Dünyadaki bütün kutsal metinlerin “hikâye ederek” anlatma yöntemini kullanması boşuna olmasa gerek. Peki, bu zamanın hikâye anlatıcıları kendisine ve muhataplarına hangi hikâyeleri, nasıl anlatmalı? Zor soru. Ama zamanın sınavından geçmiş, yüzyıllarca bu toprakların insanlarının mayasına karışmış hikâyeleri görmezden gelerek olmadığı kesin! Bin Bir Gece Masalları’nı, Hazreti Ali Cenkleri’ni, Gazavatnameleri, Battalnameleri, Hamzanameleri, Nasreddin Hoca Hikâyeleri’ni ve elbette Dede Korkut Hikâyeleri’ni görmeden; bu anlatıların neyi nasıl yaptığını, nasıl bu kadar uzun süre hayatta kalabildiğini anlamadan kendini, yaşanan alemi hatta zamanın ruhunu dahi anlayabilmek, yeniden hikâye anlatmaya devam edebilmek mümkün değil. İşte sevgili okur, bu soruyu kendimize sorup durmaktan vazgeçip çoğu kuşakdaşımız olan öykücülere de yöneltince ortaya bu kitap çıktı. On iki değerli yazar ölümsüz Dede Korkut Hikayelerinden birer tane seçti ve onu kendi öykü anlayışına göre yeniden yorumladı. Güven Adıgüzel, Arda Arel, Naime Erkovan, Akif Hasan Kaya, İsmail Özen, Mukadder Gemici, Güray Süngü, Aykut Ertuğrul, Osman Cihangir, Emre Ergin, Güzide Ertürk ve Mustafa Çiftçi, birer hikaye aldılar önlerine ve dediler ki; Korkut Ata bize ne söyledi. Biz onun söylediklerini kendi dilimizce, kime, nasıl söyleriz?
1981 doğumlu. 2009-2011 yılları arasında arkadaşlarıyla Yumuşak Ge dergisini çıkardı. 2008’den bu yana çeşitli dergilerde öykü ve yazıları yayımlanıyor. Hâlen Post Öykü dergisinin yayın yönetmenliğini yürütüyor. Keyfekader Kahvesi isimli ilk öykü kitabı, 2011 yılı Ömer Seyfettin Öykü Ödülü’nü aldı. Mümkün Öykülerin En İyisi isimli ikinci öykü kitabı, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2013 yılının en iyi hikâye kitabı seçildi. 2016 yılında Korkut Ata Ne Söyledi (Güray Süngü ile birlikte), 2018 yılında Acâibü'l Mahlûkât isimli kolektif öykü kitaplarını yayına hazırladı. 2018 yılında Necip Fazıl Hikâye-Roman Ödülü’nü aldı.
On iki ayrı yazar, on iki ayrı Dede Korkut hikâyesini cover'lamış. Bambaşka öyküler çıkmış ortaya. Hikâyelerin bir çoğunun aslını bilince, bu halleriyle farklı ve güzel bir okuma deneyimi oluyor.
Dede Korkut Oğuznameleri uzun süredir halkbilimcilerin gündeminde. Türk kültürü ve folkloruna dair çıkarımlar yapmak için önemli veriler sunan Oğuznameler’in 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülüyor. Hikayelerin tarihi ise daha da eskiye dayanıyor. Yazmalardaki bilgilerin ışığında tarihsel sağlama yapıldığında 7. yüzyıla kadar geri götürebiliyor bu hikayeler. Bizim için ilginç olansa bu hikayelerin halen canlılıklarını koruması. Deli Dumrul, Boğaç Han, Basat, Uruz Bey ve diğerleri yazmaların sararmış yapraklarından bize bakıp “her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası” diyor gibiler.
Kültürün aktarımı, devamlılığı ve dönüşümünü anlamak için bu tarz klasik metinler büyük önem taşıyor. O kültürün zihin kodlarını, hayat tarzını, değerlerini ve zevkini ifade etmesi bakımından inşa edici ve taşıyıcı rol oynayan klasik metinler, çağları aşarak o kültürü doğuran milletin ruhunu temsil ediyor. Bu bakımdan, bu metinlerin yeniden üretimi, dönüştürülmesi ve yeni adaptasyonları, biçim değişse de sabit kalan özü görmemizi sağlıyor. Dede Korkut’un bu tarz bir yeniden yazma tecrübesi, Korkut Ata Ne Söyledi? başlığıyla kitaplaştırıldı. Editörlüğünü Aykut Ertuğrul ve Güray Süngü’nün yaptığı çalışmada, günümüz öykücülerinden 12 isim, Dresden nüshasındaki 12 destansı Oğuz hikayesini yorumlayarak yeniden yazdılar. Çalışmada yer alan isimler şöyle: Güven Adıgüzel, Arda Arel, Naime Erkovan, Akif Hasan Kaya, İsmail Özen, Mukadder Gemici, Güray Süngü, Aykut Ertuğrul, Osman Cihangir, Emre Ergin, Güzide Ertürk ve Mustafa Çiftçi.
Bu yeniden yazım denemeleri, kültürün aktarımı ve dönüşümü bakımından olduğu kadar, günümüz öyküsünün ivme ve eğilimlerini göstermesi nedeniyle de dikkat çekici. Geleneksel edebiyatta aynı mesnevi ve masallar tekrar be tekrar anlatılarak mükemmelleştirilir. Her yazar kendinden bir şey katar. Örneğin elimizdeki öykülerin bazılarında da otantik hikayeye tamamen sadık kalınarak söyleyişte, dil ve üslupta ince işçilik gösteren yazarlarla karşılaşıyoruz. Orhan Şaik Gökyay’ın Dede Korkut’undaki özgün haliyle kıyaslandığında bu işçiliğin, dil lezzetinin günümüz öykücüleri tarafından nasıl başka bir zirveye yükseltildiğine şahit oluyoruz.
Yazarların bazılarıysa, otantik hikayenin ruhunu ya da olay akışını alarak onu bambaşka bir veçheye büründürmüş. Örneğin, Arda Arel, “Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması” hikayesini yeniden söylerken fantastik ve bilimkurgu ögelerini kullanarak büyülü gerçekçi bir atmosfer yaratmış. Birbirine öylesine yakın ama bir yandan da çok farklı üç kavram kullandığımızın farkındayız. Fakat Arel, tahkiyenin gücüyle bu ögeleri harmanlayarak tuhaf olduğu kadar inandırıcı bir hikaye evreni yaratmış. Akif Hasan Kaya’nın yeniden yazım denemesi ise başlı başına bir halk hikayesi olarak dikkate değer. Güray Süngü’nün Yegenek’in hikayesini günümüzde geçen bir şehit hikayesiyle birleştirerek zamanlar üstülüğü ve devamlılığı vurgulamayı başarmış. Güven Adıgüzel’in dilinden Boğaç Han’ın öyküsü ise uzun bir şiire dönüşmüş.
Hülasa, bu derleme, yeniden yazım bağlamında geleneğin dönüşümü bakımından dikkat çekici olduğu kadar, belirli bir hikayeye yazarların kendi renklerini, dil lezzetlerini nasıl olup da katabildiklerini görebildiğimiz için de önemli.