"Benim gibi bencil, çıkarcı, hatta çoğu zaman yalancı, yüzeysel ilişkiler uzmanı birini ancak Ali gibi biri sever diye düşündüm. Benim kadar kusurlu birini ancak onun kadar kusurlusu severdi. İyi bir insanın beni sevemeyeceğini, sevmeyeceğini düşündüğümden Ali'yi tüm hataları ve kötülüğüyle kabul ediyordum.
Hak ettiğim şeyin, bu olduğuna inandırmıştım kendimi. Ona olan aşkım bir şekilde kendimi cezalandırma yöntemimdi."
Birbirine taban tabana zıt iki karakter Pelin ve Ali'nin olmayanı oldurmaya çalışmasını Pinkfreud'un eğlenceli kaleminden okuyacağız.
Sorun bende değil Sende ve Sorun Bendeymiş kitaplarının yazarı, 2011 Blog Ödülleri moda blogları 1.'si "bi kot bi tişört"ün sahibi, bir kitap okuyup hayatı değişmeyen, onun yerine bir kitap yazan ama hayatı hala değişmeyen insan.
Niye bu kadar gereksiz beklentiye girdiğimi ben de anlamadım aslında ama kitabın daha ilgi çekici olmasını, en azından yaşanan bir olayın bi yere bağlanmasını, gerçekten bu denli birbirine uzak olmamasını dilerdim. Olaylar çok hızlı gelişmiş ve hiçbiri birbiriyle alakalı değil. Bazı davranışların sebepleri bile yok. Sürekli noluyor, noluyor diyorsun. Karakterlerde de sıkıntı büyük. Mesela protagonistimiz Pelin etik kuralların neredeyse hepsine karşı gelen, abartılı Türk kızı modelini bile çarpıtarak yansıtan biri. Aldatmanın normal görünmesi, erkek arkadaşın paranoya yapmasının sürekli kıskanıp etmesinin, emotional abuse'un da sevgi dahilinde gösterilmesi, hatta kızın erkeğin yaptığı tüm kötü şeylere rağmen hayatının merkezi yaptığı adamı seviyorum yine de ulan tribinde olup her yaptığına göz yumması... Hangi birinden bahsetsem bilemiyorum. Ne karakter gelişimi var ne de elle tutulur bir gelişme. Zaman kaybıydı diyebilirim. Sonunun daha güzel bağlanması, olayların geçiştirilmemesiyle kitap daha iyi olabilirdi sanırım.
Blog yazmaya başladığımız ilk dönemlerde takip ettiğimiz bloglardan tanıyanınız çıkar Pinkfreud'u. Kendisinin blog yazılarını okumuşluğum var fakat kitaplarını okumamıştım daha önce. Geçen sene izinde vakti gelince kafa dağıtmak için bir çok okurun tabiri ile çerezlik bir kitap olarak almıştım. Bu pandemi döneminde evden çıkamadığımız bu günlerde ağır şeyler okuyup zaten bunalan ruhumu daha da büyük bir hasara uğratmamak üzere elime bu kitabı aldım. Beklentim fazla yüksek değildi. Edebi bir yapıt da vadetmiyor yazar zaten. Gelelim konusuna. Yaşadığı ufak şehirden üniversite de okumak için İstanbul'a gelen Pelin'in hikayesi bu. Aşık olduğu adamla yaşadıkları saçma sapan bir ilişkiyi okuyoruz. Pelin daha önceki sosyal hayatından Ali sayesinde koparılıyor ve evde pinekleyen, kimse ile görüşmeyen asosyal bir ilişkiye sahip olan bir ikiliye dönüşüyorlar. Pelin Ali ile tanışmadan önce Berlin'e yerleşip orada çalışmayı planlarken Ali ile ilişkisine başladıktan sonra bu hayallerini askıya alıyor. Kitabın sonuna doğru ne yapıp edip çok uzun süre uğraşlar sonucunda Ali'ye de vize çıkartıp Berlin'e tatile gidiyorlar. Tatil dönüşü aylardır Pelin'in aslında yapmak istediği ama yapamadığı ve Ali'nin yapması için binbir bahane bulduğu ayrılık gerçekleşiyor. Pelin Ali tarafından terk ediliyor.
Şunu söylemeliyim ki kitabın alt başlığı olan "Bayrampaşa'dan Berlin'e bir aşk hikayesi..." bana tamamen farklı bir şey okuyacağım hissini vermişti. Kitabı ne zaman gelecek bu Berlin de yaşanan aşk hikayesi diye diye okudum. Nein. No. Beklemeyin. Böyle bir konu yok.
Burada neden bu kadar kötülendiğini anlayamadım çünkü kitap size en başından edebi bir şeyler vadetmiyor. Sohbet dilinde yazılmış, çerezlik okumak istediğiniz zaman okuyabileceğiniz bir kitap.
Zaten çok bir şey bekleyerek başlamadığım ve kafa dağıtmak için okuduğumdan çok kötü gelmedi ama tabii ki daha iyi olabilirdi. İçindeki kezbanla yüzleşmiş herkesin hak verebileceği bazı tespitler çok iyiydi, zaten iki yıldızı da onların hatrına verdim. Pelin'in Ali'ye olan saplantısı, kendini "Ona olan aşkım bir şekilde kendimi cezalandırma yöntemimdi," diyebilecek kadar kendini eziklemesi ve dahası bütün hikayeyi bunun üzerine inşa etmesi gerçekten iyi bir konu... Bu konuyu çıtır çerez de yazarsın, tutar başyapıt da yaparsın. Kitap, chick-lit olsa da çok daha farklı anlatılabilirdi. Havada kalan yerler var. Hikaye çok daha fazla özenilmeyi hak ediyormuş.
Aptal bir kızın aptal kararlarını ve saçma salak bir erkeğin saçma salak karaktersiz yaşamını okuduğumuz çerezlik diye aldığım fakat sinirimi bozmaktan başka hiçbir işe yaramayan bir kitap. Yazın okunabilir.
0 veya eksi 1 de verilebilseydi onu hakedecek bir kitap. Cidden hiç hoşuma gitmedi. Kattığı hiçbişiy zaten yok ama okurken zevk almak yerine sinir oldum daha çok repliklere.
Tam bir vakit kaybı. Edebi değer beklemeden başladım zaten ama eğlenceli vakit geçirilecek kafa dağıtacak bir kitap olarak bile görmüyorum . Elimde olsa 1 yıldızı bile hak etmiyor.
Bu tür kitaplarda açıkçası tek beklentim canım sıkıldığında kafamı dağıtması olduğu için direk internetten pdf olarak okuyorum. Para vermezdim açıkçası ben bu kitaba ki keza vermedim. Tavsiyem eğer kafa dağıtmak için boş bir hikaye arıyorsanız internetten pdf olarak indirip okuyabilirsiniz ama onca güzel kitap varken paranıza değmez.
yine alip almamak, okuyup okumamak arasinda kalip da, yil sonunda d&r puanlarimla alip, bir kac saat icinde bitirdigim, kolayca okunan, baslarda hic sarmasa da sonra bir cirpida bitiveren, araya sikistirdigim bir kitap oldu. Pinkfreud u genel olarak seviyorum. Dilini de oyle. Sabun kopudu diyebilecegim, okunup gecilebilecek bir kitap. Yalniz kitapda ciddi yazim hatalari mevcut idi. Umarim bir sonraki baskida fark edilip duzeltilir.
Eğlenceli bir roman. Ancak bu yazar daha iyi bir editörü hak ediyor bence zira imla hataları, kelimelerin eksik veya fazla yazılması gibi önlenebilir basit bir takım kusurlar giderilebilecekken, editörün başarısızlığı sonucunda kitabın okunma keyfinden biraz kaybettirdi bana.
her seferinde artık okumayacağım deyip nedensizce elimde bulundurduğum bir yazar. yazıdaki doğallık zaman zaman güldürse de genel olarak okumaktan hiç mi hiç zevk almadığım bir tür, hiç zevk almadığım bir kitap oldu. eğer gerçekten türk kızları böyleyse, yandınız beyler!