"Hukuk göstergebiliminin hukuk kuramı tartışmaları içerisinde dikkate alınması gereken
birinci iddiası, hukuka ilişkin bilginin, doğal hukukun önerdiği gibi, Tanrı ya da akıl
kaynaklı yüksek ahlaki ilkelerden elde edilemeyeceğidir. Zira yapısalcı göstergebilim,
öncelikle, dil göstergesinin toplumsallığına, ya da uzlaşımsallığına işaret etmek
suretiyle, anlamı dile içkin toplumsal bir olgu olarak ele alır. Yapısalcı hukuk göstergebilimi uygulamasında ise Greimas, hukuksal anlam evreninin yaratıcısı olarak
yasakoyucuyu belirlemekle, böyle bir doğal hukukçu görüşü reddeder. Mantıkçı
göstergebilim, anlamı pratik etkilerin düşünülmesiyle eş tutarak her türlü metafiziksel
açıklamayı reddetmiş, ahlak felsefelerinin pek çoğunda bulunan sezgiyi, bir bilgi
kaynağı olarak görmemiştir.
Hukuk göstergebiliminin ikinci iddiası, hukukun, uygulamadan bağımsız bir şekilde
tasavvur edilebilecek kurallar bütünü olarak görülemeyeceğidir. Bu görüş, itiraz
noktaları farklı olmakla birlikte her iki hukuk göstergebiliminin de pozitivizm eleştirisi
olarak kabul edilmelidir. Yapısalcı hukuk göstergebilimi örneğinde, hukuksal bildirişim
süreci ikili bir göstergesel sistem olarak açıklanmış, dolayısıyla yasakoyucu yegâne
kaynak olarak görülmemiş; mantıkçı hukuk göstergebiliminde ise, yorumlanmadan var
olan bir hukuk kuralından söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Yorumlama, mantıkçı
göstergebilimde, bir normun yorumlanarak belli bir içeriğin sürdürülmesi anlamına
gelmemektedir. Peirce’ün semiosis olarak adlandırdığı ve nasıl düşündüğümüzün yanıtı
olan gösterge süreci, daima yeni bir göstergenin doğumuyla sonuçlanmaktadır.
Dolayısıyla yorum faaliyeti, yorumlanan göstergeyi değiştirmektedir.
Bu şekilde ele alındığında, kaçınılmaz sonuç, hukukun bir yargılama faaliyeti olarak
görülmesidir ki, bu da, hukuk göstergebiliminin üçüncü temel iddiasını oluşturmaktadır.
Buna göre, hukuka asıl içeriğini veren, yargılama faaliyetidir. Yargılama faaliyeti
dışında hukuk hakkında yapılacak her türlü tartışma, spekülasyondan ibarettir. "