karanlık, çok daha mide bulandırıcıdır. Her ipucu onu Genç Cumhuriyet'in ilk varoşlarına, başkentin suç krallığının içine, insanların hakkında konuşmaya bile çekindiği Çinçin Bağları'na götürür. Roman boyunca ev ev, sokak sokak gerilimi yaşayacak, o renksiz, sessiz, dilsiz gecekonduların içinde akıllara durgunluk veren yaşamlara tanıklık edeceksiniz. Sonunda, hayatın anlamsızlığını, insanların ölüm karşısındaki çaresizliğini en iyi anlatan mekâna; Cebeci Asri Mezarlığı'na gideceksiniz. Siz de onlarla beraber ölmek isteyeceksiniz.
Çukurova, Sakarya ve Anadolu Üniversitesi’nde eğitim gördü. Yayınlanmış kitapları, Mabet (Kari-a I) 2015, Ölü Doğanlar – Gri Şehrin Yitik Bebeleri I 2016.
Sağlam bir kurgu üzerine oturtulmuş, güzel bir polisiye roman. Geçmişten günümüze çeşitli olayları ve karakterleri birbirine bağlayarak gerilimi güzel bir tempoda tutmayı başarmış yazar arkadaş. Tavsiye edilir. Devamı da beklenir.
Doruk Ateş kitapları uzun zamandan beri kütüphanemde bulunuyordu. Ancak okumak şimdi kısmet oldu. Çok geç kalınmış bir okuma olduğunu belirtmeliyim. Bu arada neden önce Mabet yerine Ölü Doğanlar'ı okudum bilmiyorum..
Birbirinden ayrı ama birbiriyle ilişkili olaylar ve insanlar nasıl bu kadar muazzam ve gerçek bir şekilde bir araya getirilir.. Bu kadar çok karakterin nasıl olur da , isimleri, bulundukları mekanları, kılık kıyafetleri, fiziksel özellikleri, hiç not almanıza gerek bile olmadan aklınızda kalır.. Hatırladığınız çizgi film karakterileri siz hiç anlamadan hikayenin içine nasıl adapte edilmiştir.
Nasıl olur da siz dalmiş okurken ana karakter Yakup'un sinirlendiği anlarda "Hah şimdi tükürecek" diye içinizden geçirirsiniz ve tepkinize kendinizde şaşırırsınız.. İşte tüm bunlar yazarın başarısıdır.
Kısacası ; ben bayıldım
Kitabın konusu ile ilgili herhangi bir detay yazmıyorum sadece minik bir ipucu vereyim. Uyuşturucu, ölümler, çocuk cinayetleri, çalınan doğum ve ölüm belgeleri, askerin, polisin, hemşirenin olaylara dahil olduğu sıkı çok sıkı bir polisiye.
canavar gibi bir Ankara polisiyesi. olay örgüsü, kurgusu ve soruşturmanın adım adım derinleşmesi ikinci romanını yazan bir yazar için takdire şayan... yerli polisiye severlerin, Behzat c. severlerin beğenisini kesin kazanacak bir kitap. devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
Kitabı elime almama en büyük etken adı olmuştu. İsmiyle kendine çeken bu eseri okudukça sayfaları yırtmamak için kendimi zor tuttum. Yazarın gerek eleştirel bakısı gerekse olağanüstü kurgusu beni içine çekti. Okumanızı gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğim enfes bir roman.
Mabet'ten sonra #dorukateş polisiyesine uzun bir ara vermiştim. Şimdi de #ölüdoğanlar ile bu özel keyfe kaldığım yerden devam etmiş oldum. Her ne kadar hikayenin bittiği sayfayı "E bunun son sayfaları eksik, n'oldu şimdi? Kimmiş, neymiş?" diye delirerek çevirsem de (bu, yazara cidden kızdığım tek an 😂) kitabı gerçekten çok beğendim. Hikaye özgün, konunun ilerleyişi asla sıkıcı ya da sıradan değil. Sadece "sonu neden havada kaldı ya" diye kızdım biraz ama devamı geliyorsa, kızgınlığım hemen geçer yani.. 😅 Hikâye sizi mutlaka bir yerinden içine alıyor zaten ama ben kendimi bir de şöyle dahil ettim ki; bugün rezervasyon yaptırıp Göksu Lokantası'nda Halep işi ve sufle yiyeceğim. 😂 Bir Ankara bebesi olamasam da; doğduğum ve yaşamakta olduğum şehrin Ankara olması bana hep gurur vermiştir. Bu gurura ortak olmanızı tavsiye ederim. =)
İşin içinde iş olan kötü adamların arasına polis ve askerden insanların da katıldığı, uyuşturucu, cinayet , çocuk kaçırma ... gibi olaylarla derinleşen bir kitap . Kitabın devamı da olacakmış. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum 😉
Kitap gerçekten çok sürükleyici. Olay örgüsü ve karakterler çok güzel kurgulanmış fakat kitabın sonuna gelip tam da olayların çözülmesini beklediğin anda kitabın bitmesi ve olayların devamını öğrenebilmek için 2. Kitabın çıkmasını beklemek zorunda olmak biraz can sıkıyor.
Hafızam beni yanıltmıyorsa okuduğum ilk Türk polisiyesiydi bu kitap. Türe özel ilgimin olmayışı bir yana gözüme çarpanlar da hiç ilgimi çekmeyince pek fırsatım olmadı. Ölü Doğanlar'ı bu yüzden ayrı bir hevesle okudum.
Öncelikle konusundan bahsedeyim biraz. Yakup Başkomiser'in peşinde olduğu bir uyuşturucu çetesi var. Onlara baskın yapmayı düşündüğü bir gece yıllara uzanan bir suç ağının içinde buluyor kendini. 80 darbesinden başlayıp 2003'e kadar uzanan bir suç zinciri hayal edin. Bir anda domino taşı misali yıkılıyor ve isimlerin, tarihlerin dahi belirsiz olduğu bunca bilgi yığını arasında Yakup suçluları öldüren bir katili aramak zorunda kalıyor.
Kitapta en sevdiğim şey şüphesiz kurguydu. Onca kişi, olay, suç ve tarih arasında kurulan bağ etkileyiciydi. Gerçeklerle alakası olmadığını başta söylüyor yazar ama yine de insanın tarihe merakını çekecek bir etkisi olduğunu düşünüyorum ki bu yüzden kitabı sizlere de tavsiye ederim.
Ayrıca yazarın epeyce araştırma yaptığı ve Ankara'yı avucunun içi gibi bildiği izlenimine kapıldım okurken. Ankara'yı hiç görmemiş biri olarak söyleyebilirim ki kitapta geçen yerler merakımı cezbetti.
Tabii beni rahatsız eden birkaç detay da yok değildi. Bunların en başında Yakup karakteri geliyor. Bencil, huysuz, saygısız davranışları ile aklımda bir sürü olumsuzluk bıraktı. Ailesine karşı sürdürdüğü umursamazlık mı dersiniz, her şeyi halının altına süpürmesi mi dersiniz, mesai saatlerinde bile içki içecek hatta soruşturmaya bu halde gidecek pervasızlığı mı dersiniz, sürekli sigara içmesi yetmiyormuş gibi çevresine verdiği rahatsızlık mı dersiniz, küfürlü konuşması mı dersiniz bilmem. Hiç sevmedim bu karakteri.
Volkan ise ayrı bir sıkıntı oldu benim için. İki dil bilen, klasik müzik dinleyen kolej çocuğumuzun bu kadar argo konuşması hayal kırıklığı oldu. Ben şairane bir dil de beklemiyordum halbuki. Tek istediğim küfür etmeden kendini ifade edebilmesiydi. Belki toplumumuza bu karakterler sıkça görülebilir ama bu kadarı biraz fazla geldi bana. Sadece ikisi de değil üstelik, neredeyse tüm karakterler bu şekilde konuşuyordu.
Son olarak bir parça da gereksiz detaylara değinmek istiyorum. Konu çok kapsamlı, onlarca karakter ve lakap arasında katili ararken bazı yerlerde gereksiz detaylar olması biraz akıcılığı düşürmüştü ama sonlara doğru bu durum toparlanıyor. Ve ilk kitap güzel bir noktada sona eriyor.
Kitap benim için sevip sevmeme arasında bocaladığım kitaplardan biri oldu. Benim kadar detaycı değilseniz seveceğinizi düşünüyorum.
Yazarın ilk kitabına göre bu kitapta karakter sayısı çok fazla, bu yüzden akılda tutması ve kurulan bağlantıları analiz etmesi oldukça zorlayıcı. Ancak bunun aksine kurgusu çok basit, yorucu değil. Hikaye ise ilk kitaptaki gibi ailevi bağlar üzerine inşa edilmiş. Yazarın ilk kitabıyla tekrara düştüğü tek nokta bu olmuş. Genel anlamda çok akıcı Ankara'yı bilenler için de okuması çok zevkli bir kitap. Alternatif arayanlara tavsiye ederim.